26 Ekim 2015 Pazartesi

Affiliate Marketing veya Satış Ortaklığı Nedir?

Affiliate Marketing veya Satış Ortaklığı Pazarlaması reklam verenlerin ürün ya da hizmetlerini internet ortamında pazarlamaları ya da satış yapmaları karşılığında komisyonculara bir bedel ödedikleri pazarlama türüdür.

Aslında bu başkalarının ürünlerini satmak demektir. Bu herhangi bir ürün (kamera, giysi, yazılım, web sitesi, elektronik kitap, site üyeliği gibi)  olabilir. Satış ortağı olduğunuz ürün için size verilen satış linkini sitenize, bloğunuza, forum veya sosyal ağlar gibi herhangi bir yere koyarak tanıtım yapmaktır. Bir ziyaretçi sitenize veya satış linkinizi koyduğunuz yere gelerek linkinizi tıklarsa ürünü satın alabileceği siteye ulaşır. Ziyaretçi ürünü satın aldığında ise siz de bu satın alma işleminden komisyon kazanırsınız. Ürün sahipleri, ürünlerinin tanıtımlarını daha düşük bütçeyle yapabilmek ve potansiyellerini büyütmek için ürünlerini tanıtacak satış ortakları ararlar. İnternet ürün sahiplerinin hem ürünlerini düşük bir bütçeyle pazarlayabilecekleri hem ürünleri için çok büyük bir pazar bulabilecekleri hem de bu pazara tanıtım ve satış yapabilecek imkânını sunmaktadır.

Affiliate Marketing Modelleri aşağıda gösterilmektedir:
Tıklama Başına Ödeme: Bu satış ortaklığı modelinde tanıtımını yaptığı ürüne gelen ziyaretçi, yazdığın yazıdaki linke veya sitede referans linkin ile bulunan bannere tıklayarak ürün sahibinin sitesine gitmesi ile gerçekleşen bir sistemdir. Ülkemizde tıklama başına ödeme yapan firmalar; Google Adsense, Gittigidiyor, Hepsiburada.com, Adcash.com gibi birçok firma bulunmaktadır.
Üyelik Başına Ödeme: Bu satış ortaklığı modelinde, reklam verenlerin sitesine yönlendirdiğin ziyaretçilerin, siteye kayıt olması ile işleyen bir sistemdir. Ülkemizde bu sistemi kullanan firmalar; Markafoni, Grupanya, Trendyol, Locco, Travian gibi sitelerdir.
Satış Başına Ödeme: Bu satış ortaklığı programında kendi tanıtımın ile satılan ürünlerden oluşan bir sistemdir.

6 adımda satış ortaklığı nasıl yapılır
1.      Satış ortaklığına aracı olan bir ağa üye olun.
2.      Bu sitelere satış ortağı olup hakkında bilgilendirici makaleler yazacağınız bir ürün bulun.
3.      Ücretli bir site veya ücretsiz bir blog edinin. Bu arada site adınız konunuzla alakalı olmasına dikkat edin.
4.      Satış ortağı olduğunuz ürün ile alakalı makaleler yazın.
5.      Yazdığınız makaleleri sitenize ekleyin ve üye olduğunuz ağdan almış olduğunuz takip kodunu yazınızın içerisine uygun yerlere yerleştirin.
6.    Sitenize ziyaretçi çekmek için makale sitelerine hazırlamış olduğunuz yazıların sonunda kendi blog adresinizi ekleyin.

Daha sonra satış ortağı olduğun ürün hakkında Google da arama yapıp sitene gelen ve makale sitelerinde yazılarını okuyup ilgisini çektiğin tüketiciler, senin yönlendirmenle doğrudan ürün sayfasına gidecektir.

Türkiye’de en çok bilinen Affiliate siteleri ise aşağıda gösterilmektedir:
1. Xticaret.com
2. Gelirortakları.com
3. Maxgelir.com
4. Clickmerkez.com
5. Affiliate enginier.com
6. Zanox.com
7. Clickbank.com
8. Plimus.com
10. Adtriplex.com


Hazırlayan: Ela Erkan

Omnichannel Nedir?

Omni channel, mağaza, internet, call center, mobil ve sosyal network gibi kanalları içine alan ve müşterinin tüm kanallarda aynı deneyimi yaşadığı bir pazarlama şeklidir. Örneğin, diyelim ki online bir işlem yaparken işlemin yarısında bir kart bilgisinin eksik olduğunu fark ettiniz; müşteri hizmetlerini aradığınızda tüm sürece baştan başlamanız gerekiyordu. Ancak omni channel dünyasında, farklı kanallar birbirlerine bir meta kanal oluşturacak şekilde bağlı ve müşterinin bir noktadan başladığı servise başka bir kanaldan devam etmesine ve hatta üçüncü bir kanaldan sonlandırmasına olanak tanıyor.
Omni-channel’ın 5 özelliği ise aşağıda verilmektedir.
Birbirini tamamlayan fiziksel ve dijital deneyimler sunabilmek: İyi bir omni-channel hizmet verebilmenin en büyük özelliklerinden biri, tüm kanalların birbirini destekleyici olması, özellikle de fiziksel ve dijital kanallar arasındaki sorunsuz akış. Yapılması gereken özellikle fiziksel ve dijital kanallar arasındaki bu akışı sorunsuz ve hatta eğlenceli hale getirebilmek. Örneğin, Barclays kullanıcıları mobil uygulamadan call center’a kendilerini tekrar tanıtma zahmetine girmeden geçiş yapabiliyor.
Kanallar arası tutarlılığı artırmak : Djital arayüzler arasındaki tutarlılığı sağlamak kritik önem taşıyor. En büyük zorluk, farklı kanallarda sunulan fonksiyonların içeriklerini tutarlı hale getirebilmektir. Mobil öncelikli, yani online işlemleri öncelikli olarak ya da yalnızca mobil cihazlarıyla yapan kullanıcıların oranı gün geçtikçe artıyor. En iyi omni-channel örneklerinde de, mobil platformlarda sunulan içeriğin webde sunulan içerik ile aynı olduğunu görüyoruz. İkinci zorluk ise dijital kanalların yapısal özellikleriyle ilgili sorunları çözebilmektir. En iyi omni-channel örnekleri, farklı kanallar arasında aşağı yukarı aynı bilgi mimarisini sunuyor, yani aynı menüyle hem web uygulamasında hem mobil uygulamasında karşılaşıyorsunuz.
Bağlama uygun teklifler sunabilmek: Bir cihazın hangi bağlamda kullanıldığı dijital platformun fonksiyon ve özelliklerini belirleyebilmek için çok önemli bir ayrıntı haline geliyor. Allrecipes, iyi bir örnek teşkil etmektedir. Yemek tarifleri sunan bu portalın web sitesinden tarifleri inceleyip ilham alıp tariflerdeki malzemeleri alışveriş listesine ekleyebilirken, mobil uygulama alışveriş sırasında kullanılacak kanal olarak konumlandırılıyor ve seçilen tariflerin alışveriş listesine eklenen malzemeleri bu kanaldan görüntülenebiliyor. Tablet uygulaması ise yemek yapma sırasında kullanılan ana bilgi kaynağı olarak konumlandırılmış ve bağlama uygun bir şekilde tasarlanmış. Yemek hazırlarken ıslak, kirli ve yapış yapış olan parmak uçları yerine parmak eklemleriyle kullanabileceğiniz büyük butonlar kullanılmış.
Var olan ekosistemlerden yararlanmak: Örneğin; Simple Bank, müşterilerinin işlemleriyle ilgili makbuz ve dokümanlarını Dropbox’ta saklayabilme olanağı tanıyor. Dwolla Labs ise dwolla hashtag’yle alıcının ismini ve tutarı “mention” ederek, Twitter aracılığıyla hızlıca para transferi yapabiliyor.
Dijitali insancıllaştırmak: Her ne kadar dünya gittikçe dijitalleşse de, insani temas hala hizmetin en önemli unsuru. Cisco tarafından yapılan bir araştırmada, banka müşterilerine bankalarının şubelerinin tamamen dijitalleşmesi durumunda ne yapacakları sorulduğunda, katılımcıların %50’den fazlası bu durumdan memnun olmayacağını söylerken, %22’si böyle bir durumda bankalarını değiştirebileceğini belirtiyor. Yine aynı araştırmaya göre, en teknolojik müşteriler bile kredi gibi karmaşık görünen finansal ürünler hakkında bilgi almak için ayda ortalama üç kez banka şubesine gidiyor. Yüz yüze iletişim kurabilme olanağı, müşterilerin kendilerini güvende hissetmelerini sağlıyor. Dijital kanallarda da mümkün oldukça bu hissi yaratmanın gerekli olduğunu görüyoruz. Online finansal danışmanlık şirketi Personal Capital Face Time aracılığıyla online tavsiyeyi kişiselleştirerek yapıyor ve bu sayede, kullanıcıların ihtiyaçları olduğunda, birine ulaşabilecekleri hissini güçlendiriyor.
Hazırlayan: Ela Erkan

23 Ekim 2015 Cuma

Bankacılık Hikayeleri - 13 - POS Komisyonları

Merhaba sevgili okurlar,
Bugün sizlere POS ürünü hakkında müşterilerin çoğunlukla başına gelen bir olaydan bahsetmek istiyorum. Bu olay birçok müşterinin başına gelmesine rağmen ben bunu bir müşteri üzerine anlatacağım. Bir bankanın Gaziantep şubelerinden biri bir firmaya pos pazarlaması yapmaya gider. Bundan sonrasını okuyalım.

Şube pazarlamacısı “Merhaba, ben X bankasından geliyorum. Sizinle POS üzerine görüşmek istiyorum”
Şirket yetkilisi “Merhaba, hoş geldiniz. Yalnız benim 2 tane POS’um var ve oldukça memnunum”
“Özellikle en memnun olduğunuz özelliği nedir?”
“Bir defa maliyetleri çok uygun. Bana işlem başına %0,8 komisyon yansıtıyorlar. Siz bundan daha iyisini teklif edebilir misiniz?”
“Beyefendi ben size herhangi bir çalışmamız yokken bu oranı teklif edemem. Bankanız da bunu yapmamıştır. Mutlaka bir cari hesabınız veya kendileri ile çalıştığınız birkaç tane ürününüz vardır. ”
“Hayır, sadece pos kullanıyorum ve hesaplarımdaki para da çok fazla kalmıyor. ”
“Her bankanın her işlemden karşı bankaya ödemesi gereken bir BKM gideri vardır. Bu gider tüm bankalar için sabittir. Bu durumda bankanın bundan zarar etmesi gerekir ki hiçbir banka zararına iş yapmaz.”
“Ama benim durumum bu. Eğer bu oranın altında verirseniz o zaman çalışabiliriz.”
“Şöyle yapalım. Sizin aylık cironuz ne kadar?”
“Aşağı yukarı 10 bin TL”
“O zaman siz POS komisyonu olarak bankaya 80 TL ödüyor olmanız lazım, doğru mu?”
“evet doğru”
“peki sizden başka komisyon veya masraf almıyor mu?”
“Nasıl yani?”
“Yani hesap işletim ücreti gibi, sigorta bedeli gibi, deposito gibi bir şey almıyor mu?”
“yani alıyor, ama onlar çok değil ki”
“mesela ne kadar?”
“hesap işletim ücreti yılda 2 defa alınıyor, o da 50 TL den 100 TL; evet bir deposito masrafı var o da 20 TL, sigorta bedeli olarak 10 TL, kira bedeli olarak da 20 TL alınıyor.”
“Bu durumda aylık masrafınız yaklaşık olarak 8 + 20 + 10 + 20  = 58 TL doğru mu?”
“Yani, bilmem ki”
“İşte bunlar her ay alınıyor sizden…Bu durumda sizin masrafınız aylık 138 TL'ye çıkıyor”
“Ee doğru…”
“Bizim size teklifimiz hiçbir komiyon ödemeden aylık %1,1’dir. BKM gideri %1 olduğundan dolayı biz bu işlemden zarar etmeyiz. Kar da etmeyiz ama sizi kazanmış oluruz. ”
“Yani masraf hiç olmayacak mı?”
“Hayır olmayacak. ”
“Ben hiç böyle düşünmemiştim. Hemen bağlayın POS’unuzu…”

İşte böyle dostlar, bazen işletmeler yaptıkları ticaretin hesabını çok güzel yapmalarına rağmen maalesef finansal hizmetleri yeterince iyi hesap edemiyorlar. Eğer bankacıysanız bundan faydalanmaya kalkmayın, eğer işletme sahibi iseniz de hesap ekstrenize mutlaka her ay bakın.

Bankacılıkta Gelecekte Neler Olacak?

Merhaba kıymetli okurlar,

Bugün sizlere bankaları ileride bekleyen sorunlar hakkında yazmak istiyorum. Belki bankalar birçok insan tarafından pek sevilmemektedir ama birçok ihtiyacımızı temin etme noktasında da bu finansal aracılardan vaz geçemiyoruz. O zaman bu işletmeleri nasıl bir geleceğin beklediğini merak ediyor olmalıyız. Bu yazıda size bu konulardan bahsedeceğim.

Öncelikle etrafımızda Türkçesini tam olarak söyleyemeyeceğim bir kavram dolanıyor. Buna Disruptive Banking deniyor. Bu kavram aslında bankacılığı yıkmak, değiştirmek, yeni bir bankacılık ortaya koymak gibi anlamlara geliyor. Peki, bunun ortaya çıkmasının sebebi tam olarak nedir?

Öncelikle bu süreci insanların ve işletmelerin çağın gerekliliklerine çabuk uyum sağlayıp birer bilinçli tüketici olmaları ve ihtiyaçlarının fazlalaşması ama öbür taraftan sabırlarının azalması ile özetleyebiliriz. Bu durumda bankalar gittikçe kendilerini daha fazla müşteri tarafından sevilen yapılara dönüştürmeye çalışıyorlar. Bu da çağın en önemli kelimesi olan teknoloji ile gerçekleşiyor. Bu durumda bankalar artık bankacılık değil teknoloji tedarikçisi gibi çalışıyorlar.

Bankalar bu ortamda birçok gelişme ile başa çıkmaya çalışırken karşılarına özellikle ve öncelikle aşağıdaki konular geliyor:
  • ·         Omnichannel
  • ·         Sosyal Medya etkileşimleri
  • ·         Bankacılık yapmaya aday tech ler ve diğer şirketler
  • ·         Yeni düzenlemeler (hukuki düzenlemeler)
  • ·         Yeni gelişmeler (3d printing, IoT)
  • ·         Şubeye gitmek istemeyen bir nesil

Bu konuların aslında ana sebebi de connectivity veya bağlantılılık kavramıdır. 2013 yılında bile 10 milyar cihazın birbirine bağlı olduğu sanılıyor. Bu da aslında müşterilerin hemen her yerden hemen hemen herkesle ve her kurumla bağlantılı hale geçebileceğini gösteriyor.

Bunun yanında müşteriler zahmetsiz bir öğrenim sürecinden geçmek istiyorlar. Bu da her kanalda benzer bir deneyim yaşamaları ihtiyacını ön plana koymaktadır. Müşteriler mobil şubede nasıl bir süreç yaşıyorlarsa internet şubede hatta ATM lerde bile bu süreci, ekranları kısacası deneyimi yaşamak istiyorlar. Bunun adına da omni channel deniyor. Omnichannel kavramına giden yolda geçirilen aşamalar aşağıda belirtilmektedir.

















Omnichannel’a başlamadan önce Müşterilerin bankaya hangi noktada temasa geçtikleri belirlenmelidir. Buna göre müşteri temas noktaları aşağıdaki gibi özetlenebilir.


İkinci konu olan Sosyal Medyaya girdiğimizde ise karşımıza şu başlıklar çıkıyor: 
      

  •      Bankalar Sosyal Medya’yı dinlemektedirler. Bu durum müşterilerin ne düşündüklerini, neden şikâyetçi olduklarını, ne yapmak istediklerini ve nelere ilgi gösterdiklerini çok net bir biçimde yansıtmaktadır. Bu da Sosyal CRM denilen bir kavramın doğmasına ve gittikçe popüler olmasına neden olmaktadır. 
  •          İnsanlar bankalara vermedikleri bilgileri Sosyal medyada vermektedirler.
  • ·
  •      Bankanın hizmet veren kanalları «aware» olmalı. Müşteri nerede ne hizmeti neden alamadı diye bilmelidir. Müşteri sosyal medyada şikâyet etmektedir. Bu şikâyetleri önce banka duymalı ve önlemini almaktadır.

Üçüncü konu olarak teknoloji şirketlerinin bankacılık yapmaya başlaması yer almaktadır. Bildiğimiz gibi birçok popüler şirket artık finansal hizmetler vermeye de başlamıştır. Apple Play’i buna örnek olarak gösterebiliriz. Hatta bu nedenle 2030 yılında financial times a göre en büyük 5 finansal hizmet sağlayıcı olarak aşağıdaki kurumlar gösterilmektedir:

  • ·         Google
  • ·         Apple
  • ·         T Mobile
  • ·         Facebook
  • ·         Vodafone

Hatta birçok şirket bankaların yaptığı bazı faaliyetlerin yerine geçip müşterilere daha odaklanmış hizmetler vermektedir. Bunlara örnek olarak P2P işlem yapan lending club, transverwise vb. verilebilir. Hatta bu yüzden Bill Gates “Bankacılığa hep ihtiyaç duyulacak ama bankalara değil” diye bir söz bile söylemiştir. Bunu İngiltere’de son 10 yılda 2.000 banka şubesinin kapanması teyit etmektedir.

Bunların yanı sıra yakında bu gelişmelere bağlı olarak yeni hukuki düzenlemeler gündeme gelebilir. Bunları hep birlikte göreceğiz. Sonuç olarak birçok banka için;
·         

  •        Omnichannel’a henüz hazır değiliz. Farklı kanallarda farklı deneyimler sunuyoruz.
  • ·         Müşteriyi halen birçok faaliyet için şubeye davet ediyoruz
  • ·         Sosyal Medyayı müşterileri dinlemekte kullanmıyoruz.
  • ·         Bankacılık dışındaki tehditlere karşı bir çıkışımız yok
  • ·         Mevzuat yeterince hızlı gelişmiyor. Geliştiği alanlarda da biz ihtiyatlı davranıyoruz.

Hepinize iyi günler dilerim.

11 Ekim 2015 Pazar

Management Events'in Strateji Forumunda Konuşulan konular

Merhaba kıymetli okurlar,

Geçen hafta içinde Sapanca’da Management Events tarafından düzenlenen etkinlikte ülkemiz ve dünyada bankacılığı yakından ilgilendiren konular ile ilgili çok değişik alanlarda birçok sunum gerçekleştirildi. Ben de bu sunumları izledim ve sizler için notlar tuttum. Şimdi bunları sizler ile paylaşmak istiyorum.

Öncelikle konuşmacıların bazıları artık bankacılara standart finansçı olarak bakmak yerine bu insanlara müşterilerine teknoloji tedarik eden kurumların çalışanları olarak bakmaya başladıklarını belirtmişlerdir. Artık bankacılık eskisi gibi olmamakta ve teknoloji ile iç içe durmaktadır.

Bankaların önünde yer alan konular aşağıda özetlenmektedir:

-          Big data

-          Omni channel

-          Nesnelerin interneti

-          Mobilite

-          Biometri

-          Sosyal Medya

-          Bitcoin ve benzeri uygulamalar

-          Beacon uygulamaları

-          Giyilebilir teknolojiler

2013 yılından beri şubeleşme ve personel alımı eskisi kadar artmamaya başlamıştır. Bankalar standart ve operasyonel gördükleri işleri makinalara yaptırmaya başlamışlardır. Elbette ülkemizde şubeleşme artacaktır ama bu eskisi kadar hızla olmayabilir.

Finansal hizmetlerin müşterilere ulaşma hızları da artmaya başlamıştır. Örneğin ilk 5 milyon internet bankacılığı müşterisinin sisteme girmesi 12 yıl sürmüşken mobil bankacılık için bu rakam 4 yılda 3 milyon kişi şeklinde olmuştur. Hatta son 6 ayda 3 milyon mobil müşterisi sisteme dahil olmuştur. Bunlar bize teknolojinin bankacılıkla nasıl entegre olmaya başladığını göstermektedir.

Finansal sektör disrupt oluyor mu? Bu konu herkes tarafından konuşuluyor. Önümüzdeki yıllarda perakendeciler bankacıların işlerini yapmaya başlayacaklar. Bankaların yaptığı işler tek tek başka firmalar tarafından yapılmaya hatta daha iyi yapılmaya başlandı. Mesela para transferi alanında transferwise, bireysel fonlama ve P2P alanında lending club gibi. Bunların ortak özellikleri:

-          Müşteri taleplerine göre şekillenmiş oluşları

-          Odaklanmış şekilde çalışmaları, başka fonksiyonlara kanalize olmamaları

-          UX leri çok gelişmiş

-          Kişiselleştirilmiş hizmetler sunuyorlar

-          Oldukça çevik şekilde geliştirmeler yapabiliyorlar

Peki, dünyada ödeme sistemleri nasıl gelişiyor?

Dünyada debit, kredi ve prepaid olmak üzere toplam 12 milyar adet kart var. Toplam POS sayısı ise 75 milyon civarındadır. Ülkemizde ise 111 milyon debit kart (bu konuda Almanya’dan sonra Avrupa’da 2.sıradayız)ve 58 milyon adet ise kredi kartı var (bu alanda da İngiltere’den sonra 2.sıradayız). Ülkemizdeki 2,4 milyon POS sayısı ise Avrupa’da açık ara 1. olmamızı sağlıyor.

İlk kartlı ödeme fikri Edward Bellemy tarafından 1887 yılında gündeme getiriliyor. Sonra 1950 yılında Diners Club ile ilk gerçek anlamda kredi kartı piyasaya çıkıyor. 1976 yılında National Bank America Card VISA oluyor ve 1978 yılında VISA net doğuyor. Peki, ülkemizdeki gelişim nedir? 1963 yılında ülkemizde ilk kart kabulü başlıyor. 1982 yılında iş bankası bankamatik adı ile ilk ATM yi yerleştiriyor. 1990 yılında BKM kuruluyor. 2007 yılında ise chip and pin uygulamasına İngiltere ve Fransa’nın ardından üçüncü ülke olarak Türkiye geçiyor. 2012 yılında BKM ekspres piyasaya çıkıyor. Bunların tamamı 2023 yılında nakitsiz toplum hedefini gerçekleştirebilmek için yapılıyor. Ülke olarak aslında taksitli uygulamalarda tüm dünyada bir ilke imza attık ve şu anda 4 işlemden 1 i taksitli gerçekleşiyor.

İleride peki bizi ne bekliyor? Mesela derimiz ve sinir sistemimize bağlanmış bir platform o ana göre hislerimizin yön vermesi ile alışveriş yapabilecek mi?

Gelecekte neler olacak?

Bankacılık büyük bir değişim geçirecek. Bu sebeple kendilerini buna hazırlamaları gerekiyor. Bunun sebebi 2020 yılında 50 milyar cihaz birbirine bağlı olacak (bağlantılılık - connectivity). Cisco’ya göre 10 yılda 19 trilyon usd gibi bir değer açığa çıkacak. İnsanlara sorulduğunda bankalar ile ilgili şunları söylüyorlar:

-          %43 ü bankam beni anlamıyor

-          %37 si bankam bana yardımcı olmuyor

-          Büyük bir kısmı bankam bana tavsiye vermiyor diyor.

Bunları gören birçok girişim sadece dijital bankacılık yapmaya başladı. Mesela ATOM ve bankmobile gibi…

İleride bankalar video ve mobilite konuların daha fazla önem verecekler. Böylece;

Video ile

-          Sanal danışmanlıklar

-          Şube içindeki mortgage danışmanlıkları

Mobilite sayesinde de

-          Şubede müşteri tanıması ve

-          Mobil ödeme

Daha fazla hayatımıza girecek gibi görünüyor

Bunlardan şöyle bir ders çıkartabiliriz.

1-      Bankalar danışmanlık tarafına girmeli

2-      Müşteriler kişisel ve dijital çözümlere açıktır

Bankalar için önemli hale gelen bazı uygulamalar var. Bunlar;

1-      Analitik bankacılık yapma. Bunu BBVA güzel yapıyor.

2-      Sosyal ortamlarda müşterileri ile etkileşime girme. Bunu AMEX yapıyor

3-      Dijital ekosistem içinde faaliyet gösterme. Bunu zaten tüm bankalar mobil şube ile birlikte yapıyorlar.

Değişen müşteri alışkanlıkları neler?  

Müşterilerin %74 ü 1 saat içerisinde cevap almak istiyor. Bir insanın twitterda ortalama 300 takipçisi var. İnsanlar eskisi kadar billboardlara ve raketlere bakmıyor. Eğer trafikte duruyorlarsa o zaman cep telefonlarına bakıyorlar. Offline pazarlama yerini online pazarlamaya terk ediyor. Tüketicilerin %56sı akıllı telefon sahibidir. %77’si ise düzenli internet kullanıyor. Peki, nasıl satın alıyorlar?

-          %76 online araştırıp offline satın alıyor

-          %15 online araştırıp online alıyor

-          %6 offline araştırıp online alıyor

Bu durumda mağazacılık ve şubeler ölmeyecek. Yalnız web sitelerinin çok doyurucu olması gerekiyor. Video ile zenginleştirilmeli. Müşteri click and collect gibi bir proje ile müşteriler online alıp offline teslim almayı tercih edebilirler.

 Şirket içi girişimcilik diye bir konsept var… www.sirketicigirisimcilik.com  

Üniversitelerde son sınıflarda yapılan anketlere göre her 3 gençten biri girişimciliğe ilgilidir.

Dünyada girişimciliğe ilgi %14 iken ülkemizde bu %32 dir.

Eğer bordrolu çalışanlarımız varsa onları da girişimci yapabiliriz. Bunun için şirket içi girişimcilik veya Intrapreneurship gibi bir uygulama var. Peki, bunun yapılabilmesi için neler gerekiyor?

-          Inovasyon olmalı

-          Hesaplanabilen risk alınabilmeli

-          Cesaret gerekiyor

-          Sorumluluk duygusuna sahip olunabilmeli

-          Yüksek bilinç gerekiyor

-          Yaratıcılık gerekiyor

-          Proaktif olunmalı

-          Kendi kendini motive edebilmeli

Benden bugünlük bu kadar umarım faydalı olmuştur.

 

5 Ekim 2015 Pazartesi

Bankacılık Hikayeleri - 12 - Hesap İşletim Ücreti

Merhaba kıymetli okurlar,
 
Bugün sizlere hesap işletim ücreti ile ilgili bir hikaye anlatmak istiyorum.
 
Bir gün bankacının biri bir müşterisini ziyarete gider. Müşterisi birkaç tane mağazası olan ve franchising üzerine büyümeye çalışan bir işletmedir. Bundan sonrasını aşağıda takip edelim.
 
Bankacı "Merhaba, hanımefendi nasılsınız?"
İşletme Yöneticisi "Teşekkür ederim. Hoş geldiniz, nasıl yardımcı olayım size?"
"Ben biliyorsunuz daha önce de birkaç kez sizi aramıştım. O zamanlar herhalde yoğundunuz ancak görüşme fırsatımız oldu."
"Aslında dedikleriniz doğru, hem yoğundum hem de artık bankalarla çalışma beni yormaya başladı."
"Anladığım kadarıyla birkaç banka ile çalışmak zor oluyor değil mi?"
"Evet doğru düşündüğünüz. O sebeple de açıkçası bana ne teklif edeceğinizi merak ediyorum."
"Hanım efendi ben sizin birçok işletme ile çalıştığınızı tahmin ediyorum. Kendileri ile nasıl bir çalışma sisteminiz var?"
"Bizler malı aldıktan sonra kendilerine EFT yaparız. Böylece nakit çalışırız. Bu bizim önemli indirimler almamıza sebep oluyor."
"Çok güzel. O zaman ay içerisinde birçok EFT yapıyorsunuz değil mi?"
"Evet, birçok kez"
"Peki bankanız sizden ne kadar komisyon alıyor?"
"Fazla bir şey almıyor, internetten yaptığım için EFT başına 3 TL ödüyorum."
"Peki bu kadar mı? Hesap işletim ücreti alıyor mu?"
"Elbette alıyor. Zaten bu her bankada var. Değil mi?"
"Her bankada yok, bunu uygulamayan bir banka var."
"Nasıl yani, bunu kim uygulamıyormuş?"
"Biz uygulamıyoruz."
"Tamam anladık bunu uygulamıyorsunuz, ama benim bankam benden EFT başına sadece 3 TL alıyor"
"İnternet ve Mobilden EFT yapanlardan biz ücret almıyoruz"
"Anlamadım, ücret almıyor musunuz?"
"Almıyoruz"
"Olsun, 3 TL büyük bir ücret değil."
"Bence de değil, bunun için banka değiştirilmez değil mi?"
"Evet değiştirilmez."
"Ama ya çok EFT yapıyorsanız?"
"Çok EFT yapıyorsam mı? Evet yapıyorum. Bir ayda 30 defa EFT yapıyorum. Bu durumda ayda 90, yılda bin küsür lira eder."
"Peki hesap işletim ücreti?"
"O da yaklaşık 100 TL civarında"
"O zaman?"
"O zaman 1.100 - 1.200 TL civarında masraf demektir."
"Doğru. Halen bankanızı değiştirmek istemiyor musunuz?"
"Yani, şey, bir hesap açsam sanıyorum fena olmayacak"
 
İşte böyle, birçok KOBİ'miz işlerine o kadar çok kafa yoruyorlar ama maalesef finans yönetimine gereken önemi veremiyorlar. Bir başka hikayede görüşmek üzere...

1 Ekim 2015 Perşembe

Nesnelerin İnterneti (şeylerin İnterneti) Konferansının Ardından


30 Eylül 2015 tarihinde İstanbul’da Four Seasons Hotel’de Nesnelerin İnterneti (IoT) adında bir konferans gerçekleşti. Bu konferansta aldığım bazı notları sizlerle bu yazıda paylaşmak istedim. Öncelikle organizasyonun çok güzel düşünüldüğünü, konuşmacıların da oldukça ilgi çekici konulara değindiklerini söylemek isterim. Konuşmalardan aldığım notlara gelirsek;

Nesnelerin interneti ile birlikte gelecek yeni ortamda maliyetlerin düşmesi ve yeni yönetim yaklaşımlarının şekillenmesi ile firmaların %80’inin finansal anlamda sorun yaşayacağı öngörülüyor. Bu neredeyse şu demek; firmaların üçte ikisi mevcut pozisyonlarını kaybedecektir. Bir başka yoruma göre de 2018’de nesnelerin internetinin %50’sine hükmedecek şirketler en fazla 3 yıllık olacak. Bu şu demek 2015 yılı itibari ile bu şirketler daha kurulmadı.

Dünyanın yaşadığı devrimlere bakıldığında; ilk devrimin buhar devrimi olduğu ve böylece makinalaşmanın başladığını, ikinci devrimin elektrik devrimi olduğu böylece büyük üretimlere başlandığını, üçüncü devrimin bilgisayar ve internet olduğu böylece insanların bilgiye çok hızlıca eriştiğini ve son olarak da nesnelerin internetinin bir devrim olduğunu böylece herkesin ve her cihazın birbiri ile önümüzdeki dönemde bağlantılı olacağını söylemek gerekiyor.

Gelişimler tarihine bakıldığında artık hayallerin gerçeğe dönme süresinin oldukça düştüğü anlaşılıyor. Ezelden beridir insanlar uçmak istedi ama bu belki son yüzyılda geçerli hale gelebildi. İnsanlar daha fazla bilgiye ulaşmak istedi bu daha kısa sürede gerçekleşti. Şimdi insanlar akıllı nesnelere hükmetmek ve onları kullanmak istiyorlar, bu da çok yakında gerçekleşecek. Hatta gerçekleşmeye başladı bile.

Peki, nesnelerin interneti ne alanlarda kullanılacak?

Bu konuda verilen en standart örnek, eğer evde domatesiniz biterse buzdolabınız manava bir bildirimde bulunacak ve manav sizin banka hesabınızdan bu tutarı çekip (veya kredi kartınızdan) size akşama domatesi gönderecek. Bu sistemi aslında siz yönetmeyeceksiniz. Bir kere genel ayarları yapacaksınız diğer operasyonel işleri makinaya devredeceksiniz.

Nesnelerin interneti eğer her şeyi yaparsa peki biz insanlara ne iş düşecek? Bizler işsiz mi kalacağız? Bu konuda şöyle bir sınırlama yapmamız lazım. Bizler daha çok fikir işlerini yapacağız. Bizler düşüneceğiz, kas işlerini ve operasyonel işleri makinalara devredeceğiz. Akşam evimize ilerlerken evimizdeki bir robot mutfakta bizim sevdiğimiz bir yemeği alıp mikrodalgaya atacak, mikrodalga bunu bizim her zaman eve gelme zamanımıza uygun şekilde pişirecek ve bizleri hazır bir akşam yemeği bekliyor olacak.

Peki bu kadar mı? Tabii ki hayır. Örneğin Alzheimer hastalarının aldığı ilaç doktora otomatik olarak bildirilecek, hastanın durumu uzaktan izlenecek, sıkıntılı bir durumda daha hızlı aksiyon alınacak. Bir süt işletmesi olduğunuzu düşünün. Soğuk zincirin halkalarının bozulmasını istemezsiniz. Yoğurt taşıyan araçların uygun ortamda olup olmadığı, perakendecilerin buzdolaplarının yeterli ısıda olup olmadığı hep uzaktan yönetilebilecek. Bu bir şekilde yapılmaya başlandı ve gelişerek devam edecek.

Peki aldığımız ilaçlar. Hepsi standart dozlardadır. Bunlar uzaktan yönetim ile gerektiği kadar vücuda verilecek. Gereksiz kısmı verilmeyecek. Böylece insanlar üzerindeki olumsuz etkisi azaltılacak. Hatta ilacın olumlu etki edip etmediği kan değerleri vb verilerden anlık takip edilebilecek.

Nesnelerin interneti aynı zamanda akıllı algılayıcıların da olmasını gerekli kılıyor. Mesela Odeabank digital signage ekranlarına müşteriye hizmet veren görevlilerin gülümseyip gülümsemediğini algılayan bir sistem yüklemiş.

Tabii bunun olabilmesi için internet hızının da artması gerekiyor. Bu da gerçekleşiyor. Örneğin bugün itibari ile bir ABD ailesinin internet ortamına yüklediği video tüm 2008 internet trafiğinden fazla olabiliyor.

Size günün kısa bir özetini vermeye çalıştım. Umarım faydalı olmuştur.