6 Ekim 2017 Cuma

Dünyadaki Servet Dağılımı


Kıymetli okuyucularım merhaba,

Sizlere bugün dünyadaki servet dağılımından bahsetmek istiyorum. Servet denince aklımıza hep şirketler ve elbette dünyaca bilinen zenginler gelir. İşte bu bireylerin ve işletmelerin servetlerinin ilgili ülkede tutulan toplamı ülkelerin servetlerini oluşturur. Bireyler veya işletmeler bu servetleri oluşturmak için ticaret, spekülasyon ve yatırım yapmaktadırlar. Bunları yaparken bazen kendi öz varlıklarını bazen de borçlanma ile elde ettikleri finansmanları kullanırlar. İşte bu borçlar, elde edilen varlıklardan düşerek şahısların net servetlerini bize vermektedir.
Yapılan analizlerde göze çarpan en önemli ayrım finansal ve finansal olmayan servet ayrımıdır. Finansal servet; daha çok nakit para, banka hesapları, tahvil, bono, hisse senedi gibi finansal kurumlarda duran ya da hızlı şekilde nakde dönüştürülebilecek yatırım araçlarından oluşmaktadır. Finansal olmayan servet ise genellikle gayrimenkul, araç, sanat yatırımları, hayvanlar vb. nakde dönmesi daha uzun süren yatırım araçlarından oluşmaktadır.

Aşağıdaki grafikte ise (soldaki eksen %) yıllar itibari ile dünya çapında toplam servetin (finansal ve finansal olmayan toplamı) yıllık değişimi yer almaktadır. Buna göre servet gelişimi tüm dünyada düşük faiz ortamında özellikle gayrimenkul fiyatlarının hızlı şekilde arttığı yıllarda çok yüksek seyrederken 2008 yılında yaşanan global krizle birlikte daha mutedil seviyelere inmiş gibi görünmektedir. Son 3 yıldır ise neredeyse değişmemektedir.

Tüm dünya genelinde toplam servetin 256 trilyon USD olduğunu görüyoruz. Dünya nüfusuna oranlandığında ise kişi başı servet 53 bin USD’ye gelmektedir. Dünyadaki tüm yetişkinlerin bölgesel dağılımına bakıldığında Asya Pasifik, Çin, Hindistan ve Afrika’nın başı çektiği görülmesine rağmen servetin önemli kısmının Kuzey Amerika ile Avrupa’da oluştuğu gözlemlenmektedir. Dünya’daki tüm servetin %65’i gelişmiş batı olarak adlandırabileceğimiz bu bölgelerdedir. Aşağıdaki grafikte bu detaylı şekilde anlatılmaktadır.

2015 yılsonu ile 2016 yılsonu arasında dünyadaki servetin gelişimine yukarıda bakmaya çalışmıştık. Bu gelişimin ülke bazındaki yapıları incelendiğinde özellikle kurları değerlenen Japonya, ABD gibi ülkelerde toplam servetin arttığı, gelişmekte olan ülkelerde ise bu servetin USD’nin diğer para birimleri karşısındaki değerlenmesine bağlı olarak düştüğü görülmektedir. Elbette bir de İngiltere’nin Brexit sürecinde aldığı büyük darbe ile GBP’nin yaşadığı önemli değer kaybının ülkenin toplam serveti üzerinde negatif etkisi olduğunu görmekteyiz. 2016 yılı içerisinde en büyük servet kaybı İngiltere’de yaşanmıştır.

Tüm ülkelerin hangi servet seviyesinde olduğunu değerlendirebilmek için de dört ayrı grup oluşturulmuştur. Buna göre ülkeler aşağıdaki şekilde sınıflandırılabilir:

·         Fakir ülkeler: Kişi başı 5 bin USD’nin altında servete sahip olan ülkeler.

·         Sınırda ülkeler: Kişi başı 5 bin USD ile 25 bin USD arası servete sahip olan ülkeler.

·         Orta seviyeli ülkeler:  Kişi başı 25 bin USD ile 100 bin USD arası servete sahip olan ülkeler.

·         Zengin ülkeler: Kişi başı 100 bin USD üzerinde servete sahip olan ülkeler.

Eğer bu sınıflamayı dünya haritası üzerinde gösterirsek karşımıza aşağıdaki şekil çıkmaktadır. Buna göre kişi başı en yüksek servete sahip olan ülkelerin Kuzey Amerika, Japonya ile Avrupa’da olduğunu görüyoruz. İlginç şekilde orta seviyeli ülkeler oldukça azdır. Burada birkaç Avrupa ülkesi ile Suudi Arabistan’ın yer aldığını görüyoruz. Özellikle sınırda olan ülkelerin çokluğu göze çarpmaktadır. Latin Amerika ülkelerinin büyük kısmı, Rusya, Çin, Türkiye gibi birçok gelişmekte olan ülkenin bu kısımda bulunduğu görülmektedir. Son olarak da fakir diye tanımlanabilecek ülkelerin önemli bir kısmı Asya’nın güneyi ile Afrika’da yer almaktadır.

Görüldüğü gibi dünya üzerinde servet dağılımı oldukça orantısız şekilde gerçekleşmiştir. Buna ilave olarak gittikçe de bu dağılım eşitsiz hale gelmektedir. Birkaç örneği dışında zengin ülkeler daha da zenginleşmekte, fakirler de yerinde saymaktadır.

2 Ekim 2017 Pazartesi

Sukuk ihracında Halka Arz ve Nitelikli Yatırımcıya İhraç Kıyaslaması

Kıymetli okuyucularım merhaba, bugün sizlere sukuk yatırım ürünü üzerine bankaların nasıl karar aldıklarını ifade eden bir yazı yazmak istedim. Bildiğiniz gibi bankalar iki şekilde sukuk ihracı kararı alabilmektedir. Bunlar nitelikli yatırımcıya ihraç ile halka arz şeklinde ihraçtır. Nitelikli yatırımcı tanımını da hatırlamak gerekirse aşağıdaki şekilde ifade edebiliriz.

''Yerli ve yabancı yatırım fonları, emeklilik fonları, yatırım ortaklıkları, aracı kurumlar, bankalar, sigorta şirketleri, portföy yönetim şirketleri, ipotek finansmanı kuruluşları, emekli ve yardım sandıkları, vakıflar, Sosyal Sigortalar Kanununun ilgili maddesince kurulmuş sandıklar, kamuya yararlı dernekler ile nitelikleri itibariyle bu kurumlara benzer olduğu Kurulca belirlenecek diğer yatırımcılar ve sermaye piyasası araçlarının ihraç tarihi itibariyle en az 1 milyon lira tutarında Türk Lirası, yabancı para veya sermaye piyasası aracına sahip gerçek ve tüzel kişiler''

 Şimdi de asıl konumuz olan nitelikli ihraç ile halka arz arasındaki farklara değinelim.

Aşağıda nitelikli ihracın avantajları yer almaktadır.

·         Operasyonel olarak çok daha az emek gerekiyor.

·         Halka arzda gereken aracılık komisyonu  nitelikli ihraçta yok.

·         Süresi çok makul (6 günde onay geliyor) halka arz 2-3 hafta sürüyor (Sürelerin tam garantisi olmayabiliyor)

·         Hedef kitlesi daha belirgin. Bankaların müşterileri ile yaptığı görüşmeler neticesinde ihraç tutarı daha net kestirilebiliyor.

·         Eğer banka yaptığı ihracın tamamını satamazsa kalan tutar ikinci elde daha kolay satılabiliyor.

·         Yönetmesi ve müşterilere dağıtması daha kolay.


Nitelikli İhracın dezavantajlarına değindiğimizde ise kaynak maliyeti daha yüksek olabiliyor ve vadesi daha kısa olması tercih ediliyor. Aksi takdirde nitelikli yatırımcı almaktan imtina edebiliyor.

Halka Arzın ise kendine göre bazı avantajları yer almaktadır. Bunları da aşağıda sıralayabiliriz:

·         Bankanın tabana yaygın sukuk ihracı yapması Bankanın itibarını olumlu etkiliyor.

·         Genelde vade daha uzun olduğu için banka açısından daha uzun vadeli kaynak oluyor

·         Getiri nitelikliden daha düşük olduğu için kaynak maliyeti daha düşük olabiliyor.


Halka Arzın ise dezavantajları aşağıdaki gibi görünmektedir.

·         Daha düşük getiri, daha uzun vade nedeniyle üst gelir grubunda müşterilere satışı zor oluyor. Özellikle kurumsal yatırımcılara satışı çok daha da zor oluyor.

·         Daha geniş kitleye yönelik çıktığı için talebi öngörmek daha güç oluyor. Bu sebeple arzın üzerinde talep gelirse bu durumda eşit miktarda her müşteriden kısmak gerekiyor. Bu da müşteri memnuniyetsizliğine yol açıyor.

·         Operasyonel süreci daha uzun ve zor.

·         Halka arzda aracı kullanmak zorunlu olduğundan aracılık maliyeti devreye girebiliyor. Bu da toplam maliyeti olumsuz etkiliyor.

Görüldüğü gibi halka arz veya nitelikli yatırımcıya ihraç şeklinde iki tip ihraç yapılabiliyor. Her ikisinni de kendilerine göre avantaj veya dezavantajı olabiliyor. Bankaların kendi menfaatlerine ve müşterilerinin taleplerine göre karar verip bu ihraçları yapmaları gerekiyor.

5 Temmuz 2017 Çarşamba

Kurum Karne İkilemi

Sevgili okurlarım merhaba, 

Bugün sizlere tüm kurumsal işletmelerde yer alan bir ikilemden bahsetmek istiyorum. Ben buna kurum-karne ikilemi adını verdim. Siz nasıl isterseniz öyle adlandırabilirsiniz.

Karne derken bireylerin sorumluluk sahalarındaki hedeflerini tutturması ile yıl sonunda veya ara dönemde almış oldukları kişisel performans notlarından bahsediyorum. Hepimiz çalıştığımız şirketlerde bizlere verilen hedefleri tutturmak gayreti içerisindeyiz. Bu hedeflerin çalışanlar tarafından tutturulması ilgili çalışanlara birkaç açıdan geri dönüş sağlar. Bunlardan en basiti ücretlerine aldıkları zamdır. Diğer taraftan ikramiye veren şirketlerde ilgili ikramiye miktarının belirlenmesindeki önemli bir değişken de yine bu karne notlarıdır. Son olarak da terfi imkanları karne notları doğrultusunda ortaya çıkmaktadır. İşletmelerin başarılı çalışanlarını başarısız çalışanlarına tercih etmeleri en doğal sonuçtur. 

Doğal olarak her birimin karnesini en üst düzeyde önemseyerek hedeflerini tutturması kurumların genel hedeflerinin tutturulmasına vesile olmalıdır. Fakat bazı noktalarda hedeflerin tutturulması kurumun genel çıkarına aykırı olmaya başlayabilir. Şimdi bunlardan bahsedelim. 

Örneğin bir banka temel faaliyeti olan kredi kullandırımında her zaman en karlı fiyattan en fazla kullandırım yapmaya çalışır. Fakat kredi kullandırım imkanı olsa bile bazı şubeler hedeflerini tutturmuşlarsa özellikle gelecek sene hedeflerini düşünerek yeni kullandırım yapmaya pek hevesli olmazlar. Bu konuda bankanın yeni kullandırımlardan elde edeceği kar da sağlanamamış olur. Böylece bireysel karneler ön plana alınarak Kurum çıkarları ikinci plana itilebilir.

Diğer bir örneği de mevduat kabulünden verebiliriz. Son dönemlerde oldukça önemli hale gelen kara para aklama ve terörün finansmanı konusunda bankalar çok ciddi tedbirler almaktadır. Bu durumda bir şube şüpheli gördüğü ama yukarıdaki konu ile doğrudan ilgili olduğunu düşünmediği bir mevduat kazanımı ile yıl sonu hedeflerini tutturabilecekken ileride bankanın çıkarlarına uygun olmadığı için bunu kabul etmemelidir. Oysa bireysel hedefler bu mevduatı kabul etmesi konusunda üzerinde hep bir baskı oluşturacaktır.

Yukarıdaki örnekleri verdikten sonra kurum çıkarlarının her zaman bireysel hedeflerin toplamı olamayabileceği, sene başında kurgulanan karnelerin sene ortasında değişen şartlarla kurum menfaatleri ile uyumlu durumda bulunmayabileceği görülmektedir. Bu durumda şahsi menfaatleri bir tarafa bırakıp kurumun menfaatlerini öne taşımak en doğru olandır. Elbette bu davranışı herkesten beklemek kolay değildir. Hele işe yeni başlamış ve kendini ispat çabasında olan bir çalışandan bu tarz bir bakış beklenemez. Bugüne kadarki tespitlerime göre kurum menfaatlerini şahsi menfaatlerinin yerine koymayı becerebilenler çoğunlukla üst düzey yöneticilerdir. Çünkü kurumun sağlıklı şekilde faaliyetlerine devamı onların en önemli gördükleri konulardan biridir. Kurum yoksa zaten bireysel bir başarının anlamı yoktur. Bunu anlamayı başaranlar da makro bakış açısına sahip insanlardır. 

Bu durumda yine banka örneğinden hareket edersek;
- Yeni mevduat alabilecekken veya yeni kredi kullandırabilecekken gelecek sene hedeflerini düşünerek bunları yapmamak,
- Büyük fakat sorunlu olmaya aday bir krediyi kullandırarak ilgili senenin hedefine yazabilmek için muhtemel sorununu görmemek veya görmezden gelmek,
- Şüpheli bir mevduatı banka çıkarlarına uygun olup olmamasına bakmaksınız kabul etmek,
- Hedeflerde doğrudan yer almayan yeni çıkan ürünleri pazarlamaktan imtina etmek

Gibi konuların tamamı bu makro bakış açısı ile ilgilidir. Makro bakış açısı da üst düzey yöneticilerin veya bu düzeyi hedefleyenlerin çok önemli bir özelliğidir. Hepinize hedeflerinize bu şekilde bakmanızı tavsiye ederim. 

5 Haziran 2017 Pazartesi

Yatırım Karşılığı Türk Vatandaşlığı Hakkı Kazanılması


Sevgili okurlarım merhaba,

Bugün sizlere son dönemde yabancılar tarafından ilgi gören bir konudan; Türk Vatandaşlığı konusundan bahsetmek istiyorum.

12 Ocak 2017 Tarihli Resmi Gazete yayınlanan yönetmelik ile yürürlüğe giren bir düzenleme yabancılara ülkemiz vatandaşlığını alabilmeleri için bazı şartlar ortaya koymaktadır. Buna göre aşağıdaki yatırımları yapan insanlar belirtilen süreler geçtikten sonra bu vatandaşlık hakkını kazanabileceklerdir.

·         En az 2.000.000 Amerikan Doları tutarında sabit sermaye yatırımı gerçekleştirdiği Ekonomi Bakanlığınca,

·         En az 1.000.000 Amerikan Doları tutarında taşınmazı tapu kayıtlarına üç yıl satılmaması şerhi koyulmak şartıyla satın aldığı Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca,

·         En az 100 kişilik istihdam oluşturduğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca,

·         En az 3.000.000 Amerikan Doları tutarında mevduatı üç yıl tutma şartıyla Türkiye’de faaliyet gösteren bankalara yatırdığı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunca,

·         En az 3.000.000 Amerikan Doları tutarında Devlet borçlanma araçlarını üç yıl tutmak şartıyla satın aldığı Hazine Müsteşarlığınca

Tespit edilen yabancılar ile sonradan yapılan düzenlemeye göre

·         En az 1,5 milyon dolar tutarında gayrimenkul yatırım fonu katılma payı veya girişim sermayesi yatırım fonu katılma payı alan ve üç yıl süreyle bunu elinde tutan

Yabancılar da Türk vatandaşlığı hakkına kavuşabileceklerdir.

Bu düzenlemeye göre ülkemiz hükümeti özellikle ülkemize sıcak para çekebilmeye ve bunu bir süre ülkemiz tutabilmeye çalışmaktadır. Böylece özellikle cari açığın finansmanı noktasında önemli bir yol alınabilecek ve döviz kurunun dengelenmesi bu şekilde sağlanabilecektir. Peki, ülkemizin verdiği bu vatandaşlığın yanında diğer ülkeler de benzer uygulamalar yapıyorlar mı diye aşağıdaki tabloya bir bakalım. Bu programlarda göze çarpan göçmen kategorisinde ülkeye kabul edilen insanlara önce oturma izni temin ediliyor, bunun akabinde ise çeşitli yatırımları yaptıklarında vatandaşlık hakkı kazanabilmek için süreleri başlıyor.



Ülke

Göçmenlik
Programı

Yatırım Miktarı
En Az

Yatırım
Türü

Oturum
İzni

Çalışma
İzni

Ülkede Kalma
Zorunluluğu

Kalıcı Oturum İzni

Vatandaşlık Verme
Süresi

Portekiz

Golden Visa

280 bin €

Gayrimenkul

Hemen

Var

Yılda 7 gün

5 yıl

6 yıldan sonra

İspanya

Golden Visa

500 bin €

Gayrimenkul

Hemen

Var

Yılda 183 gün
(Vatandaşlık İçin)

10 yıl

10 yıldan sonra

Yunanistan

Golden Visa

250 bin €

Gayrimenkul

Hemen

Yok

Yılda 183 gün
(Vatandaşlık İçin)

Yok

7 yıldan sonra

Malta

Bireysel
Yatırımcı

650 bin € bağış +
150 bin € hazine bonusu +
Gayrimenkul satın alma veya kiralama

Gayrimenkul
Bağış

Hemen

Var

Yılda 21 gün

1 yıl

1 yıldan sonra

Kıbrıs

Golden Visa

2 milyon €

Gayrimenkul
Hisse senedi

Hemen

Var

Yok

1 yıl

4 aydan sonra

İngiltere

ECAA İş Kurma Vizesi

İş İçin Gerekli Sermaye

İş Kurma

Hemen

Kendi işi

Yaşamak zorunlu

4 yıl

5 yıldan sonra

Tier 1 Girişimci Vizesi

2 milyon Sterlin

Hisse senedi
Hazine bonosu

Hemen

Var

Yılda 180 gün

Yatırım miktarına göre
2-3-5 yıl

6 yıldan sonra

(Kaynak: http://www.icep.com.tr/)

Avrupa’da göze çarpan en kolay vatandaşlık veren ülkeler 1 yıllık bir bekleme süresi ile Kıbrıs Rum Kesimi ve Malta’dır. O sebeple bu özelliklerini birçok fuar ve yurtdışı etkinliğinde göstermektedirler.

Peki, AB ülkeleri dışında vatandaşlık konusunda popüler olan başka ülkeler yok mudur? Benim karşıma özellikle Latin Amerika’da yer alan bazı ülkeler çıktı. Bunlardan 2 tanesini buraya koymak istedim.

(Kaynak: http://www.yurtdisioturum.com/)

1-      Grenada: Bu pasaportu almak; Avrupa Birliği ülkeleri, Birleşik Krallık, İrlanda ve birçok İngiliz Milletler Topluluğu ülkesini içeren, Çin ile birlikte 137 ülkeye vizesiz seyahat etme olanağı sağlamaktadır. Bunu alabilmek için 350 bin USD değerinde bir gayrimenkul alıp buna 4 yıl boyunca sahip olmak ya da devletin fonuna 200 bin USD değerinde yatırım yapmak gerekmektedir.

2-      Dominik Cumhuriyeti: Bu pasaportu almak; Avrupa Birliği ülkeleri, Britanya, İrlanda ve birçok İngiliz Milletler Topluluğu ülkesini içeren 136 ülkeye vizesiz seyahat etme olanağı sağlamaktadır. Bunu alabilmek için 200 bin USD değerinde bir gayrimenkul alıp buna 3 yıl boyunca sahip olmak gerekmektedir.

Buraya kadar anlatılanlar ile hangi ülke ne şartlarda vatandaşlık veriyor, ona dikkat çekmek istedim. Peki, vatandaş olununca ne avantajlara sahip olunuyor?

1-      Ülkede hiçbir kısıtlamaya bağlı kalmadan ticaret yapmak mümkün oluyor.

2-      O ülkenin pasaportunun gücü kadar başka ülkelere vizesiz giriş hakkı kazanılıyor.

3-      Ülkenin vatandaşlarına sağladığı her türlü haktan; sübvansiyonlardan, eğitim sisteminden, sağlık sisteminden, çalışma koşullarından, emeklilik kurallarından vb. yararlanılabiliyor.

Bu durumda ülkemizin vatandaşlığının tercih edilmesinde neler etkili olabilir diye düşünelim:

1-      Ülkemiz coğrafyası, iklimi ve doğal güzellikleri ile birçok ülke vatandaşının yaşamayı sevdiği bir ülkedir.

2-      Türkiye, büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkedir. Bu sebeple Arap coğrafyasından buraya özel ve önemli bir talep vardır.

3-      Türkiye, demokratik kurallar ile yönetilen bir hukuk devletidir. Bu sebeple kendi ülkelerinde ekonomik baskı yaşayan insanlar ve yatırımcılar burada yeni bir iş ortamı kurmaya çalışabileceklerdir.

Tüm bunları bir yana koyduğumuzda halen yönetmelikle gelen düzenlemelerin yeterince uygulanabilir olduğu söylenemez. Halen birçok sorunun yanıtı beklenmektedir. Fakat atılan adım oldukça net olup, açıkların da ortadan kaldırılması ile ülkemize önemli bir kaynak girişi sağlanabilecektir.

11 Nisan 2017 Salı

Yeni bir yatırım aracı; Gayrimenkul Sertifikası

Sevgili okurlarım merhaba,

Bugün sizlere gündemin popüler bir konusundan gayrimenkul sertifikalarından bahsetmek istiyorum. 2017 yılında ilk defa ülkemiz piyasasında işlem görmeye başlayan bu yatırım aracı aslında önemli bir ihtiyacı karşılamak için düşünülmüştür. Bildiğiniz gibi ülkemizdeki insanlar birikimleri ile genellikle gayrimenkul yatırımları yapmaya çalışmakta fakat bunu yapmak için de belli bir miktarda birikime ihtiyaç duymaktadırlar. Oysa, gayrimenkul sertifikaları ile yatırımcılar gayrimenkul alacak kadar birikime sahip olmadan da gayrimenkul değer artışlarından yararlanabilecek hale geliyorlar. 
Kısacası, Gayrimenkul projelerinin, herkesin ortak alabileceği küçük paylara bölünerek oluşturulan bir yatırım aracı oluşturuluyor ve adına gayrimenkul sertifikası deniyor. 

Süreç şu şekilde işliyor. Öncelikle gayrimenkul sertifikaları oluşturuluyor. Bu sertifikalar halka arz ediliyor. Yatırımcılar inşaat halinde olan gayrimenkuller üzerine çıkartılan bu sertifikaları peyderpey alıp kredi kullanmadan yavaş yavaş konuta sahip olmaya başlıyorlar. En sonunda da beğendikleri gayrimenkulün ederi kadar sertifikaya sahip olduklarında gidip bu daireyi teslim alabiliyorlar. 
https://youtu.be/heGDHJkGE-k adresinden bunun videosunu izleyebilirsiniz. 

Tabii bu yatırım aracı sadece gayrimenkul sahibi olmak isteyenler için değil, değer artışından para kazanmak isteyenler için de oldukça önemli avantajlar sunuyor. Öncelikle gayrimenkul sertifikaları bir hisse senedi gibi piyasada işlem görüyor, bunlar her an alınıp satılabiliyor. Buradaki en büyük avantaj maliyetlerde oluşuyor. Herhangi bir gayrimenkul üzerine yatırım yapmak isteyen bir yatırımcı; sözleşme imzalamalı, noter ve tapu masraflarına katlanmalı, bir gün sattığında oluşan alım satım arasındaki gelir vergisini ve baştaki KDVyi ödemeli; kısaca bir sürü zahmet ve maliyete katlanmalıdır. Fakat burada bunların hiçbiri yer almıyor. 
Özetlersek;
1- Gayrimenkul Sertifikası ile artık herkes gayrimenkule yatırım yapabilecek
2- Gayrimenkul sektöründeki stok artışının da bir nebze erimesine olanak sağlanacak
3- Yatırımcılar gayrimenkul almaya göre birçok masraftan ve zahmetten muaf olacak
4- Gayrimenkul sertifikasının satışı bir gayrimenkul satışına göre çok daha kısa sürede yapılacak

Tüm bunları bir araya topladığımızda oldukça önemli ve değerli bir proje gibi görünüyor. Umarız başarılı olur ve ülkemiz güzel bir yatırım aracına kavuşur. 

Hepinize iyi günler diliyorum.

Not: 7 Nisan tarihinde işlem görmeye başlamış olan gayrimenkul sertifikaları için http://gayrimenkuldesertifika.com/ adresinde çok detaylı bilgiler yer almaktadır.

10 Ocak 2017 Salı

Otomatik Katılım Sistemi nedir?

Merhaba kıymetli okurlarım,

Bugünkü yazımda sizlere bu sene başı itibari ile yürürlüğe girmiş olan Otomatik Katılım Sistemi'nden bahsetmek istiyorum. 

Dünyanın birçok ülkesinde uygulanmaya başlanmış olan bu sistem dünyada "Auto Enrollment System" olarak anılıyor. Dünyada ABD, İngiltere, Yeni Zelanda, İtalya gibi birçok ülkede görülen bu uygulama neler getiriyor, hep beraber ona bakalım.

Bu sistem 45 yaşın altında olan her çalışanın bir tür emeklilik sistemi olan OKS'ye katılmasını ve katılımın da brüt ücretlerin %3'ü şeklinde olmasını zorunlu tutuyor. Bu sistem 2019 yılına kadar safha safha neredeyse tüm işletmeleri kapsayacak şekilde ilerleyecek olup ilk aşamada kamu ile 1000 çalışandan daha fazlasını istihdam edenleri içine alacak. BES sisteminin bir tür gelişmişi olan OKS ile çalışanların birikimleri emeklilik şirketlerinin kuracağı fonlarda değerlendirilecek, bu değerlendirmeyi de Portföy Yönetim Şirketleri gerçekleştirecektir. Kanun, çalışanların tercihlerine göre emeklilik şirketlerinin mutlaka faizsiz ve faizli fonlar kurmasını istiyor. 

Devletin bu sistemi getirmesinde birçok sebep var, şimdi bunlara bakalım:
1- Öncelikle ülkemizdeki tasarruf oranı oldukça zayıf. %12-13 gibi bir tasarruf oranına sahip olan ülkemizde yatırımlar genellikle dış kaynakla fonlanabiliyor. Bu sistem ülkedeki tasarrufları arttıracak ve devlete de kaynak oluşturacak gibi görünüyor.
2- Ülkede likidite yeterli olmadığı için yeni yatırımlarda kullanılması anlamında bankalarda gerekli fon oluşmuyor. Bankaların da kredi-mevduat dengelerini gözetmeleri gerektiğinden yeni mevduat için faiz / kar payı oranlarını mecburen yukarıda tutmaları gerekiyor. Mevduata verilen getiri düşmediğinden kredi oranları da azalmıyor. Bu sistemde oluşturulan OKS fonları bankalardaki katılım hesapları ile vadeli mevduat hesaplarına yatırım yapmak üzere kuruluyor. Bu da ülkedeki mevduatı arttıracak, TL üzerindeki likidite arttığında faizlerin de düşmesi öngörülüyor.
3- OKS için kurulan gerek faizli gerekse de faizsiz fonlar; gayrimenkul yatırım fonlarına (GYF), girişim sermayesi yatırım fonlarına (GSYF), alt yapı yatırım fonlarına ve Türkiye varlık fonuna yatırım yapacak şekilde yapılandırılıyor. Bu da uzun zamandır üzerinde çalışılan ve bir türlü istenen aşama kaydedilemeyen bu yatırım araçlarına artık yatırımcı çıkacağını müjdeliyor. Böylece artık betona yatırım yapmak yerine GYFler'e, tek bir işte ortaklığa girmek yerine birçok iyi fikrin bir araya geldiği GSYFler'e yatırım yapmak kolaylaşıyor. Hatta GSYF yatırımının en az %1 olması isteniyor.
4- Devlet çıkacağı borçlanma araçlarına ve kira sertifikalarına pazar oluşturacak. Bunlara yatırılan para arttıkça ödenen faiz/kar payı da azalacak. Devletin iç borçlanma kağıtlarının faiz / kar payı yükü azalınca bu da gittikçe finansmanlara yansıyacaktır. Böylece daha uygun koşullarla finansman sağlama imkanları artabilecektir.
5- Ülkenin sermaye piyasası kurumlarının gelişmesi de sağlanacak. Çünkü devlet bu düzenleme ile emeklilik şirketlerinin kurduğu fonları yönetecek PYŞler'den birinin en fazla %30 pay almasını istiyor. Böylece daha küçük ebatta olan PYŞler sektöre daha fazla girme şansı bulacak. Bu düzenleme 1 yıl sonra devreye girecek.
6- Bu düzenleme ile birlikte faizsiz fonların da kurulması gündeme geldi. Faizsiz fonların içinde de en önemli yatırım aracı katılım hesapları ve sukuklar olacak. Böylece sektörün bu ürünleri tanımasının önü açılacak.


Peki uygulamaya giriş zorunlu iken çıkmak mümkün değil mi?
Hayır. Çıkış serbest. Çalışan isterse 2 ay içinde sistemden çıkabilecek. Bunun için çalışanın insan kaynakları departmanına bilgi vermesi gerekecek. Bu sürede çalışanın cayma hakkını kullanmaması halinde, sisteme girişte bir defaya mahsus olmak üzere, 1.000 TL ilave devlet katkısı sağlanacak. Bu destek, %25’lik devlet katkısına ek olarak sunulacak. Ancak hem 1.000 TL'lik hem de %25’lik devlet katkısını eksiksiz çekebilmek için en az 10 yıl prim ödeme ve 56 yaşını doldurma koşulu aranacak. 3 yıldan önce sistemden çıkanlar devlet katkısı alamayacak. Sistemde 3-6 yıl arasında kalanlar katkının %15’ini, 6-10 yıl arasında kalanlar %35’ini alabilecek. 56 yaşını doldurmamış ancak 10 yıl para yatırmış olanlar ise devlet katkısının %60’ını almaya hak kazanacak. Bu sistem bu anlamda BES sistemine çok benziyor.


Çıkış hakkı olan bu sistemde insanların ne kadarının burada kalacağını da öngörmek gerekiyor. Buna bir yorum yapabilmek için diğer ülke örneklerine bakmak lazım. Örneğin 2006 yılında bu sisteme geçen Yeni Zelanda'da o zaman kadar insanların %20'sinin BES'i varken, OKS'den sonra bu oran %65'e çıkmış (2013). Fakat aynı dönemde İtalya'da %8,5 olan katılımcı oranı, OKS ile birlikte sadece %15,9'a yükselmiş. Böyle bir farkın neden oluştuğu noktasında araştırma yapanlar bunu özellikle cayma hakkına bağlamışlar. Yeni Zelanda'da 6 hafta ile sınırlandırılan cayma hakkı, İtalya'da 6 ay olarak kabul edilmiş. Cayma hakkı demişken, bu hak çeşitli ülkelerde çok farklı olarak ele alınmış. Örneğin ABD'de 3 ay hak tanınırken; İngiltere'de 1 ay, Şili'de 3 yıl, Kanada'da ise 2 ay olarak kabul edilmiş. Ülkemizde OKS'de kalma oranı ne olur bilinmez ama kişi başı gelirin düşük olduğu, cayma hakkı süresinin ise diğerlerine göre daha makul olacağı Türkiye'de katılımcıların %50'sinin bu sistemde kalmasını beklemek pek olası görünmüyor. Ayrıca ülkemizde 1 yılda yaklaşık 15 milyon kişinin bu sisteme kaydedileceğini düşündüğümüzde ve BES sisteminde zaten 6 milyon kişinin olduğunu öngördüğümüzde BES'i olanların bu sisteme girmek istemeyeceğini varsayıp bunların cayma haklarını kullanacaklarını düşünebiliriz.


Sonuç olarak ülkemiz yeni dönemde oldukça önemli gelişmelere aday gibi görünmektedir. Ülkenin finansal tabanının genişlemesi açısından çok önemli bir görev yürütecek OKS'nin geleceği de cayma oranlarının ne seviyelerde olduğunu görmemizle netleşecek. Önümüzdeki 2 ayda bu netleşince daha güzel yorumlarda bulunabileceğiz.