19 Kasım 2016 Cumartesi

Bankacılık Hikayeleri -20- Kriz Zamanlarında Bankacılık

Merhaba sevgili okurlar,

Bugün sizlere kriz zamanında bir bankacının karşılaşabileceği bazı durumları yazmak istiyorum. Özellikle iç veya dış, ekonomik veya siyasi, jeolojik veya meteorolojik bir çok etkene oldukça açık olan, bu sebeplerle de sürekli istim üzerinde olan bir ülkede yaşadığımız için sanıyorum kriz zamanlarında bir bankacının başına neler gelir sorusu her zaman merak edilir olmuştur.

Öncelikle kriz zamanlarında bir bankanın nasıl hareket ettiğinden ziyade ileride oluşabilecek bir krizden önce bugünden bir banka neler yapıyor ona bakmak daha mantıklı olurdu. Fakat bu yazımın konusu o değil.

Bilindiği gibi kriz zamanlarında müşterilerde bir stres birikmektedir. Bu stres öyle bir hale gelir ki paralarını kurtarma içgüdüsü ile o zamana kadar o bankada ne kazandıklarına bakmaksızın, paralarının vadelerini bile beklemeden mevduatlarını çekmeye çalışırlar. Bir müşteri, iki müşteri derken bu iş büyümeye başlar. Eğer banka bu para çekme taleplerine yanıt veremez, para çekimi için bazı kısıtlamalar koyar (ATM limitlerini düşürmek gibi) veya ileriki bir güne randevu vermeye başlarsa, hatta daha da kötüsü vadesinden önce paranızı veremem gibi ifadeler kurarsa bu konu kulaktan kulağa yayılır ve sonunda bankaya büyük bir müşteri akını başlar. 

Bu tarz bir ortamda insanların paralarını hiç bir tereddüte mahal vermeksizin, en kısa zamanda ödemek gerekir. Kriz dönemleri göstermiştir ki müşteriler paralarını özel bankalardan çekip kamu bankalarına götürmektedir. Bu konu bu sebeple özel bankalar için daha da önemli hale gelmektedir. 

Bununla ilgili aklıma gelen şu olayları anlatmadan geçemeyeceğim. 2001 krizi zamanları herkes endişeli şekilde bankalardaki paralarını almaya gidiyor. O zamanın küçük ama şimdilerde orta büyüklükte olan özel bir bankaya müşterinin teki gelir ve parasını çekmek ister. Şube müdürü bunu yapabileceğini ama yapması durumunda vadesinin bozulacağını ve elde ettiği getiriden olacağını ifade eder. Müşteri ısrar eder, bunun üzerine kasadaki paralar getirilir ve adamın önüne konulur. Müşteri bunları görünce sorar "bunlar benim paralarım mı?" şube müdürü "evet sizin paranız"diye karşılık verir. Adam emin olamaz ve "ben şimdi bunları alıp gidebilir miyim?" Diye sorar. Şube müdürü "elbette" diye karşılık verince, adam çok ilginç bir şey yapar ve paraların kendi hesabına tekrar yatırılmasını ister. Bunun üzerine şube müdürü en baştan hesap açmaları gerektiğini ifade eder. Adam bunun önemli olmadığını söyler ve yeni bir vadeli hesap açar.

Bir başka örnekte de yine bir müşteri şubeye gelip parasını çekmek ister, o özel bankada parası kendisine çok kısa zamanda ödenir. Daha sonra müşteri hemen yan taraftaki bir kamu bankasına gider. Bu kamu bankasına parayı yatırır, 2 gün sonra bu paranın bir kısmına ihtiyacı olur ve bankaya parayı çekmek istediğini söyleyince 4 gün sonraya gün verilir. Müşteri bundan çok rahatsız olur, 4 gün sonra parasının tamamını ister ve ilk bankasına geri götürür. 

Bir başka örnekte de müşteri bankayı arar ve bir kısım parasını hemen çekip çekemeyeceğini sorar. Şube müdürü isterse tamamını hemen verebileceğini belirtir. Bunun üzerine müşteri teşekkür eder ama hiç para çekmez. 

İşte sevgili dostlar kriz ortamlarında bir bankacı böyle rahat olmalıdır. Bu rahatlık gerçi bankasının duruşu ile de alakalıdır. Bankanın yapısı zaten buna uygunsa şube çalışanlarına düşen bankanın ne kadar sağlam olduğunu belirtircesine müşteri taleplerine en kısa zamanda karşılık vermektir. 

İyi günler diliyorum 

25 Eylül 2016 Pazar

Bankacılık Hikayeleri -19- Şube Müdürü Kimdir?

Kıymetli okuyucular merhaba, 

Geçenlerde bir sohbet esnasında bir şube müdürü arkadaşımın eşinin "aman çok da önemli bir iş yapıyorsun sanki" dediğini duyunca dayanamadım, kendisine "biliyor musun eşin şu anda en az 100 milyon TL varlık yönetiyor. Bugün birçok işletmenin bu kadar varlığı yok" dedim. Sonra baktı, bir şey demedi, sanıyorum demek istediğimi anladı.

Evet dostlar, şube müdürü deyip geçmeyin. Belki de dünyanın en zor işlerinden birini yapıyorlar. Ayrıca birçok şapkayı da beraberlerinde taşıyorlar. Peki bu şapkalar neler? İsterseniz bu şapkaların bir kısmından bahsedelim...

Her şube müdürü birer satış profesyonelidir. Özellikle ikna ve müzakere becerileri ile müşterilerini bankaya kazandırmaya çalışır. Müşterilerine yalan söylemeden dürüstçe neden bu banka ile çalışmaları gerektiğini ifade ederler. Bankanın olumlu yönlerini anlatır, müşterinin banka ile çalışmaması durumunda ileride ne tür risklerin kendisini beklediğini söylerler. Burada kesinlikle rakipleri kötülemez, etik olmayan bir ilişkiye girmezler.

Her şube müdürü aynı zamanda bir insan kaynakları yöneticisidir. Tüm şubenin çalışanlarının birinci başvuru makamı, dertlerini dinleyen, onları zaman zaman teskin eden, zaman zaman coşkularını paylaşan, gerektiğinde tebrik edip gerektiğinde uyaran insanlardır, şube müdürleri. Bu kadar da değil; çalışanların kariyer yollarını tartıştıkları ilk insanlar da şube müdürleridir. Şube müdürleri ile gelecek planları yaparlar, onları bir ağabeyleri olarak görüp tavsiyelerini alırlar.

Bunun yanında şube müdürleri risk analistleridir. Kendilerinden kredi isteyen firmaların bu krediyi geri ödeyip ödeyemeyecekleri noktasında değerleme yaparlar. Burada hem ekonominin genel durumunu hem firmanın içinde bulunduğu sektörün durumunu hem de firmanın kendi iç yapısını değerlendirirler. Firmaya sadece rakamları üzerinden bakmaz ortakların tecrübesi, sektördeki geçmişleri, evvelki ödeme performanslarını ölçer ve buna göre kararlar verirler.

Peki başka ne şapkası vardır müdürlerin? Şube müdürleri mahallenin danışmanları hatta kanaat önderleridir. Esnaf bir işe girmeden önce gelir şube müdürlerinin fikrini sorar. Yatırımlarını güvendikleri şube müdürleri ile paylaşır ve görüşlerini alır. Bir spor müsabakası varsa şube müdürünün takımla konuşmasını ister mahalleli. Serseri bir oğlu olan, şube müdürüne getirir, "sen buna bir akıl ver müdür bey" diye tavsiyeleri alınır müdürlerin. Gayrimenkul almak isteyen müdüre gelip "ne dersin burası bu fiyat eder mi?" Diye sorar. Hele eski müdürler bir de küçük yerlerde görev yapıyorlarsa oranın protokolünde yer alırlar. Kaymakam, muhtar, komutan gibi şube müdürü de önemli bir adamdır.

Daha başka var mı? Var... her şube müdürü bir gayrimenkul eksperidir. Bir gayrimenkul satın alınacağı zaman insanlara yol gösterir. Tapu işlemlerinden, gayrimenkulün niteliğine, tapudaki işlem süreçlerinden gayrimenkulün satılıp satılamayacağına dair ya bilgisi ya da öngörüsü vardır. İnsanlar hangi gayrimenkule ne kadar kredi çıkar sorusunun cevabını da şube müdürlerinden alırlar. 

Peki şube müdürlerine ekonomistlerdir desek yanlış mı yapmış oluruz? Her şube müdürü piyasaları yorumlayabilen ve bazı öngörüler ile tespitlerde bulunabilen kendi çapında birer ekonomisttir. Güncel gelişmeleri takip ederken şubesinin yoğunlaştığı sektörlerin yeni ekonomik gelişmelerden nasıl etkilenebileceğine yönelik öngörülerde bulunur. Kendisine sorulduğunda çeşitli yatırım ürünleri üzerine bazı analizler yapar ve karşı tarafa yatırım danışmanlığı seviyesinde olmadan görüşlerini paylaşır. Müşterileri belli yatırımlara direkt olarak yönlendirmez ama müşterilerin yapacakları veya yaptıkları yatırımlar ile ilgili düşüncelerini paylaşır. 

Şube müdürleri önemli birer tahsilatçıdır. Zora girmiş firmalardan olan alacakları tahsil etmek için bu firmalarla görüşmeler gerçekleştirir. Onlarla uzlaşı sağlanması noktasında adımlar atar ve banka alacaklarının sonuna kadar tahsil edilmesi ile ilgili planlar sunar. 

Şube müdürleri aynı zamanda birer eğitmendir. Ekiplerinde göreve başlayan veya sonradan şubesine katılan insanlara hem bankacılık hem de insan ilişkileri noktasında eğitimler verir. Bu eğitimler her zaman kağıt kalemle olmaz. Bazen bir müşteri görüşmesi, bazen bir sorun çözümü, bazen de ekibi toplayıp bir konu anlattığı öğlen arası eğitimler hep ekiplerin öğrenmesine fırsat verir. Şube müdürleri aynı zamanda ekiplerinin gelişimini izler, onlara koçluk yapar, hatalarını insanları kırmadan anlatır.

Şube müdürlüğü zor iştir dostlar. Aynı zamanda zevklidir de... Şubesi müdürün özel alanıdır, yetkileri çerçevesinde kararları kendi verir, inisiyatif alır, sorun çözer, ürün satar, kar etmeye çalışır. Tüm bunları yaparken de ahlaki ve etik değerlerden uzaklaşmaz. 

Önemli bir iş başardığında ekibin kahramanıdır. Başarısızlığa uğradığında ise sorumluluğu üstlenir. Şubesinde ne sorun çıksa, ne yanlış yapılsa "ben yapmadım, bilmiyorum" diyemez.

Bazı geceler uzundur, bir türlü sabah olmaz. Çünkü ertesi gün önemli bir işi vardır. Kredi kullandırılacaktır, tahsilat yapılacaktır, ya da önemli bir toplantısı vardır. Gece uyurken veya uyumaya çalışırken o işi bilinç altında defalarca çözer. Bazı geceler uykusu kaçar evde sakin bir köşeye geçip düşünceye dalar.

İşten eve iş getirir. Çoğunlukla bu işler beynindedir. İşi işte bitiremez, çünkü müşterisi her zaman arayabilir. Hafta sonu, bayram, tatil dinlemez müşteri.  

Evet dostlar, özellikle şube müdürleri... işte siz böyle önemli insanlarsınız. Önemli bir büyüklük yönetip birçok insanın ihtiyaçlarını karşılıyorsunuz. Yeni bankacılar yetiştirip onların ekmek yemesine imkan veriyorsunuz. Kendinizi böyle görün, gücünüzün farkına varın...

Sevgiler, başarılar

16 Ağustos 2016 Salı

Bankacılık Hikayeleri - 18 - Şanssız Bankacı

Merhaba dostlar, 

Bugün sizlere kariyerimin hemen başında tanıştığım bir bankacı ağabeyimizden bahsetmek istiyorum. 

Kariyerimin ilk zamanlarında MT olarak işe başladığımız için yoğun bir eğitimden geçiyorduk. Yaklaşık 3-4 ay süren, içinde bazı zamanlar şube stajı yaptığımız eğitim sürecinden 1 yıl kadar geçtikten sonra tekrar eğitime çağrılmış ve idari takip ile ilgili bir programa dahil edilmiştik.

Bu eğitimi veren ağabeyimiz emekliliğine yaklaşmıştı. Bize hayat hikayesini anlattı. Bundan sonrasını size aynen aktarıyorum.

"Çocuklar bankacılığa Hisar Bankta başladım, bir süre çalıştıktan sonra 1983 yılında banka Ziraat Bankasına devroldu. Bundan sonra Türk Ticaret Bankasında görev yapmaya başladım. Bir süre çalıştıktan sonra 1997 yılında TMSF ye devroldu. Daha sonra Demirbanka girdim. Demirbank da geçen sene fona devroldu. 
"
Sonra hep beraber "aman hocam Pamukbank a bir şey olmasın" dedik. 

Hocamız " yok çocuklar bu zamana kadar bir talihsizliktir yaşadım. Artık bitti" 

İçimizden bir "acaba" diye geçmişti. Endişeliydik ama bir şanssızlıktır olmuştur dedik. Daha sonra 1 yıl kadar geçti ve Pamukbank 2002 yılının haziranında fona devroldu.

Sonradan öğrendik ki ağabeyimiz emekli olmuş. Ne diyelim Türk Bankacılığı kazandı 😀

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Bankacılık Hikayeleri - 17 - Temerküz Şubesi

Merhaba sevgili okurlarım,

Bugün sizlere bir müşterinin başından geçen bir olayı anlatacağım. Tüm bankacılar temerküz şubesi kavramını çok iyi bilirler. Buna göre temerküz şube belli bir operasyonun merkezileştirildiği şube anlamına gelmektedir. Mesela bir fatura kurumunun ödemeleri alınacaksa bu her şubeden alınabilir ama tüm operasyonun birleştirildiği yer fatura kurumunun hesabının olduğu temerküz şubedir. Bir diğer örnek de TOKİ satışlarının yapılması durumunda TOKİ kendine bir temerküz şube seçer ve tüm operasyonel işler burada merkezileştirilir. Örneğin sözleşmeler burada tutulur. Ödemeler bu şubede açılan hesaba yatırılır. 

Neyse konumuza gelelim. Bir gün TOKİ den konut satın almak isteyen bir vatandaşımız internetten şartlara bakarken ödemelerin Temerküz Şubesine yapılacağını öğrenir. Bunun akabinde internetten temerküz ilçesini aramaya başlar. Çünkü müşteri temerküz şubesi ifadesini görünce bunu bir ilçe zanneder. Daha sonra gelip bankacı tanıdığına bunu sorduğunda yaptığı hatayı anlar ama iş işten geçmiştir. Karşısında bu olaya gülen insanlar bulacaktır.

Sevgiler

4 Ağustos 2016 Perşembe

Bankacılık Hikayeleri - 16 - Bir İkram Görevlisinin Şubeye Faydası


Sevgili okurlar merhaba,

Bugün bir ikram görevlisinin bir şubenin kaderini nasıl etkileyebileceğinden bahsetmek istiyorum. Birçoğumuz şubede çalışan güvenlik görevlilerinin ve ikram personelinin şube performansı üzerinde önemli bir etkilerinin olmadığını düşünmektedir. Oysa müşteri şubeden içeriye girdiğinde ilk defa gördüğü kişi güvenlik görevlisi, sonra kendisine ikramda bulunan da bir ikram görevlisidir.

Bir bankanın Anadolu şubelerinden birinde bir çaycı işini zevk alarak yapıyor, şubeye gelen insanlara sadece kendisine ait olan bir Türk kahvesi ikram ediyormuş. Bunu yaparak insanları mutlu etmeye çalışıyor ve bundan dolayı da çok memnun oluyormuş.

Küçük bir Anadolu kentinde geçen bir olay olduğu için her gelen bir arkadaşına bunu anlatıp yanında tekrar şubeye getiriyor ve çaycının kendine has Türk kahvesinden istiyorlarmış. Gel zaman git zaman bu şehirde herkes çaycıyı tanır hale gelmiş. Şube müdürünün başından müşteri eksilmiyormuş. Müşteriler hallerinden memnun, şube de yeni müşteriler bulmaktan dolayı oldukça iyi performans sergiliyormuş.

Bu böylece devam edip gitmiş, halen o kentteki şube kentin en başarılı şubelerinden biridir. Çaycısı da işini zevk ile yapmaya devam ediyor.

Bu arada çaycıyla bizzat tanıştım ve kahvesini de içtim. Açıkçası çok beğendim. Tarifini sordum, önce bir çekindi sonra tarifi bana kalsın dedi. Ben de anlayışla karşıladım. Daha sonra tekrar yanıma geldi ve nasıl yaptığını değil ama içine neler koyduğundan bahsetti. Ben de başkasına söylemeyeceğime söz verdim.

Bir başka yazıda görüşmek üzere…

8 Mayıs 2016 Pazar

Bankacılık Hikayeleri - 15 - Muhasebeciler

Kıymetli bankacılar merhaba,

Bankacılık mesleği çoğu zaman zor insanlarla başa çıkma mesleğidir. Bu sebeple gerek müşteri ziyaretlerinde gerekse de çalıştığımız insanlardan zor olanlar karşımıza çıkabilmektedir.

Bugün de sizlere kurumsal bir işletmeyi ziyaret eden bir bankacının yaşadığı zorluktan bahsetmek istiyorum.

Bankacı her zaman olduğu gibi işletme patronundan bir randevu alıp böylece ürünlerini anlatmaya çalışacaktır. İşin zor tarafının bittiğini zannedip sevinçli şekilde görüşmeye gider ve patronla yapılan söyleşi oldukça olumlu geçer. Bankacı patronun banka ile çalışmaya başlayacağından emindir. Bunun hemen akabinde şubeye döner ve gerekli evrakların listesini işletmenin muhasebe işlerine bakan yetkilisine iletir.

Aradan zaman geçer fakat istenen evraklar bir türlü gelmemiştir. Daha sonra bankacı muhasebe yetkilisini arayıp evrakların akıbetini sorar. Muhasebeci yakın zamanda göndereceğini belirtir. Buna güvenen bankacı bir süre daha bekler. 1 hafta kadar sonra bu evrakların akıbetini sormak için tekrar muhasebeciyi arar. Muhasebeci telefonlara cevap vermez.

Bir süre bu şekilde devam ettikten sonra bankacının artık canına tak eder ve muhasebeciyi ziyarete gider. Güzel başlayan görüşme bir süre sonra tartışmaya varır. En sonunda muhasebeci ağzındaki baklayı çıkarır ve şöyle der

"ben bir sürü banka için evrak hazırlamaya sonra da onların işlemlerini takip etmek zorunda mıyım? 1-2 banka ile çalışmak en iyisi"

Bankacı konuyu anlaşmıştır. Muhasebeci kendisine iş yükü getirmesi sebebiyle evrakları temin etmekte direnmektedir. 1-2 bankanın muhasebe kayıtlarını tutmanın yanına birçok bankanın muhasebelerini tutmak elbette zor gelmektedir. Bu durumda bir işletme için çalışmanın en iyisi o işletmenin ana bankası olmaktan geçmektedir.

Bazı durumlarda patronla iyi ilişkiler kurabilirsiniz yalnız o işletmenin ana bankası olamazsanız muhasebeci ile her zaman sorun yaşama durumunuz olabilir.

2 Nisan 2016 Cumartesi

Yasadışı Bahiste Kullanılan Kredi Kartlarının Durumu

Merhaba kıymetli okurlar,

Son zamanlarda oldukça gündemde olan bir soruna; yasadışı bahis konusuna değinmek istiyorum. Açıkçası benim buradaki ilgi alanım bu bahis faaliyetlerinin bankacılık ürün ve kanalları ile yapılması ile sınırlıdır. Diğer taraftan hangi suça girer, bunun mali veya diğer cezai yaptırımları var mıdır bu tarafını bilemiyorum. Kısacası, bir birey yasa dışı şekilde bahis veya kumar oynarsa bundan dolayı nasıl bir sorumluluğu olduğu benim konum değildir.

Öncelikle bahis veya kumar toplumlar için iyi şeyler değildir. Hele bir de yasadışı olursa artık bu konuda hem toplumun uygun görmediği bir konu ile hem de devletin uygun bulmadığı bir durum ile karşı karşıyasınız demektir. Bahis oynamış olan ve kaybettiği paralardan dolayı hem ailesini, hem işini hem de sağlığını kaybeden birçok insan bulunmaktadır. Burada yazmam ne kadar bu konuyu değiştirecek bilmiyorum ama; siz siz olun bahis veya kumardan uzak durun.

Konumuza geri dönersek ülkemizde bankacılık faaliyetlerini denetleyen ve düzenleyen kurum BDDK'dır. Elbette diğer bazı kurumların da bankacılık üzerinde etkileri vardır ama burada karışımıza en fazla çıkan kurum BDDK'dır. Bu sebeple de 2.5 yıl kadar önce bu soruna el atılmış ve 5411 sayılı bankacılık kanununda bir düzenleme yapılarak 93.madde altında aşağıdaki hükmü konulmuştur.

(Ek fıkra: 12/07/2013- 6495 s.K./34. md.) Kurum, bankacılık hizmetleri ve işlemleri ile 23/2/2006 tarihli ve 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu kapsamında yer alan banka kartı ve kredi kartlarının, 29/4/1959 tarihli ve 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde yazılı suçların işlenmesinde kullanılmasını önlemekle yükümlü ve yetkilidir.

Bu sebeple BDDK bu suçların işlenmemesi ve daha da büyük resimde bu faaliyetlerden halkımızın mağdur olmaması için bir düzenleme yapma ihtiyacı içine girmiştir. Söz konusu düzenleme yapıldıktan sonra da özellikle 2013 yılının sonun kadar basında çıkan haberlere göre BDDK Bankalardan bu tür işlere karışmış kredi kartlarının kapatılmasını istemiştir. Burada somut bir bilgim bulunmuyor, sadece basında geniş şekilde yer aldığı için bu şekilde aktarma gereği duyuyorum. İsterseniz kendiniz de arama motorları üzerinden arama yapıp bunu görebilirsiniz.

BDDK bankaları uyarırken hangi dili kullandığını bilemiyorum. Ama ülkenin düzenleyici ve denetleyici otoritesi olarak hem bu işlemlere karışan kartları kapattırmayı hem de bu tür işlemlerin bir daha tekrarlanmaması için gerekli sistemleri kurmayı zorunlu tutmuş olabilir. Bankalar da aslında kendi kartlarının belirli POS larda işlem yapabileceklerine dönük sınırlamalar yapabilirler. Yani, bir banka eğer isterse bu kartların bahis işlemlerinde kullanılmasını engelleyebilir. Bunun için kullandığı yöntem ise POS'un MCC kodunun bahis ile ilgili bir kod olup olmadığını kontrol edebilir. Bunu sistemine de koyabilir. Eğer banka bunu yapmıyor ise bu durumda bu kartların bu işlemlerde kullanılmasına izin veriyor demektir. Fakat yine hatırlatmam lazım ki, BDDK'nın nasıl bir uyarı yaptığını bilemediğimden bankaların burada nasıl bir yükümlülükleri var bundan tam olarak emin değilim.

Olaya banka açısından baktığımızda ise, banka bu işlemleri ortadan kaldırabilmek için karşıdaki MCC kodunu tanıyıp işlemin gerçekleşmemesini her zaman sağlayamayabilir. Çünkü bu kodlar zaman zaman çok farklı sektörler adına alınabilmektedir. Bu durumda da iyi niyetli bir bankanın çözemediği bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sonuç olarak, zamanında bahis işlemlerinde parasını kaybetmiş insanlara şöyle bir önerim var. Birincisi bu konuda bence acilen bir hukuk danışmanlığı alın. Çünkü bu konuda şikayette bulunsanız bile haksız çıkma ihtimaliniz var o da zaten bu işlemlerin suç niteliğinde olmasıdır. Öbür taraftan bankaların da bu işlemlerin geçmesinde gerek sistemlerini kurmamaları ve kredi kartı işlemlerinize izin vermeleri, gerekse de tespit ettikleri POS ların kapatılması noktasında karşı bankalara bilgi vermemeleri konularında sorumlulukları olduğunu düşünüyorum. O sebeple konu üzerinde iyi bir danışmanlık almadan harekete geçmemenizi öneririm.

Her şeyin ötesinde bu işlemler oldu ve bitti; paranızı aldınız veya alamadınız. Önemli olan hayat devam ediyor ve pahalı bir ders aldığınızı varsayın. Bir daha böyle şeylere bulaşmamaya kendinize şu anda bir söz verin. Paranızı kurtaramasanız bile en azından bir daha bu tarz bir durumla karşılaşmayacağınızı biliyor olursunuz.

Hepinize iyi günler dilerim.





17 Mart 2016 Perşembe

Körfez Sermayesinin Önemi


Yazıma başlık atmadan önce çok düşündüm ve en sonunda “Ülkemize yönelik sermaye akımları ve bu kapsamda körfez sermayesinin önemi” başlığında karar kıldım. Daha sonra da bunu çok akademik bir başlık olacağını düşünerek kısaltıp sadece “Körfez sermayesinin önemi” başlığını attım.

 

Ülkemizde tasarruf yıllardır konuşulur durur. IMF Dünya Ekonomik Görünümü 2014 verilerine göre henüz %14 seviyesinde olan tasarruf oranımızın birçok gelişmiş (Almanya: %27, ABD: %18, Fransa: %21) veya gelişmekte olan ülkeden (Hindistan: %30, Çin: %49, Arjantin: %18) az olmasından dolayı ülkemiz yatırımlara harcamayı düşündüğü kaynakları istemeden de olsa dışarıdan bulmak zorunda kalmıştır. Bu ihtiyaç elbette sadece ülkemizde değil birçok gelişmekte olan ülkede de geçerlidir. Yalnız, buna belki de en fazla ihtiyaç duyan ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Çünkü ülkemizde henüz bireylerin tasarruf alışkanlıkları halen geleneksel yöntemler ile yapılmakta olup banka hesabı olan insan sayısı bile nüfusun yarısından azdır. Bu da finansal hizmetlere ulaşımın sınırlı olması anlamına gelmektedir.

 

2014 yılı Dünya Bankası verilerine göre finansal erişim oranının[1] birçok gelişmekte ülkede olduğu gibi (Meksika: %38, Güney Afrika: %68, Brezilya: %68, Hindistan: %53…) ülkemizde de (Türkiye: %56) pek yüksek seviyelerde olduğu söylenemez. Her ne kadar dünya ortalamasının (Dünya: %51) az da olsa üzerinde olduğunu kabul etsek de özellikle gelişmiş ülkeler (Danimarka: %100, İngiltere: %99, ABD: %93) seviyesine henüz ulaşılamadığını da görmek gerekir.

 

İç piyasada böyle bir zorluk yaşayan ülkemiz dışarıdan kaynak bulmakta da oldukça zorlanmaktadır. Özellikle son yıllarda Türkiye’ye gelen doğrudan yatırımlar[2] ve portföy yatırımları[3] azalmaktadır. TCMB verilerine göre ülkemize gelen doğrudan yatırımlar 2008 krizinden hemen sonra yükselmeye başlamasına rağmen 2011 yılından sonra hızla düşmektedir. Portföy yatırımları da benzer hareketler gösterirken 2015 yılında tablo tamamen terse dönmüş ve ülkeden net bir sıcak para çıkışı olmuştur.

 

Tablo-1: Türkiye’nin Ödemeler Bilançosu Finans Hesabı Hareketleri

(Milyon ABD Doları)
2007
2008
2009
2010
2011
2012
2013
2014
2015
Ocak-Kasım
FİNANS HESABI
-37.272
-37.520
-9.087
-45.131
-66.025
-48.247
-61.958
-43.230
-15.935
 Doğrudan Yatırımlar
-19.941
-17.302
-7.032
-7.617
-13.806
-9.177
-8.830
-5.716
-9.188
 Portföy Yatırımları
-833
5.014
-227
-16.083
-22.204
-41.012
-23.986
-20.104
14.783
 Diğer Yatırımlar
-24.530
-24.174
-1.940
-34.240
-28.202
-18.872
-39.053
-16.942
-16.346
 Rezerv Varlıklar
8.032
-1.058
112
12.809
-1.813
20.814
9.911
-468
-5.184

(Kaynak: TCMB, evds)

Not: Ödemeler bilançosunun muhasebe ilkelerinden dolayı ülkeye girişler negatif olarak gösterilmektedir.

 

Yukarıdaki verilerden de anlaşılabileceği gibi ülkemizde iç piyasada finansal hizmetlere erişim sorunu ve dolayısı ile tasarruf sorunları vardır. Dış piyasada ise ülkeye giren yatırımlar azalmakta hatta portföy yatırımları net çıkışı göstermektedir. Bu sebeple ülkemize yeni ve uzun vadeli sermaye girişlerine ihtiyaç bulunmaktadır.

 

Bu sermayenin elbette bulunabileceği birçok kaynak olabilir. Ben bu yazımda Körfez sermayesinin bu kaynak ihtiyacını gidermekte nasıl kullanılabileceğini anlatmaya çalışacağım.

 

Öncelikle bu bölgeyi biraz daha yakından tanımaya çalışalım. Bir defa Körfez denince ne anlıyoruz?

 

Körfez ülkeleri denince aklımıza Basra Körfezi’ne kıyısı olan Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gelmektedir. Bu ülkeler aynı zamanda GCC[4] adı altında Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi olarak da bir araya gelmişlerdir. Söz konusu altı ülkede toplam yaklaşık 50 milyon kişi yaşamakta olup en büyük payı 30 milyona yakın nüfusu ile Suudi Arabistan almaktadır.

 

Peki, bu insanların gelirleri ne kadardır ve ne kadar tasarrufta bulunabiliyorlar? Aşağıdaki tabloda bu veriler yer almaktadır.

 

Tablo-2: Körfez Ülkeleri Gelir Verileri

Ülkeler
Tasarruf Oranı (%)
Kişi Başı GSYH (ABD Doları)
Bahreyn
19,6
26.701
Kuveyt
46,3
43.168
Umman
30,4
20.927
Katar
58,5
93.990
Suudi Arabistan
38,1
24.252
BAE
38,3
42.944

(Kaynak: IMF, World Economic Outlook 2015)

 

Yukarıdaki tablodan da anlaşılabileceği tüm ülkelerin tasarruf oranı oldukça yüksek olup reel veya finansal varlık yatırımları için en büyük kaynağı oluşturmaktadır. Kişi başı gelirin yüksek olması tasarrufun artmasına, tasarrufun da artması yatırım alanları arayışlarına yönelmelerine sebep olmuştur.

 

Bölge hakkında az da olsa bilgi sahibi olduktan sonra burada yaşayan insanların ülkemize bakışları nasıldır ve temel beklentileri nelerdir?

 

Öncelikle bu insanlar inanışları gereği ülkemize oldukça sıcak bakmaktadırlar. Çoğunluğunun Müslüman olduğu bu ülkeler ülkemize olan yakın mesafe nedeniyle sık sık Türkiye’yi ziyaret etmekte ve yaşamlarının bir kısmını burada geçirmektedirler. Önceleri sadece turistik amaçlar ile ülkemize gelen bu insanlar daha sonra ufak ticaret işleri yapmaya başlamakta sonraları da daha büyük işlere soyunabilmektedirler. Ülkemizin birçok yerinde zaman geçirmeyi de seviyorlar. İstanbul, Bursa, Yalova, Antalya, Gaziantep vb. illerde birçok Körfez orijinli insanı görmek mümkün olabilmektedir.

 

Körfez yatırımcılarının faiz konusundaki hassasiyetlerinden dolayı yeni yatırım alanları arayışlarına bir de faizsiz yatırım alternatifleri arayışları eklendiğinde hedef pazarlar gittikçe azalmaktadır. Dünyada bu tarz alternatifleri sunan birçok batılı ülke ve banka olmakla birlikte, yatırımcıların sadece ürünlerin kendi inanışları ile paralel olmasına değil aynı zamanda yatırım yapacakları kurumun da İslami esaslara göre yönetiliyor olmasına dikkat ettikleri bir gerçektir. Bu sebeple yatırım tercihleri Malezya ve Türkiye ile sınırlı hale gelmektedir. Malezya’nın Körfez bölgesinden mesafe olarak uzak olması ve buradaki bazı İslami finans uygulamalarının Bahreyn Merkezli AAOIFI [5] ile çelişiyor olması sebepleri ile buradaki yatırımcıların tercihi Türkiye olabilmektedir. Bir başka deyişle sadece yaşam tarzı ve inanışları değil aynı zamanda faizsiz bankacılık prensipleri anlamında da ülkemizi kendilerine yakın hissetmektedirler.

 

Peki, bu insanlar sadece bizleri kendilerine yakın gördükleri için mi ülkemizi tercih ediyorlar? Bence hayır. Bundan 15-20 yıl geriye gittiğimizde tüm dünyada neler yaşandığını daha iyi anlayabiliriz. 2001 yılında Dünya Ticaret Merkezi saldırıları gerçekleştikten sonra tüm dünyada Arap kökenli insanlara karşı bir önyargı oluştu. Bu sebeple eskiden rahatlıkla Londra, Paris, New York gibi önemli şehirlerde yaşayan ve yatırımlarını buralarda değerlendiren insanlar tereddütler yaşamaya başladılar. Bu sebeple yatırımlarına yeni yerler aramaya koyuldular. Daha sonra 2008 yılında yaşanan krizle birlikte tüm dünyada dev bankalar zor duruma girdi. Bu da Körfez yatırımcılarının soru işaretlerini arttırdı. 2011’den sonra Tunus’ta başlayan ve hızla birçok Arap ülkesini içine alan Arap Baharı da Körfez yatırımcılarının getiriden daha ziyade sadece varlıklarını korumak için bile çeşitli piyasalarda varlıklarını saklamaya başlamalarına neden oldu. 2015 yılının sonlarında Suudi Arabistan’la ilgili söylentiler, petrol fiyatlarının 30 dolarların altına düşmesi ve Orta Doğu’da meydana gelen diğer siyasi olaylar buradaki yatırımcıları daha da tedirgin hale getirmiş durumdadır.

 

İşte tüm bu gelişmeler buradaki varlıklı insanları yeni yatırım alanları aramaya sevk etmiştir ve etmeye de devam etmektedir. Bu insanlar mal varlıklarını korumak için bile yurtdışındaki alternatiflere sıcak bakabilmektedirler. Bu da bankaların kar marjlarının kısıldığı bu zamanlarda getiri düzeyi konusunda yurt içindeki bir yatırımcı kadar hassas olmayan bu insanlara daha fazla ilgi göstermesi ilgili bankaların yararına olabilir.

 

Peki, buralarda yaşayan bireylerin bu yatırımları yapacak gelirleri nereden gelmektedir. Herkesin tahmin edebileceği gibi ilk anlamda petrol gelirleri, doğalgaz gelirleri başı çekmektedir. Fakat son dönemde Körfez yatırımcıları tüm dünyada yaptıkları otel yatırımları, futbol kulüpleri satın alımları, banka ve diğer finansal hizmet sağlayıcılara olan ilgileri, altyapı ve üst yapı taahhüt işleri, çeşitli hammadde işleme tesisi yatırımları, yenilenebilir enerji yatırımları, deniz ticareti üzerine yatırımları gibi birçok alanda gelir elde etmeye başlamış oldukları görülmektedir. Bu sayede elde ettikleri tecrübeleri Körfez dışına da genişletme çabaları içindedirler.

 

Körfez bölgesi insanları ülke dışında yatırım yaparken bir de müşteri gizliliğine önem vermektedirler. İsviçre, Lüksemburg, İrlanda vb ülkeler hem vergi avantajları hem de müşteri gizliliğine verdikleri önem sebebiyle oldukça önemli birer yatırım pazarı haline gelmiştir. Fakat buradaki insanların ihtiyacı olan ürün gamı ile müşteri gizliliğine verilen önem henüz birçok ülkede yeterince dengelenememiştir.

 

Son olarak da Körfez bölgesi yatırımcılarının yatırım talepleri özellikle ne üzerinde olmaktadır sorusu ile yazımızı tamamlamaya çalışalım. Yapılan bazı araştırmalara göre buradaki insanlar servetlerinin %30-40’ının finansal varlıklarda, %60-70’ini ise finansal olmayan varlıklarda değerlendirmektedir. Öbür taraftan reel varlıklarının önemli kısmının (%40) aile işlerinde, %30’unun gayrimenkulde, geri kalan %30’unun ise diğer varlıklar olan araçlar, koleksiyonlar, atlar, sanat eserleri vb. üzerinde durduğunu görüyoruz. İşte bu noktada ülkemizde Körfez yatırımcılarına gerek finansal kurumlar gerekse de reel sektör tarafından çeşitli yatırım alternatifleri önerilebilir. Bunların başında elbette hem Hazine’nin hem de katılım bankalarımızın ihraç ettiği kira sertifikaları gösterilebilir. Bunun yanında yine finansal varlıklar olarak katılım bankacılığı prensipleri ile kurulmuş yatırım fonlarına da ilgi çekilebilir. Çok yakın zamanda ülkemizde de bu tarz gelişmeler hız kazanmış olmakla birlikte artık katılım bankacılığı üzerine faaliyet gösteren fonlar piyasaya çıkmaktadır. Finansal varlıkların yanında ülkemizde hem ikamet etmek isteyen hem de yatırım amaçlı gayrimenkul almak isteyen bireylerin gayrimenkul alımları finanse edilebilir veya bunların alınmasında aracılık faaliyetleri gerçekleştirilebilir.

 

Yukarıda yer alan olumlu gelişmelere rağmen ülkemizde halen finansal ürün açığı bulunmaktadır. Yurtdışındaki piyasalarda yer alan ve halen ülkemizde kullanılmayan ya da yeterince derinleşilemeyen ürünler üzerinde çalışmalar yapılmalıdır. Bu noktada da ülkemizdeki tüm kurumların yanında özellikle bankalarımıza önemli görevler düşmektedir. Bankalarımız ve özellikle katılım bankalarımız bu eksikleri üzerinde çalışarak hem kendi altyapılarını bu ürünlere hazır hale getirmeli hem de ülkemizdeki mevzuat yapısının yenilenmesi konusunda gerekli mercilerle ortak çalışmalar gerçekleştirmelidir.

 

Uzun bir yazının sonunda toparlamak gerekirse, ülkemizdeki iç tasarruf oranları büyümeyi finanse edecek boyutta değildir. Ayrıca ihtiyaç duyulan finansman noktasında dış kaynak temini de her zaman mümkün olamamakta ve oldukça yüksek oynaklık göstermektedir. Bu sebeple ilgili oynaklığı ortadan kaldırabilmek için ülkemize yapılacak uzun vadeli yatırımları arttırmak önemlidir. Bunun yapılabilmesi için hemen yakın coğrafyamızda yer alan ve yüksek gelir ile tasarruf oranları ile dikkat çeken Körfez bölgesine dikkatimizi verebiliriz. Bunu yapmak için de yeni ürünlere ve yeni mevzuat çalışmalarına ihtiyacımız var gibi görünmektedir.



[1] Finansal Erişim Oranı: 15 yaş üzerinde olup bankada hesabı bulunan bireylerin toplam nüfusa oranı
[2] Doğrudan yatırım: Bir ortaklıkta %10 ve üzerinde pay sahibi olabilecek şekilde yapılan yatırımlar
[3] Portföy Yatırımı: Sıcak para olarak da adlandırılan ve genellikle borçlanma araçları ile spekülatif amaçlı hisse senedi yatırımları
[4] GCC: Gulf Cooperative Countries
[5] AAOIFI: Accounting and Auditing Organization for Islamic Financial Institutions (İslami Finansal Kurumlar için Muhasebe ve Denetim Standartları Organizasyonu)