29 Mayıs 2020 Cuma

Siyasetname

Kıymetli arkadaşlar merhaba,

Sizlere büyük Selçuklu vezirlerinden ve belki de en önemlisi olan Nizamülmülk’ün Siyasetname adlı eserini özetlemeye çalışacağım.

Siyasetname 11. yüzyılın sonlarında yazılmış olan ve içerisinde 52 bölüm bulunan bir eserdir. Özellikle hükümdarlara yönelik yazılmış bir çok tavsiyenin yer aldığı, bu tavsiyelerin o döneme kadar yaşanmış olaylarla zenginleştirildiği, üzerinden bin yıl geçmesine rağmen bugün bile halen insanlar tarafından ciddi şekilde ele alınıp okunan ve okutulan önemli bir eserdir.

Kitabın tamamı yukarıda belirtildiği gibi 52 bölümden oluşmaktadır. Fakat ben burada dikkatimi çeken bazı bölümleri özetlemek istiyorum. Diğer bölümler için kitabı alıp okumanızı, özellikle oradaki hikayeleri gözden geçirmenizi tavsiye ederim.


Hükümdarların, emirlerin Allah’ın nimetinin değerini bilmeleri: Allah’ın rızasını kazanmak hükümdarları pek yarışır. Eğer hükümler Allah’ın nimetinin kadrini bilirse Allah da ondan razı olur. Allah’ın rızasını kazanmak için halkıyla beraber olması, adaleti yayması şarttır. Bu konuda şöyle denilmiştir: memleket küfür ile ayakta kalır ama zulüm ile kalıcı olmaz.

Hükümdarların, mazlumların şikayetlerini dinlemesi, adaletli ve güzel ahlaklı olması: Hükümdarların, zulme uğrayanların şikayetlerini haftada iki gün dinlemesi, mazlumun hakkını zalimden alıp zulmü görene vermesi ve halkının sözünü aracısız kendi kulağı ile dinlemesi şarttır.

Memur, vezir ve kölelerin durumlarının sürekli kontrolleri: Memuriyet verilenlerin, Allah’ın kullarına iyi davranmaları, onlardan haksız şekilde hiçbir şey almamaları gerekir. Halkın ödemeye mecbur olduğu vergiler belirlenen zamanlarda toplanmalıdır. Vakitsiz istenen vergiden dolayı halk sıkıntıya düşer, zaruret yüzünden ürününü yarın fiyatına satar, bu yüzden harap ve perişan olur. Vezirler görevlerini hakkıyla yapıyor mu yapmıyor mu araştırılmalı, soruşturmalıdır. Her kime bir görev verilecek olursa öteki de gizlice onun durumunu incelemekle görevlendirilmelidir. Fakat o memur bunu bilmemelidir.

Toprak sahiplerinin halka nasıl davrandıklarının incelenmesi gerekir: Her iki yahut üç yılda bir valileri ve öteki görevlileri değiştirmelidir ki bu insanlar kuvvet bulmasın, memuriyetlerinde yerleşmesin, halka ızdırap vermesin ve vatandaşa karşı iyi davransın.

Kadı, hatip ve güvenlik memurlarının işleri: Kadıların durumları birer birer bilinmeli, onlardan ancak bilgin, dindar, namuslu olanlarına görev verilmelidir. Öyle olmayanlar görevlerinden alınmalı yahut görevlendirilmemelidir. Bunların her biri yeterli aylık verilerek tayin edilmeli ki, hainlik etmesin.

Vergi memuru, kredi, emniyet müdürü ve belediye başkanının durumlarını soruşturmanın siyasi şartı: Herhangi bir şehir araştırılırsa bu şekilde din işlerinde şefkatli, Allah’tan korkan, kin tutmayan, garez gütmeyen bir kimse mutlaka bulunabilir. Ona bu şehri sana emanet ediyoruz. Öte tarafta Allah bize niye sorarsa, biz de senden onu sorarız demelidir.

Dinin, dini yasaların, benzerlerinin araştırılması ve incelenmesi: Din işlerinin incelenmesi, farzların ve sünnetlerin korunması, Allah’ın buyruklarının yerine getirilmesi sultanların üstüne vaciptir. Haftada bir ya da iki defa din bilginleri huzurunda kabul etmek, Hakk’ın buyruklarını bizzat onlardan dinlemek önemlidir.  Bir hükümdar için en iyi, en güzel şey dindar olmasıdır. Zira din ve hükümdarlık iki kardeş gibidir. Ülkede sıkıntı çeken biri varsa dinde de gevşeklik var demektir. Dinsizler ve müfsitler hemen ortaya çıkarlar.

Devlet ileri gelenlerinin maddi durumları ve geçimleri: Bakanlık, gerçekten güven telkin eden birine buyrulur. Bakanın vergi toplama ve gelirleri denetleme, olandan bitenden az çok haberdar olması için şehirlere dürüst ve güvenilir naip görevlendirmesi şarttır. Görevlerin emeklerinin karşılığı halkın sırtında kambur olmamalıdır. Bu insanların yolsuzluğa, rüşvete bulaşmamaları için emeklerinin karşılığı hazineden ödenmelidir.

Memleketin ve halkın iyiliği için casuslar göndermek, önlemler almak: Cihan’ın dört bir bucağına tüccar, gezgin, sufi, derviş kıyafetli casuslar göndermeli; işittikleri her şeyi getirmelidirler. Ülkelerin durumları asla meçhul kalmamalıdır.

Padişahın memleket meselelerinde bilginlerle görüş alışverişinde bulunması: Görüşme alışverişinde bulunulacak kişinin kuvvetli ve uzak görüşte olması şarttır. Biri çok bilir, öteki az. Birisi bilgili olur, lakin tecrübesi yoktur. Birisinin de bilgisi vardır, ama hem tecrübesi, hem de pratiği yoktur.

Elçilerin durumları, gidişatları ve işlerinin düzenlenmesi: Hükümdarların birbirlerine elçi yollamalarından maksat ne mektuptur ne de halka duyrulan haberdir. Altında yüzlerce gizli maksat vardır. Padişah yolları, surların kapılarını, sulukların durumunu öğrenmek ister. Askerin geçip geçemeyeceğini, hayvanların yemlerinin nerede bulunacağını, memurların kimler olduğunu, diğer hükümdarın ne kadar askeri var, ne kadar savaş aleti var öğrenmek ister.

Hata işleyen devlet büyüklerinin cezalandırılmaları: İleri çekilen ve büyük mevkilere getirilen kişiler, oraya gelene değin nice nice büyük zahmet ve meşakkat çekmişlerdir. Bunlar bir hata işlerse, açıkça cezalandırıldıkları takdirde saygınlıkları sarsılır, kadir ve kıymetine gölge düşer, eski itibarını bulamazlar. Böyle bir kimse hata ederse o an için göz yummalı, daha sonra gizlice çağırıp hatası söylenmelidir.

Bir işi iki kişiye duyurmamak, işsizleri işsiz bırakmamak, işi layık olanı vermek: Her çağda uyanık sultanlar, akıllı ve zeki vezirler bir işi iki kişiye buyurmazlardı. Onların işleri parlak olur ve düzenli yürürdü. Çünkü bir iş iki kişiye verilirse intizam kalmaz. Ayrıca bir kişiye on iş vermek de dokuz kişiyi işsiz aşsız bırakmak demektir.

Devlet hesaplarının tutulması, düzene konulması: Devletin mali dengesi yazılı olarak düzenlenmeli, bütün gelir ve gider bilmelidir. 

"Reinforcements" Adlı Kitap Özeti

Merhaba kıymetli arkadaşlar,

Size bugün yakın zamanda okuduğum farklı bir kitabı özetlemek istiyorum. Reinforcement Türkçemize "güçlendirme, takviye, destek" olarak çevrilebilir. Kitap özetle, başkalarından yardım istemek ile ilgili insanların yaşadıkları zorlukları, hissettikleri deneyimleri, yardım istenen insanların neler düşündüğünü ve yardım istenirken hangi metotlar ile bu yardıma ulaşmanın daha kolay olacağını anlatmaya gayret ediyor.

Kitap öncelikle yardım istemenin bizi kötü hissettirdiği gerçeği ile başlıyor. Fakat durum her ne kadar böyle olsa da karşıdaki insanların yani yardım eder konumunda olanların aslında yardım etmeye bizim düşündüğümüzden daha fazla açık olduğunu belirtiyor. 

Eser üç aşamaya ayrılmış. Birinci aşamada insanların neden yardım istemekte zorlandığını anlamaya çalışıyor. İkinci aşamada ise yardım istemenin doğru yöntemleri anlatılmaya çalışılıyor. Son aşamada ise hangi güçlendiricileri (reinforcement) kullanırsak yardım almada daha başarılı oluruz konusu irdeleniyor. 



İnsanların önemli bir kısmı yardım istediklerinde statülerinin düşeceğini ya da karşı taraftan olumlu karşılık alamayacaklarını düşünüyorlar. Yapılan bir araştırmaya göre insanların başkalarından yardım istediklerinde beklentilerinin iki katı kadar yardım gördükleri ortaya konulmuş. Elbette bu sonuca ulaşmak için hangi bağlam içerisinde bu yardımın istendiği önemli oluyor. Örneğin e-mail ile yardım istemektense yüz yüze yardım talep etmek çok daha etkili oluyor. Fakat insanlar genellikle doğrudan yüz yüze yardım istemekten kaçınıyorlar çünkü reddedilme durumunda bu çok daha can acıtıcı oluyor.   

Yukarıdaki durumu biraz daha ileriye götürelim. Eğer ilk seferinde yardım talebine hayır demiş biri ile görüşüyorsanız muhtemelen ikinci yardım isteğine hayır diyemeyecektir. Çünkü ilk talebe hayır demiş olmanın yaşattığı sıkıntı ve vicdan azabı ikinci istek yapıldığında bir düzeltme şansı olarak ortaya çıkıp kendisine evet dedirtecektir. 

Bunun biraz farklı durumu da şöyle ortaya çıkıyor. Eğer birinden yardım istiyorsanız önce ondan basit bir şey isteyin. Karşı taraf bunu kabul ettikten sonra ondan bu sefer daha büyük bir şey isteyebilirsiniz. Bu durumda ilk seferde büyük bir yardımı istemenin karşılığı olarak hayır cevabı almanın ihtimali çok daha yüksek oluyor. Buna bilişsel uyumluluk deniyor. İnsanlar ilk seferinde evet dedikten sonra ikinci seferde hayır dediklerinde kendi içlerinde çelişkiye düştüklerini düşünüyorlar. Bu da onlara tekrar evet demeleri gerektiğini söylüyor.

İnsanlar yardım talep ettiklerinde karşı tarafın kendilerini daha az seveceklerini düşünüyorlar. Oysa yapılan araştırmalara göre yardım edenler yardım ettikleri insanları eskiye göre daha fazla seviyorlar. Bunun bir önemli nedeni, yardım eden insanın kendini iyi hissetmesi ve buna yardım ettiği insanın neden olduğunu düşünmesidir. 

Konuya yardım eden tarafından baktığımızda ise yardım etmesinin ardında bir motivasyon olması gerektiğini görüyoruz. Öncelikle yardım eden insanlar; buna zorunda olmadan, kendi tercihleri ile, tamamen içsel bir motivasyon vasıtasıyla yardım ettiklerine inanmalıdır. Bir başkasından onu zorunlu tutarak yardım istemek, yardım şansını veya yardım isteğini azaltmaktadır. Örneğin karşı taraftan "hazır yolunun üzerinde iken beni de oraya bırakır mısın?" dediğinizde karşı tarafın bunu zaten yapması gerektiği izlenimini vermektesiniz. Ayrıca bir insandan sadece iyi niyetiyle yardım etmesini beklemek yerine "eğer bu yardımı benim için  yaparsan ben de sana bunu yaparım" tarzı bir yardım isteğinde bulunursak, bu bir içsel motivasyon ile değil tamamen bir ödül beklentisi ile oluşacaktır. Bu da nihayetinde yardım edenin sürekli ödül ile yardım etmek istemesi ile sonuçlanacaktır.

Yardım beklentisi ile karşı tarafa "senden bir şey rica edebilir miyim?" diye sorulması yardım edenin "evet" diye cevap vermesini gerektirir ki bu da yardım edenin bunu yapmak zorunda kalacağı için yapması anlamına gelecektir. Elbette bu durum yardım isteğini öldürecektir.

Peki yardım isterken nelere dikkat edilmelidir?
1- Yardım eden yardım isteyenin farkına varmalıdır. 
2- Yardım eden yardım isteyenin yardıma ihtiyacı olduğunu anlamalıdır. Bu nedenle yardıma ihtiyaç duyduğunuzu net şekilde belirtmelisiniz. 
3- Yardım eden yardım ederken sorumluluğu almalıdır. Doğrudan yardım isteme noktasında yardım eden her zaman muhatap olacaktır. Fakat, kalabalık bir caddede yardım isteyene birçok insan cevap vermeyecektir. Bu nedenle eğer birinden yardım istiyorsak net bir şekilde ona sormalıyız. Örneğin birçok kişiye e-mail atıp yardım istemek işe yaramayacaktır.
4- Yardım eden bu yardımı yapabilecek yetenekte veya donanımda olmalıdır. Bu noktada da istenen yardımın makul olması şarttır. Örneğin bir eğitimciye ödevimi yapar mısınız diye sormak yerine, şu noktayı anlayamadım diye sormak ve yardım beklemek daha makuldur.

Yardım isterken ne yapmamalıyız diye merak ediyorsanız aşağıdakileri sayabiliriz:
1- Yardım isterken karşı taraftan özürler dileyerek söze başlamamalıyız. 
2- "Normal şartlarda bunu istemezdim ama...", "eğer başka seçeneğim olsaydı yardım istemezdim senden..." gibi karşı tarafı bu yardım için kendini zorunlu hissettirecek davranışlardan uzak durmalıyız.
3- Karşı tarafın size yardım yaparken çok eğleneceği veya mutlu olacağı gibi varsayımlar ile yardım istemeyin. Örneğin "senden bir şey isteyeceğim çok hoşuna gidecek..."
4- İstediğiniz yardımı çok önemsiz gibi göstermeyin. Örneğin "şu fişleri de benim yerine sen girer misin zaten seninkilerin yanında çok az bunlar"  gibi karşı tarafın hem kendini zorunlu hissetmesi hem de yaptığı yardımdan dolayı mutlu olmaması gibi ortamları oluşturmayın.
5- İnsanlara önceden yardım ettiğinizi hatırlatarak yardım istemeyin.

Son olarak da kitabın adından yola çıkarak güçlendiricileri konuşalım. 

Bunlardan ilki grup üyeliği ile ilgili olandır. İnsanlar aynı grubun içinde yer aldıklarına daha fazla yardım etmek isteği içinde olurlar. Örneğin aynı takımı tutanlar, aynı memlekette doğanlar, aynı ülkede yaşamış olanlar vb. Bu onların aynı geçmişi paylaşmaları, aynı hedeflere koşmaları, aynı düşmandan çekinmeleri gibi birçok etkenin birleşimidir. 

İkincisi, insanların genellikle iyi bir insan olduklarına inanmaları ve karşı tarafa olumlu şekilde görünmek istemeleridir. Bu nedenle yardım etmeye meyillidirler.     

Son olarak da yapılacak yardımın oluşturacağı etkinin düzeyi çok önemlidir. İnsanlar eğer bir yardım yapacaklarsa bunun karşı tarafta oldukça önemli bir etki oluşturmasını isterler. Örneğin herkesin yardım ettiği birine yardım etmek yerine yardım edilmemiş, yardıma daha çok ihtiyacı bulunan, daha acı bir hikayesi olan insanlara yardım etmeye daha meyilliyizdir.  

Umarım hoşunuza gitmiştir, iyi okumalar.

16 Nisan 2020 Perşembe

RPA at a Glance

Dear Friends,

Today, I want to show a brief outlook about Robotic Process Automation (RPA) as it is one of the most emerging concepts for the last few years. I will try to discuss what RPA is, why it is needed and what the benefits it is presenting to the today's business life. 

Few decades ago, the companies realized that they were outsourcing some of the repetitive tasks to other companies. For those, they were allocating important amount of budget and for sure human interaction. They have discovered that they could use physical robots predominantly in the manufacturing sector to overcome this process. After the great success of the robots and the improvement on the precision and efficiency, a couple of decades later the business professionals started to use them in the digital world by calling it RPA which is mainly powered by a software. According to a report, by 2030 47% of the jobs in US will be automated, without any doubt, with the support of the robots.     

According to Investopedia, RPA refers to a software that can be easily programmed to do basic tasks across applications just as human workers do. The software robot can be taught a workflow with multiple steps and applications, such as taking received forms, sending a receipt message, checking the form for completeness, filing the form in a folder and updating a spreadsheet with the name of the form, the date filed, and so on. RPA software is designed to reduce the burden of repetitive, simple tasks on employees.

As it is understood from the definition there are significant benefits for both the enterprises and the employees. These are:
- Reduced cost
- Increased speed
- Better compliance
- Higher quality services
- Increased agility and
- Improved employee experience.

Though, it has major positive impacts on the work we do, there are some costs that the companies should care about. These are stated as:
- Platform fees
- Monitoring
- Maintaining and
- Retraining.

To act better in RPA, the coders should be well aware of the nature of work. The tasks converted to RPA must be rule based and there shouldn't be any intelligence to play role. Now, the RPA developers try to optimize artifical intelligence (AI) backed RPA systems, but we must admit that we are not so much mature in that field. Thereof, the RPA coders should tell each and every action to RPA tool very clearly and specifically.   

The coders should begin with structured data such as excel files rather than unstructured ones such as scanned documents. No doubt, the full time employee (FTE) gain will be substantially higher in the unstructured documents (if you use any OCR tech), but for a good start and quick wins, structured data demonstrate better results and increase motivation for the company. 

Now, we can talk about the primary use-cases of RPA. There are numerous use-cases in different sectors, however the best ones are usually centralized among the following fields:
- Customer service
- Human resources management
- Procurement
- Finance and accounting and
- Internal auditing.

If we deep dive in some of the above, we come across the following sub-fields:
- Payroll procedures
- Order management
- Billing
- Compliance with the regulatory bodies
- Reconciliation
- Account opening
- Report generation and mailing
- Insurance processes
- AML
- Invoice processing and
- Contract management.

You can surely develop your RPA software. However, the companies often buy it from one of the developers. According to the Forrester Wave 2019 Q4 Report, the benchmark of the vendors are posted as the following chart. 

Forrester Wave 2019 Q4 Report for RPA Developers 

Finally, we can understand where the companies stand in RPA maturity, as stated from the below chart. It is clearly seen that, as the size of the company increases the maturity level of the RPA usage emerges as well. 


RPA Adoption and Investment Rate

To sum up, RPA is an emerging technology, which will be emerged to AI backed RPA soon. However, for the time being there are many important use cases, to be adopted to the companies which will surely make them save substantial costs. 

28 Mart 2020 Cumartesi

"Savaş Sanatı" Kitabının Özeti

Merhaba sevgili arkadaşlar,

Savaş Sanatı adlı kitabı sanıyorum duymayanınız kalmamıştır. Tarihin ilk strateji kitaplarından biri olarak kabul edildiğinden birçok insan tarafından okunmuş, üniversitelerde derslere konu olmuş önemli bir eserdir. Sun Tzu veya diğer bir ismi ile Sun Zi tarafından yazıldığı bilinmektedir. Asıl Çince kaynağından çevrilmiş olan ve benim de okuduğum eser İş Bankası yayınlarından piyasaya çıkmış.


Kitap şu şekilde başlıyor, hiç dokunmadan aktarıyorum;

MÖ 6.yy da doğduğu tahmin edilen Sun Tzu günümüzdeki Shan Dong eyaletinin bulunduğu bölgede yer alan Wu Beyliği'ne gider ve dönemin beyi He Lu'nun hizmetine girer. Wu hükümdarı He Lu ile "Savaş Sanatı" sayesinde görüşür.  
Lu der ki: “Senin üç bölümlük eserini okudum, benim için küçük bir deneme talimi yaptırabilir misin?" 
Sun Tzu der ki: "Elbette."  
Lu Der ki: “Bu denemeyi kadınlarla yapabilir misin? 
Sun Tzu der ki:“ Elbette.
İzin verilince sarayın en güzel kadınlarından yüz sekseni getirilir, Sun Tzu onları ikiye ayırır, hükümdarın en gözde iki cariyesini iki takımın başına komutan yapar,  ellerine birer silah verir. Der ki: "Sizler sağ ve solunuzu, arkanızı ve önünüzü biliyor musunuz?" 
Kadınlar der ki: "Biliyoruz." 
Sun Tzu der ki: "İleri adım atmak için öne bakacak ve adım atacaksınız; sola dönmek için sol kolunuza bakacak, sağa dönmek için sağ kolunuza bakacaksınız, geri adım atmak için arkaya bakacak ve adım atacaksınız ."
Kadınlar der ki: "Evet." 
Talimatları bildirdikten sonra [kadınlar] [ellerine] silahlarını alırlar ve emrini verir. Davullar sağa dönüş emri için çalınır, kadınlar kahkahalarla gülmeye başlar. 
Sun Tzu der ki: “Talimatlar açık değilse, emirler anlaşılmıyorsa, bu komutanın suçudur." 
Davullar tekrar sola dönüş emri için çalınır, kadınlar tekrar kahkahalarla gülerler. 
Sun Tzu der ki: “Talimatlar açık değilse, emirler anlaşılmıyorsa, bu komutanın suçudur; fakat talimat ve emirler açık ve net olduğu halde kurala uyulmuyorsa, bu takım komutanlarının suçudur. Öyleyse sağ ve sol takım komutanlarının kellelerini istiyorum."
Wu hükümdarı yukarıdan olanları seyretmektedir, gözde cariyelerinin idam emrini duyunca çok şaşırır ve gizlice emir verir: "Hükümdar komutanın maharetini anlamıştır. Bu iki cariye olmazsa yemeğin tadını dahi alamaz, idam etmemeni ister." 
Sun Tzu der ki: "Hizmetkârınız sizin tarafınızdan komutan atanmıştır, savaşta iken komutan, hükümdardan gelen bazı emirleri uygulamaz." Sonra iki takım komutanını idam ettirir. 
Onların yerine başka takım komutanları seçer. Davullar bir kez daha çalınır. Kadınlar sola, sağa, öne ve arkaya verilen bütün talimatları yerine getirirler, adeta ip gibi dizilmişlerdir, hiçbiri sesini çıkarmaya cesaret edemez. 
Sun Tzu hükümdara şöyle der: “Askerler disiplin altındadır, hükümdar aşağı gelip onları deneyebilir, hükümdarın emirlerine hazırlar, isterseniz suyun ve ateşin üzerine bile yürürler."

Böylece He Lu, Sun Tzu'nun iyi bir komutan olduğunu anlar. 

Savaş Sanatı; hesaplama, savaş, taktik saldırı, duruş, güç, zayıflık-güçlülük, harekat, dokuz değişken, orduyu harekete geçirme, arazi, dokuz arazi, ateşle saldırı ve casus kullanma gibi başlıklardan oluşur. 

Şimdi dikkatimi çeken bazı alıntıları aşağıda vermek istiyorum.

Savaşta zafer olsa bile uzun zaman geçmesi askerin yorgunluk duymasına neden olur, şevk ve heyecan kaybolur, kent ve kalelere yapılan saldırılar askerin gücünü, dermanını tüketir. Askeri uzun süre memleket dışında tutmak ülke ekonomisini zora sokar. Bu nedenle savaşta gözü kara bir hız hoş görülebilir, ama işi maharet göstereceğim diye uzatmanın yararı görülmemiştir. Savaşta zaman kaybetmek bir ülkeye yararı olacak iş değildir. Savaşta esas olan galibiyettir, oyalanmak değil. 

Orduyu iyi sevk ve idare eden kişi savaş gücünü ülkesinden, ikmalini düşmandan sağlar. Akıllı komutan yiyecek ikmalini düşmandan sağlar, böylece ağır arabalar ile yemeğini yanında getirmekten kurtulur. 

Uzak sefer halkı yoksullaştırır. Ordunun yakınında fiyatlar yüksek olur. Fiyatlar yüksek olursa, halkın ekonomik gücü tükenir. 

Herhangi bir savaş stratejisinde maharet öncelikle bir ülkeyi sağlam ele geçirmektir. Yıpranmış bir ülke daha az yeğlenir. En iyisi savaşmadan baş eğdirmektir. Bu nedenle en iyi askeri strateji taktik saldırıdır, ikincisi bağlantılara saldırı, bir sonraki askeri güce saldırı, en sonuncusu ise kentlere saldırıdır. Kentlere saldırı en son seçenektir. 

Askerlikte kural, "10 katıysan kuşat, 5 katıysan saldır, 2 katıysan dağıt, eşitsen yenmeye çalış, az isen çekil, zayıf isen kapışmaktan kaçın"dır. Askeri harekat yönetimi şöyle olmalıdır; Düşmana yamaç yukarı saldırma, yamaçtan aşağıya gelen düşmanın önünde durma, kaçıyormuş gibi yapan düşmanı kovalama, sıkı askerlerin üzerine yürüme, düşmanın yemini yutma, geri çekilenlere müdahale etme, düşmanı kuşattığında ona kaçabileceği bir alan bırak, köşeye sıkışmış düşmana baskı yapma. O sebeple arkasına bir yamacı, nehri veya bir dağı almış bir düşmana saldırma, ölümüne mücadele edeceklerdir.

Bir komutan ile bir hükümdar birbirine ne kadar yakın ise birbirlerine ne kadar fazla güveniyorlarsa, ordu o kadar güçlü olur.

Sayıca fazla askeri yönetmek, sayıca az askeri yönetmek gibidir. Sayıya göre ayırmak yeterlidir. Çokla savaşmak azla savaşmak gibidir. Haberleşmek için flama, davul yeter. Sesli komutlar duyulmaz, onun için davullar vardır. Herkes birbirini göremez onun için de flamalar vardır. Bu davul ve flamalar askerin gözü ve kulağıdır. Gece savaşında genellikle davullar, gündüz savaşında ise genellikle flamalar kullanılır. 

Her kim savaş meydanına yerleşir ve düşmanı beklerse rahat eder. Savaş meydanına son gelen yorulur.

Orduyu iyi yöneten kişi düşmanın savaşma şevki yüksekken saklanır, savaşma şevki düşmeye ve geri çekilmeye başlayınca saldırır, işte bu morali yönetmektir.

Komutanı bekleyen beş tehlikeli hata olabilir. Ölümüne savaşırsa düşman tarafından yok edilebilir. Korkaklık tutsak olmak demektir. Paniğe kapılıp kaçmak aşağılanmak demektir. Çok mağrur olup kendine güvenirse utanç duyulacak duruma düşebilir. Adamlarına fazla düşkün ise zor durumda kalabilir. 

Düşman konuşmalarında alttan alıyorsa hazırlık yapıyor demektir, saldıracaktır. Düşman yüksekten atıyor ve üstümüze geleceğini söylüyorsa geri çekilecek demektir. Durup dururken barış istiyorsa art niyeti vardır. Hızla kaçarken askerlerini savaş düzenine sokuyorsa bir süre sonra ölümüne savaşacak demektir. Düşman askerlerini bir ileri bir geri oynatıyorsa bizi üzerine çekmeyi planlamaktadır. 

Düşman askerleri mızraklarına yaslanıyorlarsa, aç kalmışlar demektir. Kuyudan çektikleri suyu paylaşamıyorlarsa, susuz kalmışlardır. Avantajı gördükleri halde saldırmıyorlarsa, yorgundurlar demektir. Kamplarında kuşlar toplanmışsa, orayı boşaltmışlar demektir. Gece konakladıkları yerden bağırtılar geliyorsa, korkmuşlar demektir. Bayrak ve flamalar karışmışsa, birliklerin kargaşa içinde olduğunu göstermektedir. Subayları çabuk sinirleniyorsa savaştan usanmış olduklarını gösterir. Hayvanlarını kesip yiyorlarsa bir daha kamplarına dönmeyecekler demektir.   

Savaşta beş çeşit casus kullanılabilir. Yerel casus, düşmanın içindeki casus, taraf değiştirmiş casus, ölü casus ve canlı casus. Yerel casus, düşman topraklarında yaşayan yerli kişilerdir. Düşman içindeki casus, düşmanın içindeki memurlardandır. Taraf değiştirmiş casus, düşmanın bize çalışan casusudur. Ölü casus, düşmana yanlış bilgi veren casustur. Canlı casus düşmandan doğrudan bilgi getirendir. Bunlardan en çok ödüllendirilmesi gerekenler taraf değiştirmiş casuslardır.  

Evet, kitabın çok kısa özeti bu şekilde. Belki bir savaş kitabı okumuş olabiliriz ama buradaki maddeleri iş hayatına yorumlayamaz mıyız? İş hayatında belki öldürme, tutsak etme vb. yok ama sonuçta bir mücadele var. Şimdi lütfen iş hayatınızı düşünerek yukarıdan aşağıya bir kere daha okuyun, eminim hayatınıza dair bazı ipuçları elde edeceksiniz. 

21 Mart 2020 Cumartesi

”Hooked” adlı kitap özeti

Merhaba arkadaşlar,

Bugün sizlere son zamanlarda okuduğum ve daha önce birçok yerden duyduğum bir kitabı özetlemek istiyorum. Hooked isimli bu kitabın yazarı Nir Eyal. Hooked dilimize bağlanmış, kanca atılmış veya bağımlı hale getirilmiş şeklinde çevrilebilir. Kitapta müşterilerin bir ürünü sürekli kullanabilmeleri için nasıl bağlı hale getirilebilecekleri anlatılıyor. Daha da açarsak; insanların günlük rutinleri içerisine bu ürünleri nasıl sokabileceğimizi açıklıyor. Bu tarz ürünlere de alışkanlık haline gelen ürünler ismini veriyor. Çevremizdeki insanları gördüğümüzde özellikle bazı ürün veya hizmetlere karşı alışkanlık geliştirdiklerini fark edebiliriz. Örneğin cep telefonu olmadan dışarı çıkamayan, Twitter veya Instagramda vakit geçirmek için içsel bir motivasyon duyan bir toplumda yaşıyoruz. Kitap da işte bu noktada bu ilişkinin nasıl formülize edilebileceğini anlatıyor. Bunun için de dört aşamalı bir model öneriyor.

Belirtilen dört aşamaya geçmeden önce alışkanlıkların neden bu kadar önemli olduğundan bahsedelim. Öncelikle alışkanlıklar zor problemleri çözebilmek için beynimizin geliştirdiği önemli yeteneklerdir. Böylece beyin bir şekilde bir eylemi öğrenir ve sonrasında insan o eylem için artık ilk yaptığı kadar zorlanmaz. Mesela; bisiklete binmek, araç kullanmak gibi...

Eğer bu alışkanlıklar ürünler üzerinde oluşturulabilirse, müşterilerin o ürünlere olan sadakati artar. Bu ürünler insanların günlük rutinleri içerisinde önemli bir yer tutmaya başlar ve bunlardan vazgeçemezler. Örneğin başlangıçta ücret almayan oyunlar gibi...

Kitap aşağıda gösterilen dört aşamada alışkanlık oluşturan ürünler tasarlayabilirsiniz diyor.


Dört aşamanın ilki trigger yani tetiklemedir. Dış veya iç tetikleyiciler vasıtası ile insanların dikkatinin çekilebileceği belirtiliyor. Bu konuları hatırlarsanız Nudge yani Dürtü ve Dikkat tacirleri kitap özetlerinde de paylaşmıştım. Dış tetikleyicilere e-mail, alarmlar, app ikonları vb. Örnek olarak verilebilir.  Dış tetikleyiciler içerilerinde bilgi bulundurmaktadırlar. Örneğin bir web sitesinde login yazması bir dış tetikleyicidir. Bunun yanında bir de iç tetikleyiciler vardır. Bunlar bir şey gördüklerinde, duyduklarında veya düşündüklerinde bir anda içlerinde oluşan duyguların bir sonucudur. Örneğin bir gencin güzel bir manzara görür görmez bunu instagramda paylaşmalıyım demesi gibi...

Bu aşamada müşterinin probleminin net bir şekilde şirket tarafından keşfedilmesi gerekecektir. Özellikle müşterinin deneyimlerinde yaşadığı sorunlar iyi adreslenebilirse bunları çözecek ürünlere de ulaşmak için tetikleyici mekanizmalar kullanılabilir. Bunun için de müşterinin asıl sorununun ne olduğu ortaya çıkartılmalıdır. Örneğin korku çok önemli bir iç tetikleyicidir. Korku yaşayan bir insanın bunu nasıl yeneceğine dair ürün ile bir bağlantı kurulabilirse bu çok önemli bir bağlanma sebebi olabilir.

İkinci aşama da Action yani eyleme geçme aşamasıdır. Müşteri bir işlem yaparak bir ödül peşinde koşar. Burada bilinmesi gereken önemli konu; eyleme geçmenin düşünmekten kolay olması gerektiğidir. Çünkü alışkanlıkların yapılması az bir mental efor gerektirir. Eğer bir eylem alışkanlık haline gelmedi ise kullanıcı bunu yapıp yapmama noktasında düşünür ve karara varamaz. Bu nedenle ürün veya hizmetin kullanım kolaylığına sahip olması şarttır. Mesela her seferinde şifre gerektiren uygulamalar bir süre sonra kullanılmaz hale gelirler. 

Üçüncü aşama da Variable Reward veya Değişken Ödül’dür. İnsanlar yaptıkları eylem karşılığında hep aynı sonuçları görmekten sıkılırlar. O sebeple yapılan iş sonunda tahmin etmedikleri bir ödül ile karşılaşmayı tercih ederler. Örneğin Facebook’un halen bu kadar çok kullanılmasının arkasında kullanıcıların her seferinde farklı bir resim, hikaye veya yazı göreceklerine dair beklentileridir. İnsanlar ilk olarak kaç tane bildirimim var diye Facebook’a girer ve neler olup bittiğini öğrenmeye çalışır. Bundan birkaç yıl önce neredeyse herkesin konuştuğu birçok oyun, dizi, film, paylaşım vb artık önemini yitirmiştir. Çünkü kullanıcıların beklediği değişkenlik, tahmin edilemezlik ortadan kalkmıştır. Bir ara herkesin sanal çiftlik işlettiğini düşünün...

Dördüncü aşama olan Investment diğer ifade ile Yatırım aşamasında insanlar yapmış oldukları yatırımın geri dönüşünün peşinde koşarlar. Çünkü bu ana kadar bir yola girmiş, bir eylem yapmış ve bir ödül peşinde koşmuşlardır. Sonrasında da o eyleme bağlı hale gelmişlerdir çünkü geri adım atmak artık kolay değildir. Yapılan araştırmalar ortaya koymuştur ki, insanlar bir işe zaman ayırıyorlarsa ondan vazgeçmeleri kolay olmuyor. Mesela kendi mobilyanızı kendiniz yaptığınız IKEA yöntemi ile dışarıdan mobilya aldığınız duruma bakın. İnsanlar genellikle kendileri mobilya yaptıkları IKEA yönteminde mobilyalarına daha fazla değer biçiyorlar. Bu konuyu Akıldışı Ama Öngörülebilir adlı kitap özetinde detaylı anlatmıştım. Bir başka örnek olarak da Twitter’ı gösterelim. Twitter’da takipçi kazandığınız durumda artık Twitter’a karşı bir bağımlılık hissedersiniz. Bu konuda 30 takipçi sınırmış. Sonrasında Hooked olmuş oluyorsunuz. Çünkü 30 takipçi kazanmak bir yatırımdır.

Dört aşamadan oluşan Hooked modelini açıklamaya çalıştım. Açıkçası bu modelin ayaklarına daha dikkatli baktığınızda insan psikolojisinin satın alma davranışı üzerindeki etkisini görüyorsunuz. Bu konuda yazılmış birçok kitap var. Yazar da onlardan faydalanmış. Bu nedenle o kitapları okumanızı tavsiye ederim. Bazılarına yukarıda değindim.

Hepinize iyi okumalar dilerim.

13 Şubat 2020 Perşembe

"Yapay Zeka" Adlı Kitap Özeti

Kıymetli arkadaşlar merhaba,

Bugün sizlere HBR Yayınlarından çıkan ve Türkçemize Optimist tarafından tercüme edilen Yapay Zeka adındaki kitabı özetlemek istiyorum. Bildiğiniz gibi yapay zeka yöneticiler için çığır açan bir teknoloji niteliği taşıyor. Çalışanlar için ise, işlerini ellerinden alacağından endişe ettikleri bir gelişme olarak ortada duruyor. Danışmanlar ise onun her derde deva olacağını söylerken, medya da sınırsızca abartarak beklentimizi arttırıyor. Gerçek şu ki, yapay zekayı en çok daha isabetli kararlar vermekte, operasyonel süreçleri iyileştirmekte, ürün ve hizmetleri geliştirmekte kullanıyoruz. Şirketler yapay zekayı en iyi şekilde kullanabilmek için mükemmellik merkezleri kuruyor, yönetim ekiplerine de bu konuya yatkın yöneticileri dahil ediyorlar.

Yapay zekanın bizim için önemini anlamak için biraz geçmişe bakmak gerek gerekiyor. Özellikle son 250 yıldır yaşanan teknolojik gelişimlerin tüm insanlığı etkileyenlerini düşündüğümüzde bunların genellikle genel maksatlı teknolojiler olduğunu görüyoruz. Örneğin; buhar motoru, elektrik, içten yanmalı motor teknolojisi, internet vb. bu kategoride yer alıyor. Bu anlamda çağımızın da en önemli genel maksatlı teknolojisi yapay zeka veya daha spesifik konuşmak gerekirse makine öğrenmesidir.

Yapay zeka adına kaydedilen en büyük ilerlemeler, algı ve bilişsellik alanlarında kaydediliyor. Algılama üzerine yaşanan ilerlemelerin gündelik hayatla en yakından bağlantılı olanları konuşma tanıma konusunda kaydediliyor. Bunun yanında görüntü tanımada da ciddi şekilde gelişimler yaşandığını söyleyebiliriz. Aşağıdaki şekilden anlaşıldığı gibi makineler birbirine benzeyen fotoğrafları ayırt etmekte son yıllarda ciddi mesafeler katettiler.

Yapay Zeka ve İnsan Hata Oranları

İkinci büyük ilerleme ise bilişsel yetenekler veya problem çözme alanında kaydedildi. Makineler birçok oyunda en iyi insan oyuncusunu çoktan yenmeyi başardılar. IBM DeepBlue'nun Kasparov'u yenmesi hakikaten o tarihte çok önemli bir başarıydı. 

Yapay zeka tabanlı sistemler belli bir alanda insanları geçtiğinde daha kısa sürede yaygınlaşıyorlar. Örneğin bir şirket gelişmiş görüntü sistemi ile odak gruplarda sevinç, şaşkınlık, kızgınlık gibi duyguları saptıyor. Bu konuda insanlardan başarılı olduğu için kullanımı artıyor.

Yapay zekanın hayatımıza girmesini kolaylaştıran en önemli metot makine öğrenmesidir. Makine örneklere bakarak kendi kendine öğrenir. Bu, geçmiş uygulamalarla kıyaslandığında çok önemli bir ayrışma demektir. Eğer yapay zeka, insan davranışlarının simüle edilmesi ise o zaman makinelere insanların nasıl davrandığını öğretmemiz gerekiyor. Fakat burada önemli olan bildiğimiz bazı bilgileri nasıl bildiğimizi insanların da her zaman formüle edememeleridir. Bir başka değişle hepimiz anlatabileceğimizden daha çok şey biliriz. Bu olgu o kadar önemlidir ki buna 1964’te bir de isim verilmiştir. Polanyi Paradoksu adı verilen bu olgu birbirimizi anlatabileceğimizin bir sınırı olduğundan yola çıkar. O sebeple makinelere de tecrübe aktarımı konusundaki becerilerimizin de sınırlı olduğunu düşünebiliriz. İnsanlar eğer ki nasıl düşündüklerini makinelere anlatabilirlerse o zaman kendileri gibi hareket eden yapay zeka sistemleri kurabilirler.

Makine öğrenmesinin farklı boyutları vardır. Son yıllarda kaydedilmiş başarıların önemli bir kısmı tek bir kategoride yoğunlaşıyor. O da gözetimli öğrenme sistemleridir. Supervised learning denilen bu sistemlerde makinelere bir problemin doğru cevabını içinde barındıran çok sayıda örnek veriliyor. Söz konusu sistemde, makineye X olarak belirtilen girdiler verilip Y olarak adlandırılan çıktı setine ulaşması amaçlanıyor. Öbür taraftan insanların doğası ile kıyaslandığında; insanların gözetimli öğrenme sistemi yerine çok fazla veri olmadan öğrenmeyi başardıkları gözetimsiz öğrenme sistemi kullanarak öğrendikleri görülüyor. Bu nedenle gözetimsiz öğrenmenin geliştirilmesi ile çok daha önemli projelerin yapılabileceği görülebiliyor. Hatta bir akademisyen gözetimli öğrenme sistemlerini pastanın üzerindeki süse benzetirken gözetimsiz sistemleri de pastanın kendisine benzetiyor. Çünkü gözetimsiz öğrenme sistemleri kendi başlarına öğrenmeyi başarabiliyor.

Tüm bu olumlu gelişmeleri rağmen, yapay zeka kullanmanın bazı riskleri de mevcuttur. Makine öğrenmesi sistemlerinin anlaşılırlık düzeyi düşüktür. Yani insanlar bu sistemlerin bir karar verirken nasıl bir mantık süreci yürüttüğünü anlamakta zorluk çekerler. Örneğin makinenin işbaşvurusu yapan bir insanı neden seçtiğini veya neden reddettiğini bilemeyebiliyoruz. Aynı zamanda bir ilacı neden önerdiğini her zaman anlayamayabiliriz. Yukarıda bahsettiğimiz Polanyi Paradoksu'nun bu sefer tersini burada görüyoruz. Makineler de bize anlatabileceklerinden daha fazlasını biliyorlar. Bu durumda karşımızda üç tane risk var. Birincisi makinelerin tasarımcının niyetlerinden kaynaklanmayan ama sistemi eğitmek için sağlanan verilerden edindikleri gizli bir taraflılıkları olabilir. Örneğin sistem, geçmişte ilanlara başvurular arasından görüşmeye çağrılan insanları baz alarak, benzer insanları görüşmeye çağırabilir ve bu da ırk, cinsiyet veya etnik kökenler açısından taraflılıklar barındırabilir. İkinci risk makine öğrenmesi sisteminin hata yapması durumunda neyin ters gittiğini saptayıp düzeltmenin zor olmasıdır. Ortaya konulan çözüme giden süreç tasavvur edilemeyecek kadar detaylı olabilir.

Yapay zekadan anladığımız sadece kompleks istatistiksel sistemler değil basit ama güvenilir şirkete katkı sağlayan algoritmalar olmalıdır. Bu nedenle çalışanlarımızın yapay zekanın nerelerde önemli katma değerler sunacağını anlamaları gerekmektedir. Bunun için de asgari yapay zeka bilgisine sahip olmaları şarttır. Şirketler yapay zekadan en iyi şekilde faydalanmak istiyorlarsa, tüm çalışanların teknolojiyi kavraması için de yatırım yapmaları gerekiyor. Bir çalışanın makine öğrenmesini kavraması, kendi işindeki potansiyel uygulama alanlarını da fark etmesini sağlayabilir. 

Şirketlerin yapay zeka teknolojisi tarafından çözülmesini asla isteyemeyeceği meseleler de olabilir. Örneğin yönetim kurulu toplantısında ne tartışılacağına karar verilmesi, performansı düşük bir personelin nasıl yönlendirilmesi gerektiği gibi konular yapay zekanın sınırlarının ötesinde görünmektedir.

Yapay zekanın çalışabilmesi için şirketin verilerinin gerçekten işe yarar nitelikte olması gerekmektedir. Bu anlamda verilerin zaman zaman gözden geçirilmesi, temizlenmesi gerekebilir. Verilerin yapay zeka modellerinde kullanılacak şekilde temin edilmesi de şirketlerin önem vermesi gereken noktalardan biridir.

Yapay zekaya adım atmak isteyen her şirketin nereden başlayacağını iyi bilmesi gerekmektedir. Bu anlamda ilk adım yapay zeka stratejisi oluşturmak olmalıdır. Bu strateji oluşturulduktan sonra da ilk aşamada hızlı kazanım sağlayacak bir proje seçilmelidir. Böylece şirkete yapay zekanın yapabilecekleri gösterilmelidir. Elbette yapay zeka projelerinin olumsuz sonuçları da olabilir. Daha önce bu projeleri yapan büyük şirketlerin bile önemli hatalar yaptığı gözlemlenmiştir. Bu nedenle yapılan hataların şirketin veya müşterilerin çok da fazla önemsemeyeceği alanlarda yapılması ilk projeler için önemlidir. O sebeple müşterilerin fark etmeyeceği süreçlerde bunların denenmesi önemlidir.

Son olarak da en çok tartışılan yapay zeka insanın yerini alacak mı konusuna değinmek istiyorum. İnsanların endişe ettikleri bu noktaya şu şekilde çözüm geliştirilebilir. Öncelikle iş süreçlerinin yeni baştan kurgulanması gerekmektedir. Çalışanların yeni şeyleri denemesi ve işe katılımın desteklenmesi sağlanmalıdır. Yapay zeka stratejisinin düzgün yönetilmesi, verilerin sorumluluk bilinciyle toplanması, ve işlerin yapay zekayı içerecek şekilde tasarlanması önemlidir. Yapay zeka ile birlikte makinelerin önemi artsa da, karşımıza çıkacak bir sonraki problem veya fırsatın ne olacağını belirleyenler toplumumuzda yine kilit rol oynamaya devam edeceklerdir. Bu anlamda girişimciler , inovasyon çalışanları, bilim insanları ve yaratıcılık yönü gelişmiş kişiler halen önemli olmaya devam edecektir.

Uzun bir özet olduğunun farkındayım ama kitabı okursanız daha değinmediğim birçok konu olduğunun farkına varacaksınız. Umarım yararlı olmuştur. 

İyi okumalar dilerim.