8 Mart 2021 Pazartesi

Kanunların Ruhu Üzerine (Kitap Özeti)

Montesquieu 1748 yılında tamamladığı Kanunların Ruhu Üzerine yapıtı çeşitli eleştirmenlerden eleştiriler alınca, bir de buna savunmayı eklemiş ve eser bir bütün halinde 1750 tarihinde tamamlanmıştır. Toplam 20 senelik bir çalışmanın ürünüdür. Bu kitaba bu anlamda çok saygı duyuyorum. Diğer taraftan yazarın siyah ırktan olanları insan yerine koymaması, başta Türkler olmak üzere birçok toplumu aşağılaması ve Hristiyan olmayanlara yaptığı yakıştırmalar için ise en basit anlamda katılmadığımı söylemek istiyorum.

Şimdi Montesquieu nelerden bahsetmiş bir bakalım;

Tüm kanunlardan önce doğa kanunları vardır. Bunlardan ilki barış içinde yaşama hakkıdır. İkincisi insanları yemek bulmaya iten kanundur. İki cinsin birbirleri için yaratılmış olmaları üçüncü kanundur. Son olarak da toplum içerisinde yaşamak dördüncü kanundur.

Doğa kanunlarından sonra üç önemli kanun karşımıza çıkar. Bunlar; gezegendeki tüm devletlerin birbirleri arasındaki ilişkileri milletlerarası hukuk, bir devletin içerisindeki yönetenle yönetilen arasındaki ilişkileri düzenleyen siyasi hukuk ve insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen de medeni hukuktur.

Kanunlar; devlet yapısının kaldırabileceği özgürlük seviyesine, dine, eğilimlerine, zenginliklerine, nüfusuna, ticaretine, ahlak kurallarına ve davranışlarına uygun olmalıdır. 

Kitapta geçen erdem kelimesi, vatan sevgisi yani eşitlik sevgisi anlamına gelmektedir. Yazar yönetim şekillerini üçe ayırmaktadır. Bunlar; cumhuriyet, monarşi ve istibdat ya da despotizmdir. Cumhuriyet yönetimi bir bütün halinde halkın egemen güce sahip olduğu bir yönetim biçimidir. Monarşik yönetim tek bir kişinin yönetimde olduğu rejimken, istibdat yönetiminde ise tek bir kişi her şeyi kanunsuzca ve kuralsızca kendi iradesine göre yönetir. Küçük devletler cumhuriyet ile, büyük devletler monarşi ile, doğu toplumları ise istibdat ile yönetilmeye uygundur.

Cumhuriyet de kendi içerisinde demokrasi, aristokrasi, Jakoben olmak üzere üçe ayrılır. Aristokrasi ne kadar demokrasiye yaklaşırsa o kadar mükemmel olur. Ne kadar monarşiye yaklaşırsa da o kadar bozulur. 

Cumhuriyet genel bir yönetim biçimi olup demokrasi ise bunun bir alt başlığı ve uygulama şeklidir. Cumhuriyette halkın görevi sandıkları biterken demokraside sandıkta bitmez. Cumhuriyeti halkın seçtikleri yönetirken demokraside halk kendini yönetir. Anayasa ile temel haklar cumhuriyet ile güvende iken demokraside anayasa olmasına ihtiyaç yoktur. Cumhuriyet azınlıkların haklarını korurken, demokraside çoğunluk azınlığı ezebilecektir. Demokrasi aslında bir yaşam biçimidir. O sebeple bazı monarşiler bazı cumhuriyetlerden daha demokratik olabilir. Örneğin; Danimarka krallığı, İran İslam Cumhuriyeti’nden daha demokratik olabilir. 

Cumhuriyet genel bir yönetim biçimi ise demokrasi bunun uygulamalarında sadece bir tanesidir.  Cumhuriyetin karşıtı monarşidir. Yukarıda anlattığımız gibi erdem vatan sevgisi veya eşitlik sevgisi olarak ele alınır. Cumhuriyette erdem önemliyken, monarşi de onur, istibdatta ise korku şarttır.

Erdem ortadan kalktığında, hırs kendisini kabul etmeye hazır kalplere girerken, açgözlülük tüm kalplere girer. Arzular hedef değiştirir, eskiden sevilen şeyler artık sevilmez olur. İnsanlar eskiden kanunlar ile özgürken, artık kanunlar karşısında özgür olmak isterler. Her vatandaş efendisinin evinden kaçmış köleye benzer. Eskiden anlayış denene artık sertlik, eskiden kural denene artık sıkıntı, eskiden ihtimal denene artık korku denmeye başlar. Bundan böyle sahip olma arzusu değil, tutumluluk açgözlülük olur. Eskiden şahısların malları devlet hazinesini oluştururken, bundan böyle devlet hazinesi şahısların mülkü haline gelir. Bir ganimet haline gelen cumhuriyetin gücü bundan böyle birkaç vatandaşın nüfuzu ile herkesin başıbozukluğunda ibaret kalır. 

Monarşilerde eğitim onur üzerinedir. Onur, hükümdarın emirlerine uymayı, savaşta cesaret göstermeyi ifade eder. Despotizim de eğitim yürekleri küçültür, insanların cesaretini kırar. İstibdat yönetiminde emreden de emir alan da cahil olmalıdır. Emredenin emri kayıtsız şartsız yerine getirilir. Bilgi tehlikelidir. Fakat monarşi de yürekleri ve cesareti yüceltir. Cumhuriyette ise halkın çıkarlarını bireylerin kendi çıkarlarının üzerinde tutması öğretilir.

Temelde hayatımız boyunca üç eğitim alıyoruz. Bunlar; aileden aldığımız, öğretmenden aldığımız, hayattan aldığımız. Hayattan alınan eğitim diğerlerini nihayetinde unutturuyor.

Demokrasi azla yetinme sevgisidir. Despot devletlerde insanlar yaşam haklarından ziyade ölümden korkarlar. Oysa özgürlüğe yakın devletlerde ölümden ziyade yaşam haklarından olmaktan korkarlar.

İki tip bozulma vardır. Birincisi halk kanunlara riayet etmediği zaman, ikincisi kanunlar halkı yozlaştırırdığı zaman. Bunlardan ikincinin dönüşü yoktur. Yönetim prensipleri bir kez bozuldu mu en iyi kanunlar kötü hale gelir ve devlet aleyhine döner. Atinalı Solon şunu demiştir; kanunlar örümcek ağı gibidir; zayıflar bu ağlara yakalanırken, güçlüler bu ağları delip geçer. 

Cumhuriyetler lüks yüzünden, monarşiler ise fakirlikten yıkılır. Cumhuriyet’te lüks ne kadar az olursa o kadar sistem iyi işler. İnsanlar lüks edindikçe şahsi çıkarlarını daha fazla önemsemeye başlar. Romalılar yozlaştılar anda arzuları muazzam boyutlara çıkmıştı. Bunları nesnelere biçtikleri fiyatlardan anlayabiliriz. Monarşilerde ise lüksün olması gerekir. Çünkü lüks olmazsa fakirler açlıktan ölür. Zenginler para harcamalı ki halk para kazansın. 

İstibdatta bir üstün huzuruna hediyesiz çıkılmaz. Moğol imparatoru hediye olmadan insanları dinlemezdi. Öbür taraftan cumhuriyette hediye verilmesi alçaltıcı görülür. Bunun erdeme aykırı bir davranış olduğu kabul edilir. 

Üç temel güç bulunur. Bunlar; yasama gücü, yürütme gücü, yargı gücüdür. Yasama gücü tek bir kişi veya memurlardan oluşan bir kurum bünyesinde yürütme gücü ile birleşirse özgürlük yok demektir. Böylece zorbaca kanunlar yapılabilir ve bunlar zorbaca uygulanır. Yargı ile yürütme birleşirse hakim bir zorbanın gücüne sahip olacaktır. Yasama ile yargı vatandaşın canı ve özgürlüğü üzerindeki güç keyfi hale gelir. Askeri yönetimlerde bunlar birleşir. Bu üç gücün bir arada olması her şeyi mahveder. Yasama gücü yürütme gücünden daha fazla bozulduğunda devlet yok olacaktır. 

Kanunlar kanunlarla, davranışlar ve gelenekler davranış kuralları ile değiştirilir. Eğer davranışlar kanun zoru ile değiştirilirse halkta buna karşı büyük bir tepki oluşur.

Görgü nezaketten daha değerlidir. Nezaket başkalarının kusurlarını pohpohlamamıza, görgüyse kendi kusurlarımızı örtmemize yarar.

Çeşitli kanunlar vardır. Bunlar sırasıyla; doğal hukuk, dini hukuk, kilise hukuku, milletler, siyasi hukuk, fetih hukuku, medeni hukuk, aile hukuku olarak sıralanabilir.

Ortaçağ’da meseleler düello ile çözülüyordu. Hayatta kalanın haklı olduğuna dair bir inanış vardı. Fransa’da 1547 yılında, İngiltere’de ise 1819’a kadar sürdü. 

Vatandaşların özgürlüğü ceza kanunlarının iyiliğine bağlıdır. Ağır cezalar cumhuriyet veya monarşiden ziyade istibdat rejimlerine daha uygundur. Ilımlı devletlerde vatan sevgisi, utanç duygusu, ayıplanma korkusu zaten birçok suçu engelleyecektir. Bu konularda ayıplanmak en büyük cezadır. İmparatorluklarda verilen cezalar ne kadar artarsa ihtilal o kadar yakın demektir. Ahlak bozuldukça cezaların artması bunun göstergesidir. Romanda ceza uygulamaya konuşmadan sürgüne gitme hakkınız vardı. Rusya’da hırsızlar ve katillere aynı ceza verilirdi. O sebeple hırsızlık yapılmaz ama adam öldürülür. 

Dört tip suç vardır. Her biri kendi ekseninde değerlendirilmelidir. Dini suçlar, ahlaki suçlar, huzuru bozan suçlar ve vatandaşların güvenliğini bozan suçlar. Örneğin dini suç işlenirse cemaatten uzaklaştırmak, ahlaki suç için toplumun önünde rencide etmek, huzuru bozan suç için sürgün etmek veya güvenliği bozan suç için öldürmek ceza olarak verilebilir. 

Kanunlar iklimlere göre farklılaşabilir. İklimin neden olduğu tembelliği ortadan kaldırmak için kanunların çalışmadan kazanmayı ortadan kaldırması gerekir. Kuzeyde yaşayan toplumlar iklimden dolayı daha cesur, güneyde yaşayanlar daha korkak ve köleliğe hazırdır. Ağırbaşlı, kibirli halklar tembeldirler. Çalışanların efendileri olduklarına inanırlar. 

İki tip zorbalık vardır. Yönetimin şiddetine bağlı gerçek zorbalık. Milletlerin düşünme tarzını zedeleyen fikri zorbalık. 

Çin’de çocukların işledikleri cezalardan dolayı babaları cezalandırılırdı. Bu Peru’da da geçerlidir. 

Bir cumhuriyet kendisini devirmek isteyenleri yok etmeyi başardığı zaman, intikam eylemlerine, cezalara, hatta ödüllere en kısa sürede bir son vermek gerekir. Çok cezalandırmaktansa çok bağışlamak, çok kişiyi sürgüne göndermektense az kişiyi sürgüne göndermek, mallara el koymaktansa mallara dokunmamak yeğdir. Aksi taktirde cumhuriyetin intikamını alma bahanesiyle intikamcıların istibdadı tesis edilmiş olur. Amaç isyan değil isyanı ortadan kaldırmaktır. Elden geldiğince çabuk bir şekilde kanunların her şeyi ve herkesi koruduğu, kimseye cephe almadığı cumhuriyet rejimine geri dönmek gerekir. 

Özgürlük dahi, özgürlükten istifade etmeye alışık olmayan halklara tahammül edilemez görülmüştür. Bataklıklarla dolu ülkelerde yaşayan insanlara kimi zaman temiz hava kötü gelir. Örneğin Partlar, Roma’daki yetişmiş nazik krallarını benimsememişti. 

Devlet sokaktaki çıplak adama bir iki sadaka vermekle yükümlülüklerini yerine getirmiş olmaz. Devlet her vatandaşa güvenli bir geçim kaynağı, besin maddesi, uygun yiyecekler ve sağlığa zararlı olmayan bir hayat tarzı sağlamak zorundadır.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Merhaba kıymetli okuyucularım,
Yorumları denetlemeden siteye koyamıyorum. Maalesef uygun olmayan içerikler paylaşan kullanıcılar oluyor ve bunun siteyi ziyaret eden insanları olumsuz etkilemesini istemiyorum. Vaktimin darlığından her zaman yorumlarınıza da yanıt veremiyorum. Anlayışınız için teşekkür ederim.