2 Ekim 2020 Cuma

Veri Stratejisi Kitap Özeti

Günümüzün en önemli başlıklarından biri veri konusudur. 

Veri, veri yönetimi, veri yönetişimi, büyük veri, veri analitiği, veri madenciliği, veri bilimi, veri....

Bu kadar önemli bir kavram olur da bunun bir stratejisi olmaz mı? Elbette olur.

Bugün özetini yapacağım kitap da tam bunu anlatıyor. Bernard Marr tarafından kaleme alınmış Veri Stratejisi kitabını incelemeye çalışacağız.


Kısa bir süre önceye kadar veri elektronik tablolarla veya veri tabanları ile sınırlıydı. Bu sebeple de tablolarla ifade edilemeyen veriler göz ardı ediliyordu. Ancak bugün depolama ve analitik alanlardaki ilerlemeler sayesinde çok farklı veri türlerini toplayabiliyor, depolayabiliyor ve üzerlerinde çalışabiliyoruz. Sonuç olarak bugün veri, elektronik tablolardan fotoğraflara, videolara ses kayıtlarına, yazılı metinlere veya sensör verilerine kadar her şeyi kapsayabiliyor.

Verinin bu kadar çeşitli olması oldukça önemli imkanlar ortaya koyuyor ama ne kadar çok veriye sahip olmanızın bir önemi yok, sahip olduğunuz veriyi ne kadar iyi kullandığınız önemli oluyor. Bu durum da veriden nasıl bir içgörü çıkartabileceğimizi amaçlamamızın önemli olduğunu gösteriyor. Örneğin araç sürücüsü verilerini toplamak ve bunları sigorta primlerinin düşürülmesi veya yükseltilmesinde kullanmak güzel bir amaç olabiliyor. Fakat sürücü verilerini nasılsa ileride kullanacak bir şey buluruz diye toplamak sadece verinin maliyetini arttırıyor. 

Verilerin farklı şirketler veya cihazlar ile toplanması da bir sorun olarak ortada duruyor. Çünkü bunların  bir araya getirilmesi ve ortak bir değer oluşturması için çalışma yapılması gerekiyor. Örneğin bir insanın Fitbit cihazı ile toplanan günlük verileri ile diğer tıbbi verilerinin bir araya getirilmesi çok daha önemli değer önerilerini ortaya çıkarabiliyor.

Verilerin eskiye göre daha fazla olmasının da ardında nesnelerin interneti kavramı var. Birçok şeyin üzerine yerleştirilebilen sensörler ve kameralar ile nesneler ile insanlar takip edilebiliyor ve buradan sağlanan veriler birçok alanda kullanılabiliyor. Bu veriler sadece ölçme ve değerlendirme amacı ile değil yapay zeka modelleri ile karar aşamalarında da kullanılabiliyor. 

İş dünyasında veriyi kullanmanın üç önemli alanı vardır:

- Karar verme sürecini geliştirme: Şirketler veriler ile daha iyi pazar ve müşteri içgörüsü toplamaya çalışıyor. Böylece müşterilerin ne istediği, neyi kullandığı, ürünleri nasıl satın aldıkları vb. bilgilere erişilip ilerleyen dönemlerde yeni kampanya, ürün vb tasarımları yapılabiliyor.

- Faaliyetleri geliştirme: Şirketler verileri analiz ederek verimlilik noktasında çalışmalar gerçekleştiriyorlar. Makine performansları, raf optimizasyonları vb. hep bu şekilde yapılıyor. Örneğin sigorta formları çok hızlı doldurulduysa arkada çalışan bir model bunun sahte bir form olabileceğini düşünüp alarm çalıyor. 

- Veriyi parasallaştırma: Şirketler müşterilerin verilerinden yine müşterilerin faydalanabilmesi için ortamlar sunuyorlar. Örneğin çiftçiler toprağın durumu konusunda bilgiler edinip ona göre ekim, söküm, sulama vb. yapabiliyor. Bu da onların verimini arttırabiliyor. Ayrıca bazı şirketler satın almaları veri üzerinden düşünüyor. Mesela Microsoft, Linkedin firmasını bu kapsamda satın almıştı. Sadece şirket satın almasını değil aynı zamanda şirketlerin faaliyet konusunu da düşündüğümüzde son zamanlarda değerlemesi en yüksek yapılan şirketler hep veri şirketleridir. Apple, Facebook veya Google çok önemli seviyelerde değerlemeler ile piyasada faaliyetlerini sürdürüyorlar.  

İş dünyasında yapılan en büyük hatalardan biri de verinin ve analitiğin bir BT konusu olduğunu düşünmektir. BT tarafından yapılan veri stratejilerinde şirketin uzun vadeli stratejik hedeflerinden ve verinin bu hedeflere ulaşmasına nasıl yardımcı olabileceğinden ziyade, veri depolama, veri sahipliği ve veri entegrasyonu üzerine odaklanma eğilimi gösteriyor.

Büyük şirketler kurum çapında bir değer olarak veriden sorumlu olacak bir CDO (chief data officer) işe almanın faydasını görebilirler. Gartner'a göre 2019 yılında büyük kuruluşların %90'ında CDO olması planlanıyor. İdeal olarak bir CDO hem teknik hem de iş deneyimine sahip olmalıdır. 

İşletmeler stratejik veri ihtiyaçlarını da tespit etmelidir. Bir işletme açısından faydalı olabilmek için verinin bir işle ilgili bir ihtiyacı karşılıyor olması gerekiyor. İşletmenin stratejik hedefine ulaşmasına yardımcı oluyor, değer oluşturuyor olması lazım. Aksi takdirde gerçek ihtiyacınız olmayacak büyük veri yığınları toplamak iyi bir fikir değildir. büyük verinin gücü verinin kendisinde değil, onu nasıl kullandığınızdadır.

Bir karar alabilmek için de bazı konuları öğrenmeye çalışırız. Hedefler ve işle ilgili temel soruları keşfedebilmek için kurumun dört alanına bakmak gerekiyor. Bunlar; müşteriler, iç işleyiş, finans ve çalışanlar. Bu alanlar ile ilgili sorular sorup, bunların verilerini analiz edip, bazı içgörülere ulaşmaya çalışırız. Sonra karar almak daha kolay olur. 

Bu kararları daha kolay almak için veri üzerinde çalışma yapmak sadece bir birimin kontrolünde olmaması gerekir. Bu nedenle vatandaş veri bilimcisi ya da data citizen diye bir kavram ortaya atılmıştır. Veriyi kullanan en başarılı şirketler herkesin veriye emek ve zaman harcaması sayesinde başarılı oluyorlar. Bunu devam ettirebilmek için de data citizen lerin sayısını arttırmak istiyorlar. 

Büyük veri denilince de karşımıza literatürde üç kavram çıkıyor. Hız, çeşitlilik ve hacim. Fakat bunun yanına doğruluk ve değer de kitapta karşımıza çıkıyor. Hız; verilerin özellikle sosyal medyada hızlı hareket etmesini, çeşitlilik; birçok veri tipine sahip olunmasını, hacim; verilerin kapladığı depolama alanını ve miktarını, doğruluk; verilerin karışıklığı ve dağınıklığını ama buradan bir sonuç üretebileceğimizi, değer ise verilerden elde etmeye çalıştığımız faydayı ortaya koyuyor. 

Burada değer tarafı önem kazanıyor. Çünkü aslında diğer kavramları temelde değer üretmek için yapıyoruz. Buna analitik de diyoruz. İş yapma sürecimizi geliştirmeye yardımcı olacak veri toplama, işleme ve analiz etme sürecinin tamamını analitik olarak adlandırıyoruz. Farklı analitik türleri de karşımıza çıkıyor. Metin analitiği, duygu analitiği, görüntü analitiği, video analitiği, ses analitiği gibi...

İleri analitik ise makine öğrenmesi olarak karşımıza çıkıyor. Makine öğrenmesi ve bunun bir alt dalı olan derin öğrenme ile bir yazılımcı, bir bilgisayara bir sorunu nasıl çözeceğini söylemek yerine kendi kendine sorunu nasıl çözeceğini öğrenmeyi öğretiyor.  

Veri ile yapmaya çalıştığımız bir yolculuksa;

- Önce veri ile ne yapacağımızı belirlememiz gerekiyor. Amacımızı tanımlamalıyız.

- Sonra veri toplamaya başlamalıyız. Bunu nasıl yapacağımıza dair planlar yapmalı ve donanımlar geliştirmeliyiz.

- Sonra bu verileri nerede tutacağımıza karar vermeliyiz. Bu da altyapı meselesini gözler önüne seriyor.  

- Bunun ardından veriyi analiz etmeli, buradan bir içgörü elde etmeliyiz. 

-  Tüm yukarıdakileri yaparken veri konusundaki yetkinliklerimizi de geliştirmemiz lazım. Bu alanda çalışan insan kaynağının beş temel becerisinin olması gerekiyor. İş bilgisi, analitik, bilgisayar, istatistik ve matematik, yaratıcılık...

- Veri yönetişimindeki eksikleri gidermeliyiz. Bu aşamada; veri sahipliği, veri yetkilendirmesi, veri güvenliği, verilerin gizliliği gibi konular tartışılmalı, uygun yetkilendirmeler ve planlamalar yapılmalıdır.

Kitap elbette çok daha fazlasını içeriyor. müsait bir zamanınızda okumanızı temenni ederim. 

23 Eylül 2020 Çarşamba

Pazarlama 4.0 Kitap Özeti

Merhaba sevgili arkadaşlar,

Bugün Pazarlama 4.0 kitabını sizler için özetlemeye çalışacağım.

Yazarı Philip Kotler, pazarlamanın gurusu olarak bilinir. Daha önceki pazarlama anlayışının nasıl değiştiğini bu kitapta anlatmaya çalışmış. Kendisi Pazarlama 1.0 ile hepimizin zamanında üniversitelerde öğrendiği ürün bazlı pazarlamayı kastetmiş. Burada ürün (product), fiyat (price), tutundurma (promotion) ve yer (place) konuları temel alınarak bir pazarlama anlayışı oluşturulmaya çalışılmıştı. Pazarlama 2.0 ile müşteri veya tüketici tabanlı bir pazarlama anlayışına geçiş sağlanmıştı. Pazarlama 3.0 ile insan temelli pazarlama ve en nihayetinde Pazarlama 4.0 ile de müşterilerin katılım ve savunuculuğunu kazanmak için geleneksel ile dijital pazarlamanın birleştirilmesi amaçlanmaktadır. 

Pazarlama 4.0 kavramının ortaya çıkmasının ana nedenlerinden biri güç değişimidir. Güç artık bireylerde değil sosyal gruplarda bulunuyor. Yatay, kapsayıcı, sosyal güçler artık dikey, dışlayıcı ve bireysel güçleri gölgede bırakmaya başladı. Buna en büyük örnek olarak Facebook'un tüm devletlerden daha fazla nüfusa sahip olması gösterilebilir. İnsanlar sınırlardan, organizasyonlardan bağımsız şekilde birbirleri ile bağlantı kuruyor, etkileşim yapıyor ve birbirlerini destekliyor ya da eleştiriyor. Bu insanlar markaların büyüklüğünden eskisi kadar korkmuyorlar.

Müşteriler hangi markayı seçeceklerine eşdüzeylerinin (peers) tavsiyeleri doğrultusunda karar veriyor. İnsanlar 4-f etkisinden yararlanarak bu kararlarını alıyorlar. Bunlar; arkadaşlar (friends), aile (family), facebook ve sosyal medyadaki takipçileridir (followers). Bu nedenle bir markanın başarılı olabilmesi için artık müşterilerine arkadaş gibi yaklaşmayı bilmesi, zaman zaman hatalarını kabul etmesi, onlarla samimi olması, onlarla zaman geçirmesi, daha az ürkütücü olması ve dürüst olması gerekiyor.

Müşteriler günümüzün getirdiği teknoloji ortamında birbirleri ve markalar ile bağlanmış (connected) durumdadır. Bu herhangi bir ürün ile ilgili hızlı bilgi alma, anında sipariş verme gibi işlemleri yapmalarına olanak sağlıyor. Fakat öbür taraftan da bu kadar çevrimiçi oldukları ortamlarda bile yine de fiziki satın almaları tercih edebiliyorlar. Bu da markaların sadece dijitalde yer alma stratejilerinin ne kadar doğru olduğunu sorgulatıyor. Müşteriler zaman zaman bir insan dokunuşu bekliyorlar. Yüz yüze görüşme yapmak, çağrı merkezinde bir insan sesi duymak veya fiziki mağazada almak istedikleri ürüne temas etmek istiyorlar. Bu da online ve offline dünyanın birbirine yaklaşmasını gerektiriyor. Kısacası müşteriye online ve offline de birbirini tamamlayan deneyimler sunmanın önemli olduğunu bize hissettiriyor. Buna omnichannel pazarlama deniyor. Yani bütünleşik şekilde tüm kanallarda müşteriye pürüzsüz ve kesintisiz deneyimler yaşatmak. Bu anlamda deneyim yaşayan müşterilerin tek kanal alıcılarına göre %30 daha fazla tüketici ömrüne sahip oldukları ortaya çıkmış. 

Müşterilerin bir marka veya ürün ile ilgili kafalarının da karışmış olduğunu söyleyebiliriz. Herhangi bir müşteri satın alma kararı verirken; reklam, çevresinin yönlendirmesi (4-f etkisi) ve geçmiş deneyimlerini ön plana koyuyor. Bunlardan en önemlisi çevresinin yönlendirmesidir. Bu sebeple müşterilerin bu bağlanmışlık ortamında kendi kararlarını verirken çok zorlandıklarını hatta bu kararı kendi başlarına bile alamadıklarını söyleyebiliriz. Çok fazla bilginin olması da işi bir hayli zorlaştırıyor. Bu nedenle birçok insan kalabalığın bilgeliğinden faydalanıyor. Bu anlamda şunu söyleyebiliriz. Geleceğin müşterisi bağlantılı ama kafası karışmış.

Madem çevrenin etkisi bu kadar önemli, o zaman markanın kendisini anlatmaya çalışması veya savunması da o kadar kolay olmayacaktır. Bu durumda en iyisi, markanın tüketiciler tarafından savunulmasını sağlamaktır. Yapılan araştırmalara göre üç müşteri segmenti bu konuda diğerlerine göre daha ön plandadır. Eğer bunlar kazanılabilirse markanın savunucuları veya avukatları olarak diğer tüketicilere karşı önemli bir rol üstlenebilirler. 

Bu müşteriler; gençler, kadınlar ve netandaşlardır (netcitizen). 

Gençler ilk çıkan ürünleri deneyimlemeyi seven insanlardır. Bu insanlar erken benimseyici olarak da adlandırılabilirler. Bunun en önemli sebebi, mizaçları gereği asi olduklarından anne ve babalarının yapmalarını istedikleri şeyleri yapmamaları veya kullanmalarını istedikleri ürünler yerine kendi tercihlerine yönelmeleri gösterilebilir. Kadınlar ise genel olarak aile ekonomisini yöneten insanlardır. Erkeklere nazaran daha fazla bilgi toplamaya, daha fazla alternatif bakmaya, daha fazla soru sormaya meyillidirler. Saatlerce mağazalarda dolaşabilir ve en uygun tercihten emin olmadan satın alma yapmazlar. Bu nedenle mükemmel hizmeti veya ürünü alma noktasında bir çaba içerisindedirler. Bunun için daha fazla temas noktasına ihtiyaç duyarlar. Daha fazla etkileşim içinde bulunurlar. Bu nedenle markalar için bu araştırmadan başarılı çıkmak çok önemlidir. Son olarak da netandaşlar vardır. Bunlar internette çoğunlukla herhangi bir maddi beklentileri olmaksınız paylaşım yapan, yorum yazan, puan veren insanlardır. Bunların yorumları markaların tercih edilmelerinde çok kritik öneme sahiptir. Bu insanların yorumları hiçbir reklam ile kıyaslanamayacak kadar büyük etki oluşturur. Bir marka hakkında olumlu veya olumsuz yorumları doğrudan diğer insanların tercihini etkiler.

Müşterilerin günümüz ortamında bir marka ile etkileşime geçme aşaması 5A modeli ile tanımlanıyor. Bunlar; farkındalık (awareness), çekicilik (appeal), sorma (ask), eylem (action) ve savunma (advocate) aşamalarıdır. 

Farkındalık aşamasında, müşteriler pasif bir şekilde geçmişteki deneyimler, pazarlama iletişimleri gibi etkilerin altındadır. Burası biliyorum, görüyorum, bilgi alıyorum aşamasıdır. Çekicilik aşamasında ise ürününün hangi özelliklerinin ihtiyaçları ile örtüştüğünü anlamaya çalışıyorlar. Bu aşama beğeniyorum aşamasıdır. Sonra sorma aşaması gelir. Burada 4-f ye ve işletmeye ürün ile ilgili sorular sorarlar. Eğer aldıkları bilgiler kendilerini tatmin etmişse ve bir karar vermişlerse ikna olmuşlardır. Dördüncü aşama ise eylem aşamasıdır. Burada satın alma davranışını gösterirler. Son aşamada ise ürün ile ilgili deneyimlerini başkaları ile paylaşırlar. Bu aşamada tavsiye edip etmemeye, savunucu olup olmamaya karar verirler. Bu süreçte değişik ürün gruplarında bu aşamalar farklı ağırlıkta ve sürede olabilir. Örneğin tüketici ürünlerinde farkındalık, çekicilik aynı anda gerçekleşebilir. Emlak veya otomobil ürününde ise soru sorma aşaması çok yüksek olabilir. 

Pazarlama 4.0'ın temelde Pazarlama 3.0 gibi insan merkezli olduğunu söyleyebiliriz. Liderlerin altı özelliğinin insanları kendine çektiği belirtiliyor. Bunlar; fiziksellik, düşünsellik, sosyallik, duygusallık, cana yakınlık ve ahlaklılık. 

Markalar için fiziksel çekicilik, iyi tasarlanmış logolar veya ustaca belirlenmiş sloganlar olabilir. Hatta Google'ın yaptığı gibi dinamik logo kullanımlarının da insanları etkilediği düşünülmektedir. Düşünsellik ise insana özgü bilgi sahibi olma, düşünme ve fikir üretme becerisidir. Düşünsellik, görünenin ötesinde düşünebilme ve inovasyon yapabilme becerisiyle yakından bağlantılıdır. Sosyallik boyutu ise bir bireyin veya markanın başkaları ile olan etkileşiminde özgüveni olması, sözlü ve yazılı iletişim becerilerini iyi kullanabilmesidir. Duygusallık başkalarının eylemlerini yönlendirebilmek için onlarla duygusal bağ kurmak ile açıklanabilir. Duygu uyandıran markalar olumlu müşteri davranışını harekete geçirirler. Cana yakınlık ise biraz farklıdır. Cana yakın olan markalar, öz farkındalık sahibidir. Hangi konularda iyi, hangi konularda kötü olduklarını bilirler. Kendilerini geliştirmek için özgüvenleri vardır. Hangi alanlarda kusurlu olduklarını da açıklamaktan çekinmezler. Ahlaklılık ise etik davranmak ve güçlü bir doğruluk sergilemektir. Ahlaki karakteri yüksek olan markalar doğru ile yanlışı ayırt edebilir.

Kitapta birçok örnek ile yukarıda anlattıklarım detaylandırılıyor. Eğer kitabı okursanız okuduğunuza değeceğine eminim. Hepinize iyi okumalar.

2 Temmuz 2020 Perşembe

Felsefe Notlarım-2

Merhaba arkadaşlar, felsefe notlarımı yazmaya devam ediyorum. İlk bölümde 17.yy a kadar felsefenin tarihi gelişimine bakmıştık. Bundan sonra da modern dünyada felsefe nasıl gelişmiş ona bakacağız.

17.yy birçok insana göre felsefe tarihinde bir durulma dönemidir. Ana akım rasyonalizm yani akılcılıktır. Özellikle matematik ve fizik alanında önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu dönem de dahil olmak üzere filozofların salt felsefe ile değil hem matematik hem fizik hem de felsefe ile uğraştığını görüyoruz. Örneğin Aristoteles kendini fizikçi olarak nitelendirebilirdi. Metafizik adlı kitabı da kendisi tarafından değil öğrencisi tarafından bastırılmıştı.

17.yy'a geri dönersek; Kopernikus gözümüzle gördüğümüzün yanlış veya aldatıcı olabileceğini göstermişti. Çünkü biz ayaklarımızın altındaki dünyanın bir güneş etrafında dönebileceğini gözlerimiz veya duyularımızla tasavvur edemiyoruz. Aristoteles fiziği daha çok kalilatifti ama bu dönemde modern doğa bilimleri kantitatif olarak yapılacaktır.

En önemli düşünürü ve rasyonalizm in kurucusu Rene Descartes'dir. Rasyonalizm bilginin kaynağının akıl olduğunu söyler. Doğru düşünce ancak akıl ve düşünce ile elde edilebilir. Kendisi yeniçağ felsefesinin kurucusudur. Analitik geometriyi keşfetmiştir. Düşünce vardır, düşünce bedenden ayrılamaz, o zaman düşünüyorsam öyleyse varım diyebiliriz. 

Meditation adlı eseri yazmıştır. 

Dualizm adlı düşüncenin de kurucusudur. Ruh ve cisim vardır. Bunlar ayrıdırlar ama insanda bir araya gelirler. 

Spinoza da bu döneme damgasını vurmuş bir düşünürdür. Tüm yaşamı ve düşüncesini yöneten temel güdü tanrı sevgisidir. Ethica adlı eseri vardır. Var olan her şeyin içerisinde tanrı vardır. Tanrı olmaksızın hiçbir şey var olamaz. Var olan her şeyi tanrı kendi özünden yaratmıştır. 

Daha sonra gelen felsefi çağa da Aydınlanma felsefesi adı verilir. 18.yy felsefesinin genel adıdır. Ortaçağ'da hüküm süren dünya görüşüne karşı dogmalardan arınarak yeni bir dünya görüşünün ortaya çıkmasına aydınlanma denir. Aklın aydınlattığı kesin doğrulara doğru bir ilerlemedir. 

John Locke, ingiliz düşünür. Aydınlanma felsefesini başlatmıştır. Birey özgür olmalı, aklı hayatına kılavuzluk yapmalıdır. Gelenek ve otoritenin her türlü kısıtlamasından kurtulmalıdır. İnsan zihni boş bir levhadır. Bu ifade ile deneycilik veya amprizm akımı başlamaktadır. Amprizim bilginin deneyle veya duyumlar sayesinde kazanılması anlamına gelmektedir. Yasama ve yürütme erklerinin ayrılması gerektiğini belirtmiştir. 

George Berkeley, sadece ruhların olduğunu belirtmektedir. Ruhların ideleri vardır, madde yoktur, deneycilik akımına da bağlıdır. 

İdealizmde tüm nesneler zihne bağlıdır. Dünyayı duyumlarımız aracılığı ile yorumlarım. Var olduğunu bildiğim tek şey, duyu izlenimlerimdir. Elmanın var olduğunu bilebilir miyim? Hayır tek söyleyebileceğim şey onu gördüğüm, hissettiğim, kokladığım ve tattığımdır. 

David Hume; düşünce insanlıktaki en önemli şeydir. Deneyciliğin en büyük temsilcisidir. 

Voltaire; Fransız aydınlanmasının lideridir. Aydınlanmayı İngiltere'den Fransa'ya getiren adamdır. Fransız devrimine katkısı olmuştur. 

Denis Diderot; Fransız aydınlanmasının önemli isimlerindendir. Fransız ihtilaline giden yolu hazırlamıştır. Aydınlanmanın başta gelen din anlayışı akıl dinidir. Mezheplerin üzerinde doğal, doğru dini arama yoludur. Akıl dini akıl ile bulunmuş olandır. 

Montesquieu; Kuvvetler ayrımı ilkesini ortaya atmıştır. Yasama, yürütme ve yargı...

JJ Rousseau; Siyasi fikirleri Fransız devrimini etkilemiştir. Toplum sözleşmesinin yazarı. İnsanlar savaşlara son vermek için sözleşme yapmaya karar vermişlerdir. Toplumdaki herkes haklarını ve varlıklarını genel bir iradeye vermesiyle bu sözleşme oluşur. Böylece devlet ortaya çıkar.

Alman idealizmi ise I. Kant ile başlamıştır. Tüm felsefe tarihi Platon'a düşülen notlardan ibaret ise tüm modern felsefe tarihi de Kant'a düşülen notlardan ibarettir denmektedir. Eleştirel felsefenin babasıdır. Alman idealizmini ve modern felsefe sistemini kurmuştur. Saf aklın eleştirisi adlı eseri vardır. Rasyonalizm'i benimsemiştir.

Schelling; romantik anlayış içindedir. 

Hegel; Kant'tan sonra rasyonalizmin en önemli temsilcisidir. Gerçek olan akla uygundur, akla uyan gerçektir. Diyalektik felsefe.

Schopenhauer; Nietzche'nin akıl hocası ve Hegel'in başlıca rakibi. Ders saatlerini bile Hegel'in ders saatlerine koyarmış. Karamsar bir anlayışı var, acıları olabildiğince azalt demektedir. 

Feuerbach; materyalist. Karl Marx üzerinde etkisi vardır. Tanrının insanların isteklerinin yansıması olduğunu söyler.

Karl Marx; Marksizm. İnsan toplumlarının sınıf savaşı üretimi temsil eden / üretim yapan mülksüz emekçi ile üretimi kontrol eden yönetici sınıf arasındadır. Bundan önce de hep öyle olmuştur. Materyalizm anlayışının temsilcisidir. Marx'a göre insanlık aşamalardan geçmiştir. İlkel komünizm, kölelik, feodalizm, kapitalizm ve komünizm. Komünist manifesto ve Das Kapital in yazarıdır. 

Marx Kant'tan başlayan Hegel ile noktalanan idealist gelişmeye son noktasını koyar. Tanrı ve devlet yerine insanı koymuştur. Demokritos ile Epiküros'un materyalist felsefesini kabul etmiştir. Dine karşı insanların afyonu der. Tüm toplumların tarihi sınıf mücadelelerinin tarihidir. Özgür adam - köle gibi...

Auguste Comte; Sosyolojinin babasıdır.  Pozitif felsefe üzerine çalışmıştır. İlk defa bu terim St. Simon tarafından kullanılmıştır. Olguculuk olarak da bilinir. Pozitivizm; bilgiye ancak deney ile ulaşılabilir. Buradan elde edilen bilgiler akıl ve mantık sürecinden geçirilir. Brezilya bayrağı önündeki Order ve Progresso yani Düzen ve İlerleme sözü kendisine aittir. Bu pozitivizm sloganıdır.

J.Stuart Mill; Eylemlerimiz mutluluğa ulaşma ölçüsünde doğru, aksi halde yanlıştır. 

Pragmatizm; önermeler pratikte işe yarıyorsa doğrudur. Yoksa red edilmeleri gerekmektedir. William James popüler hale getirmiştir. 

Jeremy Betham; faydacılık veya utilitarizm akımının babasıdır. 

Frederich Nietzche, Tanrının ölümünü ilan etmiştir. Nihilisttir. Hristiyanlık ve burjuvazinin ahlaki değerlerini lanetlemiştir. Böyle buyurdu Zerdüşt kitabının yazarıdır. 

Sigmund Freud; psikanalizin kurucusudur. İd, ben (ego), üst ben (süper ego) kavramlarını ortaya atmıştır. İd; içgüdüsel kısım, ben içgüdüleri sosyal olarak kabul edilebilen davranışlara dönüştürür, üst ben ise dış otoritenin içselleştirmesi vicdan ve ahlakın alanıdır. 

Betrand Russel; Savaş karşıtıdır, insan hakları ve düşünce özgürlüğünü savunmuştur. 

Sartre; Varoluşçuluğun babasıdır. 

Elbette daha çok ama çok şeyler yazılabilir. Belki bu kısa notların ileride bana ve size faydası olur umuduyla hepinize iyi okumalar dilerim.

11 Haziran 2020 Perşembe

”Her Şey Beyinde Başlar” adlı kitap özeti

Merhaba arkadaşlar,

Bugün de kitap özetlerimize Mümin Sekman’ın "Her Şey Beyinde Başlar" adlı kitabı ile devam ediyorum. Yazar kitabı bir hobi kitabı olarak gördüğünü söylemiş. Bu sebeple okuması zevkli ve kolay anlaşılır bir kitap. Açıkçası ben istifade ettim. Bu kapsamda sizinle paylaşmak istedim.

Daha önce beyin ile ilgili bir çok kitap okumuştum. Bu kitap sanki onların özeti olmuş. Kitapta yanlış bildiğimiz şeylere cevaplar verildiği gibi, ilk defa okuyanlar için de önemli konulardan bahsedilmiş. Örneğin beynin %10'unu kullanıyoruz şeklindeki şehir efsanesine “hayır hepsini kullanıyoruz” diye cevap verilmesi gibi...

Yüzyıllardır insanlar beyni anlamaya çalışıyorlar. Kitapta bununla ilgili de güzel bir cümle var. "İnsan beyni anlaşılacak kadar basit olsaydı, biz de onu anlayamayacak kadar basit olurduk". Bu açıkçası benim çok hoşuma gitti. Özellikle insan beyninin son dönemlerde daha ileri seviyede keşfedilmesi, birçok teknolojik icat ile mümkün oldu. İnsanlık tarihte ilk defa beynin fonksiyonlarını anlamaya başladı. 

Toplam vücut ağırlığının %2’si olmasına rağmen, harcadığımız enerjinin %20'sini beyin tüketmektedir. Kapladığı alanın 10 katından fazla enerji harcamaktadır. Hatta ne kadar çok düşünürsek o kadar da çok kalori harcamaktayız. Bunun anlamı "beynimiz bedava olsa da düşünmek bedava değildir".

Kitapta ayrıca her zaman karıştırılan bazı kavramlara açıklamalar getiriliyor. Zihin nedir dediğimizde belki birçoğumuz buna doğru şekilde cevap veremiyor. Zihin; hayal kurma, düşünme, hissetme gibi işlemlerin yapıldığı soyut kısımdır. Beynin fiziksel hali ise onun somut kabıdır.

Peki insan beynini daha güçlü yapan nedir? Aklın gelişmişliği beyin hücrelerinin sayısından çok, hücreler arasındaki bağlantıların yoğunluğuna bağlıdır. Beyin hücreleri arasındaki bağlantıların miktarı, kişinin akıllık derecesinin biyolojik göstergelerinden biri olarak kabul ediliyor. Bir insan ne kadar çok şey öğrenir ve düşünürse beynindeki sinirler arasındaki bağlantılar o kadar artıyor. Bağlantılar arttıkça, insan daha fazla öğrenme ve düşünme kapasitesine ulaşabiliyor. Bu da aklı ve zekayı keskinleştiriyor. 

Beynimizin hangi bölgesini yoğun kullanırsak, bu işlemin yapıldığı yerdeki nöral ağlar artmakta ve sıkılaşmaktadır. Bu nedenle insanların mesleklerinin izleri beyinlerinde görülmektedir. Örneğin bir taksi şoförünün bir otobüs şoförüne göre yön bulma ihtiyacı daha fazla olduğu için taksi şoförünün beynindeki ilgili kısım (talamus) daha gelişmiş olabiliyor. Nasıl ki spor yapmak vücudun fiziksel yapısını değiştiriyorsa, zihinsel aktiviteler de beynin fiziksel yapısını değiştirebiliyor.

Karıştırılan kavramlardan bir tanesi de akıl ve zeka.  Zeka daha çok genetik yolla ailemizden aktarıldığı halde akıl tamamen bizim kendi çabamız ile geliştirilebiliyor. Belki bu anlamda zeka kapasitemizi seçemiyor olabiliriz, fakat  aklımızı geliştirmek bizim elimizdedir. Bunu şöyle bir örnekle daha açıklayıcı hale getirebiliriz. Beynimiz bir otomobil ise; zeka, arabanın donanımı, beygir gücü, teknik özellikleri; akıl ise direksiyondaki şoför olarak görülebilir. Belki arabanın donanımını çok yüksek bir oranda iyileştiremeyebiliriz ama  şoförlük yeteneğimizi muazzam bir hale getirebiliriz. Bu nedenle beynimizi daha iyi kullanmak bizim elimizdedir. Her zaman en zeki insanlar en iyi pozisyonlara gelmemektedir. Günümüzde etrafımızda daha çok gördüğümüz ise normal zekaya sahip insanların akıllarını geliştirerek çok iyi mevkilere gelmiş olmalarıdır.

Peki insanlar akıllarını nasıl geliştirebilirler? Biliyorsunuz beyin hücrelerine nöron denir. Yenilik onları uyarır. Evin dekorunu değiştirmek bile fark oluşturur. Bu nedenle beyniniz için sık sık yenilik yapın. Daha önce bilmediğiniz bir şeyler öğrenin, gitmediğiniz yerlere gidin, yeni yerler görün, yeni kitaplar okuyun. En önemlisi çevrenize  keşfedici gözlerle bakın. Leonardo Da Vinci'ye göre aktif bir dikkat beynin gelişimi için çok faydalıdır. Fakat ortalama bir insanın görmeden baktığını, duymadan dinlediğini, hissetmeden dokunduğunu, tatmadan yediğini, fark etmeden hareket ettiğini, kokuları ayırmadan nefes aldığını ve düşünmeden konuştuğunu söylemekteydi.

Hepimiz öğrendiğimiz bilgileri daha sonradan unuttuğumuzdan şikayetçiyizdir. Bu nedenle bazı ufak ipuçları bizim daha güçlü bir hafızaya sahip olmamızı sağlayabilir. Eğer ilk kayıt güçlü bir şekilde yapılırsa ve tekrar ile güçlendirilirse uzun süre hatırlanır. Hatta duygular işe karışınca hatırlama oranı yükselmektedir. Özellikle kötü duygularla ilgili olanlar daha fazla hatırlanıyor. Uyku düzeninin, bilgiyi uzun süreli hafızaya yerleştirmesi bakımından oldukça önemli olduğu bilinmektedir. Bu noktada anı hafızası denilen bir kavramdan da bahsetmek gerekiyor. Özellikle insanların geçmişlerinde yaşamış oldukları olaylarla ilgili bazı bilgiler daha kolay hatırlanabiliyor. Çünkü bunlar tekrar ve ezber baskısı olmadan, stres oluşturmadan kendiliğinden kaydediliyor. Kendinize sorun lütfen; daha önce gezdiğiniz bir şehir ile ilgili ne kadar çok şey hatırlıyorsunuz değil mi?

Beynin geliştirilmesi için şu formülün yararlı olduğu düşünülüyor. KEÇİ denilen formüle göre; kalıtım, eğitim, çevre ve istek beynin gelişiminde çok önemlidir. Kalıtım, anne ve babamızdan ne aldığımızla ilgilidir. Eğitim, bizim bunun üzerine ne koyduğumuz gerçeğidir. Çevre, etraftakileri keşfetmek demektir. İstek ise bunları yapma arzusudur.

Beynin Katmanları

Son olarak da benim çok hoşuma giden beynin üç katmanı konusundan bahsetmek istiyorum. İnsan beyninde temelde üç tane katman vardır. Bunlar sırasıyla Sürüngen Beyin, Limbik Beyin ve Neo Korteks'tir. Bunlardan Sürüngen Beyin beyine sahip canlıların tamamında bulunmaktadır. İçgüdülerle yönetilen yerdir. Bu sebeple insanların ve hayvanların hayatta kalma ve üreme güdülerinin yönetilmesini sağlar. Limbik Beyin duygu merkezidir. Burası bazı hayvanlar da yer aldığı gibi bazı hayvanlarda da bulunmamaktadır. Örneğin kedi ve köpekte varken sürüngenlerde yoktur. Son olarak da Neo Korteks bölümü vardır. Burası sadece insanda bulunan ve bizi diğer canlılara üstün kılan yerdir. Burası mantıklı davranmamızı doğru kararlar vermemizi, içgüdülerimize ve duygularımıza göre hareket etmememizi sağlar. Örneğin, gelişimini tamamlayamamış çocukların yapmış olduğu bazı olumsuz tavırlar Sürüngen Beyin ile ilgili olabilir. İnsanların mantıklı kararlar verebilmesi için Neo Korteksler'inin gelişmiş olması ve karar alma davranışına hakim oluyor olması gerekmektedir.

Umarım beğenmişsinizdir, iyi çalışmalar dilerim.