Hedge fonlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hedge fonlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2013 Cuma

Hedge Fonların Gelirleri ve Uyguladıkları Stratejiler

Hedge fonların komisyon yapısı ve dolayısı ile gelir elde etme yolları bu yazımızda açıklanacaktır. Her fon veya varlık yönetim şirketi gibi hedge fonlar da müşterilerine uygulayacakları komisyon veya fiyat politikalarını en baştan açıklamak zorundadırlar. Buna göre bir hedge fon temelde aşağıdaki yollar ile gelir elde etmektedir:[1]
  • Yönetim komisyonu: Hedge fonlar yönettikleri varlıkların üzerinden %1 veya %2 gibi yıllık komisyon almaktadırlar. Fakat bu komisyonlar genellikle aylık olarak uygulanmaktadırlar. Örneğin yıllık %2 uygulanıyorsa aylık %2/12 = %0,167 uygulanacak anlamına gelmektedir.
  • Performans komisyonu: Hedge fonlar, kar elde etmeleri halinde yatırımcılarından kar üzerinden % 20 gibi bir performans komisyonu istemektedirler. Söz konusu komisyon her ay aylık elde edilmiş kar üzerinden alınmaktadır. Örneğin bir hedge fonun aylık karı %10 ise ve kar üzerinden %20 performans komisyonu kesiliyorsa, bu durumda aylık %2 gelir elde etmiş olduğu anlamına gelmektedir.
  • Erken Çıkış Komisyonu: Bilindiği gibi hedge fonlar yatırımcılarından aldıkları fonları en az 1 yıl boyunca bünyelerinde tutmakta ve bunlar üzerinden yatırımlar yapmaktadırlar. Eğer bir yatırımcı fonunu erken talep ederse hedge fon kuruluşu o yatırımcıya erken çıkış yaptığı gerekçesi ile komisyon (ceza) uygulayabilir. Bu uygulamanın bir benzeri de bankalar tarafından kredilerini erken kapatan müşterilerine uygulanmaktadır. Eğer bu %1 olarak uygulanırsa toplam varlık üzerinden %1 komisyon veya diğer bir adıyla ceza alınacak demektir.
  • Diğer komisyonlar: Hedge fonlar yaptıkları ek hizmetler karşılığında müşterilerinden başka komisyonlar da alabilmektedirler.
Hedge fonların yönetilmesinde bir çok strateji bulunmaktadır. bunlardan belli başlı olanları aşağıda gösterilmektedir:[2]
  • Piyasadan bağımsız stratejiler: Piyasadan bağımsız stratejilerde fon yöneticisi, genel piyasa hareketlerinden kaynaklanan fiyat dalgalanmalarını ortadan kaldırmayı ister. Piyasa riskini almak istemez. Bunlardan en önemli olanlar aşağıda gösterilmiştir:
    • Hisse Senedi Piyasasından Bağımsız: Fon yöneticisi, fiyat artışı beklediği hisse senetlerinde uzun, fiyat düşüşü beklediği senetlerde ise kısa pozisyon tutar. Böylece, net hisse senedi pozisyonu küçük olduğundan, portföy piyasa volatilitesinden en az düzeyde etkilenir. Diğer bir deyişle, piyasa riskini ortadan kaldırıp, hisse senedinin spesifik riskini baz alacak şekilde yatırım yapılır.
    • Olay Bazlı: Fon yöneticisi, fiyatı kısa vadede önemli ölçüde değiştirebilecek bir olayın olacağını düşündükleri menkul kıymetlere yatırım yapar. Bu olaylar, yeniden yapılandırmalar, birleşmeleri satın almalar, tasfiyeler, iflaslar olabilir. Benjamin Graham’ın birkaç on yıl önce durumu tehlikede olan Amerikalı tren yolları işletmelerine yaptığı yatırım buna örnek olarak görülebilir.[3] Olaya dayalı stratejiler arasında aşağıdakiler yaygındır:
      • Sorunlu Menkul Kıymetler: Fon yöneticisi, yakın gelecekte iflas etmesi beklenen bir şirkette borç veya özsermaye yoluyla kısa veya uzun vadeli pozisyon alabilir. Örneğin, iflas beklentisi olan bir şirketin borcunu yüksek bir iskontoyla satın alıp, şirketin tasfiyesinde bu borcu aldığından daha yüksek bir değerle elinden çıkarabilir. Veya, şirket iflas yerine başarılı bir şekilde yeniden yapılanmaya giderse, artan karlılıktan faydalanabilir.
      • Birleşme Arbitrajı: Birleşmesi beklenen iki şirkete yatırım yapılabilir. Fon yöneticisinin, satın alınacak şirkette uzun pozisyon alıp, satın alan şirkette kısa pozisyon alması sık rastlanan bir stratejidir.
    • Arbitraj: Fon yöneticisi, piyasadaki dengesizlikleri tespit ederek, uzun ve kısa pozisyonlar alarak bunlardan faydalanabilir. Bu stratejide de temel olarak uzun pozisyonlar karşılığında kısa pozisyonlar yaratılır ve piyasa riski ortadan kaldırılır. Arbitraj stratejileri arasında aşağıdakiler bulunmaktadır.
      • Dönüştürme Arbitrajı: Fon yöneticisi, bir şirketin hisse senedine dönüştürülebilir menkul kıymetini alıp, o şirketin hisse senedini açığa satabilir. Bu şekilde, hisse senedine dönüştürülebilir menkul kıymetin fiyatının, hisse senedi fiyatına göre gerçekleşen sapmalardan faydalanmayı amaçlar.
      • Sabit Getirili Menkul Kıymet Arbitrajı: Fon yöneticisi, sabit getirili menkul kıymetler ile bunlara dayalı türevler üzerinde karşıt pozisyonlar alarak, menkul kıymetle türev arasındaki fiyat sapmalarından faydalanır.
      • İstatistiki Arbitraj: Fon yöneticisi, belirli menkul kıymetlerin tarihi fiyat verilerini göz önüne alarak matematiksel bir model oluşturur. Menkul kıymetin piyasa fiyatı ile modelin hesapladığı “olması gereken” fiyat arasında oluşan farka göre alım/satım kararı verir.  
  • Uzun/Kısa Pozisyonlu Hisse Senedi Stratejileri: Bu bölümdeki stratejiler hisse senedi yatırımlarını baz almaktadır. Bunlardan en önemlileri aşağıda gösterilmektedir:
    • Agresif Büyüme: Bu stratejide hisse başına karlılığını hızla artıran veya artırması beklenen şirketlerin hisse senetlerine yatırım yapılır. Yatırım kararı temel analiz bazlıdır, fakat yatırım zamanlamasında teknik analiz kullanılabilmektedir.
    • Fırsatçı: Fon yöneticisi, sabit bir yatırım politikası ve hisse senedi seçme prosedürüne bağlı kalmaz. Bu sebeple bir stratejiden bir diğerine zaman zaman geçebilir.[4] Mevcut piyasa koşullarından ve yatırım fırsatlarından azami derecede faydalanmayı amaçlar. Bunun haricinde, yatırım yapılacak araç kısıtı vs. bulunmaz.
    • Açığa Satış: Fon yöneticisi, düzenli olarak aşırı değerlenmiş hisse senetlerini tespit etmeye çalışır ve fiyatının düşeceğini tahmin ettiği menkul kıymetleri açığa satarak kar elde etmeyi hedefler. Böylece satış yaptığı zaman brokerından ilgili hisse senetlerini ödünç alır ve fiyatları düştüğü zaman da bunları satın alarak yerine koyar.[5]
    • Değer Bazlı: Fon yöneticisi, kendi değerleme modelini kurar ve hisse senetlerinin “olması gereken” değerini hesaplar. Buna göre, değerinin artacağını düşündüğü menkul kıymette uzun, değerinin düşeceğini düşündüğü menkul kıymette kısa pozisyon alır.
  • Piyasa Yönü Bazlı Stratejiler: Bu strateji grubunda fon yöneticisi, menkul kıymetleri değerlemekten ve menkul kıymet bazında fiyat hareketlerini tahmin etmeye çalışmak yerine, genel piyasanın yönünü tahmin etmeye çalışır ve ona göre pozisyon alır. Bu stratejilerin en çok kullanılanları aşağıda gösterilmiştir:
    • Vadeli İşlemler: Fon yöneticisi, global hisse senedi, faiz, döviz ve emtia piyasalarının yönü hakkında tahminlerde bulunur. Beklentileriyle uyumlu olarak vadeli işlem kontratlarını kullanarak pozisyon alır ve kar etmeye çalışır.
    • Makro: Fon yöneticisi, global ekonomik beklentiler çerçevesinde yatırım kararı alır. Her ne kadar beklentiler bu strateji de önemli olsa da bazı zamanlar hedge fon yöneticileri bahis oynar gibi yatırımlar da yapabilmektedir. Hisse senedi türevleri, faiz, yabancı paralar ve emtia üzerine işlem yapılabilir.
    • Piyasa Zamanlaması: Fon yöneticisi, genel piyasanın kısa vadeli yönü konusunda bir tahminde bulunur. Beklentilerine göre yatırımlarını, çeşitli piyasalar veya piyasa bölümleri arasında değiştirir. Genel olarak, yatırım fonları ile para piyasası araçları arasında değişimler yapılır. Burada tahmin edilmesi gereken en önemli unsur, hangi piyasaların yukarı veya aşağı doğru hareket edeceğidir.
  • Özel Stratejiler: Yukarıdaki stratejilere girmeyen bu son strateji grubunda temelde aşağıdaki alt stratejiler bulunur:
    • Gelişmekte Olan Piyasalar: Fon yöneticisi, Türkiye, Rusya, Brezilya vb. gibi gelişmekte olan ülkelerin piyasalarında, her türlü yatırım aracıyla yatırım yapar.
    • Sektör Bazlı: Fon yöneticisi, belirli bir sektörde tüm yatırım araçlarıyla işlem yapar. Hedge fonlara yatırım yapan kişiler yatırımlarını istedikleri anda geri alamamaktadırlar. Pek çok fonda, ilk yatırım yapıldıktan sonra belirli bir süre yatırılan tutar geri çekilememektedir. Bu stratejiye bir başka örnek olarak da teknoloji işletmelerine yapılan yatırımları gösterebiliriz. Hedge fon yöneticileri zaman zaman portföylerinin %50’sini yeni teknoloji geliştiren işletmelerin hisse senetleri üzerine yoğunlaştırabilmektedirler.[8]
Yukarıdan da anlaşılabileceği gibi hedge fonlar çok değişik stratejiler ile karlılıklarını arttırmaya çalışmaktadırlar. Bu stratejileri izlerken de ihtiyaç duydukları finansmanı her zaman fonun sermayesinden karşılamak yerine kaldıraç mekanizmasını kullanmaya gayret etmektedirler. Aşağıdaki tablodan da görülebildiği gibi kaldıraç kullanma oranı 2001 yılından itibaren gittikçe artmış ve 2006 sonunda %161’e kadar gelmiştir.

Hedge Fonların Kaldıraç Kullanma Oranı (Varlıkların %’si)

Yıl
%
% Değişim
1998
125
-
1999
159
27,20
2000
138
-13,21
2001
117
-15,22
2002
121
3,42
2003
141
16,53
2004
148
4,96
2005
155
4,73
2006
161
3,87
2007
150
-6,83





[1] McCrary, How to Create and Manage a Hedge Fund: A Professional’s Guide, s.13-14.
[2] Fıkırkoca, a.g.e., s.9-10.
[3] Alexander M. Ineichen, Absolute Returns: The Risk and Opportunities of Hedge Fund Investing, ABD, John Wiley and Sons, 2003, s. 251.
[4] Daniel A. Strachman, Getting Started in Hedge Funds, ABD, Wiley-IEEE, 2005, s.181.
[5] Strachman, a.g.e., s.181.
[6] Strachman, a.g.e., s.182.

Hedge Fonların Özellikleri

Hedge fonların özelliklerine geçmeden önce klasik bir yatırım fonundan ne ölçüde farklılaştıklarını göstermekte fayda bulunmaktadır. Buna göre bir hedge fon standart bir yatırım fonundan; hedef, strateji, getiri ve riskin temel kaynakları, kültürel stili, likidite, pazarlama, iş ilişkisi ve ücretlendirme açılarından farklılaşmaktadır. Bu farklılıkların ne ölçüde olduğu da aşağıda yer alan tabloda gösterilmeye çalışılmıştır.

Hedge Fonlar ile Yatırım Fonlarının Karşılaştırması


Hedge fonların özelliklerine değindiğimizde de bir çoğu yukarıdaki tablo ile bağlantılı olan aşağıdaki unsurların ön plana çıktığını görmekteyiz:
  • Mümkün olan her türlü yatırım stratejisini ve yatırım enstrümanını istedikleri zaman kullanabilmektedirler. Bu açıdan bakıldığında, hedge fonlar, yatırım amaçlı olarak fonlara yatırılan büyük tasarrufları istedikleri her şekilde değerlendirebilirler, türev ürünleri kullanabilirler, açığa satış yapabilirler, arbitraj fırsatlarını kullanabilirler, kredili işlemler yapabilirler ve zor durumdaki hisselere rahatça yatırım yapabilirler.
  • Hedge fonlarda yatırımcı sayısı genelde en fazla 100 kişiyle sınırlı olmaktadır.
  • Her ne kadar belirli hedge fonu türleri belli varlıklara yatırım yapmayı benimsemişlerse de, genel olarak, hedge fonlar sınırsız bir şekilde varlık türlerini kullanma hürriyetine sahiptirler. Her türlü yatırım stratejisini ve ürünü kullanabilecekleri gibi aynı zamanda, hisse senedi ve tahvil/bono piyasaları ile kendi yatırımları arasındaki korelasyonu minimize edecek faaliyetlere de yönelebilirler. Buradaki amaç, piyasalardan bağımsız olarak riskleri azaltmaya çalışmaktır.
  • Sadece belirli piyasalara değil, bütün dünya coğrafyası içerisindeki tüm piyasalarda yatırım yapabilirler.
  • Her türlü alım satım stilini benimseyebilirler, yani makroekonomik ve mikro ekonomik bazda araştırmalara dayanarak veya daha istatistiki, kantitatif hatta teknik analizlere dayanarak işlem yapabilirler.
  • Hedge fonların amaçlarından biri de, piyasa ile ilişkisi olmayan (non-market correlated) getiriler sunmaktır.
  • Hedge fonlarda, klasik fonlara kıyasla daha az şeffaflık olduğu söylenebilir, çünkü birçok  hedge fon özel bir grup için kurulur ve özel kanallardan satılır ve birçoğu da ülke dışında (offshore) satılabilir. Bu durumda denetleme ve düzenleme yapmak isteyen kuruluşlar daha kısıtlı hareket etmek zorunda kalabilirler.
  • Bu fonlar, herkese açık olmadığından, kısacası halka arz edilmediğinden, yasal sınırlamaları daha esnektir. Kamuyu aydınlatma yükümlülükleri ve diğer bildirim yükümlülükleri konusunda daha düşük yaptırımlara tabidirler. Bu sebeple de hedge fonlar hakkında düzenli ve toplu verilere erişmek zor olmaktadır. Genelde en az 1 Milyon dolardan başlayan miktardaki yatırımlarla kurulurlar ve özellikle varlıklı yatırımcılara yönelik bir yapı içerisinde hazırlanırlar.
  • Hedge Fonlar, alındıktan sonra hemen satılacak bir yapıda olmayabilirler, bir çok fon belirli bir süre elde tutma zorunluluğu (lock up period) uygulamaktadır ve çoğunlukla bu süre 1 yıl olmaktadır.
  • Genel olarak hedge fon kurucuları kendi paralarını da aynı fonda değerlendirirler ve fon yöneticileri için performansın üzerinden belirli bir komisyon verirler. Bu oran klasik fonlara kıyasla daha fazladır ve bunun dışında toplam portföy büyüklüğüne dayanan bir de genel yönetim kesintisi uygulanır.
  • Birçok hedge fon oldukça uzmanlaşmış durumdadır ve bu yüzden sadece kendi rekabet üstünlükleri olan belirli alanlarda yatırım yaparlar.
  • Hedge fonlar, performansa dayalı olan ücretlendirmeye verdikleri ağırlık sayesinde, sektörün en iyi fon yöneticilerini kendilerine çekebilmektedirler.
  • Hedge fonları ABD’de SEC’in, Türkiye’de SPK’nın denetimine tabidir.
  • Düzenlemelerin bankalara göre daha sınırlı olmasının nedeni hedge fon yatırım stratejilerinin gizliliğidir. Ne var ki, önce LTCM sonra da Amaranth’ın batışı gibi olaylar bu fonların denetimini tekrardan mercek altına alınmasına neden olmuştur.

Hedge Fon'lara Getirilen Olumlu ve Olumsuz Değerlendirmeler

Hedge fonların kurulmasının ardında elbetteki hem kuranlar hem de yatırım yapanlar için büyük kar elde etme beklentileri vardır. Fakat bunun yapılabilmesi için hedge fonların fayda maliyet analizinin de detaylı olarak yapılması gerekmektedir. Aşağıda bir hedge fona yatırım yapmak ile ilgili bir fayda maliyet analizi yer almaktadır. Buna göre özellikle fon yöneticisine bağlı stratejilere sahip olması, küçük ve kurumsal olmayan organizasyonlar olmaları ve mutlak getiri hedefine ulaşabilmek için zaman zaman agresif davranmaları bu fonların farklılaşmasını sağlamaktadır.[1]

 

 

(Kaynak: Jaeger, a.g.e, s.14.)


Hedge fonlardaki gelişmeler, tarihçesi kısmında yer aldığı şeklinde olurken, bir çok yatırım aracında veya emtiada ciddi fiyat hareketleri yaratmaları bu fonların bir çok olumsuz gelişmede suç odağı haline gelmelerine sebep olmuştur. Dünya’nın en büyük üçüncü ekonomisi olan Almanya‘nın bürokratlarını endişeye sevk eden hedge fonlar, son dönemde meydana gelen tüm fiyat hareketlerinin kaynağı olarak gösterilmiştir. Bunlardan bir kısmına aşağıda değinilmiştir:[2]
  • Ham petrolün varil fiyatının önce 120 sonra da 147 dolara fırlaması,
  • Altının onsunun 1.000 dolara tırmanması,
  • Tonu 300 dolar civarında olan pirincin uluslararası piyasalardaki fiyatının 1.000 doları bulması,
  • Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)`ne göre bu fonların yaptığı büyük hacimli alımlardan ötürü tahıl, süt ürünleri, et, şeker ve yağ fiyatları Mart 2008’de bir yıl önceye göre % 57 artması,
  • 1992 ERM krizinde oynadıkları rolün çok büyük olması ve İsveç ile Finlandiya gibi ülkeleri kriz ortamına sürüklemeleri,[3]
  • 1997 Asya Krizi ile 1998`de Rusya’yı iflasın eşiğine getiren bunalım,
  • Türkiye’de 2000 ile 2001 yıllarında yaşanan kriz ile 2006 yılında gerçekleşen ani döviz dalgalanması
Hedge fonlar ayrıca, Avrupa Merkez Bankası‘nın 2007 yılında yayınladığı “Finansal İstikrar Raporu”nda, dünya ekonomisinin karşı karşıya kaldığı en büyük tehlikelerden birisi olarak tanımlanmışlardır. Yine aynı yıl düzenlenen G-7 Zirvesi’nin gündeminde baş sıraya oturmayı başaran hedge fonlar, gizemli yapıları ve inanılmaz hareket kabiliyetleriyle artık sadece ekonomi bürokratlarının değil, devlet başkanlarının da korkulu rüyası haline gelmiş şeklinde gösterilmektedir.

Bir çok kurum da içerdiği risklerden dolayı “hedge fon” ifadesinin doğru olmadığını ifade etmiş ve bu kurumlardan biri olan Avrupa Parlamentosu, söz konusu kavram yerine “sofistike alternatif yatırım araçları” (Sophisticated Alternative Investment Vehicles, SAIVs) terimini kullanmayı tercih etmiştir. Bu kavram, hedge fonların dışında, geleneksel kollektif yatırım araçlarından farklı olan diğer alternatif yatırım araçlarını (risk sermayesi firmaları, özel sermaye firmaları vb.) da kapsamaktadır. Basel Bankacılık Gözetleme ve Denetleme Komitesi (Basel Committee on Banking Supervision, BCBS) ise, “yüksek kaldıraçlı kurumlar” (Highly Leveraged Institutions, HLIs) terimini kullanmayı tercih etmiştir. Bu terim; doğrudan düzenleyici gözetim ve denetime çok az veya hiç tabi olmayan, bilgi açıklama gereksinimlerine çok az sahip olan ve çoğunlukla önemli oranda kaldıraç kullanan kurumları kapsamaktadır. Hedge fonlar da bu kurumlar içerisinde yer almaktadır.[4]

Ülkemizdeki duruma baktığımızda ise çeşitli ekonomistlerin görüşlerinin değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. Denizbank Baş ekonomisti Dr. Saruhan Özel söz konusu fonların, sermaye ihtiyacı duyan Türkiye açısından avantajlar ve dezavantajlar sunduğunu belirtmektedir. Özel’e göre "Bu fonlar girerken ortalığı çok cazip hale getiriyor. Ancak çıkarken de aşırı tahribata sebep oluyor. Hatta bugün Merkez Bankası’nı korkutup gereksiz yere faiz artırtan bile hedge fonların son 3 aydaki döviz talebidir."

Bir üst düzey banka yöneticisi ise bu konuda şu bilgileri vermektedir. "Sıcak paranın yaklaşık 30-35 milyar dolarlık bölümü hedge fonlardan oluşuyor. Merkez Bankası ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, ortak bir izleme birimi kurup bu fonları yakın takibe alabilir. Hatta anladığımız kadarıyla 74 milyar dolarlık döviz rezervi tutulmasının altında da bu yatıyor" diyerek takip mekanizmasının işler hale getirilmesinin gerekli olduğunu öngörmektedir.

Ülkemizde bu fonlarla ilgili tartışmalar Haziran 2006’daki büyük çıkış zamanında alevlenmiştir. O dönemde ülkemizden çıkan yaklaşık 11 milyar doların büyük bölümünün hedge fonlardan oluştuğu kamuoyuna yansımıştır. Bir Merkez Bankası yetkilisi, sıcak para olarak tanımlanan portföy yatırımlarının çok önemli bir bölümünü oluşturan bu fonların ani giriş çıkışlarının ülke ekonomisine büyük zararlar verdiğini ifade etmekteydi. Aynı yetkili, temel amacı para kazanmak olan bu fonların kesilmeyen iştahlarının politik karar vericileri baskı altına aldığına dikkat çekmekte ve "bu fonların amacı kriz çıkarmak değil, para kazanmaktır. Ama bunun için spekülatif hareketlerin dışında manipülasyona dönük hareketlerde de bulunmaları onları tehlikeli kılmaktadır" diyerek ülkelerin karşı karşıya bulunduğu tehlikeyi göz önüne koymaya çalışmaktaydı.

Ülkemiz dışında da ciddi şekilde eleştiriler yöneltilen hedge fonlar ile ilgili ABD senatosu finans komitesinin önde gelen üyesi senatör Grassley, hedge fonların bazı terörist gruplarla ilişkisi olduğunu iddia etmiş, tartışmalara başka bir boyut kazandırmıştır.[5]

ABD Hazinesi hedge fonların riski konusunda uyarılarda bulunmuş hazine, bu alanda “doğru olmayan algılamalarla” faaliyette bulunulmamasını ifade ederek, risk yönetiminde sofistikasyonun artmış olmasına rağmen, bu faaliyetlerden doğan sistemik (yayılmacı) riskin gerçekliğine dikkat çekmiştir.[6]

Almanya Şansölye yardımcısı ve sosyal işler bakanı Franz Müntefering, hedge fonları çekirgelere benzetmiş ve regüle edilmeleri gerektiğini savunmuştur. Müntefering ayrıca bu fonların içlerinin bilinmediğinden yakınmış ve daha şeffaf olmaları konusunda bazı yasal yükümlülükler getirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.[7] Bilindiği gibi hedge fonlar ABD’de 1940 tarihinde çıkartılan yatırım şirketi kanunu hükümlerine göre bir çok düzenlemeden bağımsız hale getirilmiştir.[8]

Haklarında farklı değerlendirmeler olduğu görülen hedge fonlar ile ilgili Fortis Portföy Yönetimi Genel Müdürü Alp Keler, "Bu fonlar bizim gibi ülkeler açısından ciddi bir kaynak. Riskleri var mıdır? Evet, hareket kabiliyetleri fazla olduğu ve risk iştahları yüksek olduğu için bazı riskleri vardır, ama piyasalarımızda türev araçlar yeterince gelişmediği için bizim açımızdan fazla risk oluşturdukları söylenemez" diyerek yukarıdaki açıklamanın zıttı bir görüş ortaya koymaktadır.

Bu yönde bir açıklama yapan Ortadoğu’nun en önemli fonlarından birisi olan Abraaj Capital’in Türkiye İcra Direktörü Selçuk Yorgancıoğlu da "Bu fonların çıkacağı endişesiyle Merkez Bankası’nın yüksek rezerv bulundurması gerekiyor mu? Evet, gerekiyor. Fonların burada bulunma amacı sadece para kazanmaktır. Ama Türkiye’de sermaye sorunu yaşayan şirketlere hem doğrudan hem de hisse senedi alarak yatırım yapan bu fonlar, aynı zamanda ekonominin büyümesine ve derinleşmesine dev katkı sağlamaktadır" demektedir.[9]

Konu hakkında uzman olanlar da, hedge fonlara ilişkin kullanılan getiri verilerinin sadece bugüne kadar gelen fonlara ait olduğuna dikkat çekerek, bu fonların müşteri kaybetmemek için batan fonlar hakkında istatistiki bilgi vermekten kaçındıklarına dikkat çekmektedir. Hatta hedge fonların % 70’inin 3 yıl içinde, % 80’inin ise ilk 5 yıl içinde kapandığı ileri sürülmektedir. Örneğin, yönetim kurulunda Nobel ödüllü iki ekonomistin de bulunduğu ve önceki kısımlarda söz geçen Long-Term Capital Management, 1998 Rusya krizinin ardından 4.6 milyar dolar kaybetmiştir. Bu sebeple kendi varlığının yirmi beş katı kadar borçlanmış olduğu bankaları da krize sürüklemiştir. Krizin küresel bir durgunluğa yol açması ise yatırım şirketlerinden toplanan paralar sayesinde engellenmiştir. Bu zararın finansal sistemi tehdit etmemesi için, ABD Merkez Bankası öncülüğünde Amerikan bankaları, 3,65 milyar dolarlık bir kredi paketiyle fonun ayakta kalmasını sağlamıştır. Long-Term Capital Management ise tüm bu müdahalelere rağmen 2000 yılında tasfiye edilmiştir.[10]

Ülkemiz piyasasında hedge fonların kullanılıp kullanılamayacağına baktığımızda ise karşımıza şu hususlar çıkmaktadır:[11]
  • Finans piyasasında açığa satış (short) yapılması pek mümkün değildir. Bu da sadece uzun pozisyon alarak hisse tabanlı bir hedge fon yatırım stratejisi yapılabilmesi sonucuna neden olacaktır.
  • Türk finans piyasası Türk hedge fonlarını oluşturacak ve temel hedge fon yatırım stratejilerini gerçekleştirebilmek için yeterli likiditeye sahip değildir.
    Türk finans piyasasında fonlama vadesi son derece kısadır. Mevduat vadeleri hem Türk Lirası hem de Döviz için hala çok kısadır. Bu çok uzun vadeli yatırım stratejilerine ulaşmayı önlemektedir.
  • Türkiye’de henüz etkin ve derin bir vadeli piyasa oluşturulabilmiş değildir. En temel hedge pozisyonları için likit bir vadeli piyasanın mevcudiyeti şarttır.
  • Hedge fonlardaki karmaşık stratejileri denetlemek için çok sayıda kalifiye finans çalışanı gerekmektedir. Devletin insan kaynakları politikası ile bu karmaşık denetimleri yerine elemanları uzun süre bünyesinde tutması mümkün görünmemektedir.
Görüldüğü gibi ekonomistler, hükümetler, finansal sistemi regüle edenler ve Avrupa Merkez Bankası gibi ülkeler üstü kurumlar arasında bu fonların getiri ve götürüleri konusunda ciddi görüş farklılıkları görülmektedir. Ayrıca ilgili fonların ülkemizde de uygulanabilirliğinin önünde ciddi engeller bulunmaktadır. Bunun iyi mi kötü mü olduğu yukarıda verilen açıklamaların belli bir sonuca bizi götürmemesi nedeniyle belirli değildir.

Hedge fonlardan dolayı bir çok ülke olumsuz etkilenmiş olsa da bu fonlar da kendilerini küresel krizin dışında tutamamışlardır. Çalışmamızın yapıldığı 2009 yılına gelindiğinde ise özellikle küresel krizden etkilenerek iflas etmiş veya ciddi şekilde zarar görüp küçülmüş hedge fonlar bulunmaktadır. Bu kısmın başında da belirtildiği gibi dünyanın ilk hedge fon yöneticilerinden ve en iyilerinden biri olarak bilinen George Soros, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde yaptığı konuşmada, “Hedge fon endüstrisi bir krizden geçiyor. Tahminime göre, bu endüstrinin büyüklüğü üçte iki ya da yarısı arasında bir yere kadar küçülecek[12] diyerek gelecek dönemdeki finansal durum hakkında ipuçları vermektedir (Hedge fonların ulaştığı son durum ikinci bölümde geniş olarak ele alınacaktır).

Yukarıda verilen bilgiler ile hedge fonların olumlu ve olumsuz özelliklerini değerlendirdiğimizde karşımıza temelde aşağıdaki maddeler çıkmaktadır. Buna göre hedge fonların olumlu özellikleri:[13]
  • Likidite Sağlarlar: Yukarıda da belirtildiği gibi hedge fonların girdiği ülkelere yüksek sıcak para akışı gerçekleştirdikleri için hem bu ülkelerin cari açıklarının finansmanında önemli rol oynamaktadırlar hem de piyasaya sağladıkları likidite ile piyasadaki faiz oranlarının düşmesine, istihdamın artmasına ve refah seviyesinin belirli bir süre için de olsa yükselmesine yardımcı olmaktadırlar.
  • Vadeli işlem piyasalarının gelişimine katkı: Vadeli işlem sözleşmelerine yoğun ilgi duyduklarından ve riskten korunma faaliyetini gerçekleştirmeleri gerektiğinden vadeli işlem piyasalarına işlem yaparlar. Böylece piyasanın derinleşmesine, hacminin artmasına yardımcı olurlar.
  • Fiyat belirlenmesine ve enformasyonun doğru ve etkin kullanılmasına yararlar.
  • Global porföylerde çeşitlilik sağlarlar. Yatırımcı risk-getiri beklentilerine uygun yeni ürünlerin ortaya çıkması ve yatırımcı tabanının genişlemesi bu sayede sağlanmış olacaktır.
  • Ülkemiz için ayrıca bir fayda sağlayacağı düşünülmektedir. Bu da hedge fonlar ile AB’ye giriş sürecinde Türk fon sektörünün hizmet kalitesinin, çeşitliliğinin ve rekabet gücünün artırılmasıdır.
  • Risk yönetim ve ölçüm sistemlerinin geliştirilmesi ve etkin kullanılmasının sebeplerinden biri sayılırlar.
Bu olumlu etkilerinin yanında aşağıda belirtilen olumsuz etkileri de mevcuttur:
  • Finansal stabiliteyi bozabilirler. Bir çok finansal krizin başlamasında ve derinleşmesinde etkileri olduğu söylenmektedir.
  • Gelişmekte olan ülkenin yerel maliye ya da para politikalarının etkinliğinin azalmasına neden olabilirler.
  • Riskli bir yatırım aracı olarak görülmektedirler.[14]
  • Yatırım stratejilerine uyum sağlanamaması gibi bir risk söz konusudur.
  • Bilgi eksikliği mevcut olup yetersiz şeffaflık mevcuttur.
  • Kaldıraç etkisinin çok fazla kullanılması olasıdır.
  • Masrafların ve ücretlerin yüksek olması beklenir.
  • Regülasyonlar yetersizdir.
  • Düşük likidite imkanları bulunmaktadır.
  • Denetim mekanizması zayıf olduğu için bir çok yolsuzluk veya büyük zararlar ile işlemleri noktalanabilir[15] (Söz konusu durum ile ilgili geniş bilgi ikinci bölümde verilmiştir). Bunun örnekleri aşağıda belirtilmiştir.


[1] Robert A. Jaeger, All about Hedge Funds: The Easy Way to Get Started, ABD, McGraw-Hill Professional, 2003, s.14.
[2] Ufuk Şanlı, “Paranın Zalim Efendileri Hedge Fonları”,  http://www.tumgazeteler.com/?a=2852318
[3] Barry J. Eichengreen, Donald J. Mathieson ve Bankim Chadha, Hedge Funds and Financial Market Dynamics, ABD, International Monetary Fund, 1998, s.15.
[4] Adem Anbar, “Hedge Fon Sektörünün Gelişimi ve Hedge Fonlarin Temel Özellikleri”, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:8, Sayı:27, 2009,  s. 101
[5] Sonneschein, “Senator Grassley Seeks to Introduce Amendment to Require Certain Hedge Fund Managers to Register as Investment Advisers with the SEC”,  http://www.sonnenschein.com/docs/docs_e-alert/Investment_Adviser_Regulation_Exemption.pdf
[6] Yavuz Ege, “Türkiye Ekonomisine İlişkin Bazı Değerlendirmeler”, http://www.ttgv.org.tr/UserFiles/File/Sunumlar/GENEL_DURUM.pdf  
[7] Euractiv, “McCreevy Defends Decision Not to Regulate Hedge Funds”,  http://www.euractiv.com/en/financial-services/mccreevy-defends-decision-regulate-hedge-funds/article-161896
[8] Phillips ve Surz, a.g.e., s.2.
[9] Ufuk Şanlı, “Türkiye, Hedge Fonlar İçin Yolgeçen Hanı”,  http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=690329&title=turkiye-hedge-fonlar-icin-yolgecen-hani
[10] Kenan Şanlı, “Ülkelerin Kaderi Artık Hedge Fonların Elinde”,  http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=46457&ForArsiv=1
[11] Burak Saltoğlu, “Hedge Fon Nedir?”, http://www.ntvmsnbc.com/news/402188.asp
[12] Ntvmsnbc, “Soros: Hedge Fonlar Üçte Iki Küçülecek”,  http://www.ntvmsnbc.com/news/464071.asp
[13] Taliye Yeşilürdü, “Türk Sermaye Piyasalarinda Serbest Yatirim Fonlari”,  www.ku.edu.tr/ku/images/CORPORATE/taliye.ppt
[14] Alp Keler, Yatırım Dünyasında Yeni Ufuklar -Hedge Fonların Türkiye’de Uygulanabilirliği-, Fortis Bank Genel Müdürlüğü, 28 Mart 2008, s.5.
[15] Alexander M. Ineichen, “The Myth of Hedge Funds: Are Hedge Funds The Fireflies Ahead of the Storm?”, Journal of Global Financial Markets, Cilt:2, Sayı:4, İngiltere, Ekim 2001, s. 41