12 Ocak 2021 Salı

2017 Cambridge Analytica Skandalı

Whatsapp’ın kullanıcılardan verilerini ticari amaçlar ile kullanmak için izin istemesi ile tüm dünya çapında Whatsapp’a karşı büyük bir tepki oluştu. İnsanlar verilerinin bu şekilde kullanılmasını istemiyorlardı. Aslında işin ne boyutlara varacağı hakkında endişeleri vardı. Bir de şirketin sahibi Facebook firmasının 2017 yılında yaşamış olduğu Cambridge Analytica skandalı halen hafızalarda.

2019 yılında vizyona giren Great Hack ve 2020 yılında izleyici ile buluşan Social Dilemma filmleri bu konuyu ele alıyor. Verilerimiz ile neler yapılıyor?

Şimdi bu konulara biraz daha yakından bakalım.

Cambridge Analytica bir veri şirketi. İnsanların sosyal medyada yer alan verilerinden yola çıkarak kullandıkları analitik modeller ile kullanıcıların siyasi eğilimlerini anlamaya çalışıyordu. Şirket, insanların tercihlerini değiştirmesini veya oy vermeyecek olanların oy vermesini sağlıyordu.

Böyle tanımlandığında veriden yola çıkarak bir kampanya politikası izlendiği anlaşılıyor. Masum gibi görünüyor ama aslında öyle mi?

Öncelikle insanları 5000 ayrı veri noktasından izlemişler. Facebook üzerinden özellikle insanların beğenilerini izleyerek veri toplamışlar. Bunun sonrasında tercihini değiştirebileceklerine inandıkları insanlara birçok sosyal medyada özel kampanyalar tasarlamışlar. Onların kişisel yargılarını seçim davranışına dönüştürmeye çalışmışlar.

Verilerinin kullanılmasına izin veren insanları değil onların tüm arkadaşları ile birlikte yaklaşık 50 milyon ABD vatandaşının verisini toplamışlar.

Peki, bunu nasıl bir süreç ile gerçekleştirmişler? Cambridge Üniversitesi'nde bir veri bilimcisi olan Aleksandr Kogan, buisyourdigitallife adında bir uygulama geliştirdi. Uygulamayı Cambridge Analytica'ya verdi. Cambridge Analytica, birkaç yüz bin Facebook kullanıcısının yalnızca akademik kullanım için bir anketi tamamlamasını istedi. Ancak Facebook'un tasarımı bu uygulamayı yalnızca ankete katılmayı kabul eden kişilerin kişisel bilgilerini değil, aynı zamanda bu kullanıcıların Facebook sosyal ağındaki tüm kişilerin kişisel bilgilerini de toplamasına izin verdi. Bu şekilde Cambridge Analytica, 50 milyon Facebook kullanıcısı hakkında veri topladı.

Bunu nerede kullanmışlar?

Ted Cruz’un 2015 yılındaki kampanyası, 2016 yılındaki Brexit oylaması ve 2016 yılındaki Amerikan seçimleri en öne çıkan uygulamalar.

Tam olarak neler oldu? Kayıtsız kalanların oy vermesini sağladılar. İnsanların eyleme geçmelerini sağlayacak nedenleri bulup onların psikolojilerine oynayıp, kampanyanın hedeflerine göre tercihlerini yapmalarını sağlamışlar. Böylece oy verenlerin özerkliklerine müdahalede bulunmuşlar.

Kaynaklarının çoğunu kararını değiştirebileceklerine harcamışlar. Bu insanlara özel videolar yazılar vb hazırlamışlar. Daha sonra da kararı değiştirmiş mi diye bakıyorlar. Bir post gönderip beğenip beğenmediğini kontrol ediyorlar.

İnsanlar bunu kabul edememişler. Çünkü siyasi tercihlerinin değiştirildiğine inanamamışlar. Demokrasinin böylece yara almasını akılları almamış.

Sadece ABD mi? Trinidad ve Tobago’da kampanya yapıp oy verme demişler. Litvanya, Gana, Malezya, Nijerya gibi yerlerde de çalışmışlar. Dünyanın birçok ülkesinde analitik çalışmalar ile kampanyalar düzenlemişler. Rusya, ABD’nin içerisindeki çeşitli gösteri ve olayları arttırmak için Cambridge Analytica'yı kullandığı ortaya çıkmış.

Kampanyadan sonra Facebook verilerini sileceklerini söylemişler ama silmemişler.

Great Hack filminde şöyle bir anektod vardı. Savaşmanın iki yolu vardır. Ya askeri operasyon yaparsın ya da karşı tarafın liderinin iyi olmadığına onları inandırırsın.

Burada şöyle bir hikayeyi de aktarmadan geçemeyeceğim.

Cengiz Han yaklaşan ordusunun önünde bazı casusları düşman devletlerin şehirlerine gönderirdi. Sıradan köylüler gibi giyinen bu casuslar, sessizce düşman kamplarına sızar ve oranın liderine bağlılıklarını sunarlardı. Bir kez Han’ın düşmanları tarafından kabul edildiler mi, Han’ın ordusunun büyüklüğü, yenilmezliği ve gücü hakkında etrafta ürkütücü öyküler yayarlardı. Bu öyküleri dinleyen askerler ve komutanlar Cengiz Han’a teslim olmaktan başka çareleri olmadığını düşünürdü. Han da savaşmadan zafer kazanmış olurdu. Bu firmanın yaptığı da aslında buydu. İnsanların arasında söylenti yayarak kendi liderlerine olan güvenin azalmasına sebep oluyorlar ve ülke içerisinde kargaşa çıkmasına ortam hazırlıyorlardı.

7 Ocak 2021 Perşembe

“İşte Pazarlama” Adlı Kitap Özeti

Merhaba arkadaşlar,

Bugün sizlere Seth Godin tarafından kaleme alınmış “İşte Pazarlama” (This is Marketing) adlı kitapta gözüme çarpanları özetlemeye çalışacağım.


Yazar kitaba pazarlamanın günümüz insanlarının düşündüğünden farklı bir kavram olduğu gerçeğiyle başlıyor. Çoğu insan marka ne kadar büyük, piyasa payı ne kadar, kaç takipçisi var gibi konuları önemsiyor. Oysa insanlarda olumlu değişiklikler yapmak, gurur duyabileceğimiz işler ortaya çıkarmak pazarlamanın asıl kullanılması gereken alandır diyebiliriz.

Pazarlama değişimi yaratma sanatı. Sadece bu yeterli değil. Bir insanı değiştirene dek gerçek bir etki bırakamamışsınızdır. Örneğin patronunuzun fikrini değiştirebildiniz mi? Ürününüzün talebini değiştirebildiniz mi? İşte bunlar gerçekleşmedikçe gerçek bir pazarlama yapmış değilsiniz. Pazarlama yaşanabilecek en büyük tutkulardan biri. Olumlu değişim yaratma işi. Pazarlama bir insanın bir problemi çözmesine cömertçe yardım etmektir. Kültürü olumlu yönde değiştirme şansıdır.

Pazarlama ile reklam birbirine karıştırılır. Oysa reklamlar işe yarar hikayeler kurgulamamızı önleyen bir tuzaktır. Bu nedenle reklamcı değil de pazarlamacı olmamız gerekir. Bu da başkalarının gördüklerini görebilmemizi sağlar. Diğer gruplarla aynı hizaya gelmeliyiz. Yayılacak fikirler üretmeliyiz. Pazar odaklı, yoğun bir çalışma içine girmek ve pazarla çalışmak zorundayız.

Kısa vadeli düşünen, karlarını olabildiğince yükseltmek isteyen bir dolandırıcı utanmaz olmaktan gocunmaz. Çöp mesajlar atmak, kandırmak, zorlamak… Fakat bunlar artık hiç işe yaramıyor fakat halen birçok firma en doğru insanları nasıl rahatsız edeceğinizi size anlatıyor.

Gerçek pazarlama ise müşterilerimizin dünya görüşlerini ve arzularını anlayıp onlarla iletişim kurmaktan ibarettir. Yokken özlenmeye, bize güvenen insanları bizden beklediklerinden fazlasını sunmaya odaklanır. Kurban değil gönüllüler ister.

İnsanları sıradan şeyler satmak için dikkatlerini parayla satın almak gibi kestirme yollar yerine insanların nasıl hayaller kurduklarını, kararlar verdiklerini ve davranışlarda bulunduklarını gözlemleyebiliriz. Bizi pazarlamacı yapan asıl şey onların kendilerinin daha iyi, aslında olmak istedikleri insana ulaşabilmek için onlara yardım etmektir.

Pazarlamanın birkaç adımı vardır:

Önce yapmaya değer, anlatacak bir hikayesi olan ve karşımızdakini anlatmaya değer bir katkı sağlayacak bir ürün üretmek. Daha sonra olabilecek en küçük pazarın rüyalarına uygun bir hikaye anlatmak. Bir sonraki adımda haberin yayılmasını sağlamak. En son adımda ise müşterilerimiz ile iletişime devam etmek.

Şu unutulmamalıdır ki, yayılan fikirler kazanırlar. Pazarlamacılar müşterilerini şirketlerinin problemini çözmek için kullanmamalılar. Müşterilerinin problemlerini çözmek için pazarlamayı kullanmalılar.

Müşteriler aslında ürünlerimizi veya hizmetimizi istemiyor. Onlar kendilerine yaşattığımız ve hissettikleri deneyimi istiyor. Bu konuda kitapta güzel bir hikaye var. Linkedin’den geçen gün paylaşmıştım. Buraya linkini koyuyorum. https://www.linkedin.com/posts/drokanacar_pazarlama-marketing-insight-activity-6749407770119819264-voqG

Bir başka örneği de köpek mamasından verebiliriz. Aslında köpek maması köpek sahipleri içindir. Köpeklerin onlara sadakat ve sevgi göstermeleri karşılığında onlarla ilgilenebiliyor olmanın, lüks bir mal almanın ve bunu paylaşabilmenin verdiği haz için. Para da bu şekilde işler. 20 dolarlık banknotlar aslında bir mana ifade etmezler. Uğruna çalıştığımız şey onlarla alabileceklerimizdir.

Yetkili pazarlamacılar işlerine çözümle yani onları diğer herkesten akıllı kılan şeyle başlamazlar. Onun yerine hizmet ettikleri grupla, çözmek istedikleri bir sorunla veya yaratmak istedikleri farkla başlatırlar. İnsanların ne istediklerini soracak olursan aradığın cevabı büyük ihtimalle bulamazsın. Bu şekilde çığır açan bir buluş yapamayacağın kesin. Görevimiz insanları izleyip hayallerinin ne olduğunu çözmek ve bu hissi onları verebilecek bir şekilde muamele etmektir.

İnsanlar beyaz bir deri cüzdan istediklerine karar verebilirler ama bunu beyaz olduğu veya deri olduğu için istemezler. Cüzdanın onları vereceği his için isterler. Satın aldıkları şey aslında bu: bir cüzdan değil, bir his. Cüzdanı yapmaya vakit ayırmadan önce o hissin ne olduğunu saptamamız gerekir. İnsanlar çeşitli duygular yaşarlar. Korkarlar, rahatlarlar, hevesli olurlar, gerilirler, strese girerler, endişelenirler, severler, kaygılanırlar vb. İşte bu hisleri yaşamalarını sağlayacak olan veya olumsuz hisleri ortadan kaldırmaya yardımcı olacak bir hikaye ile pazarlamacılar insanlara yaklaşırlarsa genellikle başarılı olurlar.

Çoğumuz için zihnimizde şu soru vardır: Benim gibi insanlar bunu yaparlar mı? 

Sıra dışı bir davranış benimsediğimiz de, kitlelerin genellikle yapmadıkları bir şey yaptığımızda bile aslında kitlelerce dışlanan kişilerle aynı hizaya geçmekteyiz. Verdiğimiz kararları bir baloncuğun içinde vermiyoruz. Daha ziyade toplumumuzu nasıl algıladığımıza göre veriyoruz. Yani 700 dolarlık bir Puset alıyorsak bunu bilinçli olarak yapıyoruz. Kullandığımız arabadan, diş fırçamıza kadar bizim gibi insanların tercihlerini önemsiyoruz. Bu da pazarlamacıları şuraya götürüyor: "Biz"i tanımlamak. Bu sebeple işe bizimle başlamalıyız.

Diğer taraftan insanların bir şeyleri kaçırıyoruz duygusu da oldukça önemlidir. Örneğin bir mobil uygulama arkadaş çevreniz tarafından yaygınca kullanılıyorsa, o zaman siz de bu konuda bir fikir elde etmek için ilgili uygulamayı mutlaka kullanırsınız. Netflix’te o günün en fazla izlenen filmlerine göz gezdirir bunlardan birini izleyebilir miyim diye düşünürsünüz. Çünkü insanlar kendileri gibi olan başka insanların veya statü olarak kendilerinin üzerinde gördükleri insanların değerlerine ve tercihlerine önem verirler. Bir gün o konu hakkında bir konuşma geçerse yabancı kalmak istemezler. 

Kitap genel olarak anlatım noktasında çok iyi sayılmaz. Öbür taraftan içinde çok değerli bilgiler olduğunu düşünüyorum. Ben bunların bir kısmını sizin için özetlemeye çalıştım. Eğer kitabı edinirseniz inanıyorum çok daha fazlasına erişebilirsiniz.

28 Aralık 2020 Pazartesi

Teknoloji Liderlerinin Ortak Özellikleri

Merhaba arkadaşlar,

Bugün sizlere hepimizin yakından tanıdığı teknoloji liderlerinin hayat hikayelerinden derlediğim bazı dersleri aktarmak istiyorum. Burada bahsedeceğim konular bu insanların iş ve hayat tarzlarından oluşuyor. Hepsine katıldığımı söyleyemem, fakat yine de bu insanları anlayabilmek için hayat hikayelerinin ve yaptıkları işe olan inançlarının incelenmeye değer olduğunu düşünüyorum.

Amazon’un kurucusu Jeff Bezos, Apple'ın kurucusu Steve Jobs ve Netflix'in kurucusu Marc Randolf üzerinden bu değerlendirmeyi yapmaya çalışacağım. Burada yararlandığım kitaplar; Aradığın Her Şey; Jeff Bezos ve Amazon Çağı, Bu iş Asla Tutmaz; Netflix ve son olarak da Steve Jobs Gibi Düşünmek adlı yayınlardır.

Elbette bu listeye Alibaba, Google ve Facebook da dahil edilebilirdi, fakat yazı çok uzun olmasın diye böyle tercih ettim.

Şimdi bu insanların ne ortak özellikleri varmış birlikte bakalım: 

Öncelikle yaptıkları işe takıntı seviyesinde inanmaları en önemli özellikleridir diyebiliriz. Hepsi internetin getirdiği yeni dünyadan faydalanmışlardı. İnternetin her şeyi kökten değiştireceğini biliyorlardı. Şu anda içinde bulunduğumuz dönemde bunu konuşmak belki çok kolay olabilir. Fakat o dönemde bunları konuşmak o kadar anlamlı değildi. Herkes bu işin geleceğine onlar kadar inanmıyordu.

Ürün ve hizmetleri ile ilgili müşterilerinin ne düşündüğü onlar için oldukça önemliydi. Fakat bunları müşterilere sorarak değil, müşterilerin ne hissettiğini anlamaya çalışarak yapıyorlardı. Jobs’un bu anlamda en sevdiği sözlerden biri Henry Ford’un "Müşterilere sorsak bana hızlı giden atlar istediklerini söylerlerdi" sözüydü. Onlar müşterilerin ileride ne isteyeceğini doğru tahmin etmeyi başarmışlardı. Randolf henüz DVD’ler raflarda fazlaca yer almaz iken iş modelini bunun üzerine kurmuştu. Amazon da kitaplar internetten satılmazken bu işe girmişti. 

Her zaman bir gelişim alanı olduğuna inanıyorlardı. Örneğin Jobs, Edison’un "Her zaman daha iyi bir yolu vardır" sözünden çok etkilenmişti. Ayrıca Henry Ford'un "Genç bir adamın katılabileceği en tehlikeli fikir artık özgünlüğe yer kalmadığı fikridir" sözü onun için çok önemliydi. Bezos ise "Daha icat edilmemiş pek çok şey var. Daha gerçekleşecek pek çok yenilik var. İnsanlar henüz internetin ne kadar güçlü etkiler yaratacağının farkında değiller ve o yüzden bugün hala bu büyük yoldaki birinci gündür" demişti.

İşlerini sürekli genişletmeyi düşünmeleri bir başka önemli özellikleridir. Her zaman yaptıkları işi daha iyi nasıl yapabileceklerini düşünüyorlardı. Bunun yanında da mevcut platformları veya şirketleri üzerinden yeni ürün veya hizmetleri nasıl sunabileceklerine kafa yoruyorlardı. Örneğin Amazon kitap ile başladığı halde çok yakın zamanda farklı ürünlere de internet sitesinde yer vermeye başlamıştı.

Çok iyi CFO'ları işe almaya çalışmışlardı. Onlar işin teknik ve pazar boyutunu biliyorlardı. Fakat finansal tabloları yönetmek apayrı bir işti. Bunun için en iyi insanlarla çalışmak istediler. Ellerinde bir kısım sermaye olmasına rağmen, bu sermaye ile uzun dönemde şirketi finanse edemeyeceklerini de biliyorlardı. Bunun için yatırım bulmaları gerekiyordu. Yatırım bulmak için de doğru insanlara ulaşmaları, doğru bir planlama yapmaları ve şirketin ederinde halka arzlar gerçekleştirmeleri gerekiyordu.

Hem kendileri hem de çalışanları için gece gündüz çalışmayı gelenek haline getirmeleri, hatta buna uygun olmayan çalışanlar ile yollarını ayırmaları en göze çarpan özelliklerindendir. İş ve yaşam dengesi anlamında çalışanların isteklerini genellikle göz ardı ettikleri görülüyordu. Hatta bir keresinde Amazon‘da yapılan bir toplantıda çalışanlardan biri Bezos'a iş ve hayat dengesi kuramadıklarından dolayı yakınmıştı. Bezos da ona "belki de Amazon senin için doğru yer değildir" diyerek kibarca istifa etmesini istemişti. Bezos bu konuda oldukça uç bir örnekti. Bir çalışanı şöyle demişti; “Eğer kötü bir çalışan iseniz, mutlaka işten atılırsınız. Fakat iyi bir çalışan iseniz Jeff sizi ölesiye çalıştırır.”

Çalışanların özel hayatını işe getirmeleri destekleniyordu. Netflix‘te bazı çalışanlar eşleri ile birlikte ofiste çalışıyorlardı. Çünkü başka zaman birbirlerini göremiyorlardı. Amazon‘da ise evcil hayvanlarını işe getirmek durumunda kalıyorlardı. Netflix’te sanki bir ofis değil de herkesin birlikte yaşadığı bir yaşam alanı gibi bir ortam vardı. Birlikte eğlenip birlikte koşturuyorlardı. İşi düzeltmek veya büyütmek dışında başka bir amaçları yoktu.

İşe birlikte başladıkları çalışanları ile bir süre sonra yolları ayırmaları gerekmişti. Hatta bu çalışanlardan bazıları hayal kırıklığı ile karşılaştıklarını söylüyorlardı. Mesela Amazon‘da Bezos’tan sonraki ikinci adam Shel Kaphan’ın dört yıl kadar sonra şirketten ayrılmak durumunda kalması kendisi açısından büyük bir hayal kırıklığı olmuştu.

Hepsi çok üst düzeyde tutumlu insanlardı. Zaten kıyafetlerinden ve yaşam tarzlarından bunları anlayabiliyoruz. Örneğin Amazon‘da masalar eski kapıların masa haline getirilmesi ile oluşturulmuştu. Seçtikleri ofisler tam kendilerine yetecek kadar olup kesinlikle lüks barındırmıyordu. Amazon'un bir yerleşkesi öyle bir yerde kiralanmıştı ki eski binada "Ayıları beslemeyiniz" yazıyordu. Apple kurucusu Jobs’un ise giyimi, ürünlerini satan insanlardan çok daha fazla mütevazı idi. 

İşlerinin bir döneminde yapmış oldukları görevlerin bir kısmını veya tamamını farklı insanları devretmek durumunda kalmışlardı. Örneğin Netflix‘te Randolph‘un patron olarak kalması mümkün olmamıştı. Bezos işletmeyi yönetecek bir müdür atamak durumunda kalmıştı. Jobs ise işini tamamen kaybetmişti.

Bu insanların ya kendilerinin ya da tanıdıklarının networkü oldukça genişti. Bu network sayesinde yeni iş ilişkileri kurabiliyorlar, yatırımcı çekebiliyorlar, yeni trendleri öğrenebiliyorlardı. İşlerini yoluna koymak için ABD'de gerek uçakla gerekse de araba ile günlerce seyahatler yapıyorlar ve zaman mefhumu olmadan akşam yemeklerinde, tatillerde veya etkinliklerde önemli insanlara ulaşıyorlardı. 

Tasarıma çok önem veriyorlardı. Jobs’un Ipod'u ve iPhone’u yaparken çalışanlarını ne kadar yorduğunu biliyoruz. Bezos da Kindle’ı yaparken aynı stresi yaşatmış ve hatta Kindle’ın lansmanını bir sene ertelemişti.

Randolf ve Bezos’un iyi bir aile hayatı vardı. Aynı şey Jobs için geçerli sayılmazdı. Fakat o da günün birinde bir ailesi olması gerektiğinin farkına varmıştı. 

Son olarak hepsi iş arkadaşlarına karşı dürüst insanlardı. Bir fikre inanmıyorlarsa bunu karşıdakine net bir şekilde söylüyorlardı. Mesela Netflix‘te buna "radikal dürüstlük" deniyordu. Birbirlerinin fikirlerini geliştirirken hem sert hem de dürüst olabiliyorlardı. Amazon‘da ise durum biraz daha farklıydı. Bezos eleştirilerinde çok net davranıyordu. Hatta söylenene göre karşıdakini küçümser veya hakaret edecek şekilde ağır eleştirilerde bulunabiliyordu. Örneğin kurduğu cümlelerden biri; "Bu fikre biraz insan zekası katmak lazım." 

Hatta öfke patlamaları yaşadıklarını da biliyoruz. Özellikle Bezos ve Jobs'un. İşte bu yüzden Amazon’un mühendislerinin önemli bir kısmı Google’a transfer olmuştu. Elbette bunda Google’ın daha iyi koşullarda çalışma ortamı sağlaması ve maaşlarının da daha iyi olması önemliydi.

Aklıma gelen bazı ortak özellikleri sizler için derlemeye çalıştım. Elbette bu yazıdan birkaç tane daha yazılabilir. Eğer bu insanların hayatı ile ilgileniyorsanız yukarıda belirtilen kitapları okuyabilirsiniz.

21 Aralık 2020 Pazartesi

“2062 Yapay Zeka Dünyası” Adlı Kitap Özeti

 Merhaba arkadaşlar,

Bugün sizlere son dönemde okuduğum yapay zeka üzerine bir başka kitabı özetlemek istiyorum. Orijinal adı "2062: The World that AI Made" olan ve Toby Walsh tarafından kaleme alınan kitap 2062 yılında bizi bekleyen gelişmeleri konu alıyor. Gelecek dönemdeki atılımların özellikle yapay zeka ile birlikte hayatımızı kökten değiştireceğini düşünüyoruz. Kitap bu anlamda biraz fütüristik gelebilir ama hiçbirine olmaz diyemeyiz.



Kitap Homo Digitalis kavramı ile başlıyor. Biliyorsunuz insanoğlu Homo Sapiens olarak adlandırılır. Bu da onların akıllı oluşları ile ilgilidir. Geçmişten bugüne bakıldığında insanlığın diğer varlıklardan daha yüksek gelişmeler kaydetmesinin altında dil olduğunu görüyoruz. İnsanlık birbirleriyle iletişime geçerek göstermiş olduğu gelişmeleri başkaları ile paylaşabilmiş ve yazının icadı ile birlikte de sonraki nesillere bunu aktarabilmiştir. Sonraki yıllarda matbaa ve internet ile bu bilgi paylaşımı hızlanmıştır. Kitap ise ileride yaşayacak neslin bizim dijital sürümümüz şeklinde yola çıkacak olan Homo digitalis olacağını ifade ediyor. Bu neslin günümüzden farkı tıpkı bir makinenin yeni yazılımı internet üzerinden yükleyip saniyeler içerisinde tüm dünyada aynı bilgi seviyesine ulaşması gibi insanlık da belki bir gün alması gereken bilgileri bu şekilde edinebilecektir. Bunun için yazar Tesla analojisini veriyor. Örneğin Tesla’ya bir yazılım güncellemesi geldiğinde dünya üzerindeki tüm Teslalar aynı zamanda bu yazılıma sahip olabiliyorlar. 

Böylece dünyadaki herkes istediği anda istediği dil ile ilgili bilgi sahibi olabilecek, bu şekilde istediği dili konuşabilecek, istediği bilgileri edinebilecek ve bunu yaşayan insanlar arasında bilgi anlamında fark kalmayacaktır. Böyle bir ortamda Homo Digitalis’in Homo Sapiens karşısında önemli bir üstünlüğü bulunacak. Homo Digitalisler ise düşünme işini makinelere yaptırabilecekler.

Yukarıda anlatılanları insan ve makine ekseninde değerlendirirsek makinenin insana karşı bir çok avantajı olduğunu söyleyebiliriz. Birincisi bilgisayarlar insanlara göre çok daha geniş bir bellek kapasitesine sahip olabilir. İkincisi bilgisayarların insanlardan çok daha yüksek hızlarda çalışabilmesi mümkündür. Üçüncüsü makineler insanlar karşısında sınırsız bir güç kaynağına sahip olabilecektir. Dördüncü avantaj insanların dinlenmeye ve uyumaya ihtiyaç duymasıdır. Beşinci avantaj insanlar bilgisayarlar ile karşılaştırıldığında oldukça unutkan varlıklardır. Altıncı avantaj insanların duygularının onları kör etmesidir. Yedinci avantaj yeni keşfettiğimiz bir şeydir. İnsanlar bilgi ve becerilerini paylaşma konusunda sınırlıdır ama bilgisayarlar değildir. Sekizinci avantaj ise gerçekte insanların daha kötü karar vericiler olmalarıdır.

Yukarıda anlatılan neslin en önemli dayanağı yapay zeka olacaktır. Yapay zekanın en önemli hedefi ise her şeyi en az insanlar kadar iyi yapabilen karar sistemleri haline gelebilmektir. Henüz bu konuda hedefimizden oldukça uzaktayız. Fakat gün geçtikçe yapay zekanın yapabilecekleri de artıyor. Kitabın yazarı 2017 yılında yapmış olduğu bir anketten bahsediyor. Bu ankette sorulan soru şu; makineler insanların yaptığı işlerin %90’ını ne zaman gerçekleştirebilecekler? Kendisi iki ayrı gruba bu soruyu yöneltmiş. Gruplardan bir tanesi konu üzerinde uzmanlık sahibi olanlar, diğeri ise uzmanlık sahibi olmayandır. Uzmanlık sahibi olanlar ortalama 2112 yılında bu gerçekleşecek derlerken, uzmanlık sahibi olmayanlar ise 2060 yılını işaret etmiştir. Aynı soru %50 ihtimal için sorulduğunda ise, uzman olanlar 2062 yılını, uzman olmayanlar ise 2039 yılını işaret etmiştir. Kitabın ismi de buradan geliyor.

Süper zeki makineler ortaya çıkardığımızda bazı riskler de gündeme gelmektedir. Bunlardan ilki süper zeki bir makinenin hedeflerinin eksik tasarlanmış olabileceği konusudur. Yunan mitlerinden biri bu durumu iyi açıklar. Kral Midas dokunduğu her şeyin altına dönüşmesini diler ama asıl istediği şeyi eksik dile getirir. Bu dileğine yemeği veya kızı dahil değildir. İkinci senaryo ise hedefleri doğru düzgün belirlenmiş olsa bile insanlığa zarar verecek yan etkiler ortaya çıkabilir. Örneğin, süper zeki bir makineye mümkün olduğu kadar çok ataş üretme görevi verdiğimizi düşünelim. Makine süper zeki olduğu için ataş yapımında çok başarılı olabilir. Hatta daha çok sayıda ataş fabrikası kurmaya başlayabilir ki sonunda tüm gezegen ataş üreten fabrikalar ile dolmuş da olabilir. Böylece makine kendisinden isteneni kusursuz biçimde yerine getirirken, insanlık için hiç istenmeyen bir sonuç ortaya çıkabilir. Üçüncü senaryoda ise herhangi bir süper zekanın insanlığın varoluşuna yönelik gizli alt hedefleri olabileceği üzerinedir. Dördüncü senaryo da herhangi bir süper zekanın kendi üzerinde değişiklik yapabilmesi, farklı çalışmaya başlayabilmesi, hatta kendisine yeni hedefler atayabilmesi üzerinedir. Beşinci senaryo ise bir süper zekanın bizim başımıza geleceklere karşı kayıtsız kalabileceğini konu alır. Örneğin yeni bir fabrika kuracaksam yoluma çıkan bir karınca kolonisini yok etmeyi düşünebilirim. Makineler de böyle düşünürlerse bu insanlık için bir tehdit olabilir. Bir gün karınca kolonisi muamelesi görebiliriz.

Yapay zekanın devreye girmesi ile birçok iş makineler tarafından yapılabilir hale gelecektir. 2013’te yapılan bir araştırmaya göre 20 yıl içerisinde ABD'deki mesleklerin yaklaşık yarısının tehdit altında olduğu açıklanmıştı. Daha güncel ve ayrıntılı çalışmalar da buna benzer çarpıcı öngörüler ortaya koyuyor. Hatta 1930’da Keynes tarafından teknolojik işsizlik adı altında duyurulan başka bir konsept daha vardı. Fakat durum bu kadar kötü de olmayabilir. Öncelikle yaklaşık 100 yıl önce Keynes‘in söylemiş olduğu konu bugüne kadar ortaya çıkmış değil. Teknoloji belki gelişti ama yeni iş imkanları ile birlikte geldi. 

2013’te yapılan söz konusu araştırmada işler makinelerin yapabileceği ve yapamayacağı şekilde ikili sınıflandırılmıştır. Oysa bazı işler yarı zamanlı olarak makineye devredilebilir ve insanlar halen orada çalışmaya devam edebilirler. Bir de bazı meslekler vardır ki açık meslekler olarak yorumlanabilir. Yani siz onu otomatikleştirdikçe yapabileceğiniz şeylerin sayısı artar. Örneğin tıp bu konuda iyi bir örnektir. Siz robotlarla tıp alanında birçok işi yapmaya başladığınızda, bugüne kadar çözülemeyen daha birçok işi yapmak mümkün olabilir. Ama bazı meslekler vardır ki bunlara kapalı meslekler de denebilir. Bunlarda yapılacak iş sabit olduğu için makineleşme yeni iş imkanlarının doğmasını sağlamayacaktır. Örneğin üretim bantlarındaki montaj faaliyeti.

Bir de konu yere geçmiş yüzyıllardan bugüne doğru baktığımızda; teknoloji geliştikçe insanların kendilerine ayırdığı zamanda da bir artış yaşanmıştır. Eskiden tatil yapamayan insanlar önce haftada bir gün sonra iki gün tatil yapar hale gelmişlerdir. Belki ileride üç veya dört gün haftalık tatilimiz olabilir. Çünkü rutin işler makineler tarafından yapıldıkça insanlar da kendilerine vakit ayırmaya başlayabilirler. Yeni dönemde insanlar güçlü analitik becerileri ihtiyaç duyacaklar. Duygusal ve sosyal zekayı ihtiyaç artacaktır. Bizi insan yapan diğer bütün özelliklere; yaratıcılık, esneklik, kararlılık ve meraka olan gereksinim artacaktır. Bizim makinelerin üstünde tutacak olan da işte bu insani becerilerdir. Bugün nasıl el yapımı ürünleri tercih ediyorsak, ileride de insan yapımı olan ürünleri tercih etmemiz mümkün olabilir. Böylece insanların birbirlerini destekledikleri bir sosyalleşme yaşanabilir.

İçinde yaşamış olduğumuz toplum gitgide parçalanıyor. Milliyetçi ve ayrılıkçı hareketler yükseliş eğiliminde. Irkçılık halen çok yaygın. Birçok temel insani değer tehdit altında. 2062’ye kadar, yapay zekanın durumu daha da kötüye götürme potansiyeli bulunuyor. O zamana dek hayatlarımızı etkileyen çok sayıda kararı bilerek veya bilmeyerek bizim insani değerlerimize sahip olmayan makinelere devredebilecek olabiliriz. Bu nedenle makinelerin ön yargısı ve taraflılığı konusu oldukça önemlidir. Eğer makineleri düzgün şekilde eğitmez isek en az bizim kadar önyargılı robotlar oluşturabiliriz. Bugüne kadar büyük teknoloji şirketlerinin de dahil olduğu birçok işletmede bu tarz taraflılıklar gözlemlenmiştir. Google’ın yüksek maaşlı iş ilanlarını erkeklere kadınlardan daha fazla göstermesi buna örnek olarak verilebilir. Dil çevirilerinde ise bazı meslekleri erkeklere bazı meslekleri ise kadınlara atfederek çeviriler yapıldığını biliyoruz. Google Photos‘un siyahi bir insanı goril olarak etiketlemesi 2015 yılında oldukça ses getirmişti. Aynı uygulama kimi zaman beyaz insanları da fok olarak etiketliyor.

Yapay zekanın bu şekilde gelişmesi ileride bazı eşitsizlikleri gündeme getirebilir. Bu nedenle kazanan her şeyi alır ekonomisine doğru geçiş yapıyor olabiliriz. Örneğin Google gibi bir şirket milyarlarca dolar karşılığında egemenliğini tehdit edecek herhangi bir yeni şirketi satın alabilir. Birkaç yıl öncesine kadar Google her hafta bir şirket satın alıyordu. Şirketin satışı reddetmesi halinde de Google benzer bir hizmeti geliştirip ücretsiz sunacak ve böylece olası bir rekabetin işin içine girmesine izin vermeyecektir. Bu nedenlerle Avrupa Birliği Google’a haksız rekabetten 2017 yılında 7 milyar dolarlık bir ceza kesmişti. Bir de bu büyük şirketlerin ödedikleri vergiler de oldukça eleştiri konusu olmaktadır. 

Kitapta aynı zamanda kullanıcı verilerini kullanılarak büyük teknoloji şirketlerinin modeller geliştirdiğinden bahsediyor. Zaten bunları biliyoruz. Bu nedenle önümüzdeki dönemde kişisel verilerin güvenliği oldukça önemli hale gelecek. Bu şirketler kullanıcıları oy, ürün hatta eş tercihi konusunda yönlendirebiliyorlar. Hatta eğer dikkat etmezsek 2062’de siyaseti böyle teknolojiler belirleyebilir. Bunun yanında teknolojideki ilerlemeler ile artık ses ve video montajı oldukça kolay hale gelecektir. Böylece sosyal medyadaki sahtekar botlar değiştirilmiş video kayıtlarıyla yalan haberler üretip insanların farklı şekilde yönlendirilmesini sağlayabilirler. Bu anlamda bu tarz girişimleri engellemek gerekmektedir.

İnsanların hayatları ve özgürlükleri konusunda belirli kararların alınmasında algoritmaların kullanımı tümüyle engellenebilir. Devasa şirketler haline gelen teknoloji şirketleri bölünerek diğer firmaların rekabette pay almaları sağlanabilir. İnternet şirketleri her bir kullanıcının kimliğini kontrol ederek bunların sahte mi gerçek mi olduğunu belirleyebilir. 

Gelecek insanlık için hem heyecan verici hem de bir çok açılardan endişe doğrucu olabilir. O nedenle geliştirdiğimiz teknolojileri yakından takip ederek bunların sonuçları hakkında emin olmadan yaygınlaşmasını sağlamamalıyız. Umarım kitap özetini beğenmişsinizdir. Bir başka özette buluşmak üzere.

7 Aralık 2020 Pazartesi

Yapay Zeka Fırsat mı, Yoksa Tehdit mi?

Merhaba kıymetli dostlar, 

Kasım 2020'de piyasaya çıkan  "Yapay Zeka Fırsat mı, Yoksa Tehdit mi?" isimli kitabımın arka sayfa yazısını aşağıda yayınlıyorum. Eğer okuma fırsatınız olursa benimle yorumlarınızı Linkedin üzerinden paylaşabilirseniz çok sevinirim. 

Hepinize şimdiden teşekkür ederim.

-----

Tarihte hiç görülmemiş bir dönüşümün ortasında bulunuyoruz. İş yapışımız, günlük hayatımız, bireysel ilişkilerimiz, teknoloji kullanımımız, kısaca bir bütün olarak dönüşümün etkisi altındayız. Belki bunu çok fark etmiyoruz ama sadece on yıl öncesine baktığımızda neleri değişik yaptığımızı ve ne kadar farklı yaptığımızı görebiliyoruz. Dönüşümün de ortaya koyduğu gelişme ile birçok yeni teknolojiye eskisinden çok daha hızlı ulaşıyoruz. Bu teknolojilerin başında da yapay zekâ geliyor.

Yapay zekâ genel maksatlı bir teknoloji olarak karşımıza hemen her yerde çıkmaya başladı. Bu durumu çoğunlukla olumlu karşılasak da aklımızda birçok soru da beliriyor…

Bir fırsat mı, yoksa bir tehdit mi?

Yeteneklerimizi mi geliştirecek, yoksa bizi biz yapan özelliklerimizi mi köreltecek?

Korkmalı mıyız, sevinçle mi karşılamalıyız?

Karar almaya devam mı edeceğiz, yoksa tüm kararları makinelere mi bırakacağız?

Bunlar gibi birçok soru cevabını bekliyor. Henüz her soruya emin olduğumuz bir cevap veremesek de yapay zekânın gelişimini heyecanla takip ediyor, hayatımızın içinde kullanıyor ve iş alanında modellemeye başlıyoruz.

Öbür taraftan da insan olmanın ne olduğunu felsefi anlamda sorguluyor ve makinelerin nerede durması gerektiğine dair etik kurallar da üretmeye başlıyoruz.

Bu kitapta bu tartışmaları göreceksiniz.

Ayrıca yapay zekânın ne olduğundan, tarihçesinden, geçirdiği aşamalardan, bir birey ve kurum olarak ne anlama geldiğinden, kullanım alanlarından, stratejisinden ve sınırlarından bahsedeceğiz. Yapay zekâ ile karıştırılan kavramlara açıklamalar getireceğiz. Makine öğrenmesini inceleyeceğiz.

Bu heyecan verici yolculuğa çıktığınız için teşekkür ederim. Bu kitabın yapay zekâ hakkında temel anlamda bilgi sahibi olmak isteyenler için güzel bir başlangıç olmasını ümit ediyorum.

Paulo Coelho’nun dediği gibi; “Gidilmeye değer hiçbir yolun kestirmesi yoktur”. Çıktığınız yolun size başarılar getirmesini diliyorum.



30 Kasım 2020 Pazartesi

"Dijital Dönüşümde Yeni Yetkinlikler" adlı kitap özeti

Merhaba kıymetli dostlar,

Biliyorsunuz bir süredir okuduğum ve beğendiğim kitapların özetlerini çıkarmaya çalışıyorum. Umarım faydalı oluyordur. Bunları yapmaya devam ederken eşim Aslı bana benim kitabımı neden özetlemiyorsun dedi. Ben de açıkçası mahcup oldum. İlk fırsatta kitabını okuyup beni en çok etkileyen tarafını sizler için özetlemeye çalıştım.

Kitabın adı; "Dijital Dönüşümde Yeni Yetkinlikler; Yeni Seçim Yöntemleri ve Oyunlaştırma". Kitapta özellikle dijital dönüşümde öne çıkan yetkinlikler başlığı ileride kendimizi, çalışanlarımızı ve çocuklarımızı nasıl geliştirmemiz gerektiğine ışık tutuyor.  



Teknoloji ilerledikçe işletmelerin insanlardan beklediği yetkinliklerin de değiştiğini söyleyebiliriz. Bugüne kadar geçerli olan bazı yetkinlikler ileride eskisi kadar önemli olmayabilir. Fakat geçmişte önemli görülmeyen veya diğerleri kadar önem vermediğimiz bazı yetkinlikler ise ileride daha önemli hale gelebilir. 

Özellikle kas gücüne dayanan, rutin ve tekrarlayan işlerin artık robotlar tarafından yapıldığını biliyoruz. Hatta yapay zekanın işin içine girmesiyle karar noktalarında da makineler yavaş yavaş devreye girmeye başlıyorlar. Bu anlamda insanların bunların ötesinde, insanın yeteneklerinin özü olan bilişsel ve yaratıcılık içeren işler yapacaklarını tahmin edebiliriz. Bu kitapta da aşağıdaki yetkinliklerin ileride daha önemli hale geleceği vurgulanmıştır. Şimdi bunlardan biraz bahsedelim:

Bilgi işlemsel düşünme yetkinliği: Bu yetkinlik dijital yetkinlik olarak da adlandırılmaktadır. Dijital teknolojileri kullanarak bilgi elde etmek, toplanan bilgileri değerlendirmek, depolamak, dijital ağlar yoluyla bilgi alışverişinde bulunmak gibi faaliyetleri içermektedir. Bu düşünme şekli; problem çözme, sistem tasarlama ve bilgisayar biliminin temel kavramlarını baz alarak insan davranışlarını anlamanın yolu olarak tanımlanmıştır.

Bilişsel esneklik yetkinliği: Bilişsel esneklik bireyin karşılaştığı bir durumla ilgili en az bir alternatifinin olduğunu ve  bu alternatife her koşulda ulaşabileceğinin farkında olması gerektiğini tanımlamaktadır. Bilişsel esneklik kişilerin çevrelerinde yeni ve beklenmedik durumlarla karşılaştıklarında uyum sağlayabilme yeteneklerini ifade etmektedir. Bu tanım üç önemli unsuru içermektedir. İlki; bilişsel esnekliğin deneyimle elde edilebilen, öğrenme süreci içeren bir yetkinlik olmasıdır. İkincisi, bilişsel işleme stratejilerine adapte olabilmeyi içermektedir. Stratejiler, karmaşık durumlardaki davranışları ifade etmektedir. Son olarak da bilişsel esnekliğe sahip bir kişi bir görev üzerinde bir süre çalıştıktan sonra, beklenmedik ve yeni oluşan çevresel değişikliklere adapte olabilecektir.

Muhakeme: Muhakeme örnek liderliğin temeli kabul edilmektedir. Somut verilerin olmadığı, belirsizlik içeren karmaşık durumlarda sağlam bir seçim yapabilmek muhakeme yeteneğine bağlıdır. Hızlı ve doğru muhakeme yeteneği önemli bir liderlik özelliği olarak görülmektedir.

Müzakere: Müzakere iki veya daha fazla tarafın arasında ortaya çıkan anlaşmazlıkları çözmenin bir yolu olarak tanımlanmaktadır. Müzakere, farklılıkları uzlaştırmak ve başkalarını bir araya getirmek olarak tanımlanmıştır. Aynı zamanda sosyal beceriler kapsamında önemli bir yetkinlik olarak da ele alınmıştır. Dünya Ekonomik Forumu 2016 raporunda müzakere, 2020 yılı için anahtar yetkinliklerden biri olarak kabul edilmiştir.

Kritik düşünme: Kritik düşünme, problemlerin çözümünde tümevarım ve tümdengelim yöntemleri ile akıl yürüterek önceki bilgilerle yeni bilgilerin işlenmesi ve değerlendirilmesidir. Kritik düşünme bazı aşamalardan oluşur. Bunlar; analiz, yorumlama, sonuçlandırma ya da karara varma ve değerlendirme aşamalarıdır. Kritik düşünmenin geliştirilebilmesi için küçük yaşlardan itibaren eğitim ve öğretimde bazı değişikliklerin yapılması gerekmektedir. Bunlara örnek olarak; ezbere dayalı eğitim yerine öğrencilerin aktif olarak derslere katılımının sağlanması, ders içerik ve anlatımlarında içerikten ziyade öğrenme sürecine odaklanılması ve ezber hatırlatmaktan ziyade entellektüel tartışma ile başarı değerlendirmesinin yapılması verilebilir.

Yaratıcı düşünme: Yaratıcılık çevreyi yeni ve farklı yollarla algılamak, görünüşte ilgisiz olgular arasında bağlantılar kurmak ve çözümler üretmektir. Yaratıcı düşünme, farklı fikirleri bir araya getirerek onları karşılaştırmak, analiz etmek gibi süreçleri içermektedir. Yaratıcı düşünme; Amerikan Psikoloji Birliği sözlüğü içerisinde herhangi bir alanda yeni buluş, çözüm ya da sentez sunan zihinsel süreçler olarak tanımlanmıştır.

Bu altı yetkinliğe elbette farklı yetkinlikler ilave edilebilir. Bunlarda ne kadar yeterli olduğumuzu kendi açımızdan da düşünebiliriz. Hepinize iyi çalışmalar dilerim.  

2 Ekim 2020 Cuma

Veri Stratejisi Kitap Özeti

Günümüzün en önemli başlıklarından biri veri konusudur. 

Veri, veri yönetimi, veri yönetişimi, büyük veri, veri analitiği, veri madenciliği, veri bilimi, veri....

Bu kadar önemli bir kavram olur da bunun bir stratejisi olmaz mı? Elbette olur.

Bugün özetini yapacağım kitap da tam bunu anlatıyor. Bernard Marr tarafından kaleme alınmış Veri Stratejisi kitabını incelemeye çalışacağız.


Kısa bir süre önceye kadar veri elektronik tablolarla veya veri tabanları ile sınırlıydı. Bu sebeple de tablolarla ifade edilemeyen veriler göz ardı ediliyordu. Ancak bugün depolama ve analitik alanlardaki ilerlemeler sayesinde çok farklı veri türlerini toplayabiliyor, depolayabiliyor ve üzerlerinde çalışabiliyoruz. Sonuç olarak bugün veri, elektronik tablolardan fotoğraflara, videolara ses kayıtlarına, yazılı metinlere veya sensör verilerine kadar her şeyi kapsayabiliyor.

Verinin bu kadar çeşitli olması oldukça önemli imkanlar ortaya koyuyor ama ne kadar çok veriye sahip olmanızın bir önemi yok, sahip olduğunuz veriyi ne kadar iyi kullandığınız önemli oluyor. Bu durum da veriden nasıl bir içgörü çıkartabileceğimizi amaçlamamızın önemli olduğunu gösteriyor. Örneğin araç sürücüsü verilerini toplamak ve bunları sigorta primlerinin düşürülmesi veya yükseltilmesinde kullanmak güzel bir amaç olabiliyor. Fakat sürücü verilerini nasılsa ileride kullanacak bir şey buluruz diye toplamak sadece verinin maliyetini arttırıyor. 

Verilerin farklı şirketler veya cihazlar ile toplanması da bir sorun olarak ortada duruyor. Çünkü bunların  bir araya getirilmesi ve ortak bir değer oluşturması için çalışma yapılması gerekiyor. Örneğin bir insanın Fitbit cihazı ile toplanan günlük verileri ile diğer tıbbi verilerinin bir araya getirilmesi çok daha önemli değer önerilerini ortaya çıkarabiliyor.

Verilerin eskiye göre daha fazla olmasının da ardında nesnelerin interneti kavramı var. Birçok şeyin üzerine yerleştirilebilen sensörler ve kameralar ile nesneler ile insanlar takip edilebiliyor ve buradan sağlanan veriler birçok alanda kullanılabiliyor. Bu veriler sadece ölçme ve değerlendirme amacı ile değil yapay zeka modelleri ile karar aşamalarında da kullanılabiliyor. 

İş dünyasında veriyi kullanmanın üç önemli alanı vardır:

- Karar verme sürecini geliştirme: Şirketler veriler ile daha iyi pazar ve müşteri içgörüsü toplamaya çalışıyor. Böylece müşterilerin ne istediği, neyi kullandığı, ürünleri nasıl satın aldıkları vb. bilgilere erişilip ilerleyen dönemlerde yeni kampanya, ürün vb tasarımları yapılabiliyor.

- Faaliyetleri geliştirme: Şirketler verileri analiz ederek verimlilik noktasında çalışmalar gerçekleştiriyorlar. Makine performansları, raf optimizasyonları vb. hep bu şekilde yapılıyor. Örneğin sigorta formları çok hızlı doldurulduysa arkada çalışan bir model bunun sahte bir form olabileceğini düşünüp alarm çalıyor. 

- Veriyi parasallaştırma: Şirketler müşterilerin verilerinden yine müşterilerin faydalanabilmesi için ortamlar sunuyorlar. Örneğin çiftçiler toprağın durumu konusunda bilgiler edinip ona göre ekim, söküm, sulama vb. yapabiliyor. Bu da onların verimini arttırabiliyor. Ayrıca bazı şirketler satın almaları veri üzerinden düşünüyor. Mesela Microsoft, Linkedin firmasını bu kapsamda satın almıştı. Sadece şirket satın almasını değil aynı zamanda şirketlerin faaliyet konusunu da düşündüğümüzde son zamanlarda değerlemesi en yüksek yapılan şirketler hep veri şirketleridir. Apple, Facebook veya Google çok önemli seviyelerde değerlemeler ile piyasada faaliyetlerini sürdürüyorlar.  

İş dünyasında yapılan en büyük hatalardan biri de verinin ve analitiğin bir BT konusu olduğunu düşünmektir. BT tarafından yapılan veri stratejilerinde şirketin uzun vadeli stratejik hedeflerinden ve verinin bu hedeflere ulaşmasına nasıl yardımcı olabileceğinden ziyade, veri depolama, veri sahipliği ve veri entegrasyonu üzerine odaklanma eğilimi gösteriyor.

Büyük şirketler kurum çapında bir değer olarak veriden sorumlu olacak bir CDO (chief data officer) işe almanın faydasını görebilirler. Gartner'a göre 2019 yılında büyük kuruluşların %90'ında CDO olması planlanıyor. İdeal olarak bir CDO hem teknik hem de iş deneyimine sahip olmalıdır. 

İşletmeler stratejik veri ihtiyaçlarını da tespit etmelidir. Bir işletme açısından faydalı olabilmek için verinin bir işle ilgili bir ihtiyacı karşılıyor olması gerekiyor. İşletmenin stratejik hedefine ulaşmasına yardımcı oluyor, değer oluşturuyor olması lazım. Aksi takdirde gerçek ihtiyacınız olmayacak büyük veri yığınları toplamak iyi bir fikir değildir. büyük verinin gücü verinin kendisinde değil, onu nasıl kullandığınızdadır.

Bir karar alabilmek için de bazı konuları öğrenmeye çalışırız. Hedefler ve işle ilgili temel soruları keşfedebilmek için kurumun dört alanına bakmak gerekiyor. Bunlar; müşteriler, iç işleyiş, finans ve çalışanlar. Bu alanlar ile ilgili sorular sorup, bunların verilerini analiz edip, bazı içgörülere ulaşmaya çalışırız. Sonra karar almak daha kolay olur. 

Bu kararları daha kolay almak için veri üzerinde çalışma yapmak sadece bir birimin kontrolünde olmaması gerekir. Bu nedenle vatandaş veri bilimcisi ya da data citizen diye bir kavram ortaya atılmıştır. Veriyi kullanan en başarılı şirketler herkesin veriye emek ve zaman harcaması sayesinde başarılı oluyorlar. Bunu devam ettirebilmek için de data citizen lerin sayısını arttırmak istiyorlar. 

Büyük veri denilince de karşımıza literatürde üç kavram çıkıyor. Hız, çeşitlilik ve hacim. Fakat bunun yanına doğruluk ve değer de kitapta karşımıza çıkıyor. Hız; verilerin özellikle sosyal medyada hızlı hareket etmesini, çeşitlilik; birçok veri tipine sahip olunmasını, hacim; verilerin kapladığı depolama alanını ve miktarını, doğruluk; verilerin karışıklığı ve dağınıklığını ama buradan bir sonuç üretebileceğimizi, değer ise verilerden elde etmeye çalıştığımız faydayı ortaya koyuyor. 

Burada değer tarafı önem kazanıyor. Çünkü aslında diğer kavramları temelde değer üretmek için yapıyoruz. Buna analitik de diyoruz. İş yapma sürecimizi geliştirmeye yardımcı olacak veri toplama, işleme ve analiz etme sürecinin tamamını analitik olarak adlandırıyoruz. Farklı analitik türleri de karşımıza çıkıyor. Metin analitiği, duygu analitiği, görüntü analitiği, video analitiği, ses analitiği gibi...

İleri analitik ise makine öğrenmesi olarak karşımıza çıkıyor. Makine öğrenmesi ve bunun bir alt dalı olan derin öğrenme ile bir yazılımcı, bir bilgisayara bir sorunu nasıl çözeceğini söylemek yerine kendi kendine sorunu nasıl çözeceğini öğrenmeyi öğretiyor.  

Veri ile yapmaya çalıştığımız bir yolculuksa;

- Önce veri ile ne yapacağımızı belirlememiz gerekiyor. Amacımızı tanımlamalıyız.

- Sonra veri toplamaya başlamalıyız. Bunu nasıl yapacağımıza dair planlar yapmalı ve donanımlar geliştirmeliyiz.

- Sonra bu verileri nerede tutacağımıza karar vermeliyiz. Bu da altyapı meselesini gözler önüne seriyor.  

- Bunun ardından veriyi analiz etmeli, buradan bir içgörü elde etmeliyiz. 

-  Tüm yukarıdakileri yaparken veri konusundaki yetkinliklerimizi de geliştirmemiz lazım. Bu alanda çalışan insan kaynağının beş temel becerisinin olması gerekiyor. İş bilgisi, analitik, bilgisayar, istatistik ve matematik, yaratıcılık...

- Veri yönetişimindeki eksikleri gidermeliyiz. Bu aşamada; veri sahipliği, veri yetkilendirmesi, veri güvenliği, verilerin gizliliği gibi konular tartışılmalı, uygun yetkilendirmeler ve planlamalar yapılmalıdır.

Kitap elbette çok daha fazlasını içeriyor. müsait bir zamanınızda okumanızı temenni ederim. 

23 Eylül 2020 Çarşamba

Pazarlama 4.0 Kitap Özeti

Merhaba sevgili arkadaşlar,

Bugün Pazarlama 4.0 kitabını sizler için özetlemeye çalışacağım.

Yazarı Philip Kotler, pazarlamanın gurusu olarak bilinir. Daha önceki pazarlama anlayışının nasıl değiştiğini bu kitapta anlatmaya çalışmış. Kendisi Pazarlama 1.0 ile hepimizin zamanında üniversitelerde öğrendiği ürün bazlı pazarlamayı kastetmiş. Burada ürün (product), fiyat (price), tutundurma (promotion) ve yer (place) konuları temel alınarak bir pazarlama anlayışı oluşturulmaya çalışılmıştı. Pazarlama 2.0 ile müşteri veya tüketici tabanlı bir pazarlama anlayışına geçiş sağlanmıştı. Pazarlama 3.0 ile insan temelli pazarlama ve en nihayetinde Pazarlama 4.0 ile de müşterilerin katılım ve savunuculuğunu kazanmak için geleneksel ile dijital pazarlamanın birleştirilmesi amaçlanmaktadır. 

Pazarlama 4.0 kavramının ortaya çıkmasının ana nedenlerinden biri güç değişimidir. Güç artık bireylerde değil sosyal gruplarda bulunuyor. Yatay, kapsayıcı, sosyal güçler artık dikey, dışlayıcı ve bireysel güçleri gölgede bırakmaya başladı. Buna en büyük örnek olarak Facebook'un tüm devletlerden daha fazla nüfusa sahip olması gösterilebilir. İnsanlar sınırlardan, organizasyonlardan bağımsız şekilde birbirleri ile bağlantı kuruyor, etkileşim yapıyor ve birbirlerini destekliyor ya da eleştiriyor. Bu insanlar markaların büyüklüğünden eskisi kadar korkmuyorlar.

Müşteriler hangi markayı seçeceklerine eşdüzeylerinin (peers) tavsiyeleri doğrultusunda karar veriyor. İnsanlar 4-f etkisinden yararlanarak bu kararlarını alıyorlar. Bunlar; arkadaşlar (friends), aile (family), facebook ve sosyal medyadaki takipçileridir (followers). Bu nedenle bir markanın başarılı olabilmesi için artık müşterilerine arkadaş gibi yaklaşmayı bilmesi, zaman zaman hatalarını kabul etmesi, onlarla samimi olması, onlarla zaman geçirmesi, daha az ürkütücü olması ve dürüst olması gerekiyor.

Müşteriler günümüzün getirdiği teknoloji ortamında birbirleri ve markalar ile bağlanmış (connected) durumdadır. Bu herhangi bir ürün ile ilgili hızlı bilgi alma, anında sipariş verme gibi işlemleri yapmalarına olanak sağlıyor. Fakat öbür taraftan da bu kadar çevrimiçi oldukları ortamlarda bile yine de fiziki satın almaları tercih edebiliyorlar. Bu da markaların sadece dijitalde yer alma stratejilerinin ne kadar doğru olduğunu sorgulatıyor. Müşteriler zaman zaman bir insan dokunuşu bekliyorlar. Yüz yüze görüşme yapmak, çağrı merkezinde bir insan sesi duymak veya fiziki mağazada almak istedikleri ürüne temas etmek istiyorlar. Bu da online ve offline dünyanın birbirine yaklaşmasını gerektiriyor. Kısacası müşteriye online ve offline de birbirini tamamlayan deneyimler sunmanın önemli olduğunu bize hissettiriyor. Buna omnichannel pazarlama deniyor. Yani bütünleşik şekilde tüm kanallarda müşteriye pürüzsüz ve kesintisiz deneyimler yaşatmak. Bu anlamda deneyim yaşayan müşterilerin tek kanal alıcılarına göre %30 daha fazla tüketici ömrüne sahip oldukları ortaya çıkmış. 

Müşterilerin bir marka veya ürün ile ilgili kafalarının da karışmış olduğunu söyleyebiliriz. Herhangi bir müşteri satın alma kararı verirken; reklam, çevresinin yönlendirmesi (4-f etkisi) ve geçmiş deneyimlerini ön plana koyuyor. Bunlardan en önemlisi çevresinin yönlendirmesidir. Bu sebeple müşterilerin bu bağlanmışlık ortamında kendi kararlarını verirken çok zorlandıklarını hatta bu kararı kendi başlarına bile alamadıklarını söyleyebiliriz. Çok fazla bilginin olması da işi bir hayli zorlaştırıyor. Bu nedenle birçok insan kalabalığın bilgeliğinden faydalanıyor. Bu anlamda şunu söyleyebiliriz. Geleceğin müşterisi bağlantılı ama kafası karışmış.

Madem çevrenin etkisi bu kadar önemli, o zaman markanın kendisini anlatmaya çalışması veya savunması da o kadar kolay olmayacaktır. Bu durumda en iyisi, markanın tüketiciler tarafından savunulmasını sağlamaktır. Yapılan araştırmalara göre üç müşteri segmenti bu konuda diğerlerine göre daha ön plandadır. Eğer bunlar kazanılabilirse markanın savunucuları veya avukatları olarak diğer tüketicilere karşı önemli bir rol üstlenebilirler. 

Bu müşteriler; gençler, kadınlar ve netandaşlardır (netcitizen). 

Gençler ilk çıkan ürünleri deneyimlemeyi seven insanlardır. Bu insanlar erken benimseyici olarak da adlandırılabilirler. Bunun en önemli sebebi, mizaçları gereği asi olduklarından anne ve babalarının yapmalarını istedikleri şeyleri yapmamaları veya kullanmalarını istedikleri ürünler yerine kendi tercihlerine yönelmeleri gösterilebilir. Kadınlar ise genel olarak aile ekonomisini yöneten insanlardır. Erkeklere nazaran daha fazla bilgi toplamaya, daha fazla alternatif bakmaya, daha fazla soru sormaya meyillidirler. Saatlerce mağazalarda dolaşabilir ve en uygun tercihten emin olmadan satın alma yapmazlar. Bu nedenle mükemmel hizmeti veya ürünü alma noktasında bir çaba içerisindedirler. Bunun için daha fazla temas noktasına ihtiyaç duyarlar. Daha fazla etkileşim içinde bulunurlar. Bu nedenle markalar için bu araştırmadan başarılı çıkmak çok önemlidir. Son olarak da netandaşlar vardır. Bunlar internette çoğunlukla herhangi bir maddi beklentileri olmaksınız paylaşım yapan, yorum yazan, puan veren insanlardır. Bunların yorumları markaların tercih edilmelerinde çok kritik öneme sahiptir. Bu insanların yorumları hiçbir reklam ile kıyaslanamayacak kadar büyük etki oluşturur. Bir marka hakkında olumlu veya olumsuz yorumları doğrudan diğer insanların tercihini etkiler.

Müşterilerin günümüz ortamında bir marka ile etkileşime geçme aşaması 5A modeli ile tanımlanıyor. Bunlar; farkındalık (awareness), çekicilik (appeal), sorma (ask), eylem (action) ve savunma (advocate) aşamalarıdır. 

Farkındalık aşamasında, müşteriler pasif bir şekilde geçmişteki deneyimler, pazarlama iletişimleri gibi etkilerin altındadır. Burası biliyorum, görüyorum, bilgi alıyorum aşamasıdır. Çekicilik aşamasında ise ürününün hangi özelliklerinin ihtiyaçları ile örtüştüğünü anlamaya çalışıyorlar. Bu aşama beğeniyorum aşamasıdır. Sonra sorma aşaması gelir. Burada 4-f ye ve işletmeye ürün ile ilgili sorular sorarlar. Eğer aldıkları bilgiler kendilerini tatmin etmişse ve bir karar vermişlerse ikna olmuşlardır. Dördüncü aşama ise eylem aşamasıdır. Burada satın alma davranışını gösterirler. Son aşamada ise ürün ile ilgili deneyimlerini başkaları ile paylaşırlar. Bu aşamada tavsiye edip etmemeye, savunucu olup olmamaya karar verirler. Bu süreçte değişik ürün gruplarında bu aşamalar farklı ağırlıkta ve sürede olabilir. Örneğin tüketici ürünlerinde farkındalık, çekicilik aynı anda gerçekleşebilir. Emlak veya otomobil ürününde ise soru sorma aşaması çok yüksek olabilir. 

Pazarlama 4.0'ın temelde Pazarlama 3.0 gibi insan merkezli olduğunu söyleyebiliriz. Liderlerin altı özelliğinin insanları kendine çektiği belirtiliyor. Bunlar; fiziksellik, düşünsellik, sosyallik, duygusallık, cana yakınlık ve ahlaklılık. 

Markalar için fiziksel çekicilik, iyi tasarlanmış logolar veya ustaca belirlenmiş sloganlar olabilir. Hatta Google'ın yaptığı gibi dinamik logo kullanımlarının da insanları etkilediği düşünülmektedir. Düşünsellik ise insana özgü bilgi sahibi olma, düşünme ve fikir üretme becerisidir. Düşünsellik, görünenin ötesinde düşünebilme ve inovasyon yapabilme becerisiyle yakından bağlantılıdır. Sosyallik boyutu ise bir bireyin veya markanın başkaları ile olan etkileşiminde özgüveni olması, sözlü ve yazılı iletişim becerilerini iyi kullanabilmesidir. Duygusallık başkalarının eylemlerini yönlendirebilmek için onlarla duygusal bağ kurmak ile açıklanabilir. Duygu uyandıran markalar olumlu müşteri davranışını harekete geçirirler. Cana yakınlık ise biraz farklıdır. Cana yakın olan markalar, öz farkındalık sahibidir. Hangi konularda iyi, hangi konularda kötü olduklarını bilirler. Kendilerini geliştirmek için özgüvenleri vardır. Hangi alanlarda kusurlu olduklarını da açıklamaktan çekinmezler. Ahlaklılık ise etik davranmak ve güçlü bir doğruluk sergilemektir. Ahlaki karakteri yüksek olan markalar doğru ile yanlışı ayırt edebilir.

Kitapta birçok örnek ile yukarıda anlattıklarım detaylandırılıyor. Eğer kitabı okursanız okuduğunuza değeceğine eminim. Hepinize iyi okumalar.

2 Temmuz 2020 Perşembe

Felsefe Notlarım-2

Merhaba arkadaşlar, felsefe notlarımı yazmaya devam ediyorum. İlk bölümde 17.yy a kadar felsefenin tarihi gelişimine bakmıştık. Bundan sonra da modern dünyada felsefe nasıl gelişmiş ona bakacağız.

17.yy birçok insana göre felsefe tarihinde bir durulma dönemidir. Ana akım rasyonalizm yani akılcılıktır. Özellikle matematik ve fizik alanında önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu dönem de dahil olmak üzere filozofların salt felsefe ile değil hem matematik hem fizik hem de felsefe ile uğraştığını görüyoruz. Örneğin Aristoteles kendini fizikçi olarak nitelendirebilirdi. Metafizik adlı kitabı da kendisi tarafından değil öğrencisi tarafından bastırılmıştı.

17.yy'a geri dönersek; Kopernikus gözümüzle gördüğümüzün yanlış veya aldatıcı olabileceğini göstermişti. Çünkü biz ayaklarımızın altındaki dünyanın bir güneş etrafında dönebileceğini gözlerimiz veya duyularımızla tasavvur edemiyoruz. Aristoteles fiziği daha çok kalilatifti ama bu dönemde modern doğa bilimleri kantitatif olarak yapılacaktır.

En önemli düşünürü ve rasyonalizm in kurucusu Rene Descartes'dir. Rasyonalizm bilginin kaynağının akıl olduğunu söyler. Doğru düşünce ancak akıl ve düşünce ile elde edilebilir. Kendisi yeniçağ felsefesinin kurucusudur. Analitik geometriyi keşfetmiştir. Düşünce vardır, düşünce bedenden ayrılamaz, o zaman düşünüyorsam öyleyse varım diyebiliriz. 

Meditation adlı eseri yazmıştır. 

Dualizm adlı düşüncenin de kurucusudur. Ruh ve cisim vardır. Bunlar ayrıdırlar ama insanda bir araya gelirler. 

Spinoza da bu döneme damgasını vurmuş bir düşünürdür. Tüm yaşamı ve düşüncesini yöneten temel güdü tanrı sevgisidir. Ethica adlı eseri vardır. Var olan her şeyin içerisinde tanrı vardır. Tanrı olmaksızın hiçbir şey var olamaz. Var olan her şeyi tanrı kendi özünden yaratmıştır. 

Daha sonra gelen felsefi çağa da Aydınlanma felsefesi adı verilir. 18.yy felsefesinin genel adıdır. Ortaçağ'da hüküm süren dünya görüşüne karşı dogmalardan arınarak yeni bir dünya görüşünün ortaya çıkmasına aydınlanma denir. Aklın aydınlattığı kesin doğrulara doğru bir ilerlemedir. 

John Locke, ingiliz düşünür. Aydınlanma felsefesini başlatmıştır. Birey özgür olmalı, aklı hayatına kılavuzluk yapmalıdır. Gelenek ve otoritenin her türlü kısıtlamasından kurtulmalıdır. İnsan zihni boş bir levhadır. Bu ifade ile deneycilik veya amprizm akımı başlamaktadır. Amprizim bilginin deneyle veya duyumlar sayesinde kazanılması anlamına gelmektedir. Yasama ve yürütme erklerinin ayrılması gerektiğini belirtmiştir. 

George Berkeley, sadece ruhların olduğunu belirtmektedir. Ruhların ideleri vardır, madde yoktur, deneycilik akımına da bağlıdır. 

İdealizmde tüm nesneler zihne bağlıdır. Dünyayı duyumlarımız aracılığı ile yorumlarım. Var olduğunu bildiğim tek şey, duyu izlenimlerimdir. Elmanın var olduğunu bilebilir miyim? Hayır tek söyleyebileceğim şey onu gördüğüm, hissettiğim, kokladığım ve tattığımdır. 

David Hume; düşünce insanlıktaki en önemli şeydir. Deneyciliğin en büyük temsilcisidir. 

Voltaire; Fransız aydınlanmasının lideridir. Aydınlanmayı İngiltere'den Fransa'ya getiren adamdır. Fransız devrimine katkısı olmuştur. 

Denis Diderot; Fransız aydınlanmasının önemli isimlerindendir. Fransız ihtilaline giden yolu hazırlamıştır. Aydınlanmanın başta gelen din anlayışı akıl dinidir. Mezheplerin üzerinde doğal, doğru dini arama yoludur. Akıl dini akıl ile bulunmuş olandır. 

Montesquieu; Kuvvetler ayrımı ilkesini ortaya atmıştır. Yasama, yürütme ve yargı...

JJ Rousseau; Siyasi fikirleri Fransız devrimini etkilemiştir. Toplum sözleşmesinin yazarı. İnsanlar savaşlara son vermek için sözleşme yapmaya karar vermişlerdir. Toplumdaki herkes haklarını ve varlıklarını genel bir iradeye vermesiyle bu sözleşme oluşur. Böylece devlet ortaya çıkar.

Alman idealizmi ise I. Kant ile başlamıştır. Tüm felsefe tarihi Platon'a düşülen notlardan ibaret ise tüm modern felsefe tarihi de Kant'a düşülen notlardan ibarettir denmektedir. Eleştirel felsefenin babasıdır. Alman idealizmini ve modern felsefe sistemini kurmuştur. Saf aklın eleştirisi adlı eseri vardır. Rasyonalizm'i benimsemiştir.

Schelling; romantik anlayış içindedir. 

Hegel; Kant'tan sonra rasyonalizmin en önemli temsilcisidir. Gerçek olan akla uygundur, akla uyan gerçektir. Diyalektik felsefe.

Schopenhauer; Nietzche'nin akıl hocası ve Hegel'in başlıca rakibi. Ders saatlerini bile Hegel'in ders saatlerine koyarmış. Karamsar bir anlayışı var, acıları olabildiğince azalt demektedir. 

Feuerbach; materyalist. Karl Marx üzerinde etkisi vardır. Tanrının insanların isteklerinin yansıması olduğunu söyler.

Karl Marx; Marksizm. İnsan toplumlarının sınıf savaşı üretimi temsil eden / üretim yapan mülksüz emekçi ile üretimi kontrol eden yönetici sınıf arasındadır. Bundan önce de hep öyle olmuştur. Materyalizm anlayışının temsilcisidir. Marx'a göre insanlık aşamalardan geçmiştir. İlkel komünizm, kölelik, feodalizm, kapitalizm ve komünizm. Komünist manifesto ve Das Kapital in yazarıdır. 

Marx Kant'tan başlayan Hegel ile noktalanan idealist gelişmeye son noktasını koyar. Tanrı ve devlet yerine insanı koymuştur. Demokritos ile Epiküros'un materyalist felsefesini kabul etmiştir. Dine karşı insanların afyonu der. Tüm toplumların tarihi sınıf mücadelelerinin tarihidir. Özgür adam - köle gibi...

Auguste Comte; Sosyolojinin babasıdır.  Pozitif felsefe üzerine çalışmıştır. İlk defa bu terim St. Simon tarafından kullanılmıştır. Olguculuk olarak da bilinir. Pozitivizm; bilgiye ancak deney ile ulaşılabilir. Buradan elde edilen bilgiler akıl ve mantık sürecinden geçirilir. Brezilya bayrağı önündeki Order ve Progresso yani Düzen ve İlerleme sözü kendisine aittir. Bu pozitivizm sloganıdır.

J.Stuart Mill; Eylemlerimiz mutluluğa ulaşma ölçüsünde doğru, aksi halde yanlıştır. 

Pragmatizm; önermeler pratikte işe yarıyorsa doğrudur. Yoksa red edilmeleri gerekmektedir. William James popüler hale getirmiştir. 

Jeremy Betham; faydacılık veya utilitarizm akımının babasıdır. 

Frederich Nietzche, Tanrının ölümünü ilan etmiştir. Nihilisttir. Hristiyanlık ve burjuvazinin ahlaki değerlerini lanetlemiştir. Böyle buyurdu Zerdüşt kitabının yazarıdır. 

Sigmund Freud; psikanalizin kurucusudur. İd, ben (ego), üst ben (süper ego) kavramlarını ortaya atmıştır. İd; içgüdüsel kısım, ben içgüdüleri sosyal olarak kabul edilebilen davranışlara dönüştürür, üst ben ise dış otoritenin içselleştirmesi vicdan ve ahlakın alanıdır. 

Betrand Russel; Savaş karşıtıdır, insan hakları ve düşünce özgürlüğünü savunmuştur. 

Sartre; Varoluşçuluğun babasıdır. 

Elbette daha çok ama çok şeyler yazılabilir. Belki bu kısa notların ileride bana ve size faydası olur umuduyla hepinize iyi okumalar dilerim.