"Zamanın Kokusu" (özgün adıyla Duft der Zeit: Ein philosophischer Versuch über die Kunst des Verweilens), çağdaş filozof Byung-Chul Han’ın kaleme aldığı, modern zaman algısını ve insanın zamanla kurduğu bozulmuş ilişiği ele alan sarsıcı felsefi bir denemedir. Kitap temel olarak modern insanın zamandan yakınırken aslında neyi kaybettiğini sorgular.
Eserin
öne çıkan temel argümanları ve kavramları şunlardır:
1. "Hızlanma Çağı" Aslında Bitti:
Diskroni Krizi
Byung-Chul
Han, günümüzün en büyük krizinin "hız" olmadığını, hızlanma çağının
çoktan geride kaldığını söyler. Ona göre bugün yaşadığımız şey, zamansal bir diskroni (zaman bozukluğu/uyumsuzluğu)
krizidir. Zaman, onu düzenleyen ritmini, akışını ve sınırlarını kaybetmiş;
amaçsızca dönüp duran, oradan oraya savrulan parçacıklara dönüşmüştür.
Hayatımızın hızlandığı hissi, aslında bu başıboş ve yönsüz zamanın yarattığı
bir yanılsamadır.
2. Kokusuz Zaman ve Acelecilik
Yazara
göre acelecilik çağı, aynı zamanda "kokusu
olmayan" bir çağdır. “Zamanın
kokusu bir sürem fenomenidir.” Yani bir şeyin kokusunu alabilmek,
onunla kalabilmeyi, durabilmeyi ve derinleşebilmeyi gerektirir. (Örneğin Marcel
Proust’un çaya batırılan Madeleine kekinin kokusuyla geçmişi ve zamanı
bütünüyle yeniden çağırması gibi, koku zamana karşı en dirençli ve onu
derinleştiren duyudur). Ancak günümüzün dijital, sürekli "hemen
erişim" talep eden dünyasında her şey anlıktır, geçicidir ve hızla
tüketilir. Aralarındaki geçişler, eşikler ve "aralıklar" yok edildiği
için zaman kokusuzlaşır; içeriği boşalır.
3. "Çalışan Hayvan" (Anima Laborans) ve
Tefekkürün Kaybı
Han,
günümüz insanının vita
activa’yı (eylemlilik ve çalışma yaşamını) mutlaklaştırdığını,
insanı sadece sürekli üreten ve koşturan bir "çalışan hayvana" (animal laborans)
indirgediğini savunur. Gündelik hayattaki bu aşırı hareketlilik (hiperkinezi),
insanın durma, dinlenme ve derinlemesine düşünme (vita contemplativa /
tefekkür) becerisini yok etmiştir. Boş zaman bile gerçekten "boş"
değildir; bir sonraki işe hazırlık veya kaygılı bir koşturmaca haline
gelmiştir. Aziz Agustinius boş zamanı bir tembellik değil, hakikatin
araştırılması için bir derinleşme hali olduğunu ifade eder. Çalışmaya anlamını
veren derin düşüncedir.
Aristoteles özgür bir insanın
üç tercihi olabileceğini ifade eder. En yüksek yaşam biçimi derin düşünceye
adanmış bir hayattır. Diğeri şehirde soylu edimler üreten yaşam ve sonuncusu
ise hazlarla süslenmiş bir hayat.
Marx ise insanı hayvandan
ayıran şeyin düşünme değil çalışma olduğunu ifade eder. Buna göre hayvan ne
yaptığını bilmez bir varlıkken insan emek gösteren ve sonuncuda fayda üreten
bir canlıdır.
Vita Activa Vita Contemplativa’yı
içermediği müddetçe içi boştur. Böyle bir durumda yönsüzlük, telaş ve
huzursuzluk yaygındır.
4. Bulunma Sanatı (The Art of Staying /
Verweilen)
Kitabın
alt başlığı olan "Bulunma
Sanatı Üzerine Felsefi Bir Deneme", aslında bu krize karşı
bir çıkış yolu önerir. Bulunma sanatı; sürekli bir sonraki şeye zıplama
zorunluluğundan (sörf yapar gibi) kurtulup, bir anın, bir mekanın veya bir
olayın içinde kalabilme,
kök salabilme ve zamanın o kaybolan "kokusunu" yeniden duyabilme
becerisidir.
Özetle Zamanın Kokusu, her şeyi
anında tükettiğimiz, hızla ve amonyak gibi keskin bir verimlilik hırsıyla
yaşarken hayatın asıl dokusunu nasıl kaybettiğimizi yüzümüze çarpan,
yavaşlamayı ve "durabilmeyi" savunan derin bir manifesto
niteliğindedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Merhaba kıymetli okuyucularım,
Yorumları denetlemeden siteye koyamıyorum. Maalesef uygun olmayan içerikler paylaşan kullanıcılar oluyor ve bunun siteyi ziyaret eden insanları olumsuz etkilemesini istemiyorum. Vaktimin darlığından her zaman yorumlarınıza da yanıt veremiyorum. Anlayışınız için teşekkür ederim.