1 Eylül 2021 Çarşamba

Thomas Hobbes “Leviathan” Eserinden Bazı Notlar

Kıymetli dostlar merhaba,

Bugün sizlere ünlü İngiliz filozof Thomas Hobbes‘un Leviathan (Ejderha) adlı eserinden bazı notlar aktarmaya çalışacağım. Leviathan ilk defa 1651 yılında yayımlanmıştır. Hobbes’un devleti Leviathan’dır, ama hiç kimse böyle bir devleti sevmek veya ona tapmak zorunlu değildir. Böylece Hobbes siyasal düşünceler tarihinde kutsal devlet inancını kırma konusundaki ilk doruğu temsil etmektedir.

Bu eser temelde dört kısımdan oluşmaktadır. Bunlar insan üzerine, devlet üzerine, hıristiyan bir devlet üzerine ve karanlığın krallığı üzerine olarak bölümlenmektedir.

Leviathan yani devlet, yani o büyük ejderha, aslında yapay bir insandır. Egemenlik bütün gövdeye canlılık ve hareket veren yapay bir ruhtur. Yargıçlar ve diğer yargı ile yürütme görevleri yapay eklemlerdir. Egemenlik makamına bağlı her eklem ve organa kendi görevini yaptıran ödül ve ceza, doğal gövdede aynı işi yapan sinirlerdir. Tek tek organların veya üyelerin servet ve zenginlikleri ise kuvvettir. Halkın esenliği onun görevidir. Bilmesi gereken her şeyi ona bildiren hukukçular hafızadır. Adalet ve yasalar yapay bir akıl ve iradedir. Uyum sağlıktır. Nifak hastalıktır. İç savaş ise ölümdür.

Birinci Bölüm: İnsan Üzerine

Bu bölümde Hobbes, insanın tüm duygularını tanımlamaya çalışmaktadır. Burada insanın yaşamış olduğu tüm duygular yanında fiziksel olarak göstermiş olduğu tüm reaksiyonları da tanımlanmaya çalışır.

Gerçek bilim ve hatalı inanışlar arasında cehalet ortada bir yerdedir.

Deneyimin çokluğu basirettir, bilimin çokluğu ise hikmettir. Biz bunu pratik ve teorik bilgi olarak görebiliriz.

Arzu ve sevgi aynı şeydir; şu farklı ki, arzu ile daima nesnenin yokluğunu ifade ederken sevgi ile de genellikle sevilen nesnenin var olduğunu anlatmak isteriz.

İnsan zihinde aynı şeyle ilgili olarak arzular, umutlar, endişeler veya korkular gidip geldiğinde ve düşünülen şeyi yapmanın veya yapmamanın çeşitli iyi ve kötü sonuçları birbiri ardı sıra aklımızdan geçtiğinde; öyle ki bazen onu yapmak isteriz bazen ondan kaçınırız. Bazen yapmayı umut ederiz bazen umutsuzluğa kapılırız. Bazen de bu işe girişmekten korkarız. İşte böyle durumlarda o iş yapılıncaya veya yapılmasının imkansız olduğuna karar verilinceye kadar devam eden arzular, umutlar, korkular veya endişeler teemmül adı ile anılır.

Şiddeti ve uzunluğu deliliğe yol açan duygu, genellikle kibir ve kendini beğenmişlik denilen çok büyük beyhude gururdur veya çok büyük bir yeistir.

Yeis insanı nedensiz korkulara sürükler. Buna genellikle melankoli denir ve bir deliliktir.

Bir insanın kıymeti veya değeri mutlak olmayıp başkalarının ihtiyacına ve yargısına göre değişir. Askerlerin iyi bir yöneticisi savaş zamanında veya bir savaş arifesinde çok değerlidir. Barışta ise bu kadar değil. Bilgili ve dürüst bir yargıç barış zamanında çok değerli iken savaş zamanında o kadar değerli olmaz.

Kendimizi eşit kabul ettiğimiz birinden, karşılığını ödeyemeyeceğimiz kadar büyük ihsanlar elde etmek, insanı sahte bir sevgiye yöneltir. Fakat bu gerçekte gizlenmiş bir nefrettir ve insanı alacaklısını görmekten kaçındığı için onun asla göremeyeceği bir yerde olmasını içten içe arzulayan zordaki bir borçlunun durumuna sokar. Çünkü ihsan insanı borçlu kılar ve borçlu olmak köleliktir. Ödenmeyecek bir borç ise sürekli köleliktir.

Dinin doğal nedeni gelecek kaygısıdır. Gelecek korkusu yüzünden insanlar görünmeyen şeylerin gücünden korkarlar.

Dünyadaki bütün din değişimlerini tek bir nedene bağlıyorum. Kötü din adamları. Böyleleri sadece Katolikler arasında değil reformasyondan geçmiş kiliselerde de bulunur.

İnsanın doğasında üç temel kavga nedeni buluyoruz. Bunlar; rekabet, güvensizlik ve şan ile şereftir. Birincisi insanları kazanç için, ikincisi güvenlik için, üçüncüsü ise şöhret için mücadele etmeye iter. Devlet olmadıkça herkes herkese karşı daima savaş halindedir. Genel bir gücün olmadığı yerde yasa yoktur, yasa olmayan yerde de adaletsizlik yoktur.

Doğa yasası, akıl ile bulunan ve insanın kendi hayatı için zararlı veya hayatını koruma yollarını azaltıcı olan şeylerin yapılmasını yasaklayan veya insanın hayatını en iyi şekilde koruyabileceğini düşündüğü bir ilke veya genel kuraldır.

Temel doğa yasaları şunlardır: 

Doğada herkesin her şeye hakkı vardır. 

Bir insan kendini ve barışı korumak istiyorsa her şey üzerindeki hakkını bırakmalı, başkalarına karşı ancak onların kendisine tanıyacağı kadar bir özgürlükle idare etmelidir. 

Adalet: İnsanlar yaptıkları ahitleri yerine getirmelidirler. 

Minnettarlık: Adalet nasıl ki daha önceki bir akde dayanırsa, minnettarlık da önceki bir iyiliğe yani önceki bir bağışa dayanır.

Karşılıklı uyum veya nezaket. Herkes diğer insanlarla uyumlu olmaya çalışmalıdır.

Affetmek: Geleceği dikkate alarak, bir kişi pişman olup af dileyenlerin geçmişteki suçlarını affetmelidir.

Öç alırken insanlar, sadece gelecekteki faydayı düşünmelidirler.

Hiç kimse eylemle, sözle, yüz ifadesi ile veya jestlerle, başka birinden nefret ettiğini veya onu hakir gördüğünü göstermemelidir.

Herkes bir başkasını doğal olarak eşiti kabul etmelidir. Bu kuralın ihlali kibirdir.

Hiç kimse başka herkese verilmesine razı olmadığı bir hakkı kendisine vermemelidir.

Bir kişi insanlar arasında hakemlik yapmakla görevlendirilmiş ise, onların arasında tarafsız olması gerekir.

Bölünemeyen şeyler eğer mümkünse ortak olarak kullanılmalı; bölünebilir ise hakkı olan kişilerin sayısı ile orantılı olarak kullanılmalıdır.

Fakat ne bölünebilen ne de ortaklaşa yararlanılabilen bazı şeyler vardır. O zaman bütün hak veya yararlanma dönüşümlü yapılırsa zilyetliğinin kura ile belirlenmesi gerekir.

İlk zilyetlik ilk doğan çocuğa verilmelidir.

Barış için aracılık yapanların güvenlik içinde geçmelerine izin verilmelidir.

Hakem kararına razı olmak gerekmektedir.

Hiç kimse kendisinin yargıcı değildir.

Kendisinde doğal bir taraflılık nedeni olan kişi yargıç olamaz.

Doğa yasaları vicdanen hep bağlayıcıdır ama fiilen sadece güvenlik olduğunda bağlayıcıdırlar. Başkalarının kendisi gibi davranmadığı bir zaman ve yerde bir insanın alçakgönüllü veya uysal olması hatta tüm sözlerini tutması, varlığın korunmasına hizmet eden bütün doğa yasalarının temeline aykırı olarak insanı başkalarını avı yapmaktan ve kendi kesin mahvına yol açmaktan başka bir işe yaramaz.

İkinci Bölüm: Devlet Üzerine

Devletin amacı bireysel güvenliktir. Bu güvenlik doğal hukuk ile sağlanamaz. Çünkü adalet, hakkaniyet, tevazu, merhamet ve özet olarak bize ne yapılmasını istiyorsak başka birine de onu yapmalıyız gibi doğal yasaları bunlara uyulmasını sağlayacak bir gücün korkusu olmaksızın bizi taraf tutmaya, kibre, öç almaya ve benzeri şeyleri sürükleyen doğal duygularımıza aykırıdır. Kılıcın zorunlu olmadıkça ahitler sözlerden ibarettir ve insanı güvence altına almaya yetmez.

Bir insan topluluğu, kendi arasında akit yaparak, hepsinin birden kişiliğini temsil etmek, yani onların temsilcisi olmak hakkının hangi kişi veya hizmeti verileceği konusunda çoğunlukla anlayışlı vakit, bir devlet kurulmuştur denir. Bunun lehinde oy verenler gibi, aleyhinde oy verenler de barış içinde birlikte yaşamak ve başkalarına karşı korunmak amacıyla, o kişi ve heyetin bütün eylemlerini ve kararlarını, bunlar kendi eylem ve kararlarıymış gibi yetkili kılacaktır.

Değişik devlet biçimleri sadece üç tanedir. Temsilci bir kişi olduğunda, devlet bir monarşidir. Bir araya gelecek herkesten oluşan bir heyet ise bu bir demokrasidir veya halk devletidir. Sadece bir kesimin heyeti olduğunda ise aristokrasi adını alır. Tiranlık ve oligarşi, monarşi ve aristokrasinin farklı adlarından ibarettir. Monarşi yönetimi altında memnun olmayanlar ona tiranlık derler, aristokrasiden memnun olmayanlar da ona oligarşi derler. Demokrasi yönetiminden zarar gördüklerini düşünenler ise yönetimsizlik anlamına gelen anarşi adını verirler.

Egemenlik iki yoldan kazanılır. Soyla ve fetihle. Soyla kazanılan egemenlik hakkı, anne ve babanın çocukları üzerindeki egemenliğidir ve pederşahi olarak anılır. Fetih yoluyla veya savaşla zafer kazanarak elde edilen hakimiyet, efendi veya sahip anlamına gelen, yazarların despotik dedikleri şeydir. Efendinin uşağı üzerindeki hakimiyetidir. Bu durumda da despotik hakimiyet kazanılmış olur. Her iki egemenlik de sözleşmeyle kurulmuş olan bir egemenlik ile tamamen aynıdır.

İyi bir yargıç veya yasaların iyi bir yorumcusunda olması gereken şeylerden birincisi adalettir. Bu temel doğa yasasının iyi kavramış olması gerekir. İkinci olarak gereksiz servet ve unvanlara değer vermemek gerekir. Üçüncü olarak hüküm verirken kendini bütün korku, öfke, nefret, aşk ve ihtiras duygularından uzak tutabilmek gerekmektedir. Son olarak da dinleme sabrı, dinlerken dikkatli olma ve dinlediği şeyi bellekte tutabilmek gibi özellikler gerekir.

Yasalar temelde ikiye ayrılır. Doğal ve pozitif yasalar. Doğal yasalar ezelden beri yasadırlar ve sadece doğal değil ayrıca ahlak yasaları olarak da adlandırılırlar. Pozitif yasalar ise, ezelden beri var olmayıp başka insanlar üzerinde egemenlik sahibi olanların iradesi ile konulmuşlar ve yazıyla ya da yasa koyucunun iradesini gösteren bir başka yöntemle insanlara bildirilmişlerdir.

Ayırıcı temel ve temel olmayan yasalar vardır. Bir temel yasa kaldırıldığı takdirde devletin zayıfladığı ve sonunda temeli tahrip olmuş bir bina gibi tamamen çöktüğü bir yasadır. Temel olmayan bir yasa ise kaldırıldığı takdirde devletin yıkılmasına neden olmayan bir yasadır.

Yasada belirlenmiş ve öngörülmüş bir ceza varken, suç işlendikten sonra daha büyük bir ceza verilmesi, yani cezadaki fazlalık, ceza değil bir düşmanlık eylemidir. Cezalandırmanın amacı intikam değil korkutma olduğu ve bilinmeyen bir büyük cezanın korkutuculuğu daha küçük bir cezanın yasada ilan edilmesi ile giderildiği için beklenmeyen eklenti cezanın bir parçası değildir.

Devletin çöküşü kusurlu yapılarından kaynaklanır. Bu kusurlu yapılar aşağıda belirtilmiştir;

Mutlak iktidar yokluğu.

İyiye ve kötüye kişilerin karar vermesi.

Hatalı vicdan.

Egemen gücün toplum yasalarına tabi kılınması.

Uyruklara mutlak mülkiyet hakkı verilmesi.

Egemen gücün bölünmesi.

Komşu ülkelerin taklit edilmesi.

Karma hükümet.

Parasızlık.

Tekeller ve vergi tahsildarlarının suistimalleri.

Popüler insanlar.

Bir kentin aşırı büyüklüğü.

Egemen güce itiraz etme özgürlüğü.

Üçüncü Bölüm: Hristiyan Devleti Üzerine 

Bu kısımda Thomas Hobbes özellikle Musevi ve Hristiyan öğretisini temeller alarak bir Hristiyan devletini nasıl kurulacağını göstermeye çalışıyor.

Dördüncü Bölüm: Karanlığın Krallığı Üzerine

Bu bölümde de yine Kitabı Mukaddes öğretileri üzerinden dünya üzerindeki şer güçlerin faaliyetlerini özetlemeye gayret ediyor.

Umarım bu özet hoşunuza gitmiştir. Zamanının oldukça öne çıkan eserlerinden biri olan Leviathan halen siyaset felsefesi alanında başvurulan bir kaynaktır. İyi okumalar dilerim.


31 Temmuz 2021 Cumartesi

A Book Summary; “Good to Great”

Dear friends, today I will be posting the summary of a very famous book. “Good to Great” from Jim Collins. At the front of the cover it says that, “why some companies make the leap and others don’t.” The book is mainly about this. 

At the beginning of the book, Jim Collins prepared a section in which he says “good is the enemy of great”. He claims that we don’t have great schools because we have good schools. We don’t have a great government, principally because we have a good government. Few people attain great lives, in large part because it is just too easy to settle for a good life. It is also valid for the business life. Because they think that their situation is sufficient for them and they don’t need to force themselves to be great. 

In this book Jim Collins has conducted the study among the companies whereby he tried to specify what the distinguishing factors between the great companies and the normal companies (he defined them as comparison companies since they were used for comparison in the study) are. There are some quick findings; celebrity leaders from outside are negatively correlated with taking a company from good to great. Ten out of eleven good to great CEOs came from inside the company, whereas the comparison companies tried outside CEOs six times more often.

There is pattern, linking specific forms of executive compensation to the process of going from good to great. Plus, the good to great companies did not focus principally on what to do to become great, they focused equally on what not to do and what to stop doing.

They believe that technology can accelerate transformation, but technology cannot cause a transformation.

Mergers and acquisition play virtually no role in igniting a transformation from good to great, two big mediocrities join together never make one great company.

After a quick brief about the findings, let’s go into the distinguishing factors of good companies and the great companies

Level 5 Leadership: 

Level 5 Leaders are not ego centric. They are seen as humble and modest. They are incredibly ambitious but their ambition is first and foremost for their institution not for themselves. They build enduring greatness through a paradoxical blend of personal humility and professional will. All the good to great companies had Level 5 leadership at the time of the transition. These leaders are the mix of modest and willful, humble and fearless. In over three quarters of the comparison companies, the study discovered that executives who set their successors up for failure or chose weak successors. 

The good to great leaders never wanted to become heroes. They never aspired to be unreachable icons. They were acting as ordinary people creating extraordinary results. They are intolerant of anyone, stating being good is enough. 

When a failure happens they see themselves as responsible but when a success happens they give credit to the others and the organisation itself. 

First Who and Then What:

The Level 5 leaders appoint right people to the right places before they state their vision for the company. If we make a bus analogy, at the first place they don’t know where to go. They know that if they get the right people on the bus, and wrong people off the bus; then they can figure out where to go. However, the comparison companies’ leaders first set their vision where to go, after that they recruit good helpers for that. 

The good leaders understood a simple truth. The right people will do the right things and deliver the best results they are capable of regardless of the incentive system.

In determining the right people, the good to great companies put much weight on the character attributes than on specific educational background or work experience. It doesn’t mean that these are unimportant but they view these traits are more teachable whereby the character, work ethic, basic intelligence and dedication to work are more ingrained. 

No company can grow revenues consistently faster than its ability to get enough right people to implement that growth. If your growth rate in revenues consistently outpaces your growth rate in people you simply will not be a great company. 

The moment you feel the need to tightly manage someone, you have made a hiring mistake. The best people don’t need to be managed. Guided, taught, yes, but not tightly managed. 

Letting the wrong people hang around is unfair to all right people, as they inevitably find themselves compensating for the inadequacies of the wrong people. Worse it can drive away the right people. Strong performers are instrinsically motivated by performance, and when they see their efforts are impeded by carrying extra weight they will be frustrated. 

If you are not sure about one person you can ask these questions yourself; if it were a hiring decision would you hire this person again? Or if this person comes and says he is leaving would you try to convince him to stay?

The good to great companies put their right people on their best opportunities not to their biggest problems. Comparison companies do the opposite. 

Confront the Brutal Facts (Never Lose Faith):

The good to great company leaders create an environment where the truth is heard and brutal facts confronted. However, in the comparison company culture, the people fear their leaders, they talk regarding what the leader think, feel and act. 

In great companies the leaders lead a Socratic debate where they ask series of questions to reach a productive answer. They hold sessions with their colleagues to find the right answers. They conduct autopsies without blaming. 

Great companies retain their faith that they prevail at the end regardless of the difficulties. And the same time, they confront the most brutal facts of the current reality. This requires right people since they are self-motivated. The only thing you should do is not to demotivate them. 

The Hedgehog Concept: 

Based on an Ancient Greek parable; “the fox knows many things but a hedgehog knows one big thing.” But at the end hedgehog beats the fox depending on this one big capability. We know many people acted like hedgehogs in the history. Freud and the unconscious, Darwin and the natural selection, Max and the class struggle… Like these people, the great companies have used a simple, crystalline concept that guided all their efforts. This is known as the Hedgehog concept. 

This concept is the intersection of the three circles which are; What can you be the best in the world? What drives your economic engine? What are you deeply passionate about? 

To answer these questions is not easy task they are evolved over the time. You can not sit down and state your findings to these questions. It takes about four years to develop their hedgehog concept as it is an iterative process. 

A Culture of Discipline:

In great companies they are giving freedom to their employees within a framework. They build a culture around the idea of freedom and responsibility. They fill that culture with self-disciplined people. This discipline is not a tyrannical discipline. If you recruit disciplined people, you will have disciplined thought and at last you can expect disciplined actions. 


As seen from the above matrix, as the culture of discipline gets more mature and the organization learns to act like entrepreneur, the great organization requirements are fulfilled. The good to great companies have one mantra saying that; if something doesn’t not fit with their Hedgehog concept, they do not do it. It comes with the discipline to say no to big opportunities which are not aligned with the Hedgehog concept. 

As they have a to do list, they also have stop doing lists. 

Technology Accelerators:

When used right, technology becomes an accelerator of momentum, not a creator of it. The good to great companies never began their transitions with pioneering technology, for simple reason that you can not make good use of technology until you know which technologies are relevant. The technologies which aligned with the Hedgehog Concept are the best ones to be used in the future. 

The technology cannot turn a good enterprise to a great one. 

The Flywheel and Doom Loop:

From outside, the transition from good to great is looked dramatic and revolutionary. But from inside, they feel completely different, more like an organic development. The good to great companies had no name for their transformations. There is no launch event, no tag line, no programmatic feel whatsoever. Some executives from these organization did not even feel the transformation. 

Sustainable transformations follow a predictable pattern of build up and breakthrough. Like pushing a giant flywheel, it takes a lot of effort to get the thing moving at all, but with persistent pushing in a constant direction over a long period of time. 

The frequently observed doom loop pattern from the comparison companies is when the new leaders step in they cancel the running program or stopping the already spinning flywheel. Therefore, in the comparison companies they frequently announce new programs with fancy ceremonies to motivate the employees in the organization. 

Here is the very brief summary of this great book. Amazon founder Jeff Bezos says that this book is among the most important books that have affected his business life. Please find and read it as it will be more helpful for better learning. 


30 Haziran 2021 Çarşamba

Farabi’den Seçme Sözler

Merhaba kıymetli okurlarım,

Farabi MS 9.yy’da Türkistan’da doğdu. Hayatı boyunca müzik, felsefe, botanik, matematik ve mantık alanında bir çok eser yazdı. Batı dünyasında Al-Farabius ismi ile bilinen Farabi İslam Felsefesi’nde birinci öğretmen olarak kabul edilen Aristoteles’ten sonra ikinci öğretmen olarak bilinir. Kendisine bu sebeple Muallim-i Sani denmektedir. 

Farabi, Aristo ve Platon gibi felsefecilerin eserlerini defalarca okuyarak onları benimsemiştir. İlimleri matematik, metafizik ve fiziki ilimler olarak üçe ayırmıştır. Üstelik bununla da kalmayıp birçok müzik aletinin de mucididir. Bunlardan en bilineni kanun adıyla bildiğimiz telli çalgıdır. 

Erasmus'un dünyaca ünlü "Deliliğe Övgü" eserinde Farabi’den pek çok etkilendiğini görmek mümkündür. Thomas Aquinas, İbni Sina ve İbni Rüşd kendisinden fazlaca etkilenmişlerdir. Farabi Aristoteles’in doğru anlaşılmasının da yolunu açmıştır. Hayatı boyunca 117 eser kaleme alan Farabi’nin günümüze sadece 25 eseri gelebilmiştir.

Farabi İbn-i Sina'nın manevi öğretmeni olarak da kabul edilir. 

Farabi'nin felsefesinde insan alemin sonunda yer alan en mükemmel canlıdır. İnsan gibi dil ve düşünme yetisine sahip başka bir canlı yoktur. Bu yüzden insanın kendisinin ne olduğunu bilmesi önemlidir. İnsan ilmi aramakla mükelleftir. İlmi bulmak, onu öğrenmek ve onu anlatmak zorundadır. 

"İnsan bilmeye muhtaçtır. Bilmeyen insanın aklı ve ruhu boştur." 

“Çok konuşanı az dinlemek lazım.”

Eski Yunan Felsefesi’nde mutluluk hayatın temel amacıdır. İnsan mutluluk için çabalar, mutluluğu kazanmak için her şeyden soyutlanıp kendisiyle bütünleşir. Farabi fizikle metafiziği birleştirip Aristoteles’in madde ve suret kavramını tam manada açıklayan filozof olmuştur.

Farabi bilgiyi en ulu erdem olarak bilmiş, aklı da bunun yanına koymuştur. Bu da insanın en önemli yetisidir. 

Mutlu olmamız için ilk olarak yapmamız gereken şey, ihtiyaçlarımızın ne olduğunu belirlemektir. Fazlalıklardan kurtulursak huzurlu ve mutlu oluruz. 

İki çeşit dostluk vardır. Bunlardan ilki samimi ve çıkarlara dayanmayan dostluktur. Diğeri ise dost görünenlerdir.

“İnsan dostlarından ibarettir.”

“Sohbeti faydasız insanlardan uzak dur.”

“Uzun konuşanı kısa dinleyin.”

İnsan bir şeyin bilgisini akıl ile edinebilir. Bunun yanında duygular da önemlidir. Ancak aklın olmadığı vücutta duygular sadece içgüdüsel olarak kalacaktır. İnsan olarak duygularımızı anlamlı kılan akıldır. 

Cahil insan yeme, içme, zevk peşinde koşan insan demektir. Bunların bazıları rahatlığın verdiği bolluk ile öfke duygularını kaybetmişlerdir. Bazıları ise tam tersine rahatlığı verdiği bolluk ile öfke duyularını kaybetmişlerdir. Bazıları ise tam tersine rahatlığın verdiği bolluk ile son derecede öfkelidirler. Bunlar bedensel zevklere tutsak olmuş bu insanların kendi arzuları dışında hiçbir hedefi yoktur.

Erdemli insanlar erdemsiz insanların içerisinde körelecektir. Bu gerçek kişiliğini zedeleyecektir. 

“Kötü ya da iyi hissetmenizin nedeni düşündüğünüz şeylerdir. Çünkü hissetmek düşünmekle başlar.”

Farabi’yi anlatmak elbette ki bu yazı ile olacak iş değildir. Burada önemli gördüğüm bazı sözlere yer vermeye çalıştım. İyi okumalar. 

İbni Haldun’dan Seçme Sözler

Kıymetli dostlarım merhaba,

İbni Haldun 14. yüzyılda Tunus’ta dünyaya gelmiş olan tarihçi ve sosyologdur. Ömrünün önemli bir kısmı çeşitli ülkeleri gezmek ile geçmiş bu insan yedi ciltlik El-İber’i tamamlamıştır. Bu eserin girişi anlamına gelen Mukaddime en çok bilinen eseridir.

İbni Haldun birçok doğulu ve batılı uzman tarafından ilk gerçek tarihçi olarak kabul edilir. Haldun sadece tarihi olayları incelemekle kalmayıp; şehirleri, kültürleri, insana dair her şeyi araştırarak çok yönlü ve köklü sağlam bir medeniyet tarihi kurmuştur. Aristoteles ve Farabi’nin ilimleri ele alırken tarihi ilimlerin dışında tutması İbni Haldun’u bu alana iten önemli nedenlerden biridir. Bu yazıda İbni Haldun’un bazı görüşleri ile sözlerine yer vermeye çalışacağız.

“Coğrafya kaderdir.” Yaşadığı yerin havası, nemi insan sağlığına etki eder. İbni Haldun, siyasi mekanizmanın düzgünlüğü ya da bozukluğu insan hayatının her şeyini etkiler demektedir.

“Fazla tevazunun sonu vasat insandan nasihat dinlemektir.”

İbni Haldun yönetimlerin ve devletlerin çöküş işaretlerini şöyle sıralar:

- Yöneticilerin aykırı sesleri tahammülü olmaması, baskı ve şiddeti yönetim biçimi olarak görmesi.

- Etrafında toplananları devlet kademelerine getirmesi (Ehil olmayanı iş verilmesi).

- Yöneticilerin bireysel zenginleşmeye gitmesi. 

- Vergilerin yükseltilmesi, keyfi uygulamalar yapılması. 

- Ekonomiyi bozmak, halka haksız işler yüklemek ve haksız çalışmaya zorlamak.

İbni Haldun’a göre eğitim insanın yegane amacıdır. Çünkü insan kendini eğitimle geliştirir, eğitimle dünya görüşünün şekillendirir ve eğitimle gerçeğin farkına varır. Aristoteles’in “insan toplumsal bir hayvandır” sözünü İbni Haldun “insan eğitim ile Aristoteles’in tanımından sıyrılabilir” demiştir.

“Sanatla uğraşanın zekası kuvvetli olur.”

“İnsan ün ve servete düşkündür.”

Siyasi makamlara gelen insanlara bakarsak belirli bir süre geçtikten sonra o makama olan düşkünlükleri iş yapma yetkilerini kaybettirir. Sonra bütün güçlerini makamlarını korumaya harcamaya başlarlar. Onu yaparken de çok doğal ve normal bir şey yaptıklarını zannederek, kendilerini bir şekilde bunun doğru olduğuna inandırmaktadırlar. O noktadan sonra bu idareci halkın sorunlarını görmezden gelmeye başlar. Bu tam bir felakettir, görmezden gelinen sorunlar çoğaldıkça idareci ülkenin sorumsuz olduğuna ve toplumun bir çok şeyi abarttığına inanmaya başlar. Ülkenin varlığı ile kendi varlığını bir tutar ve kendi varlığı yok olursa ülkenin de varlığının son bulacağını inanır. Onu bu noktaya iten ise kapıldığı güç hastalığıdır. Çünkü insan hislerine kapılmaya açık olan bir varlıktır. Mesele insanın bunu dizginleyip dizginleyemediğidir. Hırslarını kontrol altında tutamayan insan, kazandığı güç ve şöhret karşısında elbette başı dönecektir. Ufacık bir güç kaybında ise ister istemez dengesini kaybedip gücünü koruyabilmek için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışacaktır. Bu tarz insanların devlet yönetiminde yer alması bir ülkeyi ister istemez felakete sürükleyecektir.

Servet genellikle yaltaktanmasını ve boyun eğmeyi bilenlere gelir.

Büyükşehirlerde gıda fiyatlarının yükselmesi, yönetimin de çökeceğinin işaretidir.

Bir ülkede halka yüklenen vergiler ne kadar az olursa, halk çalışmak ve üretmek için daha fazla mücadele eder. Yeni ürünler ve yenilikler çoğalır. Ülke kalkınır. Ancak devlet idarecilerinin refahı arttıkça ihtiyaçlar ve savurganlık çoğalır. Bununla birlikte masraflar artar. Bunun sonucunda ise halka yüklenen vergiler çoğalır, halk da buna dayanmaya çalışır. Bir süre sonra ise halk vergilerin yavaş yavaş artmasına alışınca da neyi nasıl arttığını bilmez.

“Merhamet masum olduğu için her kalbin misafir olmaz.”

“İnsan açlık değil, alıştığı tokluk öldürür.”

Mukaddime'de yer alan bazı görüşleri de şöyledir:

İbni Haldun asabiyet kavramına sıklıkla değinir. Bu kavram dayanışma ruhu, cemaat veya kan bağı gibi bir anlama gelmektedir.

Devletin ticaret ve üretim sahasına girmesi, toplumun karşısına çıkmak ve onların önünü kesmek anlamına gelir.

Denarius - Dinar - Altın Para

Drahmi - Dirhem - Gümüş Para

İlim öğretimi bir sanattır. Bunun sebebi eğitimcinin kendisine göre kullandığı farklı yöntemlerdir. 

Ezber üzerine yapılan eğitimde, konuşma ve tartışma eksik kalır. Bu sebeple çocukların melekeleri gelişmez. Gazali de bu konuda şöyle demiştir. "İki harfi anlamak, iki satır ezberlemekten iyidir. Bir saatlik tartışma bir aylık tekrardan iyidir."

Hanedan mensuplarına olan teslimiyet dini bir inanç haline gelir. Halk hanedan mensuplarının işi için tıpkı imani akideler üzerine savaştıkları gibi savaşırlar. O hanedana itaat Allah'tan gelen değiştirilemez ve aksi düşünülemez bir ferman gibi telakki edilir. Belki de İbni Haldun'un bu düşüncelerinden dolayı Mukaddime, II.Abdülhamit tarafından yasaklanmıştr. 

Varlıklar aleminde bir sıralama vardır. Buna göre melekler, insanlar, hayvanlar ve bitkiler şeklinde yukarıdan aşağıya bir sıralama yapılabilir. Buna göre bitkiler aleminin en üst noktası üzüm ve hurma ile hayvanların en alt noktası salyangoz sıralamada biri diğerinden önce gelecek şekilde yer almaktadır. Buna göre insanlar da melekelerden hemen önce yer almakta ve insanların en üstünü olan peygamberler de meleklere bahşedilen bazı özellikleri gösterebilmektedir. 

Yukarıdaki görüşü evrim teorisi gibi açıklayanlar da mevcuttur. 

İbni Haldun kesinlikle okunması gereken bir insandır. Bu yazıda sözlerinden ve görüşlerinden seçmeler ortaya koymaya çalıştım. Umarım faydalı olmuştur.


21 Haziran 2021 Pazartesi

Aristoteles'in "Politika" Adlı Eserinden Seçmeler

Kıymetli okurlarım merhaba,

Bir süredir sizlere felsefe tarihinde önemli yer edinmiş bazı filozofların günümüzde bile önemli görülen eserlerini özetlemeye çalışıyorum. Bugün de Platon'un da öğrenciliğini yapmış ama birçok açıdan farklı fikirlere yönelmiş olan Aristoteles'in Politika adlı eserinden gözüme çarpan bazı notları sizler ile paylaşacağım.

Aristoteles veya bizim onu bildiğimiz adıyla Aristo, Platon'un en önemli öğretisi olan idealar öğretisinden uzaklaşarak doğadan yola çıkmış ve gözlem ile deneye yönelmiştir. Tarihte bilim dallarını tasnif eden ilk düşünür olmuştur.

Siyaset felsefesi alanında da önemli eserler bırakmıştır ki "Politika" bu eserlerin başında yer alır. Hem Aristoteles hem de hocası Platon demokrasiyi bir çözüm olarak görmemektedir. Her ikisinin de eserleri bu fikir etrafında zenginleşir.

Aristoteles ortak mülkiyesi birçok nedenle reddetmiştir. Fakat, "mülkiyet bir noktaya kadar ortak olmalı, yalnız genel ilke özel sahiplik olmalıdır" demiştir. Ortak mülkiyetin en büyük sakıncası mülkiyete olan saygının azalmasıdır. İnsanlar kendilerinin olan şeylere ortaklaşa sahip olunandan daha fazla özen gösterirler. 

Egemenliğin tek kişiye verilmesi yanlıştır, egemen olan anayasa olmalıdır.

Bir insan birden fazla makamı üzerinde tutmamalıdır. 

Sistemi koruma noktasında temel mantık iyiye yaklaşmadır. Oligarşiler Aristokrasi'ye, Tiranlıklar Krallığa benzediği ölçüde başarılı olabilir. 

Mutluluk için aşırı uçlarda bulunmamalı, Altın Orta denilen bir yol izlemelidir.

Aristoteles'e göre devletler; monarşi, aristokrasi ve siyasal yönetim (politea) olarak üçe ayrılır. Bunların bozulmuş halleri ise sırasıyla tiranlık, oligarşi ve demokrasidir. Siyasal yönetimde yurttaşların hepsinin iyiliği için yurttaşların tamamının uyguladığı yasaya verilen addır.

Monarşilerin bozulması ile ortaya çıkan tiranlık; tiranın yönetimi zorla ele geçirmesi, yasalara dayanmaması ve yurttaşların çıkarı için değil, tiranın hep kendini gözetmesi bakımından kötü bir rejimdir. Tiran para toplar, kral ise şeref. Tiranın amacı kendi zevkidir, kralın ise amacı ödevidir. Tiran ciddi ve özgürlüğe eğilimli insanlardan hoşlanmaz. Düşünce sahibi olanlardan tiranın hoşlanmaması korkuya dayanır. Tiran halkının bağımsız kafalarının olmasını, birbirlerine güvenmemelerini, herhangi bir şeyi gerçekleştirecek güçleri bulunmamasını ister. Kısacası uyruklarının güveni, gücü ve kafası olmamasını ister.

Monarşilerde mutlak krallık ile anayasanın egemen olduğu krallık gibi iki uç vardır. Krallıklar bunların arasında yer alır. 

Tiranlık tek kişinin, oligarşi zenginlerin, demokrasi de yoksulların çıkarı için yönetimdir. Bu sebeplerle hiçbiri genelin çıkarını savunmaz. 

Demokrasi üç çeşittir. Birincisinde halk tamamen eşittir, halkın seçme seçilme hakkı vardır, yasalar üstündür. İkincisinde yönetici olmak için servet ön koşuldur. Böylece halkın bu kısmı yönetici olacak diğerleri ise tarım ve hayvancılık yapacaktır. Servet sahibi olanların tarım yapmasına gerek yoktur zaten paraları vardır. Üçüncüsünde ise halkın iradesi anayasanın üzerindedir. Egemenlik kayıtsız şartsız demosa verilmiştir. Mutlak erke ulaşmak isteyen halkın egemenliği denetlenemediğinden iyi demagoglar vasıtasıyla bu tiranlığa doğru evrilebilecektir. Bu sebeple halka bu yetkinin verilmesi yanlıştır.

Oligarşi ile demokrasinin birleşiminden doğan Aristokrasi en iyi yönetim şeklidir. Çünkü Aristokrasi'nin yol gösterici ilkesi erdemdir, oligarşinin servet, demokrasinin ise özgürlük. Aristokrasilerde eğitim çok önemlidir. çünkü iyi eğitim görmüşler egemen olacaktır. İyi eğitim ve iyi doğum genellikle varlıklı sınıfta olduğundan egemen sınıf oligarşi ile benzerlik gösterir.

Fakir ve zengin arasındaki uçurum arttıkça yönetim şekli oligarşi veya tiranlığa doğru evrilebilir. 

İnsanın varoluş nedeni mutluluktur. Nasıl mutlu olunacağını gösteren ise ahlaktır. İnsanlar temelde 3 tür hayat yaşarlar. Haz hayatında insanlar hayvanlar gibidir. Siyasi hayatta ise insanlar onur ve şerefe siyaset ile uğraşılarak erişileceğine inanırlar. Fakat başlarına sürekli bir şey geldiğinden mutlu olamazlar. Theoria hayatında ise insanlar gerçek erdeme ulaşırlar. 

İnsan için iyi olan politikanın temelidir. İnsanlar iyi olana ulaşabilmek için toplulukların en üstünü olan devleti kurmuşlardır.

İnsanlar doğuştan erdemli veya erdemsiz değildir. İnsanlar nasıl her işi yapa yapa geliştirirler, erdemli bir hayat yaşadıklarında daha erdemli olurlar.

Yurttaşlar için gerekli altı temel vardır. Yiyecekler, el sanatları için kullanılan gereçler, silahlar, savaşta veya sitenin ihtiyaçlarını karşılamak için servet, din ve politika. Bir devlette bunlardan birisi eksikse o topluluk tümüyle kendi kendine yeterli olmayacaktır. Bu altı gereksinim için de altı farklı insan grubuna ihtiyaç vardır. Çiftçiler, zanaatkarlar, savaşçılar, zenginler, din adamları ve yargıçlar.

Üç farklı insan tipi vardır. Köleler, yabancılar ve yurttaşlar. Antik dünya inancına göre köle bir zoon'dur. Fakat bir yurttaş ise zoon politikondur. Bu sebeple köle bir kişi olarak tanınmıyordur. Yurttaş mahkemeye gidebilen, dava açabilen veya dava açılabilendir. Öbür taraftan yargıya ve yönetime katılabilmesi onun diğerlerinden farklılaştırır. 

İdeal bir toplumda sınırlı şekilde ticaret yapılabilir ve ticaretin en kötüsü olan faizcilik yasaktır.

Aristoteles felsefesini benimseyen İslam alimlerine Meşşaiyyun adı verilir. Meşşaiyyun yürüyenler demektir. Bu okulun üç temsilcisi vardır. Farabi, İbn Sina ve İbn Rüşd. Gazali ise bunları eleştirmektedir. 

2 Haziran 2021 Çarşamba

Bir Kararlılık Hikayesi

1938 yılında genç bir girişimci piston ringleri konusunda kafasındaki fikri uygulamaya sokmak için elindeki tüm parasını bir atölyeye yatırmış. Gece gündüz yaptığı çalışmalardan sonra nihai ürünü alıp Toyota’ya gitmiş. Toyota bunun standartlarına uygun olmadığını söyleyerek genci geri göndermiş. 

Bunun üzerine iki yıl daha çalıştığında bu sefer Toyota ürünleri beğenmiş ve kendisine bir anlaşma sunmuştur. Anlaşma yürürlüğe girmeden II.Dünya Savaşı çıkmış ve genç, fabrikasını kuramamıştır.

Daha sonra kendi imkanları ile fabrikasını açmış ama tesis bu sefer de savaş uçakları tarafından bombalanmıştır. 

Savaştan sonra Japonya’da korkunç bir yakıt kıtlığı olmuştur. Girişimcimiz bisikletine motor takıp temel ihtiyaçlarını bu şekilde halletmeye başlamıştır. Bunun gören başkaları da kendi bisikletlerine motor takmasını isteyince girişimcimiz fabrika kurmaya karar vermiştir. Yine sermayesi yoktur. Bisiklet üreticilerine mektup yazıp sermaye istemiş, büyük kısmından istediği sermayeyi alıp üretime başlamıştır. 

Bu gencin adı Soichiro Honda...

Eğer amacınızı gerçekleştirmek için çalışırken engeller ile karşılaşırsanız bu hikayeyi hatırlayın. 

Ya da

George Orwell’in Hayvan Çiftliği eserine “ABD’de hayvan hikayeleri asla satılmaz”,

Anne Frank’ın Anne Frank’ın Hatıra Defteri eserine “Kitabı merak düzeyinin üzerine taşıyacak özel bir gözlem veya duygu gücü yok”,

William Golding’in Sinekler Tanrısı eserine “Kanımızca çok gelecek vadeden bir fikir ama işleyiş biçiminizde tam da başarılı sayılmazsınız”

Yanıtlarını anımsayın.

Hannibal’ın dediği gibi “Ya bir yol bulacağız ya da bir yol açacağız.”


Montaigne’nın Denemeler Adlı Eserinden Seçmeler

Merhaba kıymetli okuyucular,

Montaigne bir Fransız yazar. Kendisine filozof demek zor ama sadece bir yazar demek de sanırım haksızlık olur. Denemeler adlı eserinde aslında kendisini ve çevresini nasıl tanıdığını veya anladığını bizlere anlatmak istemiş. O sebeple birbirinden tamamen bağımsız ufak yazılar kaleme alıp bunları Essais yani Denemeler adı altında birleştirmiş. Şimdi karşımıza çıkan bazı dikkat çekici alıntılara bakalım.

Bir ressam varmış, kötü horoz resmi yaparmış. Bu sebeple uşaklarına eve gerçek horoz sokmamalarını tembihlermiş. Çalgıcı Antigenides ise kendisinden önce ve sonra kötü şarkılar dinletirmiş ki kendi parçası onlardan olumlu anlamda ayrışsın.

Kanunla doğru oldukları için değil kanun oldukları için yürürlükte kalırlar. Kendilerini dinlenmeleri akıldışı bir güçten gelir, başka bir şeyden değil. Mistik olmak işlerine gelir. Kanunları koyanlar da çoğu kez budala ya da eşitlik korkusuyla haksızlığa düşen kimselerdir. 

Aristoteles demiş ki “Ey dostlarım, dünyada dost yoktur”

Saadet bile haddini aşarsa azaba dönüşür.

Demokritos sofrasına gelen incirlerde bir bal kokusu almış ve bunun nedenini araştırmaya koyulmuş. O sırada hizmetçisi “efendim onları ben bal çatağından aldım” demiş. Buna bozulan Demokritos ben aramaya devam edeceğim demiş. Önemli olan sonunda kazanma değil aramanın verdiği hazdır. 

Romalı şair Juvenalis demiş ki, “İlk ceza odur ki hiçbir suçlu kendi yargıçlığından kurtulamaz”

Vermede nasıl bir üstünlük varsa almada da bir boyun eğme vardır. O sebeple I.Beyazıt Timurlenk’ten aldığı hediyeleri küfür ederek geri göndermiş. 

Kral Dionysios, Platon’a güzel bir elbise hediye etmiş. Platon ise “ben erkeğim, kadın elbisesi giyemem” demiş. Fakat Aristippos bunu almış ve demiş ki “insan ne giyerse giysin erkekse yine erkektir”.

Ölüm gibi başımıza bir defa gelen hadiselerden dolayı kaygılanmak anlamsızdır. Ölüm uzun ve kısa ömür arasındaki farkı ortadan kaldırır. Aristoteles ırmağın suları üzerinde bir gün yaşayan hayvanları örnek göstererek bu hayvanlardan sabah sekizinde ölen genç, akşam vakti ölen yaşlı mı öldü demeliyiz demiştir. Gerçekten de dağların, ovaların, güneşi sisteminin içerisinde ömrümüz neredeyse yok gibidir. O sebeple hayatın uzunu veya kısası da gülünçtür. 

Hayat kendiliğinden ne iyi ne de kötüdür. Ona iyiliği veya kötülüğü katan sizsiniz. 

Yaşken batmayan diken bir daha pek batmaz.

Platon akılca ve ruhça zayıf olanlara tartışmayı yasaklamıştır. Çünkü bunlar olayları kişiselleştirir ve tartışmayı kazanmak için yoldan çıkarlar. 

Aristippos’a kendisinden çıkan çocukları nasıl sevmezsin demişler. O da bir yere tükürüp “bunu da sevmiyorum. Aynı şey değil mi?” Demiş. 

Kendileri hiç de iyi olmayanlar, kötü bir eylemden çıkar sağladıktan sonra rahat yürekle işe biraz iyilik ve doğruluk karıştırmaktan hoşlanırlar. Böylece bir karşılık ödüyormuş, vicdanlarını temizliyormuş gibi görünürler. 

Fatih Sultan Mehmed Papa II.Pius’a şöyle demiş; “İtalyanların bana düşman olmasına şaşırıyorum. Biz de İtalyanlar gibi Truvalıların soyundanız. Yunanlılardan Hector’un intikamını almak benim kadar onlara da düşer. Onlarda bana karşı Yunanlıları tutuyorlar.”

II. Mehmed İstanbul’u fethettiğinde, Atatürk ise Başkomutanlık meydan muharebesini kazandığında ilginçtir aynı şeyi söylemiştir. “Hector’un intikamını aldık”

İçinize baktığınızda kendisini iki defa aynı halde bulamazsınız. Örneğin zalim Neron’a bir idam fermanı götürüldüğünde “keşke yazı yazmayı bilmeseydim” demiş. Zalim bir imparator bile bazen çok merhametli olabiliyor. 

İyilikler insana karşılığını verebileceğini saydığı sürece hoş gelir. Bu ölçüyü aştığımız zaman bu karşı tarafta minnet değil kin oluşturur. 

Kanunları çoğaltarak yargıçların yetkilerini sınırlamayı da doğru bulmuyorum. Kanunların yapılmasında olduğu gibi bunların yorumlanmasında da hürriyet olmalıdır. Kanun adamlarımız binbir çeşit özel hali düşünüp kanun hazırlıyorlar. Bunları ne kadar çoğaltsak da insan işlerinin sonsuz değişkenliğini karşılayamayız. Bu kanunları yüz defa arttırsanız gelecekteki olaylar arasında öyleleri bulunacaktır ki, bizim hayattan alıp kitaba koyduklarımıza benzemeyecektir. Bu sebeple en iyi kanunlar en az, en öz ve en genel olanlardır. 

Bilgiçlik çok yüksek mevki ve şöhretle bir araya geldiğinde büsbütün tehlikeli olur. 

Sokrates gibi bütün insanlığı hemşerim sayıyorum. Bir Polonyalı’yı tıpkı bir Fransız gibi kucaklıyorum. Dünya ile olan akrabalığımı kendi milletimle olan akrabalıktan üstün tutuyorum. 

Bizi yöneten dünyayı ellerinde tutan kimselerin bizim kadar akıllı olması, bizim yapabileceğimiz kadarını yapması yetmez. Bizden çok üstün değillerde bizden çok aşağıdadırlar. 

Çok şeyler vaat ettikleri için çok şey yapmaları gerekir. 

İnsanlar anlamadıklarına daha kolay inanır. İnsan kafası öyledir ki kendisine karanlık gelene daha kolay inanır. 


4 Mayıs 2021 Salı

Platon'un Devlet Adlı Eserinden Seçmeler

Platon'un eserleri gençlik, olgunluk ve yaşlılık olarak üçe ayrılabilir. Gençlik ve olgunluk döneminde Socrates'i konuşturarak onun karakterini, kişiliğini ve felsefi faaliyetini tanıtıp ölümsüzleştirmeyi amaçlamaktadır. Yaşlılık döneminde ise Socrates artık görünmemeye başlar. Örneğin Yasalar'da Socrates yoktur. 

Devlet Platon'un en önemli eseridir. Platon hocası Socrates'i konuşturarak ideal devlet ve adalet kavramlarını ele alır. Özellikle oluşturduğu sınıflar, çocukların durumu, evlilikler vb. hakikaten çok tartışılan önerileri arasındadır. Şimdi Devlet adlı eserde yer alan bazı kesitleri görelim...

Sancılı bir ruhun acılarını dindiren, umuttan daha tesirli bir merhem yoktur.

Adalet düşmana kötülük, dosta iyilik etmeyi gerektiren bir sanattır.

Yöneticiler kanun koyarken kendi çıkarlarına uygun olan şeyler konusunda yanılabilirler. Bu durumda bile doğru olan bu kanunlara uymaktır. Adalet yalnızca güçlünün çıkarına olan şeylerle sınırlı değildir. Kural koyucular istemeden de olsa kendi çıkarlarına ters şeyler yasalaştırabilir. 

Dürüst bir adamla ahlaksız olan bir adam arasında bir sözleşme varsa her ne zaman bu ortaklık bozulacak olsa ahlaksız olan dürüst olandan daha fazlasına sahip olur. Ortada ödenmesi gereken bir vergi varsa dürüst kişi kendisi ile aynı gelire sahip ahlaksız bir insandan daha fazla vergi ödeyecektir. 

İnsanlar günün birinde kendilerinin de adaletsizlik kurbanı olabileceklerini düşündükleri için hukuksuzluğu kınarlar. Bir ahlaksız olmaktan hoşlanmadıkları için değil...

Dürüstlük erdem ve bilgelik içerirken ahlaksızlık ise kötü ve cahil kimselerin işidir. 

Haksızlığa uğramanın verdiği zarar, haksızlık etmenin verdiği yarardan fazladır. Bu yüzden hem haksızlık yapıp hem de haksızlığa uğrayan insanlar, her ikisini de yapmama noktasında mutabık kalmışlardır. Böylece kanunla ve anlaşmalar ortaya çıkmıştır. 

Ahlaksızlığın zirvesi dürüst değilken öyle görünmektir. Mükemmel biçimde ahlaksız olan bir insanın en kusursuz ahlaksızlığı sergileyebileceğini varsaymalıyız. En ahlaksızca işleri yapıyor olmasına rağmen toplum içerisinde dürüst ve güvenilir bir kişi olarak biliniyor olmalıdır. 

Dürüstlük ve erdem sahibi olmak yorucu ve zahmetlidir. Halbuki kötülük ve ahlaksızlık yapmak kolaydır. Kötülüğün yolu düz meskeni yakındır. 

Bir devlet insanoğlunun ihtiyaçlarından doğar. Hepimizin pek çok ihtiyacı vardır ve hiç kimse bu ihtiyacı kendi başına sağlayamaz. 

Yalan söyleme ayrıcalığına sahip birileri varsa onlar da toplumu yönetenlerdir. 

İnsan yalnızca bir işe odaklanırsa başarılı olur. Birden fazla işi aynı anda yapmaya kalkarsa hiçbir işi layıkıyla yapamaz. 

Doğru müzik eğitimi almış kişi sanattaki ve doğadaki eksikleri, kusurları anında fark eder. 

Bir devlette aşırılıkları ve hastalıklar çoğalırsa orada adalet ve hastane koridorları boş kalmaz. Hal böyle olunca birçok özgür insan avukatlık ve doktorluk gibi mesleklerin büyüsüne kapılır. Bunlar zamanla ülkedeki en gözde meslekler haline gelir. 

Tanrı tüm yurttaşları farklı şekilde yaratmıştır. Bazılarınıza yönetebilme kabiliyeti vermiştir. Yaratırken özlerine altın karıştırmış ve bunları hepinize üstün kılmıştır. Özüne gümüş karıştırdıklarını bunlara yardımcı olarak atamıştır. Çiftçileri ve zanaatkarları demir ve pirinçten yaratmıştır. Sonradan gelenler genelde anne babalarının özünü taşıyacaktır. Zaman zaman özünde altın olanlardan gümüş, gümüş olanlardan ise altın evlatlar meydana gelebilir. Fakat asıl olan bu üç sınıfın birbirine karışmamasıdır. Adalet ise herkesin kendi işini yapması ve bir başkasının işine karışmamasıdır. 

Yukarıdaki söylem ile Platon halkı sınıflara ayırmaktadır. Yöneticiler, koruyucular ve çiftçiler ile köleler. Bundan etkilenen Farabi'de de bu tarz bir sınıflama görebiliriz. 

Koruyucuların dikkat kesilmesi ve devletimize sızmasına izin vermemesi gereken şeyler zenginlik ve yoksulluktur. Birisi şatafat ve tembelliğin, diğeri ise cimrilik ve ahlaksızlığın kaynağıdır. Koruyucuların karıları ve çocukları ortak olmalıdır. Hiçbir ebeveyn kendi çocuğunu bilmemelidir. En iyi olanlar kendi aralarında evlendirilecektir. 

Doğacak çocuklara devlet bakıcılar tayin edecek ve onları yetiştireceklerdir. Eğer kötü anne ve babadan sağlıksız çocuk ortaya çıkarsa bunlar kimsenin bilmediği bir yerde saklanacaktır. 

Filozoflar kral veya bu dünyanın kralları filozof karakterli kişiler olmadan, politik zeka ile bilgelik bir arada kullanılmadan ve bu ikisinden sadece birine sahip olan niteliksiz sıradan yöneticiler kenara çekilmeye zorlanmadan, devletlerin hatta tüm insanlığın kötülüklerden kurtulması mümkün değildir. 

Filozoflar başa geçene kadar ne devletler ve bireyler huzur bulabilir ne de kurguladığımız hayali devlet gerçeğe dönüşebilir. Filozoflar makam ve mevki sevdası içinde olmadıkları için de bu göreve en layık olanlardır.

Filozofların durumu şöyledir ki; doğru şekilde yetiştirildiğinde büyüyüp gelişen bir bitki gibidir. Doğru yerleştirildiğinde olgunlaşır ve her türlü erdeme sahip olur. Gelgelelim uygun olmayan bir toprağa ekildiğinde otlar arasında en zararlısı haline gelir. 

Mağara Alegorisi ise Platon'un en çarpıcı benzetmelerinden biridir. Bunun için tıklayın.

Devletin kurucuları olarak bize düşen en parlak dimağları en iyiye ulaşana kadar yükseltmek, yeteri kadar yükselip görmeleri gerekeni gördükten sonra mağaradaki mahkumların arasına inmelerini sağlamaktır. 

Yönetenlerin yönetmeye en az istekli olduğu devlet her zaman en iyi ve en doğru yönetilen devlettir. Yönetmeye can attıkları devlet ise en kötü devlettir.

En iyi yönetim biçimi Aristokrasidir. Sonra Oligarşi, sonra Demokrasi en sonunda ise Tiranlık gelir. Ayrıca bir de Timokrasi vardır ki bu Aristokrasi ile Oligarşi arasındadır. Oligarşi'de zenginler yönetimdedir. Timokrasi'de parayı rahat harcamak için yasalar değiştirilirse Oligarşi'ye geçilir. Oligarşi'de halk kazanırsa Demokrasi'ye geçilir. Demokrasi'de ise tek bir yöneticinin gücü toplaması ile Tiranlığa varan bir yönetime geçilebilir. 

Bir tiran başlangıçta insanlara iyilikler yapar, saygılı davranır, tiran olduğunu inkar etmez, halka sözler verir, borçlarını siler, onlara toprak dağıtır, herkese karşı son derece nazik davranır. İnsanlar bir lidere ihtiyaç duysun diye ona buna savaş açar. Halk vergi ödeye ödeye yoksul düşsün de geçim derdi dışında başka bir şey düşünemesin ister. İnsanlara ve dostlarına bahaneler ile saldırır ve böylece bir tiran sürekli mücadele içinde görünür. Fakat en sonunda popülaritesini yitirmeye başlar. 

Bir yerde zenginlikler ve zenginler ne kadar itibar görürse, erdemler ve erdemli kimseler o kadar küçümsenir. Herkesin para kazanmaya çalıştığı bir devlette en zengin olanlar her zaman düzenden yana en taraf olanlardır.

Platon'un Yasalar Adlı Kitabından Seçmeler

Platon'un Devlet'ten sonra en önemli eserlerinden biri de Yasalar'dır. Burada ideal bir devlet için hangi yasaların olması gerektiğini irdeliyor. Devlet gibi Yasalar da diyalog şeklinde bir anlatıma sahip. Yukarıda da belirtildiği gibi Platon Demokrasi'nin en ideal yönetim biçimi olduğuna inanmıyor. Platon, Mısır ve İtalya gezilerinden sonra Akademia adındaki eğitim kurumunu kuruyor. Burası ilk üniversite olarak kabul ediliyor. 

Yasalar adlı eserinde Platon'dan bazı kesitler ifade edelim...   

İnsanın kendini yenmesi zaferlerin en büyüğüdür. Kendine yenilmek ise yenilgilerin en kötüsüdür. Buradan hareketle kendimize karşı da savaş halindeyiz demektir. Yenilgilerin hazlara ve acılara karşı olanları olabilir. Bunlardan hazlara yenilmek daha kötüdür. 

Dört erdem şunlardan oluşur; Bilgelik, akıl, kanaat ve onlara eşlik eden sevgi ile arzuya saygı göstermektir.

En büyük bilgisizlik bir insanın güzel ve iyi bulduğu bir şeyi sevmeyip nefret etmesi, kötü ve çirkin olanı sevmesidir. Acı, haz ve doğru kanaat arasındaki uyumsuzluğu getiren yegane şey cehalettir. 

İki ana devlet şekli vardır. Biri monarşi, diğeri ise demokrasidir. Monarşi Perslerde, Demokrasi ise Yunanlarda son noktasına ulaşmıştır. 

Bir insandaki büyük güç, bilgelik ve ölçülülükle birleştiğinde en iyi devlet düzeni ve en iyi yasalar ortaya çıkar. 

Birileri yönetimi aldıkları zaman o birileri halkın ya da tiranın daha önceki yönetimini sürdürebilmek için kendilerine yararlı olandan başka yasalar çıkarmaz. Yasaları çıkaranlar, uymayanları suç işlemekle suçlayacaklar ve bu şekilde bir cezalandırma adalet olacak. bir grubun çıkarını düşünenler vatandaş değil ancak taraftar olabilir.

Bir devlet için en iyi nüfus sayısı 5040'tır. 59 adet böleni olduğu için birçok işi kolaylaştırır.

Herhangi bir insan kişisel olarak para veya altın sahibi olamaz, sadece günlük alışverişlerinde para kullanabilir. Bir kimsenin kent dışına çıkması gerekiyorsa bu kimsenin yöneticilerden aldığı onay ile çıkabilmesi gerekir. Ülkeye para ile dönecek olursa bu parayı devlete vermeli ve karşılında ülke içinde geçerli paradan almalıdır. 

Faizle borç verilmeyecek, verilen borcun faizi ve anaparası ödenmeye zorlanmayacaktır.

Hem çok erdemli olmak hem de aşırı zengin olmak imkansızdır. Bunun nedeni haklı ve haksızca elde edilen kazancın sadece haklı yollar ile elde edilenden çok daha fazla olmasıdır. Bir harcamanın güzel ve çirkin olduğuna bakılmaksızın yapıldığı durumlar güzel olandan daha fazladır. Bu anlamda zenginliğin bir sınırı olmalıdır. 

Bir kentte iyi yasalar var ama uygulayacak iyi yöneticiler yoksa o zaman kent yıkımın eşiğine gelebilir. 

En çok oy alan 37 kişi kendileri hakkında inceleme yapıldıktan sonra yönetici olarak belirlenebilir. 

İnsanlar beğendikleri ile değil kentin işine gelecek insanlar ile evlenmelidirler. 

Korkunun ana kaynağı ruhun zayıflığıdır.

İnsanın iyi yaşaması için haksızlık yapmaması ve haksızlığa uğramaması gerekmektedir. İlkini yapmak kolay, ikincisini yapmak zordur. Haksızlığa uğramamak için güçlü olmak ve tam olarak yapabilmek için de erdemli olmak gerekir. 

Bir insan iki iş yapıyorsa hapis, sürgün ve para cezası gibi anlamlı bir ceza almalıdır. Tek bir iş yapmaya zorlanmalıdır. 

Herkes tarafından ruh olarak isimlendirilen aslında "kendiliğinden hareket eden" anlamına gelmektedir. Bu anlamda ruh diğer varlıklardaki değişimin ve hareketin nedenidir. Böyle olunca da daha önceden var olmuş ve gelecekte var olacak tüm nesnelerin ilk ortaya çıkış ilkesidir. Bu durumda ruh yönetir, madde yönetilir. Ruh maddeden daha önce ortaya çıktığına göre eğilimler, istekler, sanılar, düşünceler, hafıza gibi şeyler maddenin uzunluk, boyut vb. özelliklerinden önce ortaya çıkmıştır. 

Yöneticiler hediye almadan görev yapmalıdırlar.

Yasalar koymaktaki en önemli amaç erdeme ulaşmaktır. 

25 Mart 2021 Perşembe

Doing Digital: Lessons from Leaders (Summary)

Dear Friends, I want to summarise the last book of Chris Skinner that is “Doing Digital Lessons from Leaders”. In this book, he is discussing the change happening especially in the banking sector. In addition, he claims that banks are not dump but just challenged. He says, many banks he met with have good middle management and good line of business owners, but they are not structured correctly for the digital age. They have too many silos, too many business owners, too much politics and too little ability. Moreover, they should reinvent those old core systems and build digital bank business model. Plus, he says that the challenge is not easy. This is why most banks are adding digital as a function, a project or a channel to their existing structures, rather than reinventing their business model.




He sees Fintech and bank relationship is like a parent and child relationship. Many banks are starting to collaborate and work with different Fintechs and they are not in competition with them but they are nurturing and feeding different start-ups in order to make them more successful in the future. Fintechs are making banks do what they have always done, but cheaper, faster and better with technology.

There are seven new ways in which finance deliver it by technology is changing the game. These are;

1-    It is real time.

2-    It is all the time and everywhere.

3-  It is seamless. From now on banking should be invisible, frictionless and seamless to everyone. No customer wakes up and says “I need a mortgage”. However, they need a bigger home. The bank in this process is just an enabler.

4-    It is personalised.

5-    It is not only personalised but also predictive.

6-    It is for everyone.

7-    It reaches the unreachable.

There are also five areas of change.

1-    Financial inclusion. The fact that anyone who can get access to a mobile telephone, can now get access to finance is why so many people are getting engaged into trading and transacting.

2-    Financial literacy.

3-    Financial capability for the financial disabled.

4-    Financial wellness overall. For example UK Challenger banks like Monzo and Starling are helping customers to give up gambling by offering a block to prevent their financial accounts accessing anything related to gambling.

5-    There is sustainability and responsible banking. There is a good example of Alipay in China, which is using a gamification in order to make its users decreasing the carbon emission. For instance if you take a bus to work rather than a taxi you get points.

Anyone can start a tech company but very few people can start a bank. Because to start the bank is not simple as opening a tech start-up. We trust the bank because they run under regulation. We trust the utility of the company to keep our money safe.

Banks and Fintechs are creating faster horses but the Bigtechs and the challenger banks are inventing the cars. Every bank is talking about investing billions in technology over the next few years. Some talk about mass lay-offs in the process of digital change, others talk about cost saving in the digital transformation process and a few talk about customers and service. However, the challenger banks start with the customer needs and the customer journey. They design from scratch around customer needs and the customer journey. They have no legacy, no background, no heritage and no mess. However, the banks have plenty of legacy like legacy systems, legacy vendors or legacy staff.

The banks of the future should be like “Lego” banks. The services provided from the banks should be very easily used by the Tech companies to provide service for the customers. However, it will be very difficult for the banks that have a Spaghetti structure.

The banks are dealing money through technology where the Bigtechs are dealing technology through money. However, the Bigtech companies such as Google, Facebook and Amazon do not think about opening a bank. First of all their revenues are depending on the financial community because the banks are advertising through these platforms. In addition, they are serving the financial institutions cloud platforms.

There are five phases of Fintech history:

1- Disruption; between 2005 to 2014.

2- Discussion; between 2014 to 2017. It is a buy or partner relationship.

3- Partnership; between 2017 to 2022. It is the collaboration phase.

4- Integration; between 2022 to 2027. It is the fully integration of Fintech capabilities through APIs through open banking.

5- Renewal; from 2027 and onwards. It is the integration of banking, Fintechs and the Bigtechs.

The executive teams of successful banks are composed of half digital and half bankers. Is it seen in the “digital banking” term that it is partially digital and partially bank. Which means 50% digital and 50% bank. The old guys do not think that the young guys understand financial markets. In contrast, the young guys do not think that the old guys understand technology.

An industrial area company made everything, controlled everything, and distributed everything. However, a digital era company makes nothing, just connects everything.

There is a three-question test for a digital transformation success:

1- The DT is delegated to CDO as a project or handled entirely by the management?

2- The DT is a cohesive, enterprise operation or not?

3- After DT, the bank is developing everything on its own or partner with others?

 

Three objectives for the banks are incompatible. These are; large quantities of customers, great service with high quality and low-cost. Only some internet companies can meet all these goals. For example Amazon.

Without advertising, the customer should find every function on his own in the mobile application. The bank should not depend on any guidance or information for the customer to find the right service in the mobile app. It should be convenient for everyone and the process should be designed subject to the user’s experiences.

Going digital does not mean that the branch network will die soon in the future. Regarding a survey; if the bank has physical presence, it receives 2.5 times more deposit or asset than a place it doesn’t have any physical presence.

Chebanka!, an Italian digital bank, has physical branches. For the bank, having branches has three important reasons. First one is the customer service. The second one is the trust of the clients that they see the branch and the bank physically and they are satisfied with the presence of the bank. Finally, the third one is the marketing. First two serves the needs of the clients but the last one serves the needs of the bank.

The people do not trust the bank or its management team but they trust the manager of the branch. They may know them personally although that is less and less likely in this mobile app internet age. Moreover, the physicality of a bank creates trust. When the 2008 global financial crisis happened, the first thing that the people did was queueing outside to branches to get their money out.

If you engage with the customer in the first place then you can retain the customer in the future. For example, Google founders Sergei Brin and Larry Page has converted a $100,000 check (received from the investor) in Wells Fargo branch so still Wells Fargo is their main bank right now.

If the bank founds a new enterprise whereby they make digital banking, it should run completely separate from the bank with a completely separate management team and a completely separate budget.

In conclusion;

1-    The leadership commitment is crucial,

2-    The banks should have clear principles,

3-    The banks should be customer focused,

4-    The people should be reskilled and retrained,

5-    The organisation should become agile,

6-    The technology and business should come together,

7-    The user experience and the customer is experience is the key,

8-    The banks should learn to co-create with the partners and customers.

I want to close this essay with the quote from Jack Welch. He says that if the rate of the change on the outside exceeds the rate of the change on the inside the end is near.

Thank you for reading.


18 Mart 2021 Perşembe

Büyük Veri İş Başında (Kitap Özeti)

Kıymetli arkadaşlar merhaba, bugün sizlere Büyük Veri İş Başında adlı kitabı özetlemeye çalışacağım. Bernard Marr tarafından yazılmış olan kitap kırk beş işletmenin büyük veriden nasıl değer ürettiğini anlatmayı amaçlıyor. Yazar tarafından daha önce yazılmış olan Veri Stratejisi adlı kitabı da okumuştum. Bu kitabı da herkese tavsiye ederim.

Kitap çarpıcı bir cümle ile başlıyor. Geçtiğimiz iki yıl içerisinde, insanoğlunun önceki tüm tarihi boyunca ürettiğinden daha fazla veri ürettiğimizi söylüyor. Çünkü etrafımızdaki birçok cihaz bizlerin faaliyetlerini izliyor ve onları veriye dönüştürüyor. Son dönemde telefonlarımız akıllı hale geliyor. Bunun yanında akıllı televizyonlarımız, akıllı saatlerimiz, akıllı sayaçlarımız, akıllı su ısıtıcılarımız, buzdolaplarımız, tenis raketlerimiz ve hatta akıllı ampullerimiz var. Bunların hepsi ürettiğimiz verileri toplayıp işlemek üzere bir merkeze gönderiyor. Fakat burada şu gerçek karşımıza çıkıyor. İçgörüye veya bir sonuca dönüştüremediğimiz takdirde büyük verinin çok da fazla önemi olmadığını anlamamız gerekiyor.



Bu kitapta kırk beş şirketin büyük veriden nasıl istifade ettiğini görebilirsiniz. Ben burada sadece gözüme çarpan bazı örnekleri sizlerle paylaşacağım.

Walmart ile başlayalım. Şirket, işletme çapındaki performans göstergelerini izleyen bir sisteme sahip. Bu sistem, göstergeler belli bir seviyeye geldiğinde bir sorun olduğunu anlıyor, otomatik olarak uyarı veriyor ve böylece ilgili ekiplerin veriyi yöneten ekip ile görüşmesini sağlıyor. Bu sayede farklı coğrafi bölgelerde yer alan mağazalar izlenebiliyor. Örneğin bir cadılar bayramında küçük kurabiyelerin hiç satılmadığı fark ediliyor. Böylece bu mağazalardan sorumlu olan satın alma ekibi uyarılıyor ve ürünün raflara hiç konulmadığı fark ediliyor. 

Netflix de kullandığı modellere girdi sağlayabilmek için çok değişik veri setleri kullanıyor. Örneğin; kullanıcıların hangi başlıkları izledikleri, kaç defa durdukları, verdikleri puanlar, hangi zamanda bu içerikleri izledikleri vb... 

Netflix, kullandığı modellerle içeriklerini de zenginleştiriyor. Örneğin House of Cards adlı diziyi kullanıcılarının sevebileceklerini tahmin etmiş, bu nedenle de ilgili dizinin yayın haklarını almıştı. Netflix, içerik önerileri yaparken, kullanıcılarının daha önce bazı sahnelerdeki tepkilerine göre de önerilerini değiştirebiliyor. Örneğin şiddet veya cinsellik içeren bir sahnede kullanıcısı eğer ki bunu kapatmışsa veya ileri almışsa, Netflix benzer bir içeriği bundan sonra kullanıcısına önermiyor.

Londra’daki küçük bir işletme; dükkanına koyduğu sensörler ile kaç kişinin dükkanın önünden geçtiğini, kaç tanesinin vitrin veya sandviç tabelasını bakmak için durduğunu ve kaç tanesinin içeri girdiğini ölçebiliyor. Bu verileri analiz eden şirket hava durumu ile sosis satışları arasında bir korelasyon olduğunu hesaplıyor. Bundan yola çıkarak rüzgârlı bir sonbahar gününde müşterilerine “Geyik eti ve kuru fasulyeye ne dersiniz? Özel sosisimiz ve tarifimiz için içeri buyrun” şeklinde bir iletişim yapıyor. 

Amerikan Olimpiyat Kadın Bisiklet Takımı, büyük veriyi kullanarak sporcuların performansını arttırmaya çalışmıştır. Örneğin bir bisikletçinin bir gece önce düşük sıcaklıkta uyuduğunda idmanda çok daha iyi bir performans gösterdiği anlaşılmış. Bu nedenle kendisine suyla soğutulan bir yatak verilerek vücudunun bütün gece belli bir sıcaklıkta tutulması sağlanmış. Yapılan bu çalışmalarla sporcunun performansı önemli ölçüde iyileştirilmiş.

John Deere adlı traktör firması Myjohndeere.com adında müşterisi olan çiftçilere kendi makinelerine takılı sensörler ile tarladan toplanan verileri girebildikleri ve tüm dünyadaki diğer kullanıcılardan da veri sağlayabildikleri bir portal geliştirmiş. Çiftçiler bu portal ile hangi mahsulü nereye ekeceklerinden ne kadar gübre kullanacaklarına kadar her şey hakkında bilgi sahibi olabiliyor ve buna göre kararlar verebiliyorlar.

İskoçya Kraliyet Bankası da bu kurumlardan bir tanesidir. Bankanın üst düzey bir yöneticisi şöyle bir açıklama yapıyor; “70’lerde bankalar, şubelerindeki personel ve yöneticiler aracılığı ile müşterilerini tek tek tanırlardı. Fakat 80’li yıllarda bankacılık, yeni gelir kaynakları arayışı ile her türlü finans ve sigorta hizmetini müşterilere, ihtiyaçları olsun olmasın satma çabasına dönüşmüştür. Bunun sonucunda da kişisel ilişki ortadan kalkmıştır. Günümüzde ise müşterimiz hakkında çok fazla bilgiye sahibiz ve bu veriyi kullanmaya yeni başladık. Büyük veri sayesinde müşteriye özel ürün veya hizmet önerilerinde bulunabiliyor, bu sebeple de daha yüksek bir geri dönüş sağlayabiliyoruz.”

ABD Göçmenlik ve Gümrük Kurumu, geliştirmiş oldukları Avatar ile herhangi bir kişinin yüzünü ve beden dilini denetleyerek, kişinin şüpheli bir hareketini tespit edebiliyor. Sanal bir yüze ve sese sahip olan Avatar, çeşitli sorular soruyor, incelenen kişi bunlara cevap veriyor ve ses tonundaki dalgalanmalar ise sistem tarafından denetleniyor. Sistem kullanıldıkça daha fazla şey öğreniyor, böylece bu sistem kendi kendini eğitmiş oluyor.

Airbnb, Aerosolve denilen bir algoritma kullanıyor. Müşteriler tarafından girilen bilgiler ile oda fiyatları değişebiliyor. Örneğin bir kayıt çok fazla yoruma sahipse, müşteriler ona daha fazla ödemeye istekli oluyor. Tüm bu veriler, ev sahiplerinin en uygun fiyatı belirlemelerine yardımcı oluyor.

Eğlence firması olan Caesars da büyük veriyi kullanıyor. Örneğin yüksek bir yaşam boyu değerine sahip bir oyuncunun masasında kötü bir gece geçirdiği görülürse, temsilciler devreye giriyor ve ücretsiz yiyecek ile içecek ya da bir gösteri bileti teklif ediyorlar. 

Jan Hancock adındaki sigorta şirketi, Fitbit cihazı kullanan sigortalılara indirim sağlıyor. Sigorta sahipleri Fitbit vasıtasıyla verilerini şirket ile paylaşıyor ve karşılığında fiziksel aktiviteleri ya da diyetleri ile ilgili ödüller alabiliyorlar. Bunun yanında BP Amerika da çalışanlarının sağlığını ve faaliyetlerini onların izni ile takip edebiliyor.

Ralph Loren de büyük veri dünyasında aktif bir rol üstleniyor. Firma Polotech adını verdiği tişört ürünü ile günlük müşterilerinden profesyonel sporculara kadar birçok kullanıcının sağlığını ve yaşam kalitesini geliştirmeye çalışıyor. Tişörtün içinde yer alan gümüş ipliklere bağlı sensörler, giyen kişinin hareket verilerini, kalp ve solunum hızını, atılan adımları ve yakılan kalori miktarını kaydediyor.

Autodesk firması ise yukarıda anlatılan analitik yeteneklere sahip olmayan firmalar için bu hizmeti SAAS modeli üzerinden bulut tabanlı olarak veriyor. Böylece şirketler Autodesk ile verilerini paylaşıp, bunları kendileri adına izlemesini, içgörü çıkarmasını ve kendileri ile paylaşmasını talep ediyorlar. 

Londra toplu taşıma şirketi olan Transport for London (TfL), insanların hangi rotaları kullandıkları konusunda bilgi edinip, bu bilgiler ile istasyonlardaki olağan dışı durumları kullanıcılar ile paylaşıyor. Böylece onlara sadece TfL kapsamında olmayan farklı alternatifler de önerebiliyor.

Kaggle bir kitle kaynak veri analizi yarışması platformudur. Şirketler veri problemlerini getirir ve Kaggle’ın veri bilimcileri en iyi çözüm için yarışır. Bunun karşılığında da ödül alırlar.

Kitapta toplam kırk beş firmanın veriyi nasıl kullandığı yer alıyor. Yukarıda yazdıklarım içlerinden sadece seçtiğim birkaç örnektir. O sebeple kitabı alır ve okursanız eminim çok daha faydalı olacaktır. 

Hepinize iyi okumalar dilerim.