Merhaba sevgili okuyucular, bugün de son zamanlarda okuduğu güzel bir kitaptan aldığım notları sizler ile paylaşmak istiyorum. “İş Hayatına Dair Dokuz Yalan” adlı kitapta Marcus Buckingham ve Ashley Goodhall günümüz dünyasında oldukça yakından bildiğimiz ama aslında farklı olabilecek dokuz kavrama açıklık getiriyor. Katılırsınız katılmazsınız ama dinlemekte fayda var diye düşünüyorum.
Kitap Mark Twain’in şu sözü ile başlıyor. “Başınızı derde
sokan bilmedikleriniz değil, bildiğinize emin olduğunuz ama doğru olmayan
şeylerdir.”
YALAN #1: İnsanlar Hangi Şirkette Çalıştıklarına Önem
Verir
İnsanlar prestijli şirketlerde çalışmak ister; şirket
markası, çalışan bağlılığının temelidir.
Kitabın söylediği gerçek ise daha farklı. İnsanlar
şirketten çok yöneticilerine ve yaptıkları işe önem verir. Aynı şirket içinde
bir ekip mutlu ve üretkenken, diğeri tükenmiş olabilir. Hatta şunu söylemek de
mümkündür: “İnsanlar şirketten değil, kötü yöneticilerden ayrılır.”
Çalışanlar büyük resmin neresinde olduklarını, hangi
önemli anlam için çalıştıklarını bilmek istiyor. Kendilerinin değerli
görüldüğünü, benzersiz olduklarının hissettirilmesini istiyorlar.
Bunun yerine şu söylenebilir. “İnsanlar, iyi
yöneticilerle anlamlı iş yaptıkları yerlere önem verir.”
YALAN #2: En İyi Plan Kazanır
Detaylı, uzun vadeli ve kusursuz planlar başarıyı
getirir.
Kitabın söylediği ise, gerçek dünyada başarıyı getiren
şey plan değil, hızlı öğrenme ve uyumdur. Planlar genellikle gerçeklikle ilk
temasta bozulur.
Başarılı ekipler; daha az
plan yapar, daha hızlı dener ve daha çabuk düzeltir.
Bunun yerine “En iyi plan değil, en hızlı öğrenen kazanır”
denilebilir.
YALAN #3: En İyi Şirketler Hedefleri Kademelendirir
Kurumsal hedefler yukarıdan aşağıya düzgünce
kademelendirilirse herkes hizalanır.
Bunun aksine, hedef
kademelendirme çoğu zaman anlam kaybına, mekanik KPI takibine, gerçek işten
kopmaya yol açar. İnsanlar ise hedefe değil, anlamlı çıktıya bağlanır. Örneğin
iyi satışçılar hedeflerini yıl bitmeden doldurur sonrasında bir çaba içinde
olmazlar. Çünkü yaptıkları her satış gelecek sene hedeflerini artırır. Oysa yapmış
oldukları faaliyetin anlamına odaklansalar gayretleri hiçbir zaman
düşmeyecektir.
YALAN #4: En Başarılı İnsanlar Çok Yönlü Olanlardır
Herkes her alanda iyi olmalıdır; eksikler kapatılmalıdır.
Kitapta bu şöyle ifade ediliyor. Üstün performans çok
yönlülükten değil, belirgin güçlü yönlerden gelir. En iyiler genelde “dengesiz”
derecede bazı şeylerde iyidir. Zayıflıkları törpülemek bizi mükemmelliğe
ulaştırmaz. Örneğin Messi’yi dünya çapında bir yıldız haline getiren sol
ayağıdır. Messi yıllar içerisinde sağ ayağına değil hep sol ayağına yatırım
yapmıştır. Bu da onun mükemmel olmasını sağlamıştır. Hatta bir istatistiğe göre
sol ayak sağ ayak kullanım oranı 10:1 dir.
Şu söylenebilir. “En başarılı insanlar, güçlü oldukları
alanlarda olağanüstüdür.”
YALAN #5: İnsanların Geri Bildirime İhtiyacı Var
İnsanlar gelişmek için geri bildirime ihtiyaç duyar.
Kitabın söylediği gerçek ise farklı. İnsanlar geri
bildirime değil, ilgiye ve güçlü yönlerinin fark edilmesine ihtiyaç duyar. Özellikle
başkalarının hatalarına dair geri bildirim, davranış değiştirmez. Hatta negatif
geri bildirim beyni savunmaya geçirir. İnsanları dikkat seviyesinin artması
başarıya ulaştırır. Örneğin 1930 larda yapılan Hawtorne araştırmalarında ses,
ışık vb. dışsal faktörlerin çalışanlar üzerinde bir etkisi bulunamamıştır. Oysa
bu özelliklerde yapılan değişiklikler hep dikkatlerini artırmış ve
üretkenlikleri artmıştır. Bir başka araştırmaya göre de olumlu dikkat olumsuz
dikkatten 30 kat fazla performans oluşturmakta işe yaramaktadır. Bir diğer araştırmada
da olumsuz bir geri bildirim karışığında en az 4 defa olumlu geri bildirim
verilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır.
Bunun yerine ne söylenmeli? “İnsanlar, neyi iyi
yaptıklarının fark edilmesine ihtiyaç duyar.”
YALAN #6: İnsanlar Diğer İnsanları Güvenilir Bir Şekilde
Değerlendirebilir
Yöneticiler insanları objektif ve doğru
değerlendirebilir.
Kitapta söylenen ise değerlendirmeler
değerlendirilen kişiden çok değerlendiren kişinin algısını yansıtmaktadır. Bu nedenle
objektif performans puanı bir yanılsamadır. Bir ekip üyesi seçerken kendinize
şunları sorun. Olağanüstü sonuçlar için bu ekip üyesini mi seçerim? Bu çalışan
ile mümkün olduğunca çok çalışmayı tercih eder miyim? Yapabilseydin bu kişiyi
terfi ettirir miydin? Bu kişinin hemen çözmemiz gereken bir performans sorunu
var mıdır?
Oysa gerçekte olan; “Değerlendirmeler, değerlendireni
anlatır.”
YALAN #7: İnsanların Potansiyeli Vardır
Potansiyel ölçülür, puanlanır ve gelecekteki başarı
tahmin edilir.
Kitabın söylediği gerçek
ise, potansiyel belirsizdir, duruma bağlıdır, ölçülemez. Ölçülebilen şey mevcut
performans ve öğrenme hızıdır.
Yerine ne söylenmeli? “Potansiyel değil, performans ve öğrenme
isteği vardır.”
YALAN #8: En Önemlisi İş–Yaşam Dengesidir
Mutluluk, iş ve özel hayatın dengelenmesiyle gelir.
Kitabın söylediği ise, insanlar denge değil, işte anlam
ve enerji arar. Anlamlı bir iş, uzun saatleri tolere edilebilir kılar. Bunun yerine
ne söylenmelidir. “Önemli olan denge değil, işten alınan enerjidir.” Hekimler
üzerinde yapılan bir araştırmada vakitlerinin yüzde 20’sini sevdiği işlerde
harcayan insanların daha mutlu olarak çalıştıkları görülmüş.
YALAN #9: Liderlik Önemli Bir Şeydir
Liderlik başlı başına en kritik faktördür.
Kitabın söylediği gerçek ise, önemli olan “liderlik”
değil, her çalışanın maruz kaldığı yöneticilik kalitesidir. Kötü bir yönetici,
iyi bir liderlik vizyonunu bile boşa çıkarır. Bunun yerine “Liderlikten çok,
günlük yöneticilik davranışları önemlidir.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Merhaba kıymetli okuyucularım,
Yorumları denetlemeden siteye koyamıyorum. Maalesef uygun olmayan içerikler paylaşan kullanıcılar oluyor ve bunun siteyi ziyaret eden insanları olumsuz etkilemesini istemiyorum. Vaktimin darlığından her zaman yorumlarınıza da yanıt veremiyorum. Anlayışınız için teşekkür ederim.