5 Ocak 2022 Çarşamba

Ne Kadarı Yeterli?

Size son dönemde okuduğum bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Edward Skidelsky ve Robert Skidelsky tarafından kaleme alınan kitap, para sevgisi ve iyi yaşam mücadelesi için temel bir soru soruyor: “Ne Kadarı Yeterli?”. 

İktisadi konulara felsefi yorumlar yaparak ve geçmişten günümüze birçok düşünürün görüşleri ile bunları destekleyerek bir sonuca ulaşmaya çalışıyor. Ben çok beğendim, alıp okumanızı tavsiye ediyorum.


Paranın veya servetin mutluluğa giden bir araç olduğunu ama asla bir amaç olamayacağını belirtiyor. Bunun için güzel örnekler veriyor. Bunlardan bazılarına değinerek kitaptan aldığım notları aşağıda paylaşıyorum. 

Para kazanmak kendi içerisinde bir amaç olamaz, en azından ciddi bir zihinsel bozukluk taşımayan bir kişi için. “Benim hayattaki amacım çok fazla para kazanmak” demek "benim amacım çok fazla şişmanlamak için yemek yemek" demekle aynıdır.

Yazar örnek olarak boş zamanın artması ile çevre kirliliğinin azaltılmasının mutluluk üzerinde etkili olacağını söylemektedir. Diğer taraftan, GSYH büyümesi insanlık tarafından uzun zamandır bir amaç olarak ortaya konmaktadır. Fakat ne boş zaman ne de çevre kirliliği GSYH hesapları içine girmez. Bu durumda GSYH büyümesi mutluluğu ne ölçüde etkilemektedir? Bu bir soru işaretidir.

Örneğin, 1974 yılından bu yana İngiltere’de GSYH iki katına çıkmasına rağmen insanların genel mutluluk seviyesi değişmemiştir. Ekonomik büyüme, gelir adaletsizliğinden dolayı daha çok üst gelir grubunun servet artışı ile sonuçlanmıştır. İngiltere’de 1970 yılında bir şirket başkanının aldığı ortalama ücret, bir işçinin aldığından 30 kat fazlaydı. 2010 yılında ise bu katsayı 81’e ulaşmıştır.

Zenginin mutluluğu kitlenin tepesinde bulunmanın getirdiği tatmin, yoksulun mutsuzluğuysa en altta olmanın verdiği sıkıntıdır. Psikolojik tecrübeler birçok kişi için mutlak gelirin değil, göreceli gelirin önemli olduğunu doğrular şekildedir. Harvard öğrencilerinden iki hayali dünya arasında (1-50 bin USD kazandıkları ortamda ortalama gelirin 25 bin USD olması, 2- 100 bin USD kazandıkları dünyada ortalama gelirin 200 bin USD olması) seçim yapmaları istendiğinde çoğunluğun tercihi birinci yönde olmuştur. Çünkü hayattaki iyi şeylerin birçoğu için arz sınırlıdır ve ancak en zenginlerin erişimine açıktır. Buna bir örnek olarak da Almanya’nın birleşmesinden hemen sonra, Doğu Alman işçilerinin ücretlerinin yükselmesine rağmen birleşmeden öncekine göre kendilerini daha az mutlu hissetmelerini verebiliriz. Büyük olasılıkla kendilerini çok daha zengin yeni yurttaşları ile karşılaştırmışlardı.

Birçok maddi kazancın ruh hali üzerinde yalnızca geçici bir etkisi vardır ve sonrasında eski düzeyine geri dönmektedir. Bu nedenle gelirin düzenli artması mümkünken mutluluk hiç artmaz. Diğer taraftan belirli bir eşiğin altındaki mutlak gelir mutsuzluğa sebep olmaktadır. Yapılan bir araştırmada en mutsuz ülkelerin ortalama gelirleri yıllık 15 bin USD’den azdır.

Keynes 1930’da yayımlanan makalesinde “Teknolojik ilerleme saat başına üretilen mal adedini artıracağı için kişiler ihtiyaçlarını sağlamak için daha az çalışmaya ihtiyaç duyacaklar ve böylece boş zaman artacaktır” demektedir. Keynes devam eder, “İnsan yaratılışından beri ilk kez gerçek, kalıcı sorunuyla, kendisini ezen ekonomik kaygılardan kurtulup özgürlüğünü nasıl kullanacağını, bilim ve bileşik faizin baskı altında tuttuğu boş zamanını akıllıca, makbul ve iyi bir şekilde yaşamak için nasıl kullanacağı sorunu ile yüzleşecektir”. Bu koşulun yaklaşık bir yüzyıl içinde (2030’a kadar) sağlanması beklenmektedir. 

Bu bugüne gelindiğinde kısmen geçerli olmuştur. Çalışma saatleri düşmüş, boş saatler artmıştır. Fakat geliri en yukarıda olan insanların boş zamanları artmamıştır. Bu insanların iş yoğunluğu devam etmektedir. 

Gelecekteki istihdam seçenekleri üzerine yapılan bir araştırma, daha düşük ücret anlamına gelse bile daha kısa çalışma saatlerine doğru yaygın bir istek olduğunu göstermiştir. Ankete yanıt verenlerin %51’i daha kısa çalışma saatleri istemekteydi; yalnızca %12’si daha uzun çalışma saatlerini tercih ediyordu.

Kitapta sorulan bir diğer soru şudur; “Her şeye sahip kişiler neden her zaman daha fazlasını ister?” Bilindiği gibi istekler bireyseldir ancak ifade edildikleri, teşvik edildikleri veya bastırıldıkları tarz toplumsaldır. Buna göre insanlar çevrelerindeki etkileşime göre isteklerde bulunurlar. 

İnsanlar içinde bulundukları ortamdan dolayı doyumsuz bir görüntü sergilemektedir. İnsanlar sahip olduklarından sıkılmış durumdadır. Tüm ihtiyaçların tatmini, tüm rahatsızlıkların giderilmesi, bir sakinlik yerine tatminsizlik hali oluşturur ve bunun bir yenilikle giderilmesi gerekir. Kısacası zenginlik arttıkça can sıkıntısı çoğalır ve uyarıcı tecrübelerin daha da çılgınca arayışını kışkırtır.

Doyumsuzluğun ikinci açıklaması bazı malların doğasında var olan kıtlığa odaklanmıştır. En iyi okullar, en üst düzey tatiller, en muhteşem yolculuklar ancak en üst düzey gelir ile ulaşılabilir durumdadır.

Doyumsuzluk, isteklerin göreceli karakteri ile bağlantılıdır. Sahip olduğum maddi servet düzeyi ne olursa olsun sahip olduklarımdan tatmin duymam mümkün olmayacaktır, çünkü her zaman birisi benden daha çok şeye sahip olacaktır. Prestij mallarına daha çok harcarken ben statü kazanırım ama ötekilerin statü kaybetmesine neden olurum. Onlar tekrar statü kazanmak için daha çok harcarken benimkini azaltırlar. Bu böylece devam eder.

Tüm yukarıdakileri oluşturan ekonomik düzen kapitalizmdir. Yazar bunu anlatırken Faust pazarlığından bahsetmektedir. Biliyorsunuz ünlü yazar Goethe’nin Faust adlı karakteri ruhunu bilgi, zevk ve güç karşılığında şeytana satın ünlü doktoru anlatmaktadır. Kapitalizm sisteminde ise uzun dönemli bolluk ve kalkınma için ahlaki çöküntülere göz yumulacaktır. Keynes buna katlanılması gerektiğini ifade eder.

Adam Smith ise “Zenginler yalnızca kendi çıkarlarını düşünseler de, kendi doyumsuz arzularının tatminini amaçlasalar da görünmeyen bir el vasıtası ile ortaya çıkan ürün yoksullara da bölüştürülmektedir. Bu durumda zenginler istemeseler de toplumun ekonomik olarak ilerlemesini sağlarlar” diyerek para hırsına toplumsal yarara hizmet etmesi koşuluyla izin vermektedir. 

Ekonomik büyümeye geri dönelim. Ekonomik büyüme, insan talihini geliştirmeyi başaramamasının yanında, doğanın masumiyetini de kirletmekle suçlanmıştır. Küresel ısınmanın nedeni insan yapımı olan sera etkisidir. İklim hareketi savunucularından George Mondiot, zengin dünyanın hükümetlerine büyüme oranlarını sıfıra yakın tutmaları için acil çağrıda bulunmuştur.

Bir de temel mallar vardır. Temel mallar, iyi yaşam için sadece araç ya da onun için güç değil, onlar iyi yaşamın kendisidir. Bu durumda temel mallar neymiş ona bakalım. Birincisi sağlıktır. İkincisi güvenliktir. Üçüncüsü saygıdır. Dördüncüsü kişinin zevklerini, huyunu ve iyi kavrayışını yansıtan bir yaşam planı çerçevesi çizme ve planlama yeteneği anlamına gelen kişiliktir. Bir diğeri ise doğa ile uyumlu yaşamaktır. Altıncı ise dostluktur. Bir yaşam koçu şöyle demektedir; “Yaşamınızda sülüklerden kurtulmalı ve onların yerine enerji verenleri koymalısınız”. Yazının en başında belirtildiği gibi boş zaman da temel mallardan biridir. 

Yukarıda belirtilen temel malların hepsini veya büyük kısmını gerçekleştiren yaşam iyi bir yaşamdır. Bu anlamda ekonomik büyümenin temel mallardan bir ya da daha fazlasına erişmek için bir araç olarak istenmesi anlamlıdır. Örneğin sağlık makul miktarda besin ve ilaç gerektirir. Boş zaman zahmet dışında kalan insanın kendisini keşfedeceği zamanı gerektirir. Kişilik geri çekilecek bir yer, dükkanın arkasında bir oda gerektirir. Bu mallara erişmeye gücü yetmeyecek kadar yoksul olan halklar zenginleşmeyi amaçlamak için nedene sahiptir.

Ekonomik büyüme kısa vadeli pragmatik nedenlerle istenebilir. Yüksek işsizlik ve kamu borcunun olduğu bir durgunluk döneminde büyümeye öncelik verilmesi haklı bir nedendir. Fakat büyüme bir sakinleştirici etkisi oluşturur. Hastayı ayağa kaldırmak için yararlıdır ancak devamlı kullanılacak bir uyuşturucu değildir. Ne yazık ki uyuşturucular gibi, büyüme de bağımlılık yapmaktadır. Geçici çarenin ömür boyu alışkanlık haline gelmesini önlemek için yetenekli politik doktorluk gerekmektedir.

Kitapta karşımıza çıkan ünlü düşünürlerin mutluluk ve zenginlik arasında kurduğu bağlantılara da bakalım.

Epikür diyor ki, “Yeterli olanı az bulan insan için hiçbir şey yeterli değildir.”

Aristoteles ise “En mutlu insan kendine en fazla yeten insandır” der.

Ausonius “Zengin kimdir? Hiçbir şey arzu etmeyen kişidir. Yoksul kimdir? Cimridir.” Demektedir. 

Cicero; “Eğer bir bahçe ve kütüphaneye sahipsen ihtiyacın olan her şeye sahipsindir.”

Aristoteles; “İnsanın tüm ömrü boyunca yaşadığı ticari iş ve sıkıntıların kendisini eğlendirmek uğruna yapılması gerektiğini düşünmek ve bunların sonunun eğlenceli bitecek olması, gerçekte tuhaf bir düşüncedir”.

Heredot Tarih kitabında Atinalı Solon’un Lidya’nın efsane hükümdarı Krezüs’u ziyareti anlatılır. Burada Krezüs Solon’a dünyada en mutlu adam kimdir diye sorar ve beklediği yanıtı alamaz. Çünkü Solon Krezüs’tan önce başka isimler zikretmiştir. Sonra Solon açıklama yapar. Her zengin insanın mutlu olamayacağını anlatır. Hayatı boyunca yoksul olup mutlu olan insanlara örnekler verir. 

Gerçekten bu konuda sizin fikriniz nedir? İyi bir yaşam sürmek için ne kadarı yeterli?

İyi okumalar dilerim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Merhaba kıymetli okuyucularım,
Yorumları denetlemeden siteye koyamıyorum. Maalesef uygun olmayan içerikler paylaşan kullanıcılar oluyor ve bunun siteyi ziyaret eden insanları olumsuz etkilemesini istemiyorum. Vaktimin darlığından her zaman yorumlarınıza da yanıt veremiyorum. Anlayışınız için teşekkür ederim.