21 Şubat 2021 Pazar

Bir Sibergüvenlik Hikayesi

 II.Dünya Savaşı’nın sonlarına yaklaşılıyordu. Almanlar’ın, Londra’yı bombalayan V2 roketlerinin geliştirilmesinden sorumlu ekibi 2 Mayıs 1945’te teslim olmayı kabul etmişti. Bu V2 mühendisleri ABD'ye götürüldü ve 20.yy ortalarında yaşanan uzay yarışına ciddi katkılarda bulundular. 

Amerikalıların, bir yandan Nazi Partisi'yle ilişkileri ortaya çıkmadan bu parlak beyinleri Amerika'ya götürmenin yolunu bulmaları bir yandan da V2 roketlerinin nasıl geliştirildiğini ortaya çıkarmaları gerekiyordu. Buradaki mühendislik tecrübelerinden faydalanabilmeleri için onları sökmeleri, paketlemeleri ve devasa miktardaki V2 parçalarını ABD'ye götürüp kopyalamaları gerekiyordu. 

Sökülmüş parçaları 40 vagonlu trenlere yüklediler ve 9 gün boyunca durmadan Mittelwerk'ten Antwerp'e taşıdılar. Sonuncu tren de 31 Mayıs'ta Hollanda'ya geldiğinde roket parçaları 16 Liberty gemisine yüklendi ve New Orleans'a doğru yola çıktı. O gemilerdeki roket parçaları Birleşik Devletler'in gelecekteki uzay keşifleri ve NASA için ilk adım oldu. 

Şimdi bir başka olaya bakalım. 

2014'te Çin, J31 "Gyrfalcon" adını verdiği hayalet uçağını duyurdu. Bu yeni savaş uçağının tasarımı, şüphe uyandıracak derecede Pentagon yüklenicileri tarafından geliştirilmiş JSF’ye benziyordu. JSF tüm dünyada üretilmekte olan en ileri savaş uçağı ve en pahalı silah sistemi olarak biliniyor. Bu durum, Çin’in bu bilgileri sızdırdığı konusunda suçlanmasına sebep oldu. Çinli hackerların Pentagon ve yüklenicilerindeki gizli bilgileri ele geçirip geçirmedikleri üzerine birçok inceleme yapıldı ama kesin bir sonuca ulaşılamadı. 

Gelinen son noktada 1945 yılında V2 roketlerinin kopyalanması haftalar almıştı. 2014’de ise çok daha büyük bir sızıntı sadece bir bilgisayar ve kötü niyetli yazılımla yapılabilir hale geldi. Bu durum  sibergüvenlik konusunun günümüzde ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bu konu sadece bireysel verilerimizin güvenliği ile sınırlı değil, şirketlerin hatta devletlerin bile tehdit altında olduğu söylenebilir. 

Amir Hussain, “Duyarlı Makine Yapay Zekanın Olgunluk Çağı” kitabından alınmıştır.



12 Ocak 2021 Salı

2017 Cambridge Analytica Skandalı

Whatsapp’ın kullanıcı verilerini ticari amaçlar için izin istemesi ile tüm dünya çapında Whatsapp’a karşı büyük bir tepki oluştu. İnsanlar verilerinin bu şekilde kullanılmasını istemiyorlardı. Aslında işin ne boyutlara varacağı hakkında endişeleri vardı. Bir de şirketin sahibi Facebook firmasının 2017 yılında yaşamış olduğu Cambridge Analytica skandalı halen hafızalarda.

2019 yılında vizyona giren Great Hack ve 2020 yılında izleyici ile buluşan Social Dilemma filmleri bu konuyu ele alıyor. Temel soru şu; verilerimiz ile neler yapılıyor?

Şimdi bu konulara biraz daha yakından bakalım.

Cambridge Analytica bir veri şirketi. Şirket, insanların sosyal medyada yer alan verilerinden yola çıkarak kullandıkları analitik modeller ile kullanıcıların siyasi eğilimlerini anlamaya çalışıyordu. Şirket, insanların tercihlerini değiştirmesini veya oy vermeyecek olanların oy vermesini sağlamaya gayret ediyordu.

Böyle tanımlandığında veriden yola çıkarak bir kampanya politikası izlendiği anlaşılıyor. Masum gibi görünüyor ama aslında öyle mi?

Buradaki en çarpıcı konulardan biri, insanların 5.000 ayrı veri noktasından izlenmesidir. Facebook üzerinden insanların beğenilerini izleyerek veri toplamışlar. Bunun sonrasında tercihini değiştirebileceklerine inandıkları insanlara farklı sosyal medya platformlarında özel kampanyalar tasarlamışlar. Onların kişisel yargılarını seçim davranışına dönüştürmeye çalışmışlar.

Verilerinin kullanılmasına izin veren insanları değil onların tüm arkadaşları ile birlikte yaklaşık 50 milyon ABD vatandaşının verisini toplamışlar.

Peki, bunu nasıl bir süreç ile gerçekleştirmişler? 

Cambridge Üniversitesi'nde bir veri bilimcisi olan Aleksandr Kogan, buisyourdigitallife adında bir uygulama geliştirdi. Uygulamayı Cambridge Analytica'ya verdi. Cambridge Analytica, birkaç yüz bin Facebook kullanıcısından yalnızca akademik kullanım için bir anketi tamamlamasını istedi. Ancak Facebook'un tasarımı bu uygulamayı yalnızca ankete katılmayı kabul eden kişilerin kişisel bilgilerini değil, aynı zamanda bu kullanıcıların Facebook sosyal ağındaki tüm kişilerin kişisel bilgilerini de toplamasına izin verdi. Bu şekilde Cambridge Analytica, 50 milyon Facebook kullanıcısı hakkında veri topladı.

Peki, bunları nerede kullanmışlar?

Ted Cruz’un 2015 yılındaki kampanyası, 2016 yılındaki Brexit oylaması ve 2016 yılındaki Amerikan seçimleri en öne çıkan uygulamalar.

Tam olarak neler oldu? Kayıtsız kalanların oy vermesini sağladılar. İnsanların eyleme geçmelerini sağlayacak nedenleri bulup onların psikolojilerine oynayıp, kampanyanın hedeflerine göre tercihlerini yapmalarını sağlamışlar. Böylece bir anlamda oy verenlerin seçim özgürlüklerine müdahalede bulunmuşlar.

Kaynaklarının çoğunu kararlarını değiştirebileceklerine harcamışlar. Bu insanlara özel videolar, yazılar vb hazırlamışlar. Daha sonra da kararı değiştirmiş mi diye bakmışlar. Bir post gönderip beğenip beğenmediğini kontrol etmişler.

İnsanlar bu olay ortaya çıkınca, kendileri üzerinde yapılanları kabul edememişler. Çünkü siyasi tercihlerinin değiştirildiğine inanamamışlar. Demokrasinin böylece yara almasını akılları almamış.

Sadece ABD mi? Trinidad ve Tobago’da kampanya yapıp oy verme demişler. Litvanya, Gana, Malezya, Nijerya gibi yerlerde de çalışmışlar. Dünyanın birçok ülkesinde analitik çalışmalar ile kampanyalar düzenlemişler. Rusya’nın ABD’nin içerisindeki çeşitli gösteri ve olayları arttırmak için Cambridge Analytica'yı kullandığı iddiası bile ortaya atılmış.

Kampanyadan sonra Facebook verilerini sileceklerini söylemişler ama silmemişler.

Great Hack filminde şöyle bir anektod vardı. Savaşmanın iki yolu vardır. Ya askeri operasyon yaparsın ya da karşı tarafın liderinin iyi olmadığına onları inandırırsın.

Burada şöyle bir hikayeyi de aktarmadan geçemeyeceğim.

Cengiz Han yaklaşan ordusunun önünde bazı casusları düşman devletlerin şehirlerine gönderirdi. Sıradan köylüler gibi giyinen bu casuslar, sessizce düşman kamplarına sızar ve oranın liderine bağlılıklarını sunarlardı. Bir kez Han’ın düşmanları tarafından kabul edildiler mi, Han’ın ordusunun büyüklüğü, yenilmezliği ve gücü hakkında etrafta ürkütücü öyküler yayarlardı. Bu öyküleri dinleyen askerler ve komutanlar Cengiz Han’a teslim olmaktan başka çareleri olmadığını düşünürdü. Han da savaşmadan zafer kazanmış olurdu. Bu firmanın yaptığı da aslında buydu. İnsanların arasında söylenti yayarak kendi liderlerine olan güvenin azalmasına sebep oluyorlar ve ülke içerisinde kargaşa çıkmasına ortam hazırlıyorlardı.

Bu ve buna benzer işler gösteriyor ki eğer bir uygulamayı ücretsiz kullanıyorsanız o zaman ürün sizsiniz. Bunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor. 

7 Ocak 2021 Perşembe

“İşte Pazarlama” Adlı Kitap Özeti

Merhaba arkadaşlar,

Bugün sizlere Seth Godin tarafından kaleme alınmış “İşte Pazarlama” (This is Marketing) adlı kitapta gözüme çarpanları özetlemeye çalışacağım.


Yazar kitaba pazarlamanın günümüz insanlarının düşündüğünden farklı bir kavram olduğu gerçeğiyle başlıyor. Çoğu insan marka ne kadar büyük, piyasa payı ne kadar, kaç takipçisi var gibi konuları önemsiyor. Oysa insanlarda olumlu değişiklikler yapmak, gurur duyabileceğimiz işler ortaya çıkarmak pazarlamanın asıl kullanılması gereken alandır diyebiliriz.

Pazarlama değişimi yaratma sanatı. Sadece bu yeterli değil. Bir insanı değiştirene dek gerçek bir etki bırakamamışsınızdır. Örneğin patronunuzun fikrini değiştirebildiniz mi? Ürününüzün talebini değiştirebildiniz mi? İşte bunlar gerçekleşmedikçe gerçek bir pazarlama yapmış değilsiniz. Pazarlama yaşanabilecek en büyük tutkulardan biri. Olumlu değişim yaratma işi. Pazarlama bir insanın bir problemi çözmesine cömertçe yardım etmektir. Kültürü olumlu yönde değiştirme şansıdır.

Pazarlama ile reklam birbirine karıştırılır. Oysa reklamlar işe yarar hikayeler kurgulamamızı önleyen bir tuzaktır. Bu nedenle reklamcı değil de pazarlamacı olmamız gerekir. Bu da başkalarının gördüklerini görebilmemizi sağlar. Diğer gruplarla aynı hizaya gelmeliyiz. Yayılacak fikirler üretmeliyiz. Pazar odaklı, yoğun bir çalışma içine girmek ve pazarla çalışmak zorundayız.

Kısa vadeli düşünen, karlarını olabildiğince yükseltmek isteyen bir dolandırıcı utanmaz olmaktan gocunmaz. Çöp mesajlar atmak, kandırmak, zorlamak… Fakat bunlar artık hiç işe yaramıyor fakat halen birçok firma en doğru insanları nasıl rahatsız edeceğinizi size anlatıyor.

Gerçek pazarlama ise müşterilerimizin dünya görüşlerini ve arzularını anlayıp onlarla iletişim kurmaktan ibarettir. Yokken özlenmeye, bize güvenen insanları bizden beklediklerinden fazlasını sunmaya odaklanır. Kurban değil gönüllüler ister.

İnsanları sıradan şeyler satmak için dikkatlerini parayla satın almak gibi kestirme yollar yerine insanların nasıl hayaller kurduklarını, kararlar verdiklerini ve davranışlarda bulunduklarını gözlemleyebiliriz. Bizi pazarlamacı yapan asıl şey onların kendilerinin daha iyi, aslında olmak istedikleri insana ulaşabilmek için onlara yardım etmektir.

Pazarlamanın birkaç adımı vardır:

Önce yapmaya değer, anlatacak bir hikayesi olan ve karşımızdakini anlatmaya değer bir katkı sağlayacak bir ürün üretmek. Daha sonra olabilecek en küçük pazarın rüyalarına uygun bir hikaye anlatmak. Bir sonraki adımda haberin yayılmasını sağlamak. En son adımda ise müşterilerimiz ile iletişime devam etmek.

Şu unutulmamalıdır ki, yayılan fikirler kazanırlar. Pazarlamacılar müşterilerini şirketlerinin problemini çözmek için kullanmamalılar. Müşterilerinin problemlerini çözmek için pazarlamayı kullanmalılar.

Müşteriler aslında ürünlerimizi veya hizmetimizi istemiyor. Onlar kendilerine yaşattığımız ve hissettikleri deneyimi istiyor. Bu konuda kitapta güzel bir hikaye var. Linkedin’den geçen gün paylaşmıştım. Buraya linkini koyuyorum. https://www.linkedin.com/posts/drokanacar_pazarlama-marketing-insight-activity-6749407770119819264-voqG

Bir başka örneği de köpek mamasından verebiliriz. Aslında köpek maması köpek sahipleri içindir. Köpeklerin onlara sadakat ve sevgi göstermeleri karşılığında onlarla ilgilenebiliyor olmanın, lüks bir mal almanın ve bunu paylaşabilmenin verdiği haz için. Para da bu şekilde işler. 20 dolarlık banknotlar aslında bir mana ifade etmezler. Uğruna çalıştığımız şey onlarla alabileceklerimizdir.

Yetkili pazarlamacılar işlerine çözümle yani onları diğer herkesten akıllı kılan şeyle başlamazlar. Onun yerine hizmet ettikleri grupla, çözmek istedikleri bir sorunla veya yaratmak istedikleri farkla başlatırlar. İnsanların ne istediklerini soracak olursan aradığın cevabı büyük ihtimalle bulamazsın. Bu şekilde çığır açan bir buluş yapamayacağın kesin. Görevimiz insanları izleyip hayallerinin ne olduğunu çözmek ve bu hissi onları verebilecek bir şekilde muamele etmektir.

İnsanlar beyaz bir deri cüzdan istediklerine karar verebilirler ama bunu beyaz olduğu veya deri olduğu için istemezler. Cüzdanın onları vereceği his için isterler. Satın aldıkları şey aslında bu: bir cüzdan değil, bir his. Cüzdanı yapmaya vakit ayırmadan önce o hissin ne olduğunu saptamamız gerekir. İnsanlar çeşitli duygular yaşarlar. Korkarlar, rahatlarlar, hevesli olurlar, gerilirler, strese girerler, endişelenirler, severler, kaygılanırlar vb. İşte bu hisleri yaşamalarını sağlayacak olan veya olumsuz hisleri ortadan kaldırmaya yardımcı olacak bir hikaye ile pazarlamacılar insanlara yaklaşırlarsa genellikle başarılı olurlar.

Çoğumuz için zihnimizde şu soru vardır: Benim gibi insanlar bunu yaparlar mı? 

Sıra dışı bir davranış benimsediğimiz de, kitlelerin genellikle yapmadıkları bir şey yaptığımızda bile aslında kitlelerce dışlanan kişilerle aynı hizaya geçmekteyiz. Verdiğimiz kararları bir baloncuğun içinde vermiyoruz. Daha ziyade toplumumuzu nasıl algıladığımıza göre veriyoruz. Yani 700 dolarlık bir Puset alıyorsak bunu bilinçli olarak yapıyoruz. Kullandığımız arabadan, diş fırçamıza kadar bizim gibi insanların tercihlerini önemsiyoruz. Bu da pazarlamacıları şuraya götürüyor: "Biz"i tanımlamak. Bu sebeple işe bizimle başlamalıyız.

Diğer taraftan insanların bir şeyleri kaçırıyoruz duygusu da oldukça önemlidir. Örneğin bir mobil uygulama arkadaş çevreniz tarafından yaygınca kullanılıyorsa, o zaman siz de bu konuda bir fikir elde etmek için ilgili uygulamayı mutlaka kullanırsınız. Netflix’te o günün en fazla izlenen filmlerine göz gezdirir bunlardan birini izleyebilir miyim diye düşünürsünüz. Çünkü insanlar kendileri gibi olan başka insanların veya statü olarak kendilerinin üzerinde gördükleri insanların değerlerine ve tercihlerine önem verirler. Bir gün o konu hakkında bir konuşma geçerse yabancı kalmak istemezler. 

Kitap genel olarak anlatım noktasında çok iyi sayılmaz. Öbür taraftan içinde çok değerli bilgiler olduğunu düşünüyorum. Ben bunların bir kısmını sizin için özetlemeye çalıştım. Eğer kitabı edinirseniz inanıyorum çok daha fazlasına erişebilirsiniz.