finans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
finans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2021 Salı

"Büyük Ekonomistler" Adlı Kitap Özeti

Kıymetli okuyucularım merhaba,

Bugün Linda Yueh tarafından kaleme alınan "Büyük Ekonomistler" adlı kitabında yer alan ekonomistler hakkında bazı noktaları ifade etmek istiyorum. Umarım hoşunuza gider.

Adam Smith: 18.yy da yaşayan Smith, İngiltere'nin ilk sanayileşmiş ülke oluşuna tanık olmuştur. "Milletlerin Servetinin Doğası ve Sebepleri Hakkında Bir Sorgulama" adlı başyapıtını yazması 10 yıl sürmüştür. Eserde arz ve talebi eşitleyerek fiyatları belirleyen "görünmez el" kavramı yer almaktadır. Bu anlamda serbest ekonomi taraftarı olup, kendisi bu ismi vermemiş olsa da kapitalizmin kurucusudur.  Smith ekonomide uzmanlaşmaya inanırdı. Buna göre iş bölümüne göre çalışan 10 işçinin her şeyi yapan 10 işçiye göre çok daha fazla verimli olduğunu ifade etti. Devletin müdahalesi olmadığında sermayenin en verimli yolu kendisinin bulacağını düşünüyordu. Bu anlamda devletin vergi politikaları ile ekonomiyi düzenlemesine karşı çıkarken, belki de kendisi ile çelişecek şekilde faiz tavanlarını da savunmuştu.

David Ricardo: Adam Smith gibi serbest ekonomiye inanan bir başka ekonomist de Ricardo'dur. David Ricardo ticaretin ekonomide etkinliği artıracak olan uzmanlaşma unsurunu ortaya çıkaracağına inanıyordu. Bu anlamda "Karşılaştırmalı Üstünlük Teorisi"ni ortaya attı. Bu teoride her ulusun bir diğerine göre daha az dezavantajlı olduğu bir üründe uzmanlaşması gerektiğini ifade etti. Örneğin buğday üretmek için Türkiye 100, Rusya 80 işçi maliyetine katlanıyorken; pamuk üretmek için ise sırasıyla 120 ve 110 işçi maliyeti oluşuyorsa, Rusya her açıdan Türkiye'ye göre avantajlıdır. Fakat Rusya tüm üretimi kendi yapmak yerine nispi olarak avantajlı olduğu buğday üretiminde uzmanlaşmalı ve pamuğu Türkiye'den ithal etmelidir. Eğer bu şekilde olursa her ülke daha fazla üretme şansına sahip olur. 

Karl Marx: 19.yy'da yaşamış olan Marx, kendi teorilerinin çıktılarını göremese de SSCB ve Çin gibi büyük devletlerin devlet politikalarında oldukça etkili olmuştur. Sanayileşmenin bir yan etkisi olarak işçilerin haklarını alamadıklarını ve sermaye sahiplerinin üretilen gelirde çok büyük pay sahibi olduğunu görünce işçilerin lehinde düşünceler geliştirmiştir. Çok bilinen bir sözünde "şimdiye kadar var olan tüm toplumların tarihi sınıf mücadelelerinin tarihidir" demiştir. Engels ile birlikte kaleme aldıkları "Komünist Manifesto" da geleceğe yönelik bir komünist hükümet için mülklere el konulması, mirasın kaldırılması gibi öneriler hazırlamıştı. Çin ve SSCB Marksizm'i benimseniş olmalarına rağmen aralarındaki yorum farkından dolayı zaman zaman karşılıklı olarak gerginleşmişlerdi. Planlı ekonomi ile yönetilen SSCB ve Çin'de zaman zaman açlık boy gösterdi ve insanlar bu sebeple hayatlarını kaybettiler. 

Irving Fisher: 1930 yılında yayımlanan Faiz Teorisi adlı yapıtında Fisher, MxV=PxQ denklemini oluşturdu. Buna göre; M para arzını, V paranın dolaşım hızını, P satış fiyatını, Q ise satılan toplam mal miktarını ifade etmektedir. Uzun vadede V ile Q nun sabit olacağı varsayıldığında para arzının artması fiyatları artıracağından enflasyona sebep olabilecektir. 

J.Maynard Keynes: Serbest piyasayı savunan ve devletlerin ekonomiye müdahale etmemesi gerektiğini ifade eden ekonomistlerin temel varsayımı ekonominin orta uzun vadede dengesini bulacağıdır. Fakat uzun dönemdeki dengelenmeyi beklemek her zaman kolay olmamaktadır. Çünkü ekonominin problemli olduğu zamanlarda işsizlik artmakta, halk arasında huzursuzluk oluşmakta ve dolayısı ile bazı çareler ortaya konması gerekmektedir. Bu sebeple Keynes 1936'da kaleme aldığı "Para, Faiz ve İstihdamın Genel dengesi" adlı başyapıtında kısa döneme odaklanmıştır. Özellikle resesyon ve depresyondan sonra düzelme esnasında özel talep yetersizdir. Bu sebeple hükümet tarafından ekstra harcama yapılarak bu talep olması gereken yere doğru yükseltilebilir ve böylece tam istihdam sağlanabilir. 

Joseph Schumpeter: Schumpeter'e göre yenilik büyümenin motorudur. Bu da yaratıcı yıkım demektir. Yeni teknolojiler benimsenirken ekonominin uzun döngülere uğradığını ve mevcut teknolojilerin modasının geçtiğini savunmaktadır. Bazı endüstrilerin eskimesi, iflası ve büyümesini milyonlarca insana fayda sağlayan bir ekonomik döngünün bir parçası olarak görmüştür. Bunu yapan kapitalist motor zaman zaman bir fiziksel motor gibi arızalanabilir, yakıt alması gerekebilir ve bunlar tamamlandıktan sonra faaliyetine geri dönebilir. Schumpeter, bu ekonomik değişimin girişimciler sayesinde ortaya çıkacağını belirtmektedir. Buna göre; tüketicilerin aşina olmadığı yeni bir malın piyasaya sunulması, yeni bir üretim metodunun ortaya konulması, yeni bir pazar açılması, yeni hammadde veya yarı madde kaynağının icadı, endüstride organizasyonun değiştirilmesi gibi etkilerden bahsetmiştir. Bunu bir örnek ile ifade edersek; 1958 yılında S&P'deki şirketlerin ortalama faaliyet süresi 60 yıl iken, 1980'de bu 25 yıla, günümüzde ise 18 yıla kadar inmiştir. 

Friedrich Hayek: Hayek de bir serbest piyasa savunucusuydu. Ona göre sosyalizm her zaman bir merkezi planlamaya yol açacaktır. Teknolojik gelişme söz konusu olduğunda insanların beklenmedik alanlara girmesine ve hatalarından ders almalarına izin verilmedikçe ilerleme kaydedilemez. 

Milton Friedman: Friedman 1929 bunalımının esas sebebinin zayıf para politikası olduğunu ifade etmiştir. Friedman devlet müdahalesini hoş görmemektedir. Bir sözünde, "federal hükümeti Sahra Çölü'nün başına getirseniz, en sonunda kum sıkıntısı yaşadıklarını görürsünüz" demektedir. John Stuart Mill'den etkilendiği bilinmektedir. Mill'in "Özgürlük Üzerine" adlı kitabındaki görüşler ile birlikte özgür bir toplumda hükümetler sınırlı rol oynarken piyasanın daha etkin olması gerektiği sonucuna varmıştır. Friedman tarım için fiyat desteğine, ithalat tarifelerine, kira kontrollerine vb. karşı çıkmıştır. Friedman parasal genişleme ile kriz ortamından çıkmak gereğini de savunmuştur.

Robert Solow: Uzun işsizlik dönemlerinin işçilerin becerilerinde gerilemeye sebep olacağını ifade etmiştir. Verimleri azalan işçiler daha sonra iş bulsalar bile büyümeye eskisi kadar katkı yapamayacaklardır.

6 Ekim 2017 Cuma

Dünyadaki Servet Dağılımı


Kıymetli okuyucularım merhaba,

Sizlere bugün dünyadaki servet dağılımından bahsetmek istiyorum. Servet denince aklımıza hep şirketler ve elbette dünyaca bilinen zenginler gelir. İşte bu bireylerin ve işletmelerin servetlerinin ilgili ülkede tutulan toplamı ülkelerin servetlerini oluşturur. Bireyler veya işletmeler bu servetleri oluşturmak için ticaret, spekülasyon ve yatırım yapmaktadırlar. Bunları yaparken bazen kendi öz varlıklarını bazen de borçlanma ile elde ettikleri finansmanları kullanırlar. İşte bu borçlar, elde edilen varlıklardan düşerek şahısların net servetlerini bize vermektedir.
Yapılan analizlerde göze çarpan en önemli ayrım finansal ve finansal olmayan servet ayrımıdır. Finansal servet; daha çok nakit para, banka hesapları, tahvil, bono, hisse senedi gibi finansal kurumlarda duran ya da hızlı şekilde nakde dönüştürülebilecek yatırım araçlarından oluşmaktadır. Finansal olmayan servet ise genellikle gayrimenkul, araç, sanat yatırımları, hayvanlar vb. nakde dönmesi daha uzun süren yatırım araçlarından oluşmaktadır.

Aşağıdaki grafikte ise (soldaki eksen %) yıllar itibari ile dünya çapında toplam servetin (finansal ve finansal olmayan toplamı) yıllık değişimi yer almaktadır. Buna göre servet gelişimi tüm dünyada düşük faiz ortamında özellikle gayrimenkul fiyatlarının hızlı şekilde arttığı yıllarda çok yüksek seyrederken 2008 yılında yaşanan global krizle birlikte daha mutedil seviyelere inmiş gibi görünmektedir. Son 3 yıldır ise neredeyse değişmemektedir.

Tüm dünya genelinde toplam servetin 256 trilyon USD olduğunu görüyoruz. Dünya nüfusuna oranlandığında ise kişi başı servet 53 bin USD’ye gelmektedir. Dünyadaki tüm yetişkinlerin bölgesel dağılımına bakıldığında Asya Pasifik, Çin, Hindistan ve Afrika’nın başı çektiği görülmesine rağmen servetin önemli kısmının Kuzey Amerika ile Avrupa’da oluştuğu gözlemlenmektedir. Dünya’daki tüm servetin %65’i gelişmiş batı olarak adlandırabileceğimiz bu bölgelerdedir. Aşağıdaki grafikte bu detaylı şekilde anlatılmaktadır.

2015 yılsonu ile 2016 yılsonu arasında dünyadaki servetin gelişimine yukarıda bakmaya çalışmıştık. Bu gelişimin ülke bazındaki yapıları incelendiğinde özellikle kurları değerlenen Japonya, ABD gibi ülkelerde toplam servetin arttığı, gelişmekte olan ülkelerde ise bu servetin USD’nin diğer para birimleri karşısındaki değerlenmesine bağlı olarak düştüğü görülmektedir. Elbette bir de İngiltere’nin Brexit sürecinde aldığı büyük darbe ile GBP’nin yaşadığı önemli değer kaybının ülkenin toplam serveti üzerinde negatif etkisi olduğunu görmekteyiz. 2016 yılı içerisinde en büyük servet kaybı İngiltere’de yaşanmıştır.

Tüm ülkelerin hangi servet seviyesinde olduğunu değerlendirebilmek için de dört ayrı grup oluşturulmuştur. Buna göre ülkeler aşağıdaki şekilde sınıflandırılabilir:

·         Fakir ülkeler: Kişi başı 5 bin USD’nin altında servete sahip olan ülkeler.

·         Sınırda ülkeler: Kişi başı 5 bin USD ile 25 bin USD arası servete sahip olan ülkeler.

·         Orta seviyeli ülkeler:  Kişi başı 25 bin USD ile 100 bin USD arası servete sahip olan ülkeler.

·         Zengin ülkeler: Kişi başı 100 bin USD üzerinde servete sahip olan ülkeler.

Eğer bu sınıflamayı dünya haritası üzerinde gösterirsek karşımıza aşağıdaki şekil çıkmaktadır. Buna göre kişi başı en yüksek servete sahip olan ülkelerin Kuzey Amerika, Japonya ile Avrupa’da olduğunu görüyoruz. İlginç şekilde orta seviyeli ülkeler oldukça azdır. Burada birkaç Avrupa ülkesi ile Suudi Arabistan’ın yer aldığını görüyoruz. Özellikle sınırda olan ülkelerin çokluğu göze çarpmaktadır. Latin Amerika ülkelerinin büyük kısmı, Rusya, Çin, Türkiye gibi birçok gelişmekte olan ülkenin bu kısımda bulunduğu görülmektedir. Son olarak da fakir diye tanımlanabilecek ülkelerin önemli bir kısmı Asya’nın güneyi ile Afrika’da yer almaktadır.

Görüldüğü gibi dünya üzerinde servet dağılımı oldukça orantısız şekilde gerçekleşmiştir. Buna ilave olarak gittikçe de bu dağılım eşitsiz hale gelmektedir. Birkaç örneği dışında zengin ülkeler daha da zenginleşmekte, fakirler de yerinde saymaktadır.