11 Temmuz 2023 Salı

“Duygusal Zeka” İsimli Kitaptan Notlar

Merhaba sevgili okurlarım,

Bugün sizlerle Daniel Goleman tarafından kaleme alınmış olan duygusal zekâ isimli kitabı bu tartışacağız. Kitabın başlığında ilginç bir şekilde şu ifade geçiyor “Duygusal zekaya neden IQ’dan daha önemlidir?”

İnsanlık uzun süre IQ’nun en önemli ayrıştırıcı özellik olduğunu düşündü. Oysa duygular ve bunların yönetimi en az IQ kadar önemlidir. Kitap da aslında bunu anlatmaya çalışıyor.

Geçmişten bugüne gelindiğinde en başarılı olan insanların en akıllı insanlar olmadığını görmüşüzdür. Elbette başarı için belli bir seviyede zeka gereklidir. Fakat en zeki olanın en başarılı olacağı varsayımı doğru değildir. İşte bu noktada duygusal zekâ denilen kavram devreye giriyor ve bir insanı başarılı yapan yetenekler, insanın duygusal becerilerini yönetebilmesi oluyor.

Duygusal zekâ, insanın kendini harekete geçirebilmesi, aksiliklere rağmen yoluna devam edebilmesi, dürtüleri kontrol ederek tatmini erteleyebilmesi, ruh halini düzenleyebilmesi, sıkıntılarının düşünmeyi engellemesine izin vermemesi, kendini başkasını yerine koyabilmesi ve umut besleyebilmesi konularını kapsar.

Maalesef dünyada geçerli olan eğitim müfredatı genellikle aklı geliştirmeye yönelik olan müfredattır. Oysa aklı ve kalbi birleştirerek nasıl eğitim verilebileceğine dair bir vizyon geliştirilirse çocuklar bundan çok daha olumlu etkilenebilirler. Yakın gelecekte okullardaki eğitimin düzenli olarak özbilinç, özdenetim, empati ile dinleme, anlaşmazlık çözme ve iş birliği gibi temel insani becerileri kapsayacağına inanıyorum.

Duygular insanın tepkiler geliştirmesine yardımcı olur. Örneğin öfke hissedildiğinde, kan akışı bir silahı tutmaya ya da düşmana vurmayı kolaylaştırıcı şekilde ellere yönelir. Korku hissedildiğinde, kan kaçmayı kolaylaştırmak için bacaklardaki gibi büyük iskelet kaslarına yönelir. Şaşkınlık hissedildiğinde ise kalkan kaşlar görüş alanının büyüyüp retinaya daha fazla ışık girmesini sağlar. Bu beklenmedik durum hakkında daha fazla bilgi edinip çevrede neler olup bittiği anlaşılmaya çalışılır.  

Aslında biz iki zihne sahibiz; birisi düşünüyor, diğeri ise hissediyor.

İlkel canlılarda koku bölgesi ile Limbik sistem arasındaki bağlantı sayesinde kokular tanınıp seçilebiliyor, o anki koku geçmişteki ile karşılaştırılabiliyor ve böylece iyi kötüden ayırt edilebiliyordu.

Duygusal patlamalara sinirlerin korsanlığı ismini verebiliriz. Bulgulara göre o anlarda beyindeki bir merkez, acil durum mesajı verip beynin geri kalan kısımlarını da o duruma odaklar. Korsanlık anlarının en önemli özelliği kişinin o anı atlattıktan sonra kendisinin de neye uğradığını bilememesidir.

Beynin korku merkezi olarak adlandırılan amigdala duygusal durumların uzmanıdır. Amigdala beynin geri kalan kısmından ayrılsa olayların duygusal anlamını değerlendirmekte inanılmaz bir yetersizlik hatta duygusal körlük denilen durum ortaya çıkar.

Bir yüzün kuzenimizin olup olmadığını ayırt eden hipokampüstür, ondan pek hoşlanmadığınızı ekleyen ise amigdaladır. Bu nedenle Hipokampus bilgiyi ortaya çıkarırken amigdala o bilginin duygusal bir değerinin olup olmadığını belirler.

Beyinde iki bellek sistemi bulunmaktadır. Biri sıradan olaylar için diğeri ise duygusal açıdan yüklü olanlar için. Duygusal anılar için özel bir sistemin olması son derece anlamlıdır. Hayvanların kendilerini tehdit eden ya da hoşlarına giden olaylar hakkında canlı anılara sahip olmalarını sağlar. Ancak duygusal anılar şimdiki zamanı yanlış yönlendirebilir.

Duygusal anılar bebeğin yaşadıklarını henüz dile getiremediği bir dönemde yerleştikleri için ileride çağrıştırıldıklarında birey bunlarla ilgili duygusal durumu hatırlayacaktır. Nazi ölüm kamplarında sürekli baskıya maruz kalan insanların önemli bir kısmı elli yıl sonra bile genelde korku hissettiklerini ifade ediyordu. Dörtte üçüne yakın bir bölümü bir üniforma gördüklerinde, kapının vurulmasını işittiklerinde veya köpeklerin havladığını duyduklarında halen korku hissettiklerini belirtmiştir. On kişiden sekizi halen toplama kampı ile ilgili rüyalar gördüklerini ifade etmiştir.

Bir insanın kötü karar vermesi duygusal bilgi haznelerine erişiminin yeterli olmaması ile açıklanabilir. Düşünce ve duygunun buluştuğu nokta olan prefrontal - amigdala devresi yaşamımız boyunca hoşlandığımız ve hoşlanmadığımız şeylere ilişkin bilgilerin haznesini açan tek anahtardır. Oradaki duygusal bellekle bağ kopuksa neokorteks neyin üzerinde düşünüp taşınırsa taşınsın geçmişte onunla bağlantılı olan duygusal tepkileri başlatamayacağı için her şey belirsiz bir tarafsızlığa bürünür. Buradan anlaşılıyor ki duygular mantıklı olmak için gereklidir. Aslında akıl, duygusal zeka olmadan tam verimli çalışamaz. 

Buradan anlaşılıyor ki duygunun yerine aklı koymak değil ikisi arasındaki akıllı dengeyi bulmak önemlidir.

Akademik zekanın duygusal yaşamla pek ilgisi yoktur. Aramızdaki en zeki insanlar gem vuramadıkları tutkuların, söz geçiremedikleri dürtülerin esiri olabiliyor. Yüksek IQ’lu kişiler özel yaşamlarını hayret edilecek ölçüde kötü yönetebiliyor.

Bir matematikçi, “SAT matematik puanı 500 (maks puan 800) olan bir üniversite birinci sınıf öğrencisi, matematikçi olma hevesinden vazgeçmelidir ancak kendi işini kurmak, senatör olmak ve milyonlarca dolar kazanmak istiyorsa vazgeçmesi için hiçbir sebep yoktur” demiştir. Orta yaşlarına kadar takip edildiğinde, okul sınavlarında en yüksek puanları tutturan kişilerin, daha düşük puanlı arkadaşlarına oranla maaş, verimlilik ve kendi alanlarındaki konumları açısından çok daha başarılı olmadıkları gözlenmiştir. Üstelik hayatlarından ne daha hoşnut, ne de arkadaş, aile ve aşk ilişkilerinde daha mutluydular.

Duygusal zekâ yetenekleri beş ana başlık altında toplanabilir. Özbilinç, duyguları idare edebilmek, kendisini harekete geçirebilmek, başkalarının duygularını anlamak ve ilişkileri yürütebilmek.

Özbilinçli insan özerk, kendi sınırlarından emin, dışarıdan kendisine bakabilen, psikolojik açıdan sağlığı yerinde olan ve hayata olumlu bir gözle bakan insandır. Kötü bir ruh haline girdiklerinde bunu dert edip kafalarına takmazlar ve kısa bir süre içinde kendilerini bu durumdan kurtarırlar. Stres karşısında her şeye fazlasıyla dikkat eden kişi özellikle de özbilinçten yoksunsa istemeden tepkisinin şiddetini arttırır.

Burada önemli olan duyguları bastırmak değil belli bir dengede yaşamaktır. Her duygunun kendine özgü bir değeri ve önemi vardır. Burada Aristo‘nun tespit ettiği gibi makbul olan uygun duygudur yani koşullarla orantılı biçimde hissedebilmektir.

İnsanın olumsuz bir duygudan kurtulabilmesi için ufak bir zafer ya da kolay bir başarı oluşturması gerekmektedir. Evde uzun zamandır ertelenmiş bir işe girişmek ya da halledilmesi gereken bir işi üstlenmek gibi. Aynı nedenle sadece şık giyinerek ya da makyaj yaparak bile olsa kendi görüntüsünü düzeltmek insanı neşelendirebilir.

Bir insan kendisini kendisinden daha aşağı seviyede olan insanlarla kıyasladığında bu moral yükseltici olur. Diğer taraftan kendini daha üst seviyede insanlarla karşılaştıranlar ise en derin depresyona girenlerdir. En etkili depresyon ilacı ihtiyacı olanlara yardımda bulunmaktır. Depresyon derin düşüncelerle ve insanın kafasında kendi sorunlarını takması ile beslendiğinden kendi acıları ile buluşan kişilere empati duymak kuruntularımızdan silkinmemizi sağlar.

Berlin’deki en iyi müzik Akademisi’nin 20 yaşlarındaki en başarılı keman öğrencileri hayatları boyunca on bin saat çalışma yapmışlardı.

Dört yaşındaki çocuklara bir lokum testi yapılmıştır. Çocuklara, “eğer yapmakta olduğum görevi bitirmemi beklersen iki tane lokum alabilirsin. Eğer o zamana kadar bekleyemezsen şimdi ama sadece bir tane alabilirsin” denmiştir. Bunların bir kısmı duygularına yenilerek hemen bir tane almayı tercih ettiler. Fakat dürtülerine karşı koyabilen ve başlamakta olan hareketi bastırabilen çocuklar ergenliğe ulaştıklarında sosyal açıdan daha yeterli idiler. Bu çocuklar kendini ortaya koyabiliyor, hayatta karşılaştıkları açmazlarla daha iyi mücadele edebiliyorlardı. 

Çocukların lokumu hemen kapanlarından üçte biri ortak özellik olarak psikolojik açıdan daha sorunlu bir görünüm sunmaktadır. Ergenlik zamanında sosyal temastan kaçınmaya, inatçı ve kararsız davranmaya daha açıktılar. Hayatın ilk dönemlerinde ufak tefek başlayan şeyler zaman içinde büyüyüp gelişerek çok daha çeşitli sosyal ve duygusal beceriler halini alıyor. Dört yaşındayken sabırla bekleyenlerin öğrenci olarak da beklemeyenlere kıyasla daha üstün çıktıklarını görüyoruz. Bunlar fikirlerini daha iyi ifade edebiliyor, mantıklarını kullanıp akıllıca tepki verebiliyor ve yaptıkları işe konsantre olabiliyorlar.

Kaygı her türlü akademik başarıyı engeller. Bir insan tasalanmaya ne kadar yatkınsa akademik başarısının da neyle ölçülür ise ölçülsün o kadar düşük çıktığı belirlenmiştir. Tasalı olmayan kişilerden oluşan bir kıyas grubundan 15 dakika boyunca bilinçli olarak tasalanmaları istediğinde onların da aynı işi yapma yeteneğinde hızlı bir düşüş gözlemlenmiştir. Tasalı kişilerin ise işe başlamadan önce 15 dakikalık gevşeme seansı ile tasalanma düzeyi düşürüldüğünde işi yaparken sorunları olmamıştır. 

Kaygı ile başarı arasında optimum bir nokta vardır. Çok kaygı ile tamamen kaygısızlık başarıyı olumsuz etkilemektedir. Ruh halindeki hafif değişiklikler düşünme sürecini etkiler. Plan yaparken veya karar alırken iyi ruh halindeki kişileri daha geniş ve olumlu düşünmeye yönelten algısal bir eğilim vardır. İyi ruh halinde iken daha olumlu olayları hatırlarız, kendimizi iyi hissettiğimiz bir sırada, işin iyi ve kötü yanlarını düşünürken belleğimiz terazinin olumlu kefesine ağırlığını koyar. Böylece biraz daha maceracı ya da riskli bir şeyler yapabilmemiz kolaylaşır. Aynı nedenle kötü bir ruh hali belleği olumsuz yöne saptırarak bizi korkak, temkinli kararlar almaya yönlendirir. 

Umut, aynı zeka düzeyindeki insanları farklılaştırmaktadır. Umut besleyebilen öğrenciler kendileri için daha yüksek hedefler belirleyip sıkı çalışarak bunlara nasıl ulaşabileceklerini biliyorlar.

İyimser kişiler başarısızlığı değiştirilebilir bir nedene bağlar ve böylece bir sonraki denemelerinde başarılı olacaklarına inanırlar. Kötümserler ise başarısızlığın nedenini kendilerinde bulup değiştiremeyecekleri sabit bir özelliğe atfederler. Kötümsere yapılan olumsuz bir geri bildirim onun daha kötü olmasına, iyinin ise daha iyi olmasına neden olur.

Akış haline girebilmek duygusal zekanın en üst noktasıdır. Bu durum belki de duyguların tamamen performans ve öğrenim hizmetine verilmesidir. İnsanların konsantrasyonu kendilerinden beklenenler her zamankinden biraz daha fazla ise ortaya çıkar ve sonuçta her zamankinden daha çok şey verilebilir. Kendisinden çok az şey beklenen insan sıkılır. Baş edebileceğinden fazlası istenirse de kaygılanır. Akış, can sıkıntısı ve kaygı arasındaki o hassas bölgede oluşur. 

Empatinin kökeni özbilinçtir. Duygularımıza ne kadar açıksak, hisleri okumayı da o kadar iyi beceririz. Empati gösteremeyenler karşısındakinin acısını hissetmezler.

İki insan etkileşimde bulunduğunda ruh hali, duygularını daha güçlü ifade edebilenden daha edilgen olana doğru aktarılır.

Sosyal ilişki zekası yüksek olan kişiler, insanlarla rahat bağlantı kurabilen, onların tepkilerini ve hislerini akıllıca okuyabilen, onları yönlendirebilen, organize edebilen ve her insani faaliyette alevlenebilecek tartışmaların üstesinden gelebilen kişilerdir. İnsanlar, “böyle insanlarla birlikte olmak ne büyük zevk” türünden şeyler söylerler.

Çocuklar reddedilme endişesi yüzünden başka çocuklarla oyun oynama konusunda temkinlidir. Bu durum ilerleyen yaşlarda tanımadığı kişilerin bulunduğu bir partiye katılan ve yakın arkadaş görüntüsünde neşeli bir muhabbete dalmış gruptan uzak duran bir yetişkinin hissettiği kaygı haline gelir.

Cinsiyetlerin arasında duygusal zekâ anlamında farklılıklar görünür. Erkekler yalnızlık, katı bir bağımsızlık ve özerklikle gurur duyarken, kızlar kendilerini bağlantı ağının bir parçası olarak görür. Erkekler kendi bağımsızlıklarına meydan okuyabilecek herhangi bir şeyi tehdit olarak algılarken, kızlar daha çok ilişkilerinde bir kopma konusu olduğunda kendilerini tehdit altında hissederler.

Stres ve kaygı bağışıklık sistemini olumsuz etkiler. Az stresli olanların %27’si virüse maruz kaldıktan sonra soğuk algınlığına yakalanırken, bu oran stresli bir yaşantı sürenlerde %47 olmuştur.

Sosyal tecrit, yani özel duygularını paylaşacak ya da yakın temasta olduğumuz kimsenin bulunmadığı hissinin hastalık ya da ölüm oranını ikiye katladığı görülmüştür. Aslında sigara içmek ölüm riskini 1,6 oranında artırılırken sosyal tecrit iki kat artırmaktadır.

Çocuğun okula hazır olması, tüm bilgilerin aslı olan nasıl öğreneceğine bağlıdır. Burada duygusal zekâ ile ilgili yedi anahtar öğe bulunmaktadır. Bunlar; güven, merak, amaç gütmek, özdenetim, ilişki kurabilme, iletişim yeteneği ve iş birliği yapabilmedir.

Eğer insanlar bir felaket karşısında bir şeyler yapabileceklerini, ne kadar küçük çapta olursa olsun bir miktar denetim gücüne sahip olduklarını hissediyorlarsa, kendini tamamı ile çaresiz hissedenlere kıyasla duygusal olarak çok daha iyi durumdadırlar. Denetimimizde olan bir şey bizi rahatlatır.

Hüzünlü ya da neşeli bir mizaca eğilimin, çekingenlik ya da atılganlık eğilimi gibi hayatın ilk yılında ortaya çıkması, bu özelliğin kalıtımsal olarak belirlendiğini işaret eden bir gerçektir.

Korumacı zihniyet çocuğun korkularını alt etmeyi öğrenme fırsatını yoksun bıraktığı için korkuları artırmaktadır. Çocuk yetiştirmede “uyum sağlamayı öğren” felsefesi, korkak çocukların cesaretlemesine yardımcı olur.

Son yarım yüz yıldır gerek din, gerekse toplum ve geniş aileden gelen destek bağlamında büyük inançların silikleşmesini yaşadık. Bu, yenilgilere ve başarısızlıkları karşı tampon vazifesi görebilecek kaynakların kaybı anlamına gelir. Bir başarısızlığı kalıcı bir şey olarak görüp hayatınızdaki her şeye gölge düşürecek kadar büyüklüğünüzde bir yenilgiyi sürekli bir umutsuzluk kaynağını dönüştürme eğiliminde olursunuz. Oysa tanrıya ve ölümden sonraki yaşama inanmak gibi daha geniş bir bakış açısına sahipseniz işinizi kaybetmiş olmak sadece geçici bir yenilgi olarak kalır.

Yenilgiye uğrayan insan kendini alkol veya uyuşturucuya verebilir. Alkolün metabolik etkileri kısa bir ferahlamanın ardından çoğu kez depresyonu daha da kötüleştirir. Yemek yemek de böyledir…

Kitapta daha birçok önemli bilgi bulacaksınız. O sebeple okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

10 Temmuz 2023 Pazartesi

“Yapay Zeka Devrimi” Adlı Kitaptan Notlar

Merhaba sevgili arkadaşlar,

Bugün Bernard Marr tarafından kaleme alınmış olan “Yapay Zeka Devrimi” adlı kitabı inceleyeceğiz. 

Kitap 2020 yılında piyasaya çıkmış. 2023 yılında kitabı incelediğimde son üç yılda bile yapay zekada ne kadar mesafe alındığını görebiliyorum. Örneğin Chatgpt gibi büyük dil modelleri (LLM - Large Language Models) kitapta yer almamış. Üç sene önce insanların üretkenliğinin ve yaratıcılığının makinelerden ayrışma noktasında çok önemli olduğunu düşünüyorduk. Fakat bugün yapay zeka da üretebiliyor. Bu durumda dönüp varsayımlarımıza bir daha bakmamız gerekiyor.

Yalnız ister istemez aklıma şu geliyor: 

Yapay zeka iyileştikçe daha az hata yapıyor. Böylece elde etmek istediğini daha yüksek bir doğrulukla elde ediyor. Peki bu başka riskleri de beraberinde getirmiyor mu? Örneğin kitapta orkinos avcılığı yapanların geleneksel yöntemler ile ancak belli hacimde ürün alabildiklerini, fakat yapay zeka ile bu ürün miktarının bir hayli arttığını belirtiliyor. Bu durumda balık popülasyonunun hızlıca azalması ile karşılaşacak mıyız?

Neyse biz kitaba dönelim.

Kitap yapılan işlerin evrimleştiğini, 2030 yılında yapılacak işlerin %85’inin 2020 yılında henüz mevcut olmadığını belirtiyor. 

Yapay zeka terimi makinelerin akıllı hareket kabiliyetini ifade etmek için kullanılır. Yani bir insana gerek kalmadan, insan gibi davranarak hareket etme kabiliyeti…

Yapay zeka, kalıpları veya örüntüleri tespit etmek, ne yapılacağına karar vermek, bunu bir algoritmaya döküp, bunu da veriye uygulamak anlamında kullanılır.  

Yapaya zeka belli bir işte kullanılan Dar YZ veya bir insan gibi her işte kullanılan Geniş YZ kavramlarından oluşur. İnsanlık Dar YZ’ı uzun zamandır kullanıyor. Geniş YZ’a ise gün geçtikçe yaklaşıyoruz. 

Makinaların sanıldığından daha insansı hale geldiği dokuz alan şunlardır:

1- Makinelerin okuyabilmesi. 

2- Makinelerin yazabilmesi. 

3- Makinelerin görebilmesi. Makine görüyor, yorumluyor ve üretiyor. 

4- Makinelerin duyabilmesi. Örneğin bir ses ile gürültüyü ayırt edebiliyor. 

5- Makinelerin konuşabilmesi.

6- Koku alabilmesi. YZ tarafından parfüm üretildi.

7- Hareket edebiliyor. Robotların zorlu görevleri yapabildikleri videoları görmüşsünüzdür. 

8- Üretebiliyor. Makale, video, sunum vb. Üretebiliyorlar. 

9- Duyguları anlayabiliyor. İnsanların hangi ruh hali içinde olduğunu yüz kaslarının hareketiyle tahmin edebiliyor. Örneğin şoför yorgunsa onu uyarabiliyor. 

İngiltere’de veya Türkiye’de bir hekim ile görüşmeniz 5-10 dk’yı geçmiyor. Bu sürede hekim nasıl doğru karar verebilir? YZ ise elindeki veriler ile çok daha doğru bir teşhis yapabilir. 

Çin, sosyal kredi puanlama sistemi adlı uygulama ile toplumun içerisinde düzgün davrananları ayrıştırmaya ve onlara öncelikli hizmetler sunmaya gayret ediyor. Puanı yüksek olan indirimli sigorta paketleri alıyor. Emlak kiralarken depozito ödemiyor… Bunun Türkiye’de uygulanmasını isteyebilirim. Tüm olumsuzluklarına rağmen…

YZ neden yavaş ilerledi?

1- Verinin yeterince üretilmemesi (Aslında üretiliyordu ama biz bunları algılayamıyorduk)

2- Bilişim gücünün yetersiz olması

YZ iş hayatında karşımıza 3 şekilde çıkıyor:

1- Akıllı ürünler

2- Akıllı hizmetler

3- Akıllı süreçler

İlk ikisi müşteri tarafından bakıldığında görülürken, üçüncüsü işletme çalışanları tarafından görülebiliyor. Google tarafından mikro anlar olarak ifade edilen müşteri yolculuğunun kritik anlarında sunulan akıllı hizmetler, müşterilerin o firmaya bağlanmalarına sebep olabiliyor. Örneğin kaza yapmış ve zor durumda kalmış bir müşteriye, kendisini uyaran bir YZ sayesinde ulaşan bir sigorta firması çağrı merkezi harika bir hizmet görebiliyor. 

Fiziksel ürün üreten işletmeler de (örneğin Nike, Under Armor) yaptıkları uygulamalar ile müşteri verilerini değere çevirebiliyorlar. Müşterilerine daha sağlıklı bir yaşam için önerilerde bulunabiliyorlar. 

Fakat teknoloji firmaları müşterilerin neye ihtiyacı varsa onu üretip karşılarına çıkabiliyor. Hem de YZ destekli olarak. Örneğin saat üreticileri yüzyıllardır mekanik saatler yaptılar. Tag Heuer, Swiss vb. Saat üreticileri artık karşılarında diğer saat üreticilerini değil Samsung, Apple gibi teknoloji devlerini buluyor. 

Bu diğer işletmeler için de geçerli. Örneğin tıbbi cihazlar üzerine çalışan GE’nin karşısına Apple, Apple Watch’un yeni özellikleri ile çıkabiliyor. Hemen her şeyin akıllısı yapılabiliyor. Akıllı buzdolabı, akıllı çamaşır makinesi, akıllı tuvalet, akıllı diş fırçası, akıllı ev termostatı, akıllı ev sistemleri, akıllı ev güvenliği vb. 

Otonom teslimat da yapılabiliyor. Örneğin Starship firması 2020 yılına kadar teslimat anlamında 160.000 km yol yaptı. Otonom gemiler Finlandiya’da kullanılıyor. 

Amazonun yapay zeka tavsiye motoru öyle etkili ki gelirinin %35’i bunun eseridir.

Sosyal medya uygulamaları sadece beğendiğiniz içerikleri değil, üzerinde zaman geçirdiğiniz içerikleri de beğenmişsiniz gibi algılıyor ve bu tarz içerikleri sizlere göstermeye çalışabiliyor.

Netflix firması bir filmi eğer beğendiğiniz bir aktör oynuyorsa, o aktörün içinde olduğu bir görselle bunu karşınıza çıkarıyor.

Sağlık sigortası yapan Vitality Health, kullanıcılarının sağlıklı davranışlarını ödüllendiriyor. 

Kone asansörleri, kendilerinden alınan veriler incelenip ne zaman bakım yapılmaları gerektiğine dair öngörüler oluşturulabiliyor.

Pepsi firması kalite kontrol sürecinde cipslere lazer uygulaması yapıyor ve çıkan sesler kaydediliyor. Yapay zeka algoritmaları bu sesleri analiz edip cipslerin doku ve kalitesi anlaşılmaya çalışılıyor.

Yine Pepsi firması Vera adındaki yazılımıyla 9 saatte 1500 aday ile iş görüşmesi yapabilme kapasitesine sahip. 

Yapay zeka yardımıyla dolandırıcılıklar da saptanabiliyor. Fakat işin farklı bir boyutu daha var. MasterCard’ın yaptığı bir araştırmaya göre üç kişiden birinin dolandırıcılık şüphesi ile kartı kabul edilmediği için alışverişi yarıda kalıyor. Bu yanlış alarmların işletmelere maliyeti gerçek kart sahteciliğinden 13 kat yüksek.

Gözlük firmaları ve saat firmaları artırılmış gerçeklik destekli özelliklerle müşterilerinin ürünleri denemesine olanak sağlayabiliyor.

Yukarıdaki örnekler güzel olsa da önemli olan yapay zekanın iş stratejinize bağlanmasıdır. Diğer bir deyişle yapay zeka stratejisi şirketinizin stratejik amaçlarını gerçekleştirmek ve işle ilgili en büyük zorlukların üstesinden gelmek için akıllı yollar bulmaya yönelik olmalıdır.

Yapay zeka öyle bir aşamaya gelmiştir ki insan kendi aklına uymayacak kadar otomatik sistemlere güvenme eğilimi göstermektedir. Örneğin, navigasyonun size doğru yolu göstermediğini bile bile onu izlemeniz bunun bir örneğidir. Buna otomasyon ön yargısı denmektedir.

Yapay zeka kurumdaki herkes tarafından bilmelidir. Elbette herkes yapay zeka modeli geliştiremez. Fakat kendi işine nasıl katma değer sağlayabileceğini anlayabilir. Bu anlamda herkes veri bilimcisi olamaz ama veri okuryazarı olabilir. Böylece veriden nasıl anlamlar çıkartılabileceğini anlayabilir.

Bir işletme birkaç şekilde yapay zekadan faydalanabilir:

1- Mevcut işgücünün beceri düzeyini yükseltmek,

2- Yeni yapay zeka ve veri kadrosu oluşturmak,

3- Bir şirketi öncü kadrosu ile birlikte satın almak (Acqui - hiring)

4- Hizmet sağlayıcı firmalarla ortaklığı gitmek ve hizmet olarak yapay zeka çözümlerine başvurmak.

Her organizasyon ve çalışanın odaklanması gereken dokuz yumuşak beceri vardır. Bunlara İngilizce “soft skills” deriz. Bunlar; yaratıcılık, duygusal zekâ, analitik düşünme, büyüme hedefi ile aktif öğrenme, akıl yürütme ve karar alma, insanlar arası iletişim becerileri, liderlik becerileri, çeşitlilik ve kültürel zeka, değişime kucak açmak. Bunların insanları makinalardan ayrıştırabilecek özellikler olduğu düşünülmektedir.

Yapay zekanın etik kurallar çerçevesinde kullanılması oldukça önemli hale geliyor. Yapay zeka bildiğiniz gibi veri ile çalışmaktadır. Özellikle büyük teknoloji devleri ve sosyal medya şirketleri bu verileri kullanıcılarından rahatlıkla alabilmektedir. Fakat bunları kullanmak kullanıcılarının verdiği izinler kapsamında olmalıdır. GDPR da bunu gerektirir. Aksi takdirde Facebook, Google ve Amazon’un daha önce yaşamış olduğu hukuki yaptırımlarla karşılaşmak işten bile değildir. 

Yapay zekanın bir de kara kutu problemi vardır. Kara kutu bir yapay zeka algoritmasının çıktısının anlaşılamamasını ifade eder. Oysa işletmenin bir müşteriye yönelik davranışının, müşteri talebi ile neden olduğunun ortaya çıkartılabilmesi için buradaki algoritmaların açıklanabilmesi gerekmektedir. GDPR da bunu gerektirir.

Örneğin yapay zekanın bir insana şizofreni teşhisi koyduğunu düşünelim. Bir doktor olarak bu teşhise bağlı kalıp hastanın tedavisine erkenden başlamak mı gerekir, yoksa açıklanamayan bir yapay zeka kararına güvenmemek mi doğru olur? İlerleyen dönemlerde insanları bekleyen çelişkiler bunlar olacaktır.

Bazı şirketler yapay zekayı açıklayabilmek için çeşitli araçlar geliştirmektedirler.

Yapay zekanın bir diğer problemi de ön yargılı olabilmesidir. Dayanak aldığı biri eğer ön yargılıysa yapay zeka da ön yargılı bir sonuç verecektir. Diyelim ki yapay zekaya Türkiye’de sıradaki cumhurbaşkanın nasıl biri olacağını soruyorum. Muhtemelen beyaz, erkek ve Türk olacağını söyleyecektir. Çünkü eğitildiği veri bunu gerektirir.

Bu nedenle insanların yapay zeka sistemlerini körü körüne takip etmek yerine, bu sistemlere eleştirel gözle bakmayı de öğrenmeleri gerekmektedir.

YZ kötüye de kullanılabilir. Deepfake bunun örneklerindendir. Bir insanın sesini taklit edebilmek için bu insanın sesinin üç saniye dinlenmesi yeterlidir. Bu nedenle teoride yapay zeka eşinizin sesini taklit ederek sizden para transferi yapmanızı isteyebilir. Ya da IT biriminden bir arkadaşınızın sesini taklit ederek sizden şifre istemesini sağlayabilir.  

Ayrıca YZ sistemleri kurmak mevcut maliyetlerinin ötesinde çevreye zarar da verebilir. Bir YZ sistemini eğitmek için bir yılda ortalama bir Amerikalı’nın ürettiğinin 17 katı bir karbon salınımı gerçekleştiriliyor. 2025’te dünyadaki YZ kullanımının tüm enerji kullanımının onda birine ulaşması bekleniyor. 

YZ’ı doğru kullanmak için şunları uygulamak gerekir:

1- Veri toplamada şeffaf olmak, gerekirse sentetik veri kullanımına çalışmak.

2- Kara kutu probleminden kaçınmak,

3- Eleştirel düşünmeyi geliştirmek,

4- Ön yargılılıkları kontrol etmek.

YZ kılavuzları bizlere yardımcı olabilir.

1- Partnerships on AI

2- US Leadership in AI

3- Ethics and Guidelines for Trustworthy AI

4- Principles on AI

Dünyadaki verinin %90’ı son iki yılın ürünüdür. Ayrıca her iki yılda bir elimizdeki veri miktarı ikiye katlanıyor. Dünyadaki veri miktarının 2018’de 33 zetabayttan 2025’te 175 zetabayta çıkacağını tahmin ediliyor.

Geleceğin başarılı liderlerinde şu özelliklerin olması bekleniyor; Çeviklik, duygusal zekâ, kültürel zeka, alçakgönüllülük, hesap verebilirlik, vizyon, cesaret, sezgi, sahicilik ve odaklılık.

Kitapta bundan çok daha fazlası var. Eğer okursanız yapay zeka ile ilgili genel bir bilgi edineceğinizi söyleyebilirim.

İyi okumalar.


6 Temmuz 2023 Perşembe

Notes from the book “Build”

Dear readers, today we will be discussing some of the notes from the book called Build. The book was written by the father of iPod who is Tony Fadell.




The book is starting with the quote “The only failure in your 20s is inaction. The rest is trial and error.” 

Tony Fadell claims that all the business life should be in a cycle of “do, fail, learn”

The 20s of a young person is very important since he is only responsible for himself for that period. But in your 30s and 40s, your decision can no longer be entirely your own. The people who depend on you will shape and influence your choices.

If you’re working in a company that is likely to make a substantial change should have the following characteristics:

- It is creating a product or service that is wholly new or combines existing technology in a novel way that the competition can’t make or even understand.

- This product solves a problem, a real pain point.

- The novel technology can deliver on the company vision. It is not just within the product but also the infrastructure, platforms and systems that support it.

- Leadership is not dogmatic about what the solution looks like and is willing to adopt to their customers needs.

- It is thinking about a problem or a customer need in a way you have never heard before but which makes perfect sense once you hear it.

“If you make it they will come” doesn’t always work. If the technology isn’t ready they won’t come for sure. But even if you have got the tech, do you still have to time it right. The world has to be ready to want it.

If you’re not solving a real problem, you cannot start the revolution.

The CEO and executive team are mostly steering way out on the horizon - 50% of the time is spent planning for the fuzzy, distant future months or years away, 25% is focused on upcoming milestones in the next month or two, and the last 25% is spent putting out fires happening right now at their feet.

If you’re thinking of becoming a manager there are six things you should know:

- You do not have to be a manager to be successful.

- Remember that once you become a manager, you will stop doing the thing that made you successful in the first place.

- Becoming a manager is a discipline.

- Being exacting in expecting great work is not micromanagement.

- Honesty is more important than style.

- Don’t worry that your team will outshine you. If someone under you does something spectacular that just shows the company that you have built a great team.

At least 85% of your time should be spent by managing. If it is not, then you are not doing it right. Managing is the job. And managing is hard.

Examining the product in great detail and caring deeply about the quality of what your team is producing is not micromanagement. When you get deep into the team’s process of doing work rather than the actual work that results from it, that is when you dive headfirst into micromanagement.

There are two kinds of decision-making. Data driven and opinion driven.

All the companies want to rely on data to make a decision. However, sometimes requiring more data by forcing your teams will not lead you the best path. Because there are many variables and unknowns in the process of decision making. 

Most people don’t even want to acknowledge that there are opinion driven decisions. They demanded to be shown ahead of time that the unit and business economics of the product will sound. But that was impossible. They were asking us to predict the future with near 100% confidence. They were asking for proof that a baby could run a marathon before it had even learned to walk. 

In your first journey you will not have advantage of using data. You will need to make opinion driven decisions without the benefit of data or experience to guide you. But, in your second journey after the first launch of your initial product you have the following tools with you. Vision, customer insight and data.

To make the intangible (opinion) tangible (product) is critical in building the products. Fadell used to produce a thermostat under the company Nest which is used to level the inside temperature of the apartment. 

This process required a close understanding of the customer journey. According to Fadell, 10% of their customers experience was the website, advertising, packaging and in-store display. 10% was installation, 10% was looking at and touching with the device, and the rest of the experience was on peoples phones or laptops although it was a tangible product. 

Every minute, from opening the box to reading the instructions to getting it on the wall to turning on the heat for the first time, had to be incredibly smooth. Buttery, warm and joyful experience.

The company Nest also produced a screwdriver which can be distinguished from all other ordinary screwdrivers. This has increased the customer experience because they have seen it as a marketing tool rather than a hardware tool. It has helped the customers to remember Nest.

Storytelling is very important to explain why the product needs to exist and how it solves the customer’s problems. A good product story has three elements:

- It appeals to people’s rational and emotional sides.

- It takes complicated concepts and makes them simple.

- It reminds the people the problem that is being sold.

The product story should involve its design, features, images and videos, the quotes from the customers and also the tips from the reviewers. This is the answer for the question what. However, the product story should also give the answer to the question why. Why does it need to exist? Why does it matter? Why will people need it? Why will they love it?

When you get wrapped up in the “what” you get ahead of people. You think everyone can see what you see. But they don’t. They haven’t been working on it for weeks or years. So you need to pause and clearly articulate the “why” before you can convince anyone to care about “what”.

Analogies always help in storytelling. A great analogy allows a customer to instantly grasp a difficult feature and then describe that feature to the others. This is why “1000 songs in your pocket” was so powerful in the launch of iPod.

When you first launch a product the competitors do not feel the stress on them. This is the denial stage. But soon, as your distruptive product, process or business model begins to gain stream with customers, your competitors will start to get worried. They start to pay attention. At the end, they might sue you. If they cannot innovate they litigate. The good news is that a lawsuit means you’re officially a accredited. 

When you work on the disruptions you’ll see that there might be some failures at the end. The followings may be one of the reasons of them. 

- You focus on making one amazing thing but forget that it has to be part of a single, fluid experience.

- You start with a distruptive vision but set it aside because the technology is too difficult or too costly or doesn’t work well enough.

- You change too many things too fast and regular people can’t recognise or understand what you have made.

The companies become too big, too comfortable, too obsessed with preserving and protecting the first big innovation put them on the map, will eventually die.

Microsoft can be a very good example for this. The company stopped looking to MS Windows to be their cash cow and turned office into an online subscription. They have concentrated on different businesses such as Hololens and surface products. Otherwise they were about to fail. 

Most start-ups are born from people getting so frustrated with something in their daily experience that they start digging in and trying to find a solution.

The world of investment is cyclical. The funding environment is always shifting back-and-forth from a founder friendly environment to an investor friendly environment. It is like the housing market which is sometimes good for sellers and sometimes for the buyers. In a founder friendly environment there is so much money flowing into the marketplace that investors will fund just about anything because they don’t want to miss out on any deal. In an investor friendly market there is a lot less capital to go around investors are pickier and founders get worse terms.

You will also encounter a crisis eventually. If you don’t you are not doing anything important or pushing any boundaries. The following is a brief playbook to encounter with a crisis.

- Keep your focus on how to fix the problem not who to blame.

- As a leader you will have to get into the weeds. Don’t be worried about micromanagement as the crisis unfolds your job is to tell everyone what to do and how to do it. 

- Get advice from mentors, investors or your board.,

- Your job once people get over the initial shock will be constant communication.

- It doesn’t matter if the crisis was caused by your mistake or your team. Accept responsibility for how it has affected customers and apologise.

In an interview I am always most interested in three basic thing. Who they are, What they have done, why they have done it. 

Fadell says that he always ask what was the main reason quitting the last job. Is it because of a bad manager? Why didnt they fight harder?  

When you bring in new employees dont worry about not giving them enough freedom. At first this should be done. 

 When a compny grows, it reaches to a breakpoint. Breakpoint usually come when you need a layer of management, leading to communication problems, confusion and slowdowns. 

The company either grows or die. When you come to a people of 120, you should change the organization. At around 120 people, you need directors or managers who manage other people. Directors should think about a CEO than an individual contributor. 

Here is the new set up for the sales 

- Sales performance bonuses of additional stock options that vest over time. 

- If the customer leaves, the sales person loses the remaining portion of their commissions.

According to the brain functions, the entrepreneurs see their startups as their children.

85% of all marriages (mergers and acquisitions) end up with failures.

The motivations of the employees should not be routine basis. Otherwise the influence of the incentive will gradually become less effective. Free always decrease the quality of the product. Steve Jobs never give Apple products free to his employees. however, google did it. After a while giving out Google products had very limited motivational consequence on the emloyees. 

If you have one or a few of the following characteristics on you, you should give up your CEO role.

- The company or market has changed too much.

- You have turned into a babysitter CEO. You just try to preserve the position of the bank.  

- You are pushed to become a babysitter CEO.

- You have a clear succession plan and the company is doing well.

- You hate what you are doing.

 In his experience, it takes most people about a year and a half before they can start thinking about something new. At the end two things matter, products and people. What you build and who you build it with. 

3 Temmuz 2023 Pazartesi

“Kitlelerin Psikolojisi” Adlı Kitaptan Notlar

Selamlar sevgili okurlarım,

Yakın zamanda okuduğum ve Gustave Le Bon tarafından kaleme alınmış olan “Kitlelerin Psikolojisi” adlı kitaptan sizin için derlediğim notlarımı bu yazıda bulabilirsiniz. 

Yazarın kitabı 19. yüzyılın sonlarına doğru yazmıştır. Kitap, “fertlerin bilinçli faaliyetlerinin yerini, kitlelerin bilinçsiz eylemlerinin alması, içinde bulunduğumuz çağın en temel özelliklerinden biridir” cümlesi ile başlar.

Büyük reformlar, milletlerin ruhunu bir anda değiştirebilmek mümkün olsaydı işe yararlardı. Fakat bu ayrıcalığa sadece zaman sahiptir. İnsanı yöneten özümüzdeki unsurlardır, geleneklerimiz gibi. Kurumlar ve kanunlarsa ruhumuzun harici karşılığı ve ihtiyaçlarının bir ifadesidir. Ondan doğdukları ve bir neticesi olduklarından bu kurumlar ile yasalar ruhu değiştiremezler.

Tarihte büyük imparatorlukların yıkılması veya kurulması halkların düşüncelerindeki köklü dönüşümün etkisi ile olmuştur. Medeniyetlerdeki yenilemenin kaynağı diyebileceğimiz önemli değişimler esasen düşüncelerde, kavramlarda ve inançlarda meydana gelenlerdir.

İçinde bulunduğumuz çağ insanlığın düşüncesinin dönüşüm geçirdiği oldukça kritik zamanlardan biridir. Bu dönüşümün temelinde iki ana etken mevcuttur. İlki, medeniyetimizin bütün elementlerinin kaynağını teşkil eden dini, siyasi ve toplumsal inançların ortadan kalkmasıdır. İkinci ise modern bilim ve sanayi buluşları sonucunda büsbütün yeni varoluş ve düşünüş koşullarının oluşturulmasıdır.

Milletlerin kaderi artık hükümdarların konseylerinde değil, kitlelerin kalbinde yazılmaktadır.

Dünya tarihini fazlaca etkilemiş olan dini veya siyasi liderlerin aynı zamanda birer psikolog olduğunu söylemeliyiz. Örneğin Napolyon yönettiği halk kitlelerinin psikolojisine olağanüstü şekilde nüfuz edebilmişti fakat başka ülkelerdeki kitleleri kimi zaman gözardı etti. Bu durum da İspanya ve bilhassa Rusya’da savaşlara sürüklenmesine yol açtı. 

Kitlelerin psikolojisini anlamak tüm politikaları ona göre yapmayı gerektirir. Vergi politikasını buna bir örnek olarak verebiliriz. Bir vergi göze batmayan cinsten ve görünürde hafif olursa çok daha kolayca kabul edilir. Bu yüzden ne kadar fazla olursa olsun dolaylı bir vergi, kitleler tarafından daima kabul edilir çünkü tüketim nesneleri üzerinden günlük şekilde ve çok küçük miktarlara bölünerek ödendiğinden alışkanlıkları bozmayacak ve göze batmayacaktır. Fakat maaşlar ya da başka tür gelirlerle orantılı ve tek seferde ödenecek bir vergi ötekinden on kat daha az bile olsa genel itirazlara sebep olur. 

İnsanların eylemleri ardındaki nedenleri çözümlemek, bir mineral veya bitki keşfetmek kadar ilginçtir.

Kitle her zaman bilincinde olmadığı etkenlerin boyun duruluğu altındadır. Zihinsel faaliyetlerin yok olması ve omurilik faaliyetlerinin hakim olması bir kitlenin genel özelliklerini yansıtır. Kitlelerin davranışında zekada düşüş ve duyguların bütünüyle dönüşümü gözlemlenir.

Psikoloji kitlenin en göze çarpan özelliği şudur. Onu oluşturan bireylerin hayat tarzı, mesleği, karakteri veya zekası birbirinden ne kadar farklı olursa olsun, sırf bir kitleye dönüşmüş olmaları sebebiyle onları tek başlarınayken hissedecekleri, düşünecekleri ve harekete geçirecekleri tarzdan bambaşka şekilde hissetmeye, düşünmeye ve hareket etmeye iten kolektif bir ruha sahiptirler. Kimyadaki bazlar veya asitler gibi elementlerin bir araya gelince kendilerinden tamamiyle farklı niteliklere sahip yeni bir madde oluşturması gibi, burada da bileşimler ile yeni özellikleri yaratılması söz konusudur. 

Bağımsız bireylerde bulunmayan, kitleleri has özel karakteristiklerin açığa çıkmasının muhtelif sebepleri vardır. İlki, bir kitlenin parçası olan bireyin sırf sayısal koşulları sebebiyle yenilmezlik hissine kapılması ve bu yüzden kendi başına iken mecburen frenleyeceği içgüdülerine kitle halindeyken teslim olmasıdır. Kitlenin anonim ve dolayısı ile sorumluluktan muaf durumu sebebiyle de birey, bu içgüdüleri kontrol altında tutma konusunda çok daha isteksiz olacaktır. İkinci sebep sirayet durumudur. Bir kitledeki bütün his ve eylemler, bireyin kendi menfaatini kitleninkinin uğruna terk etmesini sağlayacak ölçüde sirayet edicidir. 

Bir kitle içinde bireyin temel nitelikleri şunlardır. Bilinçli kişiliğinin yok olması, bilinçdışı kişiliğin hüküm sürmesi, telkin yoluyla belli bir istikamete yönelme, duygular ile düşüncelerin tek bir yönde sirayet edişi ve telkin edilen fikirlerin derhal eyleme dökülmesi. Bu birey artık kendisi olmadığı gibi iradesini rehberliğinde kaybettiğinden bir tür otomata dönüşmüştür.

Kitleler suç eğiliminde olabildiği gibi kahramanlık eğiliminde de olabilirler.

Daima bilinçdışının sınırlarında dolaşan, tüm telkinlere teslim olan, mantığın sesine kulak vermeyen tüm insanlar gibi şiddetli duyguları sahip ve eleştirel bir zeminden yoksun olan kitle, en üst seviyede bir saflıkla hareket eder. Onun için hiçbir şey ihtimal dışı değildir ve en imkansız hikayeler ile efsanelerin nasıl kolaylıkla uydurulup yayıldığını anlamak için bunu hatırlamak gerekir. En sıradan olay bile kitlelerin gözünde hızlıca başka bir şeye dönüşebilir. Örneğin Kudüs surları üzerinde haçlı askerlerinin önünde beliren Aziz Yorgi’nin şüphesiz ilk önce sadece tek bir asker görmüştü. Bir kişinin tecrübe ettiği bu mucize telkin ve sirayet yoluyla sonunda herkes tarafından kabul gördü. 

Halk toplantılarında konuşmacının en küçük bir itirazı bile derhal hiddetli yaygaralarla ve şiddetli hakaretlerle karşılık bulur. Kitleler güce saygı duyar ve iyilik gördüklerinde bundan çok etkilenmezler çünkü bu, onlar için bir türlü zayıflıktır. Onlar yumuşak huylu hükümdarları değil, daima kendilerini şiddetle ezip geçen zorbaları sevmiş, onlar adına en yüksek heykelleri dikmiştir. Kitleler devrilmiş bir despotu memnuniyetle ayaklar altına alıyorsa bunun sebebi, gücünü yitirmiş bu hükümdarın artık kendisinden korkulmadığı için alay konusu haline gelen kimseler kategorisine dahil olmasıdır. Örneğin Bonapart’ı en coşkulu şekilde alkışlayanlar Jakobenlerin en gururlu ve en dik başlı olanlarıydı.

Kitlelerin muhakeme kabiliyeti daima düşük seviyelidir.

Fikirlerin kitleler ruhunda yer edinebilmesi için uzun bir zaman gerekir aynı şekilde etkisinden kurtulabilmeleri de kısa sürmez. Bu yüzden kitleler, fikirler söz konusu olduğunda, iyi eğitimli kişilerin ve filozofların daima birkaç kuşak arkasındadır. Günümüzdeki tüm devlet adamları, temel fikirlerdeki hatalı tarafların farkındadır fakat bu fikirlerin etkileri hala çok güçlü olduğundan, artık doğru olduğuna inanmadıkları ilkelere göre halkı yönetmeye mecburdurlar.

Kitlelerin muhakeme şekli, buzun ağızda eridiğini tecrübeyle bilen, dolayısı ile onun gibi saydam bir madde olan camın da ağızda erimesi gerektiği sonucunu çıkaran Eskimolarınkine benzer. Cesur bir düşmanın kalbini yiyerek onun cesaretini kazanacağını düşünen ilkel bir adamınkini veya patron tarafından sömürüldüğü için bütün patronların işçileri sömürdüğü sonucuna varan kişininkini de örnek gösterebiliriz.

Muhakeme kabiliyetini yoksun insanlarda olduğu gibi, kitlelerin figüratif hayal gücü de çok kuvvetli ve tesire oldukça açıktır. Bir kişi, olay veya tesadüf sebebiyle kitlenin zihninde canlanan imgeler neredeyse gerçek nesneler gibi canlılık arz eder. Kitleler bir bakıma uykudaki kişileri andırır. Geçici şekilde askıya alınan aklı, bu kişinin ruhunda çok şiddetli fakat düşünceye dalınsa hemen dağılıp gidecek bazı imgeler uyandırır. Kitleler için olayların en cezbedici kısmı, olağanüstü ve en efsanevi yönleridir. Bir medeniyeti incelediğimizde, gerçekte onu ayakta tutan temel unsurların efsanevi olduğunu görürüz. Görünürdeki şeyler tarihte her zaman gerçeklerden daha önemli bir rol oynamıştır. Gerçek dışı, gerçeği her zaman alt eder. Örneğin Jean D’arc veya Ergenekon destanı gibi.

Dahil olmak üzere, tüm ülkelerdeki ve dönemlerdeki büyük devlet adamları halkın hayal gücünü iktidarın temeli görmüşler ve asla onu karşılarına alarak ülkeyi yönetmeye kalkışmamışlerdir. Napolyon devlet konseyine şöyle demiştir. Katolikliğe geçerek Vendee Savaşını kazandım, Müslümanlığı geçerek Mısır’a ayak basma şansını yakaladım, ultramontanisme ye geçerek İtalya’daki papazları kazandım. Şayet bir Yahudi toplumunu yönetiyor olsaydım Süleyman’ın tapınağını yeniden inşa ederdim.

Milletler kurumlarını hakikaten değiştirme imkanından yoksundur. Şüphesiz şiddetli devrimlerle bu kurumların isimlerini değiştirmeyi başarabilirler ama özünde aynı kalacaklardır. Bu yüzden dünyanın en demokratik ülkesi monarşi ile yönetildiği halde İngilteredir. Baskı despotizmin hüküm sürdüğü ülkelerse Cumhuriyet ile yönetmelerine rağmen Hispanik Amerika topraklarındadır. Milletleri yöneten onlara has niteliklerdir ve bu nitelikler üzerinde şekillenmiş kurumlar da ödünç alınmış bir giysiden, eğreti bir kılıfdan farksızdır. Hiç şüphesiz azizlerin bazı eşyalarından medet ummaya benzer şekilde kendisine saadeti tesis etmek gibi doğaüstü bir güç atfedilen kurumları da dayatmak için kanlı savaşlar, şiddetli devrimler yapılmıştır ve gelecekte de yapılacaktır. 

Kelime ve formüller ustalıkla kullanıldığında, eskiden sihir yapan kişilerin onlara atfettiği gibi esrarlı bir güç kazanabilirler. Bu kelimeler, kitlelerin ruhunda en dehşetli fırtınaları hem uyandırabilir hem de dindirebilirler. Kelime ve formüllerin gücünün kurbanı olmuş insanların kemikleriyle Keops’tan daha yüksek bir piramit inşa edilebilirdi.

İçin demokrasi kelimesi kişisel irade ve girişimin devlet tarafından temsil edilen halkın irade ve girişimleri tabi olmasını ifade eder. Her şey üretmek, merkezi eleştirmek, tekel değiştirmek ve üretmek konularında kendisine giderek daha fazla sorumluluk yüklenen devlettir. Radikaller, sosyalistler ve monarşistler  devlete müracaat ederler. Halbuki Anglo-Saksonlar ve Amerikalılarda aynı demokrasi kelimesi bireyin öne çıktığı devletin silikleştiği bir yapıyı ifade eder. Özetle bazı ülkelerde kişi silikleşirken devlet yücelir, bazı ülkelerde ise devlet silikleşirken kişi yücelir. 

Kitleleri yanılsamalara inandıran kişi onlara hükmeder. Onları bu yanılsamadan uyandırmaya çalışan kişi ise düşmanları olur. Sözü edilen liderlerin çoğu zaman düşünce adamlarından değil, eylem adamlarının arasından çıkar. 

Tarihteki tüm olaylar inançlarından başka bir gücü olmayan sıradan insanların arasından çıkan liderler tarafından gerçekleştirilmiştir. Dünyadaki büyük imparatorluklar filozoflar, alimler veya şüpheciler tarafından değil bu tarz eylem insanları tarafından kurulmuştur. 

Önderleri iki gruba ayırabiliriz. Bir grupta enerjisi yüksek ve iradesi kuvvetli olmakla beraber süreklilik arz etmeyen liderler, diğer tarafta ise sağlam iradeli ve bunu muhafaza etmeyi başaran liderler vardır. İkincisi daha az görülür. Birincisine örnek olarak Napolyon’u, ikincisine örnek olarak Hz.Muhammed’i verebiliriz. 

Önderler kitlelere hitap ederler. Bir beyanın da etkili olabilmesi için tekrarlanması gerekir. Sürekli aynı kişi hakkında aynı suçlamayı duyarsak buna bir gün ikna oluruz. Medyanın gücü de buradan gelir. 

İki tür itibar vardır. Kazanılmış ve şahsi itibar. Kazanılmış itibar; isim, servet ve şöhretten gelir. Şahsi itibar ise bireyin kendisi ile ilgilidir. Şan, şöhret ve servet ile bir arada olabileceği gibi bunlar olmadan da şahsi itibar olabilir. Kazanılmış itibar daha yaygındır. Şahsi itibar ise kolay değildir. 

Kitlelerin zihnine gelip geçici bir düşünce aşılamak çok kolaydır. Fakat kalıcı bir inanç yerleştirmek zordur. Bu bir kez başarıldığında bu sefer de söküp atmak zor olur. 

Çoğunluğu işçi ve köylülerin oluşturduğu seçmenler adaylarını nadiren aralarından seçiyorlarsa bunun sebebi içlerinden gelen kişilerin onların gözünde bir değerinin olmamasıdır. 

Medeniyet bir piramidin zirvesindeki seçkin zihinlerden müteşekkil küçük bir azınlığın eseri olduğu yadsınamaz. Kitlelerin oyu bu yüzden büyük bir tehlike arz eder. 

Her türlü boyunduruğa katlanmış olan halklar çok geçmeden bu boyunduruğu arzulamaya başlarlar. Böylece tüm doğallıklarını ve enerjilerini kaybederler. Artık içi boş gölgeler, iradesiz, dirençsiz, güçsüz ve edilgen otomatlar gibidirler. 

Bir idealin peşinden giderek önce barbarlıktan medeniyete yükselmek, sonra da hayal gücünü yitirip düşüşe geçip yok olmak. İşte bir milletin hayat döngüsü budur. 




27 Mayıs 2023 Cumartesi

The New Approach to Client and Bank Engagement: The Rise of the Human Assisted Digital

Dear Readers,

As we have already known, there are physical and digital channels which have been known and used by the clients for almost two decades. This is not correct just for the banks but all companies who should differentiate their services to reach their customers upon their channel preferrences. 

After the origination of digital channels such as internet branch or mobile branch and the invention of ATMs and VTMs, we tend to label the customer as digital or non-digital depending on their channel choice. Therefore, we received stretching targets on increasing the number of mobile branch customers and lowering the number of presences of customers in the branches. That was the way that we have put our targets regardless of the customer expectations. 

However, we have discovered that almost all customers are ready for transacting through digital if they are served seamless and secure. This phenomena needed a process from physical to digital in which trust is built between the client and the bank. The expectation of the customer is to discover the right service from the right channel where the bank is forcing the customer to jump directly to digital. 

So, which one is correct?

- To make the customer to jump directly to digital or 

- To teach and help the customer as they will sometimes need directions to perform transactions. 

I believe the second one is correct. If the company is able to teach how their digital services are helping the customer both in easy and secure way, almost all customers will definitely prefer to use these services. But, during this transition the company should be patient and helpful (Note: Banks have been doing this for the last 10 years). This means that we need a customer progress through the following process in four stations. That means that we must adress the customer engagement not only by digital or non-digital but as follows:


The pure physical: In this step, the client comes to the branch to make some transactions. Most of the transactions can be handled though digital but due to some legislations there are still needs to go to branches in Turkey. This is the most costly engagement between the client and the bank but due to several reasons we still need branches. In addition to legal requirements, the clients may still prefer to handle the transactions face to face in the branches because they don't believe these will be secure in digial. So, the bank should build trust in the customer mind. Moreoever, the client may want to proceed in a big deal so he or she wants to take a close consulting for not to make any mistake. This is the most costly way of interaction with the bank. It is not costly for the bank but also for the client due to its time consuming aspect. 

The phygital: In this phase the customer still comes to the branch or any presence of the bank to make a transaction. Rather than making the transaction through a bank teller, the customer may prefer to use a machine such as ATM or a type of VTM. Here, there is still a physical presence but the need for a human is limited so this option is more cost free than the first option. But still the total cost of the transansaction is high.        

The human assisted digital: In this step, the customer is getting a remote service through his or her mobile or a machine. The agent or the representative of the bank is located either at the head office or at home. Therefore, there is still need for a person to pick up the call. However, since this person is not assigned for a specific bank branch but responsible for a wide geographical area, the costs plunge down compared to the first to alternatives. The digital onboarding or VTM calls provide remote but inperson engagement between the client and the representative. The staff is able to make cross sales and the customer is able to talk about his/her requirements. 

The pure digital: In this last step the client does every transaction though a digital platform without nudging any bank staff. If the bank's platform is available, the customer can make daily transactions, get advices from AI backed bots or apply for new products. This is the most cost free phase of the customer journey from physical to digital. 

Every bank dreams to have perfect digital services to attract all of their customers to pure digital engagements. However, some of the banks make a huge mistake to force the customers to jump from either from the first or the second phase to directly pure digital phase. In many circumstances this resulted with the following outcomes:

- The customers complain about not geting enough information due to the inefficient AI backed bots   

- The number of the products in the digital platforms either are not ready or do not provide good customer experience. 

- The customer does not feel the human touch that eventually increases the anxiety in the process.

The above issues show that the third phase which is called as the human assisted digital is very important to warm up the digital engagement of the customers where they will see how they complete the digital transactions end to end. Furthermore, it will be a very good chance for the banks and the legal authorities to prepare / allow all products to be served in digital.    

To sum up, we can claim that the third phase is not a cost but an investment for the future. 

24 Mayıs 2023 Çarşamba

Future Banking Trends: Reshaping the Financial Landscape

The banking industry has undergone significant transformations over the years, adapting to technological advancements and evolving customer preferences. As we peer into the future, it becomes evident that banking will continue to undergo dramatic changes, driven by emerging technologies and changing consumer behavior. This essay explores some of the key trends that are likely to shape the future of banking and revolutionize the financial landscape.

  1. Digital Banking: The Rise of Seamless Experiences Digital banking has already made substantial inroads, but its influence will continue to expand in the future. Traditional brick-and-mortar branches are likely to diminish as customers increasingly embrace online and mobile banking solutions. Advancements in mobile technologies, AI, and blockchain will facilitate the development of more sophisticated and personalized digital experiences, offering customers seamless access to banking services anytime and anywhere.

  2. Artificial Intelligence and Data Analytics: Unlocking Customer Insights Artificial Intelligence (AI) and data analytics will play a vital role in shaping the future of banking. AI-powered chatbots and virtual assistants will enhance customer service, providing instant responses to queries and simplifying transaction processes. Banks will leverage data analytics to gain deeper insights into customer behavior, enabling personalized product recommendations and targeted marketing campaigns. Moreover, AI algorithms will strengthen fraud detection systems, ensuring enhanced security measures.

  3. Open Banking: Collaboration and Innovation Open banking, propelled by regulatory initiatives such as the Payment Services Directive 2 (PSD2), will continue to drive collaboration between banks, fintech firms, and other third-party providers. This trend will enable customers to securely share their financial data with authorized entities, leading to the development of innovative services and products. Open banking will foster competition, encourage customer-centric solutions, and create an ecosystem where financial institutions collaborate to deliver enhanced value to customers.

  4. Blockchain and Cryptocurrencies: Disrupting Traditional Banking Models The rise of blockchain technology and cryptocurrencies has the potential to disrupt traditional banking models. Blockchain offers secure and transparent transactions, reducing costs and settlement times. It can streamline cross-border payments and facilitate smart contracts, eliminating intermediaries. Cryptocurrencies, such as Bitcoin and Ethereum, may gain wider acceptance and become mainstream payment methods, challenging the monopoly of traditional fiat currencies.

  5. Personalization and Hyper-Personalization: Tailoring Banking Experiences In the future, banks will leverage advanced analytics and AI to offer highly personalized banking experiences. By analyzing vast amounts of customer data, banks will understand individual financial needs and preferences, allowing them to provide tailored product recommendations, personalized financial advice, and customized investment portfolios. Hyper-personalization will take this concept further by dynamically adapting to customers' changing circumstances and delivering real-time, context-aware services.

  6. Biometrics and Enhanced Security: Strengthening Trust As cyber threats continue to evolve, ensuring robust security measures will remain a top priority for banks. Biometric authentication methods, such as fingerprint and facial recognition, will become more prevalent, replacing traditional passwords and PINs. Biometrics offer enhanced security, reducing the risk of identity theft and fraud. Additionally, advancements in technologies like blockchain and decentralized identity management systems will further fortify data security and privacy.

Conclusion: The future of banking is poised to be characterized by digitalization, artificial intelligence, data analytics, collaboration, and personalized experiences. As banks adapt to these emerging trends, they will enhance customer engagement, streamline operations, and create new avenues for innovation. While challenges may arise, such as regulatory concerns and the need for robust cybersecurity, the benefits of these trends far outweigh the potential risks. The financial landscape of the future will be shaped by a customer-centric approach, where convenience, personalization, and security are paramount. Banks that embrace these trends will be well-positioned to thrive in an increasingly digital and interconnected world.


Written by Chatgpt

17 Mayıs 2023 Çarşamba

“Beşinci Disiplin” Adlı Kitaptan Notlar

Sevgili arkadaşlar merhaba,

Bugün sizlere bundan yaklaşık 30 sene önce yazılmış olan bir kitaptan almış olduğum notları aktaracağım. Kitabın adı “Beşinci Disiplin”. Kitabın yazarı olan Peter M.Senge, öğrenen organizasyonların kurulabilmesi için gerekli beş disiplini bu kitapta anlatıyor. Hep beraber aldığım notlara bir göz gezdirelim.

Öğrenen organizasyonun kurulabilmesi için gereken beş disiplin aşağıdaki gibi oluşmaktadır:

Kişisel hakimiyet veya kişisel ustalık: Bir organizasyondaki tüm işler temelde oradaki insanların bilgi birikimleri ile ortaya çıkmaktadır. İnsanlar işlerini daha iyi bilip bunları geliştirmek için daha fazla emek sarf ettiklerinde organizasyonlar da geleceğe dönük önemli kazanımlar elde etmektedir. Bu kapsamda yaptığı işi iyi bilen bir insan, içinde bulunmuş olduğu organizasyonun genel çıkarlarını öncelediğinde çok daha fazla fayda sağlayabilecektir.

Zihni modeller: İnsan, yapısı gereği yaşanan olaylar karşısında farklı yorumlar yapabilmekte ve içinde bulunulan durumlara farklı bakış açıları getirebilmektedir. Eğer bir organizasyondaki insanlar aynı sistemin bir parçası olduklarını bilip aynı amaca yönelik çalışabilirlerse bu organizasyon için oldukça faydalı olacaktır. Böylece insanlar arasındaki önyargılar ortadan kalkacaktır. Örneğin bir organizasyon yapılan bir hataya gelişim fırsatı olarak bakarken diğer bir organizasyon bunu bir felaket olarak yorumlayabilir. Doğaldır ki ilk organizasyon bundan fayda sağlarken ikinci organizasyon suçlu aramaya çalışacaktır.

Paylaşılan vizyonun oluşturulabilmesi: Organizasyonun bir vizyonu olmalıdır. Bu vizyon çalışanlar tarafından paylaşılmalı ve herkes yüreğinde buraya doğru gitmek için bir istek hissetmelidir. Çoğu zaman liderler vizyon sahibi olabilirler fakat çalışanlar bu vizyonu paylaşmak yerine kendilerine böyle söylendiği için bu vizyona yazılabilirler. Oysa olması gereken liderler ve çalışanların hep birlikte aynı vizyon etrafında buluşup aynı vizyon için emek sarf etmeleridir. Bu sebeple yazılma yani kaydedilme, isteyerek, tercih yaparak bir şeyin parçası olma sürecidir. Fakat bağlanmış olma sadece yazılma değil bir vizyonun gerçekleşmesinden kendini tümüyle sorumlu hissetme halini anlatır. Paylaşılan bir vizyon bu sebeple ancak sistem düşüncesi içinde kendini gerçekleştirebilir.

Takım halinde öğrenme: Bireysel öğrenme mutlaka önemlidir. Fakat her çalışan farklı bir öğrenme içine girdiğinde ilerleyen dönemlerde çalışanlar arasında farklar ve öncelikler oluşacaktır. Bu nedenle her çalışanın içinde bulunmuş olduğu takıma katkısı farklı olacaktır. Bunun yerine öğrenme bir takım faaliyeti haline getirilebilirse hem takımın amaçlarına hizmet eder hem de topyekün bir gelişmeyi sağlar. Takımlar yapmış oldukları hatalardan öğrenirler. Eğer organizasyon yapılan hataları gereğinden fazla cezalandırmıyorsa bu takımın daha farklı işler denemesini sağlayacaktır. Hatta bir görüşe göre iyi bir takım için yapılan hata yeterli cezadır.

Sistem düşüncesi: Sistem düşüncesi kendi dar bakış açımızdan çıkıp daha geniş bir çerçevede düşünebilmektir. Böylece bütünün görülmesi sağlanır. Bunun için çok fazla bilgiye ihtiyaç duyulduğu düşünülebilir. Fakat temel bilgilenme sorunu çok az bilgiden değil çok fazla bilgiden kaynaklanmaktadır. Neyin önemli neyin önemsiz olduğunun, hangi değişkenler üzerinde yoğunlaşılıp hangilerine daha az dikkat verilmesi gerektiğinin ortaya konması şarttır.

Sistem düşüncesi öğrenen organizasyonun beşinci disiplinidir. Bu düşünce olmadan diğer disiplinler çalışmamaktadır. Fakat sistem düşüncesi de potansiyelini gerçekleştirmek için diğer disiplinlere ihtiyaç duyar. Örneğin paylaşılan vizyon oluşturma uzun döneme bağlamayı teşvik eder. Zihni modeller, dünyaya bakış yollarımızdaki yetersizlikleri ortaya çıkarabilmesi için gerekli açıklığı sağlar. Takım halinde öğrenme, insan gruplarının bireysel perspektiflerin ötesinde yatan büyük resmi görebilme becerilerini geliştirir. Kişisel hakimiyet de eylemlerimizin dünyamızı nasıl etkilediğini sürekli olarak öğrenmeye yönelik kişisel dürtümüzü teşvik eder. Görüldüğü gibi sistem düşüncesi bunların birlikte çalışabilmesi ile birlikte oluşmaktadır.

İşletmelerin öğrenme yetersizlikleri de aşağıdaki hallerde görülür. Bunlar:

Pozisyonum neyse ben oyum: Organizasyonlarda insanlar sadece kendi pozisyonları üzerine yoğunlaştıklarında, tüm pozisyonların birlikte iş görmesi ile ortaya çıkan sonuçlar için pek sorumluk duygusuna sahip olmazlar.

Düşman dışarda: İnsanlarda işler ters gittiğinde bundan bir başkasını sorumlu tutma eğilimi vardır.

Olaylara takılıp kalma: Bugün hem organizasyonların hem de toplumların hayatta kalmasına yönelik birincil tehditler ani olaylardan değil yavaş ve tedrici kademeli süreçlerden gelmektedir. İnsanların düşünmesinde kısa dönemli olaylar ağır basıyorsa bir organizasyonda üretici öğrenme sürdürülemez.

Beşinci disiplinin yani sistem düşüncesinin bazı genel kabulleri vardır. Bunlar da aşağıda belirtilmiştir.

Bugünün problemleri dünün çözümlerinden gelir. Bugün etraflıca planlamadan yapılmış olan bir aksiyon ileride başka problemlerin doğmasına neden olabilir.

Ne kadar sıkı yüklenirseniz sistem sizi o şekilde geri atar. Sonuç almak için daha fazla efor sarf etmek ileride sistemi daha fazla yıpratıp daha kötü sonuçlar almamıza neden olabilir. Bu bataklıkta çırpınmak anlamına gelir.

Yapılan bir davranış kötü sonuçlardan önce iyi sonuçlar doğurur. Bu da insanların doğru karar verdiğini zannetmelerine neden olur.

Bir sorundan kolay çıkış aynı soruna geri götürür.

Tedavi hastalıktan kötü olabilir.

Daha hızlı daha yavaş olabilir. Bir işi daha hızlı bir şekilde başarmaya çalışmak başarısız olmaya ve tekrar başlamaya neden olabilir.

Küçük değişiklikler büyük sonuçlar üretir. En yüksek etkiye sahip olan değişiklikler bazen en az gözle görünenlerdir. Kaldıraç ilkesine göre en iyi sonuçlar büyük ölçekli çabalarla değil küçük iyi odaklanmış eylemlerde elde edilir.

Sevgili arkadaşlar umarım bu kısa özeti beğenmişsinizdir. Hepinize iyi okumalar dilerim.

14 Nisan 2023 Cuma

Notes from the book "The Long Tail"

Dear Readers,

Today, I am going to share some of my notes from the book called "The Long Tail" which has been written by Chris Anderson. At the first view, thinking about the time of publication the book, I should admit that the author's ideas are beyond his time. If someone has read the book at the day of the first edition, s/he may not understand everything. However, after more than 17 years, since we are living at the world of Long Tail, it is more comprehensible for more people. 



Let's go back to the book and let me share the notes I have taken.

The products can be classified as hits and niches. Hits are the best sellers which can be found in all physical or digital market places. But, the niches are the ones which are mainly targeting a small group of individuals or targeting everyone but not sold in high quantities. 

The pareto law states that the 80% returns are coming from 20% of the products. This might be true for the physical stores (i.e. book stores) since they have limited shelf capacity to store books. Therefore, they will tend to display only the hit books rather than the niches.

However, if you are running digital business and since you don't have a capacity restriction (such as places/shelves in the bookstores) you can put all the content to be sold. Therefore, for the companies running their business under digital, 98% of their products can be sold at least once (i.e. Apple).

To understand the Long Tail, we can look into the sales of Rhapsody in December 2005. Rhapsody was a subscription based streaming service which was offering 1.5 million tracks in the year of the publishment of the book. 


The vertical axis shows the number of downloads where the horizontal axis shows the first n products in ranked order. For example the track ranked as the 5.000th was downloaded approximately 7-8 K times.

If you run a physical store and have a place of 5.000 types of items, you should cut at the 5.000th item and don't allow the rest of the items into the store. However, in the digital world you can accept every item regardless of being digital or physical since you are not restricted with shelves. The Long Tail is the name for the products which are usually cut out by the pysical stores.

In the following figure you can see the product variety difference between the digital stores and their rivals.


The following is a fine representation of what we mean in terms of the physical and digital competition. 


The mass market is turning into a mass of niches and the Long Tail era is supported by the following six forces:

- There are far more niche products than the hits

- The cost of reaching those niches are falling dramatically

- Powerful filters help the consumers to find the right product for their own use

- The demand curve flattens. There are more niches and less hits than before

- Niche products come together to compete against the hits

- The nature of the demand is revealed due to the new behaviours of the customers


There are three features of the Long Tail which are explained in the following table. Long tail democratize the production and gives tools and opportunities for all people to produce. An ordinary person can take a video and broadcast it in Youtube. The result is lenghtening of the tail and it allows new microcelebrities to show up. Plus, it democratize the distribution whereby the marketplaces or digital platforms are listing or broadcasting the products of the people or the businesses. The result is the flattenning of the tail. Finally, it connects suppy and demand with having strong filters that enable the people to track information or find the right product for their use. The result is driving the business from hits to niches.

The third feature is also done by the consumers. Since they recommend the products they use, they influence the others to get the same product or service. Therefore in the book the authors claims that we are not in the information era, we are in the recommendation era. 


The era we live can be called as Pro-Am Era. Pro-Am comes from the cooperation of the Professionals and the Amateurs. Think about a movie. Twenty years ago, only the professionals had the equipment and the knowledge to make a movie. However, now, any person, if s/he has any mobile phone is able to make a movie. 

The Long tail accounts for a big variety products that have quality ranked from awful to great. However, in a physical store, the variety will be bad to good only.   

Most of the companies run their physical business as well as their digital business. The following figure shows the economic cutoff point for the type of the businesses.


  

Amazon is one of the leading practicers of the hybrid business. They can issue books whenever they get the request from the consumer. It means that they convert bits to atoms.

We all heard that 80% of the revenues of a company usually comes from 20% of the products. These are the products ranked according to their number of sales. This 20% products are also accounting for the 100% of the profits. However, in a Long Tail retailer, the best hit products represent only 2% of the entire inventory where the 8% is the other product collection which can be also found in the physical stores. However, 90% of the products which are available only in the online inventory can not be found in physical stores. Eventually, all three types represent the same amount of profits.    



The consumers might experience a decision fallacy in a digital marketplace due to the abundancy of the products. This may not be as that level in a physical store since there are not a lot of choices for the customers and they can get immediate help from the employees. 

Let's finalize the notes with a saying from a philospher Raymond Williams. 

"There are no masses, there are only ways of seeing people as masses." 

Thank you for reading this content. See you in another article.