hedge fon nedir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hedge fon nedir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2013 Cuma

Hedge Fonların Finansal Çalkantılardaki Rolleri

Hegde fonların finansal sistem içinde artan ağırlıkları söz konusu fonların makro ekonomik veriler üzerinde de etkili olması sonucunu doğurmuştur. Bu fonların risk iştahlarının fazla oluşu, özellikle kısa zamanlarda büyük karlar elde etmek zorunda oluşları, yaptıkları işlemler sonucunda bir ülkede yaşanabilecek politik veya siyasal gelişmeleri umursamaz tavırları hükümetlerin söz konusu fonlara hep tereddütlü yaklaşmalarına sebep olmuştur. Kısa zamanda yer değiştirebilme özellikleri de hükümetlerin sıcak paranın ülke dışına çıkabileceği endişesi yaşamasına sebep olmuş ve bu fonların üzerine gidip düzenlemeye tabi tutmayı görmezden gelmişlerdir.

Fakat bu fonlar ülke içindeki likiditenin en büyük temin edicilerinden gibi görünseler de zaman zaman en büyük eriticilerinden de olabilmektedirler. Meksika, Malezya, Türkiye gibi birçok ülke kısa zamanda dışarı çıkan büyük montanlı sıcak paradan dolayı likidite krizine girmişlerdir. Bu dalgalanlanmaların ardında da bu fonların yer almış olması söz hedge fonların zararlı yönlerine yapılan eleştirilerindeki haklılığı güçlendirmektedir.

Örneğin, 1990’ların başındaki en büyük hedge fonlardan birisi olan George Soros’un yönetimindeki Quantum adlı hedge fonun İngiliz ekonomisi üzerindeki derin etkisinden bahsedebiliriz. Evvelki bölümlerde de belirtildiği gibi George Soros, 1992 yılında Sterlin’de aldığı pozisyonlarla oldukça yüksek kazanç elde etmiştir. Finans tarihinde tartışmalara konu olan ve literatüre “Kara Çarşamba” olarak geçen bu çalkantıda söz konusu fonun payı oldukça büyük olmuştur.[1] Ayrıca Malezya’da yaşananlar ve Malezya liderinin Soros hakkında sarfettiği sözler hedge fonların ülke ekonomileri üzerinde ne kadar etkili olduğunu göstermek açısından oldukça manidardır.

Yukarıda da bahsedildiği gibi yüksek kar elde etme beklentileri ile bir çok hedge fon yatırım yaparken ucuz maliyetli dövizleri seçerek bunlar üzerinden borçlanmakta ve gelişmekte olan ülkelerdeki yatırımlara yönelmektedirler.

“Carry trading” yani taşıma ticaret adı verilen bu sistem ile düşük maliyetli bir döviz cinsi seçilip bunun üzerinden borçlanılır. Buna örnek vermek gerekirse, Japon Yeni borçlanılıp ve bu parayla Amerikan Hazine Bonosu satın alınabilir. Japon bonosu %0,5 faiz vermesine rağmen ABD bonosu %5 faiz taahhüt ediyorsa kar %4,5 olacak demektir. Hatta ABD bonosundan daha yüksek faiz veren ülkelerin bonolarının alındığı düşünülürse (özellikle Türkiye’de bono faizlerinin %20’ler seviyesinde olduğunu düşündüğümüzde) o zaman kar gerçekten çok yüksek bir seviyeye ulaşabilmektedir.

Carry trade, piyasalarda genelde yen üzerinden yapılmaktadır. Çünkü Japon Yeni faizlerinin bilindiği üzere çok düşük olması, Japon Merkez Bankası’nın eskiden beri içinde bulunduğu deflasyondan çıkamaması ve faiz artışı için bir belirti gösterememesi carry trade piyasalarda borçlanmanın Yen’den yana olmasını sağlamaktadır. Fakat Japon Merkez Bankası’ndan gelebilecek herhangi bir faiz artırımı ciddi para akımlarına neden olabilmektedir. Bu yüzden tüm dünya Japon piyasalarını izlemekte ve o piyasadaki en ufak değişimler global çalkantılara yol açabilmektedir.

Konuya hedge fonlar açısından baktığımızda ise bir çok fon diğerleri gibi Japon Yen’i üzerinden borçlanarak TL bazlı yatırımlara girmiş ve ve aralarındaki %20’ye varan faiz farkından yararlanmaya çalışmıştır. Diğer bir tabirle JPY ile TL arasında carry trade yapmıştır. (Belirtilen politikalar 2002 sonrasında ülkemizde TL’ye olan talebi arttırmış ve TL hep talep gören ve fiyatı diğer para birimlerine göre değerli kalan bir para birimi olarak göze çarpmıştır. Bu da TL’nin beklenenin üzerinde bir değer kazanmasına ve bir TL balonu oluşmasına sebep olmuştur.)

İzlenen bu politikalar hemen herkesin aklına döviz riski sorununu getirmektedir. Fakat uzun zamandır yerinde sayan JPY’nin özellikle Japonya Merkez bankası tarafından faizlerin arttırılmayacağı beklentisi ile ileride de bu şekilde bir seyir izleyeceği zannedilmiştir. Bu şekilde devam etmesi halinde yaklaşık %20 getiri (iki ülke hazine bonoları arası faiz farkı) elde edilmesi beklenirken TL’nin dünyadaki önemli para birimleri karşısında değer kaybetmesi sebebiyle JPY’nin TL karşısındaki değeri aşağıdaki grafikte de gösterildiği gibi 2008 yılının son çeyreğinde %50 civarında artmıştır. Bu sebeple JPY borçlanan ama TL yatırımlar yapan hedge fonlar da söz konusu durumdan ciddi zararlar açıklamışlardır. 

 

Japon Yen’inin Türk Lirası Karşısındaki Değişimi

(Kaynak: TCMB, “Japon Yeni”, 

Aslında sadece hedge fonlar değil benzer fikre sahip olan yatırımcılar da söz konusu zararları ilan etmişlerdir. Elbette hedge fonların yatırımlarını kendi yatırımların örnek alan yatırımcılar üzerinde hedge fonların etkisi daha büyük olmuştur.

Bilindiği gibi finansal piyasalarda yaşanan olumsuzluklardan hedge fonların varlıklarının da etkilenmesi ve söz konusun fonların zarar etmeleri halinde büyük bir itibar ve gelir kayıplarına uğrayacakları aşikardır. Bilindiği gibi hedge fonların evvelce de belirtildiği üzere iki temel gelir kalemi vardır. Bunlar; performans primleri ile yönetim komisyonlarıdır. Zarar eden bir hedge fonun varlıklarının azalacağı beklenebilecektir. Bu durumda varlıklar üzerinden alınan komisyon getirisinde ciddi bir düşüş yaşanacaktır. Aynı zamanda kar elde edemeyen hedge fonlar performans primi de alamayacaklardır. Bu da önemli bir kayıptır. 

Yukarıda belirtilen durumlar ile karşılaşan hedge fonlar müşterilerini kaybetmemek için çeşitli yollara başvurabilmektedirler. Bunlardan ilki Renaissance Technologies adlı hedge fonun yaptığı gibi 3 milyar dolar seviyesinde zarar eden varlıklarından %1’lik yönetim komisyonunu almamaya gitmek olabilmektedir. Her ne kadar bu aksiyonlar alınsa da hedge fonlar bunları kamuoyuna açıklama yapmadan gerçekleştirmek istemektedirler. Örneğin Renaissance Technologies hedge fonu söz konusu durum ile ilgili hiç bir yorum yapmamıştır.[2]



[1] Wikipedia, “Hedge Fund”,  http://en.wikipedia.org/wiki/Hedge_fund
[2] Gerelyn Terzo, “Re-Starting A Hedge Fund?”,  Investment Dealers' Digest, Cilt: 75 Sayı: 2, 2009, s.21.

Bilinen En Büyük Hedge Fon Skandallarından Biri Olarak Madoff Skandalı

Hedge fonların denetime tabi olmamaları sebebiyle serbestçe yatırım yapabildikleri, hızlı yer değiştirdikleri ve kontrol altına alınamadıkları ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar kendileri ile ilgili çeşitli regülasyon talepleri yasalaştırılmaya çalışılsa da bu şu ana kadar başarılı olmuş gibi görünmemektedir. Hatta Amerikan hazinesi yaptığı bir açıklama ile hedge fonların kontrol edilebilmesi amacıyla geliştirilmiş olan “Hedge Fon Standartları Kurulu”nun sadece 34 hedge fon tarafından imzalandığını fakat imzalaması gereken en az 1.000‘in üzerinde hedge fon bulunduğunu kabul etmektedir. Bir anlamda ABD’de söz konusu durumda çaresiz kalmaktadır.[1]

Denetleme mekanizmasının bu kadar aciz kalması da bir çok operasyonel riski (sahtekarlık da içeren) de beraberinde getirmektedir. Son dönemde yaşanmış olan Bernie Madoff skandalı bunun en önemli ve en güncel örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bernie Madoff New York kökenli bir Yahudi olup finans piyasasının en önde gelen isimlerinden birisi olarak bilinmektedir. Nasdaq endeksinin kurucusu ve ilk başkanı olmasının yanı sıra, hayırsever bir vatandaş olarak da bilinen hatta Kongre’nin finans sektörünün denetlenmesi konusunda görüşüne başvurduğu en itibarlı isimlerinden birisidir. Yahudi olması ve Yahudi kurumlarını desteklemesi nedeniyle de ABD’nin başta New York olmak üzere Yahudi topluluğunun parasını güvenerek yatırdığı bir sembol isim olarak bilinmekteydi. Ancak ABD’de başlayan ve tüm dünyayı saran ekonomik kriz Madoff’un da sonunu getirmiş ve belki de krizden daha da büyük bir şaşkınlık yaratmıştır. Aslına bakılırsa Madoff skandalının ortaya çıkma nedeni finansal krizin yapısal etkilerinden ziyade Madoff’un saadet zincirini çevirecek nakit akışını sağlayamaması gibi bir nedene dayandığı ortaya çıkmıştır.[2]

Olayın özüne değinildiğinde ise karşımıza şu tablo çıkmaktadır. Madoff 50 yıllık itibarı ile topladığı paraları hedge fonlarda değerlendiriyormuş gibi yaparak aslında bir titan zinciri kurmuştu. Hedge fonların denetlenememesi sebebiyle Madoff da yatırımlarını hedge fonlarda tuttuğuna herkesi inandırmayı başarmıştı. Aslında yatırım yapmıyor ya da risk almıyor tersine yeni gelenlerden aldığı parayı eskilere kar payı olarak dağıtıyordu. ABD’de “Ponzi scheme” olarak bilinen bu yöntemin Madoff gibi karmaşık finansal oyunun kurucularından biri tarafından yapılabilecek olması elbette hiçbir zaman ihtimal dahilinde görülememiştir.

Fakat Madoff’un oyunu çok uzun süren, çok geniş alanlara ulaşan ve tarihteki benzer zincirlerden çok daha derin etki eden, 50 milyar doları aşan boyutlara varan bir duruma erişmiş ve bu şema yaklaşık bir yüzyıl önce ismini veren Bostonlu dolandırıcı Charles Ponzi’nin cılız bölgesel hırsını tamamen bastıran dünya çapındaki ilk saadet zinciri olarak sonuçlanmıştır.[3] Madoff vakasında zarar elde edenler ve zararları aşağıda gösterilmektedir.

 

Madoff Skandalı Sonrası Kayıplar

YER
TUTAR
Danışmanlık şirketi Fairfield Greenwich Group
7,5 milyar dolar
İspanya'dan Santander bankası
3 milyar 200 milyon dolar
İngiliz HSBC
1 milyar dolar
Fransız Natixis bankası
617 milyon dolar
İngiliz RSB bankası
612 milyon dolar
Fransız BNP Paribas bankası
480 milyon dolar
İspanya BBVA bankası
452 milyon dolar
Yatırım grubu Man Group
360 milyon dolar
İsviçreli Reichmuth bankası
332 milyon dolar
Japon Nomura Holdings
304 milyon dolar
Japonya'da Aozora bankası
137 milyon dolar
İtalyan Unicredit
103 milyon dolar
İsviçreli Benedict Hentsch & Cie bankası
48,3 milyon dolar
Fairfield kenti çalışanları
41,9 milyon dolar
Emlak zengini Mortimer Zuckerman
30 milyon dolar
Phoenix Holdings
15 milyon dolar
Sigorta ve finansal hizmetler şirketi Harel
14,3 milyon dolar
Fransız Societe Generale bankası
13,7 milyon dolar
Fransız Credit Agricole bankası
13,7 milyon dolar
Robert I. Lappin Vakfı
8 milyon dolar
Nordea
6,6 milyon dolar
İsviçreli Neue Privat bankası
5,25 milyon dolar

(Kaynak: Zaman, “Madoff, Suçunu Kabul Etti”,  http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=824698&title=madoff-sucunu-kabul-etti )

Madoff örneğinin orijinal tarafı ise skandalın etkisinin reel sektörü anında etkilemiş olmasıdır. Zira yıllar süren güven inşası neticesinde birikimlerini Madoff fonunda değerlendiren başlıca Yahudi kuruluşları anında zarara uğramıştır. Sayısız Yahudi bireyi ve kuruluşu ciddi bir zarara uğramış ve sonuçta Amerikan Yahudi topluluğu üzerinde Hitler’in ilk Yahudi pogromu olan “kristal gece”nin etkisini yaşamıştır. Madoff da 12 Mart 2009 tarihinde çıkartıldığı mahkemede yapmış olduğu işin yanlış olduğunu ve dolandırıcılık yaptığını kabul etmiştir.

Madoff vakasında çıkartılabilecek dersler aşağıda listelenmiştir:[4]
  • Hedge fonlar üzerinde denetim eksikliği ortaya çıktı.
  • Ekonominin temeli olan güvenin bu sefer Madoff lehine ve yatırımcılar aleyhine döndüğü ancak yine de en temel etken olduğu ortaya çıktı.
  • Hiç kimsenin gerçekten güvenilir olma özelliğine sahip olmadığı ortaya çıktı.
  • Yahudi topluluğu Madoff skandalından sonra iç sorgulamaya yöneldi. Bir kısım Yahudiler davaları için ahlaksızlık yapmanın şart olduğunu savunsa da Madoff skandalının bir çok ihtiyaç sahibini de olumsuz etkilemesi hedge fonların Yahudiler açısında da ahlaki bir eleştiriye tabi tutulmasına yol açtı.

Yukarıdaki yolsuzluk olayı dışında Manhattan Capital vakasının da incelenmesinde yarar bulunmaktadır. Söz konusu hedge fonun yöneticisi olan Michael Berger müşterilerini yanıltarak birkaç yüz milyon dolar zarar etmelerine sebep olmuştur. Bu vaka SEC tarafından 2004 yılında hedge fonların denetlenmesine yönelik tekliflerinde kullanılmak üzere ciddi bir argüman olarak ortaya konulmuştur.[5]

Hedge fon skandallarını özetlemek istersek aşağıdaki tablo bize yardımcı olabilecektir.

Hedge Fon Skandalları

Hedge Fon
Tahmini Zarar
Tarih
Bernard L. Madoff Investment Securities
$ 20 Milyar
Aralık 2008
Petters Group
$ 3.5 Milyar
Eylül 2008
Bear Stearns Asset Management
$ 1.6 Milyar
Temmuz 2007
Manhattan Capital Management
$ 393 Milyon
Ocak 2000
Bayou Management
$ 350 million         
Eylül 2005

(Kaynak: Matthew Goldstein, “The Humbling Of Hedge Funds”)

Görüldüğü gibi son zamanlarda mortgage krizinin etkisini arttırması ve bir çok finansal işletmenin özellikle hedge fonlara yaptığı yatırımdan dolayı önemli miktarda zarar açıklaması, ayrıca ortaya çıkan yolsuzluklar; ABD’deki üst otoriteleri bu konuda daha hassas davranmaya yöneltmiştir. Kuzey Amerika Menkul Kıymet İdarecileri Birliği (The North American Securities Administrators Association) 30 Ocak 2009 tarihinde yaptığı bir açıklamada Kongreyi hedge fonların regüle edilmesi konusunda göreve çağırmıştır. Düzenlemeye tabi işlemler için 2004 ile 2007 yılları arasında 8.300 civarında yaptırım uygulanmış olan ABD’de 178 milyon dolar ceza kesilmiştir. Usulsüz işlemler için de 2.700 yıla kadar hapis cezaları istenebilmiştir.[6] Fakat hedge fonlar konusunda yapılamayan düzenlemeler söz konusu cezai yaptırımların hedge fonlar için geçerli olabilmesini engellemektedir.

İşte yukarıda belirtilen nedenler ve aşağıda ekonomik etki kısmında bahsedilecek olaylardan dolayıdır ki, Alternatif Yatırım Yöneticileri Birliği (Alternative Investment Managers Association-AIMA) genel sekreteri Andrew Bake yaptığı açıklamada hedge fonların birer imaj problemleri olduğunu kabul etmektedir. [7]


[1] Leah Milner, “Hedge Funds Shun Standards' Scheme”,  Money Marketing, s.3
[2] Hasan Özel, “Madoff Skandalının Anlamı”,  http://www.haber10.com/makale/13873/
[3] Diana Henriques , “Dünya Bu Saadet Zinciri Için Yeterince Büyük Değil”, http://www.dunyagundemi.com/yenisite/index.php?option=com_content&task=view&id=246&Itemid=63
[4] Özel, a.g.e.
[5] Chidem Kurdas, “Does Regulation Prevent Fraud? The Case of Manhattan Hedge Fund”,  The Independent Review, Cilt: 13, Sayı: 3, 2009, s.325.
[6] Andrew Ackerman, “Securities Administrators Urge Regulation of Derivatives, Hedge Funds”,  Bond Buyer,  p.5.
[7] Milner, a.g.e.

Hedge Fonların Gelirleri ve Uyguladıkları Stratejiler

Hedge fonların komisyon yapısı ve dolayısı ile gelir elde etme yolları bu yazımızda açıklanacaktır. Her fon veya varlık yönetim şirketi gibi hedge fonlar da müşterilerine uygulayacakları komisyon veya fiyat politikalarını en baştan açıklamak zorundadırlar. Buna göre bir hedge fon temelde aşağıdaki yollar ile gelir elde etmektedir:[1]
  • Yönetim komisyonu: Hedge fonlar yönettikleri varlıkların üzerinden %1 veya %2 gibi yıllık komisyon almaktadırlar. Fakat bu komisyonlar genellikle aylık olarak uygulanmaktadırlar. Örneğin yıllık %2 uygulanıyorsa aylık %2/12 = %0,167 uygulanacak anlamına gelmektedir.
  • Performans komisyonu: Hedge fonlar, kar elde etmeleri halinde yatırımcılarından kar üzerinden % 20 gibi bir performans komisyonu istemektedirler. Söz konusu komisyon her ay aylık elde edilmiş kar üzerinden alınmaktadır. Örneğin bir hedge fonun aylık karı %10 ise ve kar üzerinden %20 performans komisyonu kesiliyorsa, bu durumda aylık %2 gelir elde etmiş olduğu anlamına gelmektedir.
  • Erken Çıkış Komisyonu: Bilindiği gibi hedge fonlar yatırımcılarından aldıkları fonları en az 1 yıl boyunca bünyelerinde tutmakta ve bunlar üzerinden yatırımlar yapmaktadırlar. Eğer bir yatırımcı fonunu erken talep ederse hedge fon kuruluşu o yatırımcıya erken çıkış yaptığı gerekçesi ile komisyon (ceza) uygulayabilir. Bu uygulamanın bir benzeri de bankalar tarafından kredilerini erken kapatan müşterilerine uygulanmaktadır. Eğer bu %1 olarak uygulanırsa toplam varlık üzerinden %1 komisyon veya diğer bir adıyla ceza alınacak demektir.
  • Diğer komisyonlar: Hedge fonlar yaptıkları ek hizmetler karşılığında müşterilerinden başka komisyonlar da alabilmektedirler.
Hedge fonların yönetilmesinde bir çok strateji bulunmaktadır. bunlardan belli başlı olanları aşağıda gösterilmektedir:[2]
  • Piyasadan bağımsız stratejiler: Piyasadan bağımsız stratejilerde fon yöneticisi, genel piyasa hareketlerinden kaynaklanan fiyat dalgalanmalarını ortadan kaldırmayı ister. Piyasa riskini almak istemez. Bunlardan en önemli olanlar aşağıda gösterilmiştir:
    • Hisse Senedi Piyasasından Bağımsız: Fon yöneticisi, fiyat artışı beklediği hisse senetlerinde uzun, fiyat düşüşü beklediği senetlerde ise kısa pozisyon tutar. Böylece, net hisse senedi pozisyonu küçük olduğundan, portföy piyasa volatilitesinden en az düzeyde etkilenir. Diğer bir deyişle, piyasa riskini ortadan kaldırıp, hisse senedinin spesifik riskini baz alacak şekilde yatırım yapılır.
    • Olay Bazlı: Fon yöneticisi, fiyatı kısa vadede önemli ölçüde değiştirebilecek bir olayın olacağını düşündükleri menkul kıymetlere yatırım yapar. Bu olaylar, yeniden yapılandırmalar, birleşmeleri satın almalar, tasfiyeler, iflaslar olabilir. Benjamin Graham’ın birkaç on yıl önce durumu tehlikede olan Amerikalı tren yolları işletmelerine yaptığı yatırım buna örnek olarak görülebilir.[3] Olaya dayalı stratejiler arasında aşağıdakiler yaygındır:
      • Sorunlu Menkul Kıymetler: Fon yöneticisi, yakın gelecekte iflas etmesi beklenen bir şirkette borç veya özsermaye yoluyla kısa veya uzun vadeli pozisyon alabilir. Örneğin, iflas beklentisi olan bir şirketin borcunu yüksek bir iskontoyla satın alıp, şirketin tasfiyesinde bu borcu aldığından daha yüksek bir değerle elinden çıkarabilir. Veya, şirket iflas yerine başarılı bir şekilde yeniden yapılanmaya giderse, artan karlılıktan faydalanabilir.
      • Birleşme Arbitrajı: Birleşmesi beklenen iki şirkete yatırım yapılabilir. Fon yöneticisinin, satın alınacak şirkette uzun pozisyon alıp, satın alan şirkette kısa pozisyon alması sık rastlanan bir stratejidir.
    • Arbitraj: Fon yöneticisi, piyasadaki dengesizlikleri tespit ederek, uzun ve kısa pozisyonlar alarak bunlardan faydalanabilir. Bu stratejide de temel olarak uzun pozisyonlar karşılığında kısa pozisyonlar yaratılır ve piyasa riski ortadan kaldırılır. Arbitraj stratejileri arasında aşağıdakiler bulunmaktadır.
      • Dönüştürme Arbitrajı: Fon yöneticisi, bir şirketin hisse senedine dönüştürülebilir menkul kıymetini alıp, o şirketin hisse senedini açığa satabilir. Bu şekilde, hisse senedine dönüştürülebilir menkul kıymetin fiyatının, hisse senedi fiyatına göre gerçekleşen sapmalardan faydalanmayı amaçlar.
      • Sabit Getirili Menkul Kıymet Arbitrajı: Fon yöneticisi, sabit getirili menkul kıymetler ile bunlara dayalı türevler üzerinde karşıt pozisyonlar alarak, menkul kıymetle türev arasındaki fiyat sapmalarından faydalanır.
      • İstatistiki Arbitraj: Fon yöneticisi, belirli menkul kıymetlerin tarihi fiyat verilerini göz önüne alarak matematiksel bir model oluşturur. Menkul kıymetin piyasa fiyatı ile modelin hesapladığı “olması gereken” fiyat arasında oluşan farka göre alım/satım kararı verir.  
  • Uzun/Kısa Pozisyonlu Hisse Senedi Stratejileri: Bu bölümdeki stratejiler hisse senedi yatırımlarını baz almaktadır. Bunlardan en önemlileri aşağıda gösterilmektedir:
    • Agresif Büyüme: Bu stratejide hisse başına karlılığını hızla artıran veya artırması beklenen şirketlerin hisse senetlerine yatırım yapılır. Yatırım kararı temel analiz bazlıdır, fakat yatırım zamanlamasında teknik analiz kullanılabilmektedir.
    • Fırsatçı: Fon yöneticisi, sabit bir yatırım politikası ve hisse senedi seçme prosedürüne bağlı kalmaz. Bu sebeple bir stratejiden bir diğerine zaman zaman geçebilir.[4] Mevcut piyasa koşullarından ve yatırım fırsatlarından azami derecede faydalanmayı amaçlar. Bunun haricinde, yatırım yapılacak araç kısıtı vs. bulunmaz.
    • Açığa Satış: Fon yöneticisi, düzenli olarak aşırı değerlenmiş hisse senetlerini tespit etmeye çalışır ve fiyatının düşeceğini tahmin ettiği menkul kıymetleri açığa satarak kar elde etmeyi hedefler. Böylece satış yaptığı zaman brokerından ilgili hisse senetlerini ödünç alır ve fiyatları düştüğü zaman da bunları satın alarak yerine koyar.[5]
    • Değer Bazlı: Fon yöneticisi, kendi değerleme modelini kurar ve hisse senetlerinin “olması gereken” değerini hesaplar. Buna göre, değerinin artacağını düşündüğü menkul kıymette uzun, değerinin düşeceğini düşündüğü menkul kıymette kısa pozisyon alır.
  • Piyasa Yönü Bazlı Stratejiler: Bu strateji grubunda fon yöneticisi, menkul kıymetleri değerlemekten ve menkul kıymet bazında fiyat hareketlerini tahmin etmeye çalışmak yerine, genel piyasanın yönünü tahmin etmeye çalışır ve ona göre pozisyon alır. Bu stratejilerin en çok kullanılanları aşağıda gösterilmiştir:
    • Vadeli İşlemler: Fon yöneticisi, global hisse senedi, faiz, döviz ve emtia piyasalarının yönü hakkında tahminlerde bulunur. Beklentileriyle uyumlu olarak vadeli işlem kontratlarını kullanarak pozisyon alır ve kar etmeye çalışır.
    • Makro: Fon yöneticisi, global ekonomik beklentiler çerçevesinde yatırım kararı alır. Her ne kadar beklentiler bu strateji de önemli olsa da bazı zamanlar hedge fon yöneticileri bahis oynar gibi yatırımlar da yapabilmektedir. Hisse senedi türevleri, faiz, yabancı paralar ve emtia üzerine işlem yapılabilir.
    • Piyasa Zamanlaması: Fon yöneticisi, genel piyasanın kısa vadeli yönü konusunda bir tahminde bulunur. Beklentilerine göre yatırımlarını, çeşitli piyasalar veya piyasa bölümleri arasında değiştirir. Genel olarak, yatırım fonları ile para piyasası araçları arasında değişimler yapılır. Burada tahmin edilmesi gereken en önemli unsur, hangi piyasaların yukarı veya aşağı doğru hareket edeceğidir.
  • Özel Stratejiler: Yukarıdaki stratejilere girmeyen bu son strateji grubunda temelde aşağıdaki alt stratejiler bulunur:
    • Gelişmekte Olan Piyasalar: Fon yöneticisi, Türkiye, Rusya, Brezilya vb. gibi gelişmekte olan ülkelerin piyasalarında, her türlü yatırım aracıyla yatırım yapar.
    • Sektör Bazlı: Fon yöneticisi, belirli bir sektörde tüm yatırım araçlarıyla işlem yapar. Hedge fonlara yatırım yapan kişiler yatırımlarını istedikleri anda geri alamamaktadırlar. Pek çok fonda, ilk yatırım yapıldıktan sonra belirli bir süre yatırılan tutar geri çekilememektedir. Bu stratejiye bir başka örnek olarak da teknoloji işletmelerine yapılan yatırımları gösterebiliriz. Hedge fon yöneticileri zaman zaman portföylerinin %50’sini yeni teknoloji geliştiren işletmelerin hisse senetleri üzerine yoğunlaştırabilmektedirler.[8]
Yukarıdan da anlaşılabileceği gibi hedge fonlar çok değişik stratejiler ile karlılıklarını arttırmaya çalışmaktadırlar. Bu stratejileri izlerken de ihtiyaç duydukları finansmanı her zaman fonun sermayesinden karşılamak yerine kaldıraç mekanizmasını kullanmaya gayret etmektedirler. Aşağıdaki tablodan da görülebildiği gibi kaldıraç kullanma oranı 2001 yılından itibaren gittikçe artmış ve 2006 sonunda %161’e kadar gelmiştir.

Hedge Fonların Kaldıraç Kullanma Oranı (Varlıkların %’si)

Yıl
%
% Değişim
1998
125
-
1999
159
27,20
2000
138
-13,21
2001
117
-15,22
2002
121
3,42
2003
141
16,53
2004
148
4,96
2005
155
4,73
2006
161
3,87
2007
150
-6,83





[1] McCrary, How to Create and Manage a Hedge Fund: A Professional’s Guide, s.13-14.
[2] Fıkırkoca, a.g.e., s.9-10.
[3] Alexander M. Ineichen, Absolute Returns: The Risk and Opportunities of Hedge Fund Investing, ABD, John Wiley and Sons, 2003, s. 251.
[4] Daniel A. Strachman, Getting Started in Hedge Funds, ABD, Wiley-IEEE, 2005, s.181.
[5] Strachman, a.g.e., s.181.
[6] Strachman, a.g.e., s.182.