17 Mart 2016 Perşembe

Körfez Sermayesinin Önemi


Yazıma başlık atmadan önce çok düşündüm ve en sonunda “Ülkemize yönelik sermaye akımları ve bu kapsamda körfez sermayesinin önemi” başlığında karar kıldım. Daha sonra da bunu çok akademik bir başlık olacağını düşünerek kısaltıp sadece “Körfez sermayesinin önemi” başlığını attım.

 

Ülkemizde tasarruf yıllardır konuşulur durur. IMF Dünya Ekonomik Görünümü 2014 verilerine göre henüz %14 seviyesinde olan tasarruf oranımızın birçok gelişmiş (Almanya: %27, ABD: %18, Fransa: %21) veya gelişmekte olan ülkeden (Hindistan: %30, Çin: %49, Arjantin: %18) az olmasından dolayı ülkemiz yatırımlara harcamayı düşündüğü kaynakları istemeden de olsa dışarıdan bulmak zorunda kalmıştır. Bu ihtiyaç elbette sadece ülkemizde değil birçok gelişmekte olan ülkede de geçerlidir. Yalnız, buna belki de en fazla ihtiyaç duyan ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Çünkü ülkemizde henüz bireylerin tasarruf alışkanlıkları halen geleneksel yöntemler ile yapılmakta olup banka hesabı olan insan sayısı bile nüfusun yarısından azdır. Bu da finansal hizmetlere ulaşımın sınırlı olması anlamına gelmektedir.

 

2014 yılı Dünya Bankası verilerine göre finansal erişim oranının[1] birçok gelişmekte ülkede olduğu gibi (Meksika: %38, Güney Afrika: %68, Brezilya: %68, Hindistan: %53…) ülkemizde de (Türkiye: %56) pek yüksek seviyelerde olduğu söylenemez. Her ne kadar dünya ortalamasının (Dünya: %51) az da olsa üzerinde olduğunu kabul etsek de özellikle gelişmiş ülkeler (Danimarka: %100, İngiltere: %99, ABD: %93) seviyesine henüz ulaşılamadığını da görmek gerekir.

 

İç piyasada böyle bir zorluk yaşayan ülkemiz dışarıdan kaynak bulmakta da oldukça zorlanmaktadır. Özellikle son yıllarda Türkiye’ye gelen doğrudan yatırımlar[2] ve portföy yatırımları[3] azalmaktadır. TCMB verilerine göre ülkemize gelen doğrudan yatırımlar 2008 krizinden hemen sonra yükselmeye başlamasına rağmen 2011 yılından sonra hızla düşmektedir. Portföy yatırımları da benzer hareketler gösterirken 2015 yılında tablo tamamen terse dönmüş ve ülkeden net bir sıcak para çıkışı olmuştur.

 

Tablo-1: Türkiye’nin Ödemeler Bilançosu Finans Hesabı Hareketleri

(Milyon ABD Doları)
2007
2008
2009
2010
2011
2012
2013
2014
2015
Ocak-Kasım
FİNANS HESABI
-37.272
-37.520
-9.087
-45.131
-66.025
-48.247
-61.958
-43.230
-15.935
 Doğrudan Yatırımlar
-19.941
-17.302
-7.032
-7.617
-13.806
-9.177
-8.830
-5.716
-9.188
 Portföy Yatırımları
-833
5.014
-227
-16.083
-22.204
-41.012
-23.986
-20.104
14.783
 Diğer Yatırımlar
-24.530
-24.174
-1.940
-34.240
-28.202
-18.872
-39.053
-16.942
-16.346
 Rezerv Varlıklar
8.032
-1.058
112
12.809
-1.813
20.814
9.911
-468
-5.184

(Kaynak: TCMB, evds)

Not: Ödemeler bilançosunun muhasebe ilkelerinden dolayı ülkeye girişler negatif olarak gösterilmektedir.

 

Yukarıdaki verilerden de anlaşılabileceği gibi ülkemizde iç piyasada finansal hizmetlere erişim sorunu ve dolayısı ile tasarruf sorunları vardır. Dış piyasada ise ülkeye giren yatırımlar azalmakta hatta portföy yatırımları net çıkışı göstermektedir. Bu sebeple ülkemize yeni ve uzun vadeli sermaye girişlerine ihtiyaç bulunmaktadır.

 

Bu sermayenin elbette bulunabileceği birçok kaynak olabilir. Ben bu yazımda Körfez sermayesinin bu kaynak ihtiyacını gidermekte nasıl kullanılabileceğini anlatmaya çalışacağım.

 

Öncelikle bu bölgeyi biraz daha yakından tanımaya çalışalım. Bir defa Körfez denince ne anlıyoruz?

 

Körfez ülkeleri denince aklımıza Basra Körfezi’ne kıyısı olan Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gelmektedir. Bu ülkeler aynı zamanda GCC[4] adı altında Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi olarak da bir araya gelmişlerdir. Söz konusu altı ülkede toplam yaklaşık 50 milyon kişi yaşamakta olup en büyük payı 30 milyona yakın nüfusu ile Suudi Arabistan almaktadır.

 

Peki, bu insanların gelirleri ne kadardır ve ne kadar tasarrufta bulunabiliyorlar? Aşağıdaki tabloda bu veriler yer almaktadır.

 

Tablo-2: Körfez Ülkeleri Gelir Verileri

Ülkeler
Tasarruf Oranı (%)
Kişi Başı GSYH (ABD Doları)
Bahreyn
19,6
26.701
Kuveyt
46,3
43.168
Umman
30,4
20.927
Katar
58,5
93.990
Suudi Arabistan
38,1
24.252
BAE
38,3
42.944

(Kaynak: IMF, World Economic Outlook 2015)

 

Yukarıdaki tablodan da anlaşılabileceği tüm ülkelerin tasarruf oranı oldukça yüksek olup reel veya finansal varlık yatırımları için en büyük kaynağı oluşturmaktadır. Kişi başı gelirin yüksek olması tasarrufun artmasına, tasarrufun da artması yatırım alanları arayışlarına yönelmelerine sebep olmuştur.

 

Bölge hakkında az da olsa bilgi sahibi olduktan sonra burada yaşayan insanların ülkemize bakışları nasıldır ve temel beklentileri nelerdir?

 

Öncelikle bu insanlar inanışları gereği ülkemize oldukça sıcak bakmaktadırlar. Çoğunluğunun Müslüman olduğu bu ülkeler ülkemize olan yakın mesafe nedeniyle sık sık Türkiye’yi ziyaret etmekte ve yaşamlarının bir kısmını burada geçirmektedirler. Önceleri sadece turistik amaçlar ile ülkemize gelen bu insanlar daha sonra ufak ticaret işleri yapmaya başlamakta sonraları da daha büyük işlere soyunabilmektedirler. Ülkemizin birçok yerinde zaman geçirmeyi de seviyorlar. İstanbul, Bursa, Yalova, Antalya, Gaziantep vb. illerde birçok Körfez orijinli insanı görmek mümkün olabilmektedir.

 

Körfez yatırımcılarının faiz konusundaki hassasiyetlerinden dolayı yeni yatırım alanları arayışlarına bir de faizsiz yatırım alternatifleri arayışları eklendiğinde hedef pazarlar gittikçe azalmaktadır. Dünyada bu tarz alternatifleri sunan birçok batılı ülke ve banka olmakla birlikte, yatırımcıların sadece ürünlerin kendi inanışları ile paralel olmasına değil aynı zamanda yatırım yapacakları kurumun da İslami esaslara göre yönetiliyor olmasına dikkat ettikleri bir gerçektir. Bu sebeple yatırım tercihleri Malezya ve Türkiye ile sınırlı hale gelmektedir. Malezya’nın Körfez bölgesinden mesafe olarak uzak olması ve buradaki bazı İslami finans uygulamalarının Bahreyn Merkezli AAOIFI [5] ile çelişiyor olması sebepleri ile buradaki yatırımcıların tercihi Türkiye olabilmektedir. Bir başka deyişle sadece yaşam tarzı ve inanışları değil aynı zamanda faizsiz bankacılık prensipleri anlamında da ülkemizi kendilerine yakın hissetmektedirler.

 

Peki, bu insanlar sadece bizleri kendilerine yakın gördükleri için mi ülkemizi tercih ediyorlar? Bence hayır. Bundan 15-20 yıl geriye gittiğimizde tüm dünyada neler yaşandığını daha iyi anlayabiliriz. 2001 yılında Dünya Ticaret Merkezi saldırıları gerçekleştikten sonra tüm dünyada Arap kökenli insanlara karşı bir önyargı oluştu. Bu sebeple eskiden rahatlıkla Londra, Paris, New York gibi önemli şehirlerde yaşayan ve yatırımlarını buralarda değerlendiren insanlar tereddütler yaşamaya başladılar. Bu sebeple yatırımlarına yeni yerler aramaya koyuldular. Daha sonra 2008 yılında yaşanan krizle birlikte tüm dünyada dev bankalar zor duruma girdi. Bu da Körfez yatırımcılarının soru işaretlerini arttırdı. 2011’den sonra Tunus’ta başlayan ve hızla birçok Arap ülkesini içine alan Arap Baharı da Körfez yatırımcılarının getiriden daha ziyade sadece varlıklarını korumak için bile çeşitli piyasalarda varlıklarını saklamaya başlamalarına neden oldu. 2015 yılının sonlarında Suudi Arabistan’la ilgili söylentiler, petrol fiyatlarının 30 dolarların altına düşmesi ve Orta Doğu’da meydana gelen diğer siyasi olaylar buradaki yatırımcıları daha da tedirgin hale getirmiş durumdadır.

 

İşte tüm bu gelişmeler buradaki varlıklı insanları yeni yatırım alanları aramaya sevk etmiştir ve etmeye de devam etmektedir. Bu insanlar mal varlıklarını korumak için bile yurtdışındaki alternatiflere sıcak bakabilmektedirler. Bu da bankaların kar marjlarının kısıldığı bu zamanlarda getiri düzeyi konusunda yurt içindeki bir yatırımcı kadar hassas olmayan bu insanlara daha fazla ilgi göstermesi ilgili bankaların yararına olabilir.

 

Peki, buralarda yaşayan bireylerin bu yatırımları yapacak gelirleri nereden gelmektedir. Herkesin tahmin edebileceği gibi ilk anlamda petrol gelirleri, doğalgaz gelirleri başı çekmektedir. Fakat son dönemde Körfez yatırımcıları tüm dünyada yaptıkları otel yatırımları, futbol kulüpleri satın alımları, banka ve diğer finansal hizmet sağlayıcılara olan ilgileri, altyapı ve üst yapı taahhüt işleri, çeşitli hammadde işleme tesisi yatırımları, yenilenebilir enerji yatırımları, deniz ticareti üzerine yatırımları gibi birçok alanda gelir elde etmeye başlamış oldukları görülmektedir. Bu sayede elde ettikleri tecrübeleri Körfez dışına da genişletme çabaları içindedirler.

 

Körfez bölgesi insanları ülke dışında yatırım yaparken bir de müşteri gizliliğine önem vermektedirler. İsviçre, Lüksemburg, İrlanda vb ülkeler hem vergi avantajları hem de müşteri gizliliğine verdikleri önem sebebiyle oldukça önemli birer yatırım pazarı haline gelmiştir. Fakat buradaki insanların ihtiyacı olan ürün gamı ile müşteri gizliliğine verilen önem henüz birçok ülkede yeterince dengelenememiştir.

 

Son olarak da Körfez bölgesi yatırımcılarının yatırım talepleri özellikle ne üzerinde olmaktadır sorusu ile yazımızı tamamlamaya çalışalım. Yapılan bazı araştırmalara göre buradaki insanlar servetlerinin %30-40’ının finansal varlıklarda, %60-70’ini ise finansal olmayan varlıklarda değerlendirmektedir. Öbür taraftan reel varlıklarının önemli kısmının (%40) aile işlerinde, %30’unun gayrimenkulde, geri kalan %30’unun ise diğer varlıklar olan araçlar, koleksiyonlar, atlar, sanat eserleri vb. üzerinde durduğunu görüyoruz. İşte bu noktada ülkemizde Körfez yatırımcılarına gerek finansal kurumlar gerekse de reel sektör tarafından çeşitli yatırım alternatifleri önerilebilir. Bunların başında elbette hem Hazine’nin hem de katılım bankalarımızın ihraç ettiği kira sertifikaları gösterilebilir. Bunun yanında yine finansal varlıklar olarak katılım bankacılığı prensipleri ile kurulmuş yatırım fonlarına da ilgi çekilebilir. Çok yakın zamanda ülkemizde de bu tarz gelişmeler hız kazanmış olmakla birlikte artık katılım bankacılığı üzerine faaliyet gösteren fonlar piyasaya çıkmaktadır. Finansal varlıkların yanında ülkemizde hem ikamet etmek isteyen hem de yatırım amaçlı gayrimenkul almak isteyen bireylerin gayrimenkul alımları finanse edilebilir veya bunların alınmasında aracılık faaliyetleri gerçekleştirilebilir.

 

Yukarıda yer alan olumlu gelişmelere rağmen ülkemizde halen finansal ürün açığı bulunmaktadır. Yurtdışındaki piyasalarda yer alan ve halen ülkemizde kullanılmayan ya da yeterince derinleşilemeyen ürünler üzerinde çalışmalar yapılmalıdır. Bu noktada da ülkemizdeki tüm kurumların yanında özellikle bankalarımıza önemli görevler düşmektedir. Bankalarımız ve özellikle katılım bankalarımız bu eksikleri üzerinde çalışarak hem kendi altyapılarını bu ürünlere hazır hale getirmeli hem de ülkemizdeki mevzuat yapısının yenilenmesi konusunda gerekli mercilerle ortak çalışmalar gerçekleştirmelidir.

 

Uzun bir yazının sonunda toparlamak gerekirse, ülkemizdeki iç tasarruf oranları büyümeyi finanse edecek boyutta değildir. Ayrıca ihtiyaç duyulan finansman noktasında dış kaynak temini de her zaman mümkün olamamakta ve oldukça yüksek oynaklık göstermektedir. Bu sebeple ilgili oynaklığı ortadan kaldırabilmek için ülkemize yapılacak uzun vadeli yatırımları arttırmak önemlidir. Bunun yapılabilmesi için hemen yakın coğrafyamızda yer alan ve yüksek gelir ile tasarruf oranları ile dikkat çeken Körfez bölgesine dikkatimizi verebiliriz. Bunu yapmak için de yeni ürünlere ve yeni mevzuat çalışmalarına ihtiyacımız var gibi görünmektedir.



[1] Finansal Erişim Oranı: 15 yaş üzerinde olup bankada hesabı bulunan bireylerin toplam nüfusa oranı
[2] Doğrudan yatırım: Bir ortaklıkta %10 ve üzerinde pay sahibi olabilecek şekilde yapılan yatırımlar
[3] Portföy Yatırımı: Sıcak para olarak da adlandırılan ve genellikle borçlanma araçları ile spekülatif amaçlı hisse senedi yatırımları
[4] GCC: Gulf Cooperative Countries
[5] AAOIFI: Accounting and Auditing Organization for Islamic Financial Institutions (İslami Finansal Kurumlar için Muhasebe ve Denetim Standartları Organizasyonu)

5 Aralık 2015 Cumartesi

Pazarlamayı Olması Gereken Bakış Açısına Kavuşturmak

Merhaba kıymetli okurlar,

Bugün sizlere pazarlamanın kapsamından ve günümüz şirketlerinin pazarlamaya olan bakışlarından bahsetmek istiyorum.

Öncelikle artık hepimiz eminim pazarlamanın satış ile aynı anlama gelmediğini biliyoruzdur. Çünkü bu bilgiyi gerek eğitim hayatımızda gerekse de sonraları iş hayatımızda birçok sefer duymuşuzdur.

İnsanlar pazarlama ile pazarlamanın bir sonucu olan satışı neden karıştırıyor diye düşünebiliriz. Çünkü ikisinin de temelinde karşıdaki insanı nasıl satın almaya razı ederim anlayışı yer almaktadır. Karşıdaki insanı veya karşıdaki kitleyi anlamak ve onu veya onları satın almaya razı etmek...

Bu sebeple denilebilir ki pazarlama öncelikle psikolojiyi anlamaktır. İnsan psikolojisini anlamaktır. Bir tüketicinin hangi şartlar altında satın almaya hazır olduğunu anlamaktır. Bir insanın nasıl düşündüğünü keşfedebilmektir. Bu konuda pazarlama birimlerinde yapılan en büyük hatalardan biri insanların nasıl düşündüğüne karar verirken aslında biz olsaydık ne yapardık diye düşünmeleridir. Bu sebeple birçok pazarlama çalışanı insanların tamamını kendilerinin sosyo-ekonomik statüsünde ve kendi davranış kalıpları içinde olduğunu düşünürler. Oysa bir insanın hangi ortamda nasıl bir ruh hali içinde olacağını keşfetmek bu kadar kolay değildir ve teknik bilgi gerektirir. İşte bu sebeple pazarlama biriminde çalışanların sadece üniversitelerin işletme, ekonomi, mühendislik birimlerinde çalışanlardan değil aynı zamanda psikoloji okuyanlardan da seçilmesi gerekir. Her pazarlama biriminin bu tarz çalışanlara ihtiyacı vardır. Bu çalışanların olmadığı ortamlarda pazarlama birimleri insan psikolojilerini kendileri anlayıp buna göre iş görmeye devam ederler.

Pazarlama çalışmalarını satın alma teklifi öncesi ödül verilmesine dayandıran bir işletmeyi düşünelim. Öncelikle bu işletmenin hangi insana nasıl bir ödül verilmesi gerektiğine karar vermesi gerekir. Gençlere internet mi, kadınlara makyaj seti mi? buna karar vermek için insanların nasıl düşündüklerini anlamak zorunludur. Bu da insan psikolojisinin anlaşılmasından geçer.

Peki bu yeterli midir? Hayır, çünkü pazarlama aynı zamanda sosyolojiyi bilmektir. Sosyoloji toplum bilimi demektir. Biraz daha geniş tanımlarsak; toplumsal ilişkilerin yapısını, nedenlerini ve etkilerini araştıran bilim dalı olarak bilinir. Toplumun kendi içerisindeki etkileşiminden doğan geleneklerin, toplumsal yapıların ve kurumların oluşmasına veya ortadan kalkmasına yol açan etkenleri inceler. 
Pazarlama faaliyetleri yapanlar sosyolojiyi, yani toplumun hangi ortamlarda neler beklediğini, hangi ortamlar karşısında neler yapmaya çalıştığını, hangi ortamlarda satın almaya daha açık, hangi ortamlarda ise kendisine yöneltilen teklifleri görmediğini anlamaları gerekir. Sosyoloji bu anlamda pazarlama çalışanları tarafından önemsenmelidir.

Örneğin bir kitleye satın alma teklifi çıkılacağı bir ortamda insanların huzursuz bir halde olmamaları gerekir. Bir toplumu etkileyen kötü bir olay olduğunda kurumların sosyal medya faaliyetlerini durdurmaları bu sebepledir. Toplumlar kendilerine teklif sunan kurumların kendilerinin duygularını paylaştıklarını düşünmek isterler. Bu sebeple kötü olayların yaşandığı ortamlarda satın almaya yanaşmayacakları gibi aynı zamanda kendilerine teklif sunanları da eleştirmekten geri kalmazlar. İşte bu sebeple toplumu anlamak oldukça önemlidir.

Özetle pazarlama; insanı anlayan, toplumun beklentilerini kavrayan, teknik bilgi sahibi insanların çalıştığı departman olmalıdır. Bugün bunu birçok kurum yeni yeni keşfediyor. Bu kurumlardan biri neden sizinki olmasın...

Hepinize iyi günler diliyorum.

17 Kasım 2015 Salı

Niş Pazarlama Nedir?

Göreceli olarak benzer niteliklerde mal ve hizmetlere gereksinim duyan, bir ya da daha çok benzer özelliği paylaşan, küçük bir tüketici kitlesinin istemlerini daha iyi karşılamak amacıyla geliştirilen pazarlama faaliyetlerine Niş Pazarlama denir. Niş pazarlamada herkesin biraz sevdiği mallar/hizmetler üretmek yerine, az kişinin çok fazla sevdiği malların/hizmetlerin üretimini gerçekleştirmek ve pazarlamak söz konusudur. Kitlesel pazarlarda bütün pazar için tek bir ürün modeli yapılırsa herkesi biraz memnun eder. Niş pazarlamada ise az sayıda insanı çok tatmin edecek ürünler arz edilir.

Niş pazarlamanın önemi, boşluklardan kaynaklanır. Yani, piyasada görülmemiş ya da kimsenin aklına gelmemiş bir boşluk vardır ve eğer siz bu fırsatı kullanırsanız, sağlam bir pazar elde etmiş olursunuz.

Niş Pazarlamanın Özellikleri Nelerdir?
Niş pazarlamacılar müşterilerinin isteklerine uygun özelliği olan mallar üretirler, öyle ki müşterileri onların istedikleri fiyatı vermeye hazırdır.
Pazarlama faaliyetleri kolaylaşır. Belirli bir endüstri kolunda veya coğrafik alanda yoğunlaşan firmalar daha etkin pazarlama stratejileri geliştirebilir. Geniş bir müşteri kitlesini tatmin edecek mallar/hizmetler üretmek, onlara geniş bir dağıtım ağı ile ulaşmak ve çok fazla tutundurma faaliyeti yapmak yerine, dar kapsamlı pazarlama stratejileri ve daha az kaynak kullanımı ile yoğun biçimde küçük bir pazar dilimine odaklanır.
Pazar dilimi tanımlanabilecek kadar belirlidir ve müşteri kitlesi firmanın uzmanlık alanlarından bir veya birkaç tanesine uymaktadır.
Niş pazardaki müşterilere kolayca tanımlanabilen dağıtım kanalları aracılığı ile (geleneksel medya, sosyal medya, konferanslar vb.) ulaşılabilir.

Niş Pazarlamanın Uygulanabilmesi İçin Gerekli Koşullar
Faaliyet gösterilecek coğrafya, uygun dağıtım kanalı üyeleri, hedef müşterilerin satın alma güdüleri, pazara girmek için uygulanabilecek önemli stratejik noktalar tanımlanmalı,
Rakiplerin hedef ve stratejilerini anlayabilmek için, geçmişte pazara yeni giren rakiplerine karşı nasıl bir politika izleyip, mücadele ettikleri öğrenilmeli,
Pazara girmek için teknolojik olarak hazır olunup olunmadığı belirlenmeli,
Firmanın yetenekleri ve rekabet edebileceği güçlü olduğu yanlar belirlenmeli,
Niş pazara girmeden önce pazarlama araştırması yaparak, elde edilen sonuçlara uygun bir şekilde pazarlama karması geliştirilmeli,
İşletme, ortaya çıkabilecek rekabeti önleyebilecek güçte olmalı.

Niş Pazarlamaya Geçerken Hangi Aşamalar İzlenmeli?
Mevcut müşteri tabanı ve pazarın dışında halen hizmet verilen mevcut pazar fırsatları incelenerek, bir pazar bölümü veya bölümleri seçilir,
Gelişmekte olan pazarlar ve onların pazarlama trendleri araştırılır,
Hizmet verilen pazar nişiyle ilgili olarak yayınlardaki gelişmeler sürekli olarak izlenir,
Firmanın mallarına/hizmetlerine en çok ilgi gösteren, satın alan veya satın alma eğilimi olan müşteri grupları, onların özel istekleri ve gereksinimleri pazarlama araştırması yoluyla belirlenir,
Mevcut ve potansiyel müşteriler, belirli temel davranışları göz önüne alınarak gruplandırılır,
Basın ve yayın aracılığıyla doğrudan pazarlama kampanyaları ve tutundurma faaliyetleri düzenlenir,
Üretilen malın/hizmetin hedef kitlesine daha iyi ulaşabilmesi için gerekiyorsa mesaj ve medya aracı değiştirilebilir

Hazırlayan: Ela Erkan

Facebook Reklam Modelleri

Facebook kullanıcı alışkanlıklarına göre her an yeni reklam modelleri ve platformlarıyla karşımıza çıkıyor. Mobil cihaz kullanımının yükselişi reklam alışkanlıklarını da değiştiriyor.


Dijital pazarlama uzmanlarının, pazarlama stratejilerinin bir parçası olan Facebook reklamlarının değişimi, harcamaları da değiştiriyor.


İnternet Site Tıklamaları: Bir internet siteniz var ve bu internet sitenize trafik çekmek, ziyaretçi sayınızı artırmak istiyorsanız bu reklam modelini kullanabilirsiniz.


İnternet Site Dönüşümleri: İnternet sitenizde belli dönüşümler tanımlayarak (satış, üyelik, bülten aboneliği gibi) bunların performanslarını artırmaya yönelik bir amacınız varsa bu reklam türünü kullanabilirsiniz. Ancak bunu kullanabilmeniz için internet sitenize dönüşüm kodu eklemeniz gerekmektedir.


Sayfa Gönderisi ile Etkileşim: Facebook sayfanızda paylaştığınız gönderilerde etkileşim (yorum, beğeni, paylaşım ve fotoğraf görüntülemeleri) artırmak, postlarınızı ve sayfanızı daha fazla kişiye göstermeyi amaçlıyorsanız bu reklam modelini kullanabilirsiniz. Bu modelde fotoğraf, video ve metin ön plana çıkarılabilir.


Sayfa Beğenmeleri: Facebook sayfanızın beğeni sayısını artırmayı amaçlıyorsanız bu reklam modelini kullanabilirsiniz. Burada doğru bir hedefleme yaparak sayfa beğeninizi artırmakla kalmayıp özellikle bir ticaret sitesiyseniz müşteri sayınızı da artırdığınızı söyleyebilirsiniz.


Uygulama Yüklemeleri: Site uygulamanız veya bir mobil uygulamanız var ve bunu duyurmak, uygulamalarınızın kullanım ve indirilme rakamlarını artırmak istiyorsanız, Facebook uygulama yüklemeleri reklam modelini kullanabilirsiniz.


Uygulama Etkileşimleri: Kullanıcıların uygulamadaki etkileşimlerini artırmayı amaçlıyorsanız bu reklam modelini kullanabilirsiniz.


Yerel Bilinirlik Reklamları: Fiziki bir mağazanız varsa ev insanları mağazanıza çekmeyi amaçlıyorsanız bu reklam modelini kullanabilirsiniz. Burada önemli nokta ise mağazanızın çevresindeki kişilere ulaşabilecek olmanızdır.


Etkinlik Yanıtları: Facebook etkinliğinizi duyurmak ve etkinliğinize verilen yanıtları artırmak için bu reklam modelini kullanabilirsiniz.


Teklif Alımları: Müşterileriniz için bir kampanya oluşturup bununla ilgili teklif ve indirim sunmak istediğinizde bu reklam modeli uygun olacaktır. Teklif alımları ile insanların mağazanızda yararlanabilecekleri fırsatların tanıtımını yapabilirsiniz.


Video Görüntülemeleri: Markanızı, kampanyalarınızı, ürünlerinizi vs. anlatan bir videonuz varsa ve bu videoyu insanlara ulaştırmak istiyorsanız bu reklam modeli sizin için uygun olacaktır.


Hazırlayan: Ela Erkan