17 Mart 2016 Perşembe

Körfez Sermayesinin Önemi


Yazıma başlık atmadan önce çok düşündüm ve en sonunda “Ülkemize yönelik sermaye akımları ve bu kapsamda körfez sermayesinin önemi” başlığında karar kıldım. Daha sonra da bunu çok akademik bir başlık olacağını düşünerek kısaltıp sadece “Körfez sermayesinin önemi” başlığını attım.

 

Ülkemizde tasarruf yıllardır konuşulur durur. IMF Dünya Ekonomik Görünümü 2014 verilerine göre henüz %14 seviyesinde olan tasarruf oranımızın birçok gelişmiş (Almanya: %27, ABD: %18, Fransa: %21) veya gelişmekte olan ülkeden (Hindistan: %30, Çin: %49, Arjantin: %18) az olmasından dolayı ülkemiz yatırımlara harcamayı düşündüğü kaynakları istemeden de olsa dışarıdan bulmak zorunda kalmıştır. Bu ihtiyaç elbette sadece ülkemizde değil birçok gelişmekte olan ülkede de geçerlidir. Yalnız, buna belki de en fazla ihtiyaç duyan ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Çünkü ülkemizde henüz bireylerin tasarruf alışkanlıkları halen geleneksel yöntemler ile yapılmakta olup banka hesabı olan insan sayısı bile nüfusun yarısından azdır. Bu da finansal hizmetlere ulaşımın sınırlı olması anlamına gelmektedir.

 

2014 yılı Dünya Bankası verilerine göre finansal erişim oranının[1] birçok gelişmekte ülkede olduğu gibi (Meksika: %38, Güney Afrika: %68, Brezilya: %68, Hindistan: %53…) ülkemizde de (Türkiye: %56) pek yüksek seviyelerde olduğu söylenemez. Her ne kadar dünya ortalamasının (Dünya: %51) az da olsa üzerinde olduğunu kabul etsek de özellikle gelişmiş ülkeler (Danimarka: %100, İngiltere: %99, ABD: %93) seviyesine henüz ulaşılamadığını da görmek gerekir.

 

İç piyasada böyle bir zorluk yaşayan ülkemiz dışarıdan kaynak bulmakta da oldukça zorlanmaktadır. Özellikle son yıllarda Türkiye’ye gelen doğrudan yatırımlar[2] ve portföy yatırımları[3] azalmaktadır. TCMB verilerine göre ülkemize gelen doğrudan yatırımlar 2008 krizinden hemen sonra yükselmeye başlamasına rağmen 2011 yılından sonra hızla düşmektedir. Portföy yatırımları da benzer hareketler gösterirken 2015 yılında tablo tamamen terse dönmüş ve ülkeden net bir sıcak para çıkışı olmuştur.

 

Tablo-1: Türkiye’nin Ödemeler Bilançosu Finans Hesabı Hareketleri

(Milyon ABD Doları)
2007
2008
2009
2010
2011
2012
2013
2014
2015
Ocak-Kasım
FİNANS HESABI
-37.272
-37.520
-9.087
-45.131
-66.025
-48.247
-61.958
-43.230
-15.935
 Doğrudan Yatırımlar
-19.941
-17.302
-7.032
-7.617
-13.806
-9.177
-8.830
-5.716
-9.188
 Portföy Yatırımları
-833
5.014
-227
-16.083
-22.204
-41.012
-23.986
-20.104
14.783
 Diğer Yatırımlar
-24.530
-24.174
-1.940
-34.240
-28.202
-18.872
-39.053
-16.942
-16.346
 Rezerv Varlıklar
8.032
-1.058
112
12.809
-1.813
20.814
9.911
-468
-5.184

(Kaynak: TCMB, evds)

Not: Ödemeler bilançosunun muhasebe ilkelerinden dolayı ülkeye girişler negatif olarak gösterilmektedir.

 

Yukarıdaki verilerden de anlaşılabileceği gibi ülkemizde iç piyasada finansal hizmetlere erişim sorunu ve dolayısı ile tasarruf sorunları vardır. Dış piyasada ise ülkeye giren yatırımlar azalmakta hatta portföy yatırımları net çıkışı göstermektedir. Bu sebeple ülkemize yeni ve uzun vadeli sermaye girişlerine ihtiyaç bulunmaktadır.

 

Bu sermayenin elbette bulunabileceği birçok kaynak olabilir. Ben bu yazımda Körfez sermayesinin bu kaynak ihtiyacını gidermekte nasıl kullanılabileceğini anlatmaya çalışacağım.

 

Öncelikle bu bölgeyi biraz daha yakından tanımaya çalışalım. Bir defa Körfez denince ne anlıyoruz?

 

Körfez ülkeleri denince aklımıza Basra Körfezi’ne kıyısı olan Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gelmektedir. Bu ülkeler aynı zamanda GCC[4] adı altında Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi olarak da bir araya gelmişlerdir. Söz konusu altı ülkede toplam yaklaşık 50 milyon kişi yaşamakta olup en büyük payı 30 milyona yakın nüfusu ile Suudi Arabistan almaktadır.

 

Peki, bu insanların gelirleri ne kadardır ve ne kadar tasarrufta bulunabiliyorlar? Aşağıdaki tabloda bu veriler yer almaktadır.

 

Tablo-2: Körfez Ülkeleri Gelir Verileri

Ülkeler
Tasarruf Oranı (%)
Kişi Başı GSYH (ABD Doları)
Bahreyn
19,6
26.701
Kuveyt
46,3
43.168
Umman
30,4
20.927
Katar
58,5
93.990
Suudi Arabistan
38,1
24.252
BAE
38,3
42.944

(Kaynak: IMF, World Economic Outlook 2015)

 

Yukarıdaki tablodan da anlaşılabileceği tüm ülkelerin tasarruf oranı oldukça yüksek olup reel veya finansal varlık yatırımları için en büyük kaynağı oluşturmaktadır. Kişi başı gelirin yüksek olması tasarrufun artmasına, tasarrufun da artması yatırım alanları arayışlarına yönelmelerine sebep olmuştur.

 

Bölge hakkında az da olsa bilgi sahibi olduktan sonra burada yaşayan insanların ülkemize bakışları nasıldır ve temel beklentileri nelerdir?

 

Öncelikle bu insanlar inanışları gereği ülkemize oldukça sıcak bakmaktadırlar. Çoğunluğunun Müslüman olduğu bu ülkeler ülkemize olan yakın mesafe nedeniyle sık sık Türkiye’yi ziyaret etmekte ve yaşamlarının bir kısmını burada geçirmektedirler. Önceleri sadece turistik amaçlar ile ülkemize gelen bu insanlar daha sonra ufak ticaret işleri yapmaya başlamakta sonraları da daha büyük işlere soyunabilmektedirler. Ülkemizin birçok yerinde zaman geçirmeyi de seviyorlar. İstanbul, Bursa, Yalova, Antalya, Gaziantep vb. illerde birçok Körfez orijinli insanı görmek mümkün olabilmektedir.

 

Körfez yatırımcılarının faiz konusundaki hassasiyetlerinden dolayı yeni yatırım alanları arayışlarına bir de faizsiz yatırım alternatifleri arayışları eklendiğinde hedef pazarlar gittikçe azalmaktadır. Dünyada bu tarz alternatifleri sunan birçok batılı ülke ve banka olmakla birlikte, yatırımcıların sadece ürünlerin kendi inanışları ile paralel olmasına değil aynı zamanda yatırım yapacakları kurumun da İslami esaslara göre yönetiliyor olmasına dikkat ettikleri bir gerçektir. Bu sebeple yatırım tercihleri Malezya ve Türkiye ile sınırlı hale gelmektedir. Malezya’nın Körfez bölgesinden mesafe olarak uzak olması ve buradaki bazı İslami finans uygulamalarının Bahreyn Merkezli AAOIFI [5] ile çelişiyor olması sebepleri ile buradaki yatırımcıların tercihi Türkiye olabilmektedir. Bir başka deyişle sadece yaşam tarzı ve inanışları değil aynı zamanda faizsiz bankacılık prensipleri anlamında da ülkemizi kendilerine yakın hissetmektedirler.

 

Peki, bu insanlar sadece bizleri kendilerine yakın gördükleri için mi ülkemizi tercih ediyorlar? Bence hayır. Bundan 15-20 yıl geriye gittiğimizde tüm dünyada neler yaşandığını daha iyi anlayabiliriz. 2001 yılında Dünya Ticaret Merkezi saldırıları gerçekleştikten sonra tüm dünyada Arap kökenli insanlara karşı bir önyargı oluştu. Bu sebeple eskiden rahatlıkla Londra, Paris, New York gibi önemli şehirlerde yaşayan ve yatırımlarını buralarda değerlendiren insanlar tereddütler yaşamaya başladılar. Bu sebeple yatırımlarına yeni yerler aramaya koyuldular. Daha sonra 2008 yılında yaşanan krizle birlikte tüm dünyada dev bankalar zor duruma girdi. Bu da Körfez yatırımcılarının soru işaretlerini arttırdı. 2011’den sonra Tunus’ta başlayan ve hızla birçok Arap ülkesini içine alan Arap Baharı da Körfez yatırımcılarının getiriden daha ziyade sadece varlıklarını korumak için bile çeşitli piyasalarda varlıklarını saklamaya başlamalarına neden oldu. 2015 yılının sonlarında Suudi Arabistan’la ilgili söylentiler, petrol fiyatlarının 30 dolarların altına düşmesi ve Orta Doğu’da meydana gelen diğer siyasi olaylar buradaki yatırımcıları daha da tedirgin hale getirmiş durumdadır.

 

İşte tüm bu gelişmeler buradaki varlıklı insanları yeni yatırım alanları aramaya sevk etmiştir ve etmeye de devam etmektedir. Bu insanlar mal varlıklarını korumak için bile yurtdışındaki alternatiflere sıcak bakabilmektedirler. Bu da bankaların kar marjlarının kısıldığı bu zamanlarda getiri düzeyi konusunda yurt içindeki bir yatırımcı kadar hassas olmayan bu insanlara daha fazla ilgi göstermesi ilgili bankaların yararına olabilir.

 

Peki, buralarda yaşayan bireylerin bu yatırımları yapacak gelirleri nereden gelmektedir. Herkesin tahmin edebileceği gibi ilk anlamda petrol gelirleri, doğalgaz gelirleri başı çekmektedir. Fakat son dönemde Körfez yatırımcıları tüm dünyada yaptıkları otel yatırımları, futbol kulüpleri satın alımları, banka ve diğer finansal hizmet sağlayıcılara olan ilgileri, altyapı ve üst yapı taahhüt işleri, çeşitli hammadde işleme tesisi yatırımları, yenilenebilir enerji yatırımları, deniz ticareti üzerine yatırımları gibi birçok alanda gelir elde etmeye başlamış oldukları görülmektedir. Bu sayede elde ettikleri tecrübeleri Körfez dışına da genişletme çabaları içindedirler.

 

Körfez bölgesi insanları ülke dışında yatırım yaparken bir de müşteri gizliliğine önem vermektedirler. İsviçre, Lüksemburg, İrlanda vb ülkeler hem vergi avantajları hem de müşteri gizliliğine verdikleri önem sebebiyle oldukça önemli birer yatırım pazarı haline gelmiştir. Fakat buradaki insanların ihtiyacı olan ürün gamı ile müşteri gizliliğine verilen önem henüz birçok ülkede yeterince dengelenememiştir.

 

Son olarak da Körfez bölgesi yatırımcılarının yatırım talepleri özellikle ne üzerinde olmaktadır sorusu ile yazımızı tamamlamaya çalışalım. Yapılan bazı araştırmalara göre buradaki insanlar servetlerinin %30-40’ının finansal varlıklarda, %60-70’ini ise finansal olmayan varlıklarda değerlendirmektedir. Öbür taraftan reel varlıklarının önemli kısmının (%40) aile işlerinde, %30’unun gayrimenkulde, geri kalan %30’unun ise diğer varlıklar olan araçlar, koleksiyonlar, atlar, sanat eserleri vb. üzerinde durduğunu görüyoruz. İşte bu noktada ülkemizde Körfez yatırımcılarına gerek finansal kurumlar gerekse de reel sektör tarafından çeşitli yatırım alternatifleri önerilebilir. Bunların başında elbette hem Hazine’nin hem de katılım bankalarımızın ihraç ettiği kira sertifikaları gösterilebilir. Bunun yanında yine finansal varlıklar olarak katılım bankacılığı prensipleri ile kurulmuş yatırım fonlarına da ilgi çekilebilir. Çok yakın zamanda ülkemizde de bu tarz gelişmeler hız kazanmış olmakla birlikte artık katılım bankacılığı üzerine faaliyet gösteren fonlar piyasaya çıkmaktadır. Finansal varlıkların yanında ülkemizde hem ikamet etmek isteyen hem de yatırım amaçlı gayrimenkul almak isteyen bireylerin gayrimenkul alımları finanse edilebilir veya bunların alınmasında aracılık faaliyetleri gerçekleştirilebilir.

 

Yukarıda yer alan olumlu gelişmelere rağmen ülkemizde halen finansal ürün açığı bulunmaktadır. Yurtdışındaki piyasalarda yer alan ve halen ülkemizde kullanılmayan ya da yeterince derinleşilemeyen ürünler üzerinde çalışmalar yapılmalıdır. Bu noktada da ülkemizdeki tüm kurumların yanında özellikle bankalarımıza önemli görevler düşmektedir. Bankalarımız ve özellikle katılım bankalarımız bu eksikleri üzerinde çalışarak hem kendi altyapılarını bu ürünlere hazır hale getirmeli hem de ülkemizdeki mevzuat yapısının yenilenmesi konusunda gerekli mercilerle ortak çalışmalar gerçekleştirmelidir.

 

Uzun bir yazının sonunda toparlamak gerekirse, ülkemizdeki iç tasarruf oranları büyümeyi finanse edecek boyutta değildir. Ayrıca ihtiyaç duyulan finansman noktasında dış kaynak temini de her zaman mümkün olamamakta ve oldukça yüksek oynaklık göstermektedir. Bu sebeple ilgili oynaklığı ortadan kaldırabilmek için ülkemize yapılacak uzun vadeli yatırımları arttırmak önemlidir. Bunun yapılabilmesi için hemen yakın coğrafyamızda yer alan ve yüksek gelir ile tasarruf oranları ile dikkat çeken Körfez bölgesine dikkatimizi verebiliriz. Bunu yapmak için de yeni ürünlere ve yeni mevzuat çalışmalarına ihtiyacımız var gibi görünmektedir.



[1] Finansal Erişim Oranı: 15 yaş üzerinde olup bankada hesabı bulunan bireylerin toplam nüfusa oranı
[2] Doğrudan yatırım: Bir ortaklıkta %10 ve üzerinde pay sahibi olabilecek şekilde yapılan yatırımlar
[3] Portföy Yatırımı: Sıcak para olarak da adlandırılan ve genellikle borçlanma araçları ile spekülatif amaçlı hisse senedi yatırımları
[4] GCC: Gulf Cooperative Countries
[5] AAOIFI: Accounting and Auditing Organization for Islamic Financial Institutions (İslami Finansal Kurumlar için Muhasebe ve Denetim Standartları Organizasyonu)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder