16 Ağustos 2012 Perşembe

Ülkemizde Bankacılığın Hukuki Durumu

Ülkemizde bankacılığın hukuki statüsünden bahsetmek için 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun incelenmesinde fayda bulunmaktadır. Bu yazıda da söz konusu kanundan alıntılar yapılarak ülkemizde bankacılığın ne kapsamda faaliyet gösterdiğinin belirlenmesine çalışılacaktır.

Öncelikle kanunun kapsamına bakıldığında bankacılıkla ilgili olan tüm kuruluşların bu kapsamda yer aldığını görmekteyiz. İlgili maddede geçen “Türkiye'de kurulu mevduat bankaları, katılım bankaları, kalkınma ve yatırım bankaları, yurt dışında kurulu bu nitelikteki kuruluşların Türkiye'deki şubeleri, finansal holding şirketleri, Türkiye Bankalar Birliği, Türkiye Katılım Bankaları Birliği, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve bunların faaliyetleri bu Kanun hükümlerine tâbidir[1] hükmü ile ülkemizde kimlerin bu kanun kapsamında hareket etmesi gerektiğinin altı çizilmiştir.

Bu kanunda yer alan bir başka hükümde de bankaların yapmaya yetkili oldukları faaliyetler belirtilmiştir. Evvelce bankacılık hakkında yaptığımız tanım bu şekilde daha da açılmış ve detaylandırılmış olmaktadır. Buna göre;[2]
Bankalar, diğer kanunlarda öngörülen hükümler saklı kalmak kaydıyla aşağıda belirtilen faaliyetleri gerçekleştirebilirler:
a) Mevduat kabulü.
b) Katılım fonu kabulü.
c) Nakdî, gayrinakdî her cins ve surette kredi verme işlemleri.
d) Nakdî ve kaydî ödeme ve fon transferi işlemleri, muhabir bankacılık veya çek hesaplarının kullanılması dahil her türlü ödeme ve tahsilat işlemleri.
e) Çek ve diğer kambiyo senetlerinin iştirası işlemleri.
f) Saklama hizmetleri.
g) Kredi kartları, banka kartları ve seyahat çekleri gibi ödeme vasıtalarının ihracı ve bunlarla ilgili faaliyetlerin yürütülmesi işlemleri.
h) Efektif dahil  kambiyo  işlemleri; para piyasası araçlarının alım ve satımı; kıymetli maden ve taşların alımı, satımı veya bunların emanete alınması işlemleri.
i) Ekonomik ve finansal göstergelere, sermaye piyasası araçlarına, mala, kıymetli madenlere ve dövize dayalı; vadeli işlem sözleşmelerinin, opsiyon sözleşmelerinin, birden fazla türev aracı içeren basit veya karmaşık yapıdaki finansal araçların alımı, satımı ve aracılık işlemleri.
j) Sermaye piyasası araçlarının alım ve satımı ile geri alım veya tekrar satım taahhüdü işlemleri.
k) Sermaye piyasası araçlarının ihraç veya halka arz yoluyla satışına aracılık işlemleri.
l) Daha önce ihraç edilmiş olan sermaye piyasası araçlarının aracılık maksadıyla alım satımının yürütülmesi işlemleri.
m) Başkaları lehine teminat, garanti ve sair yükümlülüklerin üstlenilmesi işlemleri gibi garanti işleri.
n) Yatırım danışmanlığı işlemleri.
o) Portföy işletmeciliği ve yönetimi.
p) Hazine Müsteşarlığı ve/veya Merkez Bankası ve kuruluş birlikleri nezdinde oluşturulan bir sözleşme kapsamında üstlenilen yükümlülükler çerçevesinde alım satım işlemlerine ilişkin piyasa yapıcılığı.
r) Faktöring ve forfaiting işlemleri.
s) Bankalararası piyasada para alım satımı işlemlerine aracılık.
t) Finansal kiralama işlemleri.
u) Sigorta acenteliği ve bireysel emeklilik aracılık hizmetleri.
v) Kurulca belirlenecek diğer faaliyetler.

Mevduat bankaları (b) ve (t), katılım bankaları (a), kalkınma ve yatırım bankaları (a) ve (b) bentlerinde belirtilen faaliyetleri gerçekleştiremezler.”

Denilerek bankaların faaliyetlerinin sınırı çizilmiştir. Fakat her ülkede olduğu gibi ülkemizde de her banka her bankacılık işlemini yapamamaktadır. Örneğin bu kanunla tanımlanan katılım bankaları mevduat kabulü yerine katılım hesabı kabulü yapabilmekte, mevduat bankaları da katılım hesabı yerine mevduat kabul edebilmektedirler. Yatırım bankaları ise her ikisini de yapamamaktadır. Bunun dışında mevduat bankaları finansal kiralama işlemleri yapamadığı halde katılım bankaları bu faaliyeti gerçekleştirebilmektedir.

Görüldüğü gibi ülkemiz bankacılığı temelde 3 ayrı türde bankadan oluşmaktadır. Kanun da bu banka tipleri ile ilgili de tanımlamalar bulunmaktadır. Kanunda aşağıdaki ifadeler geçmektedir:[3]
  • “Mevduat bankası: Bu Kanuna göre kendi nam ve hesabına mevduat kabul etmek ve kredi kullandırmak esas olmak üzere faaliyet gösteren kuruluşlar ile yurt dışında kurulu bu nitelikteki kuruluşların Türkiye'deki şubelerini,
  • Katılım bankası: Bu Kanuna göre özel cari ve katılma hesapları yoluyla fon toplamak ve kredi kullandırmak esas olmak üzere faaliyet gösteren kuruluşlar ile yurt dışında kurulu bu nitelikteki kuruluşların Türkiye'deki şubelerini,
  • Kalkınma ve yatırım bankası: Bu Kanuna göre mevduat veya katılım fonu kabul etme dışında; kredi kullandırmak esas olmak üzere faaliyet gösteren ve/veya özel kanunlarla kendilerine verilen görevleri yerine getiren kuruluşlar ile yurt dışında kurulu bu nitelikteki kuruluşların Türkiye'deki şubelerini,

ifade eder”

denmektedir. Görüldüğü gibi yeni bankacılık kanununun en önemli yeniliklerinden biri eskiden Özel Finans Kurumları adı ile anılan ve 4389 sayılı bankacılık Kanununa yapılan eklemeler ile finansal sistemde yer verilen Katılım bankalarının artık tamamen bankacılık kanunu şemsiyesi altına girmesidir.

Katılım bankalarını yeri geldiği için biraz daha açıklamak gerekirse ülkemizde faizsiz bankacılık yapan kurumlar olarak tanımlayabiliriz. Faizsiz bankacılığın ülkemizde 25, dünyada ise gerçek anlamda 35-40 yıllık mazisi olduğunu düşündüğümüzde gösterdikleri gelişimin dikkat çekici olduğunu ifade edebiliriz.

Bankacılık kanununun geçici maddesinde geçen “Halen faaliyette bulunan özel finans kurumları, bir yıl içerisinde ticaret unvanlarını katılım bankası ibaresini de kapsayacak şekilde değiştirmek ve mevcut durumlarını kanunun finansal raporlamayla ilgili hükümlerine intibak ettirmek zorundadır. Özel Finans Kurumları Birliği Türkiye Katılım Bankaları Birliği olarak addolunur ve bu kanunun hükümlerine tabi olup, üç ay içinde durumunu bu kanun hükümlerine uygun hale getirir.[4] metni ile de bu sektördeki faaliyetlerin tamamı bankacılık çerçevesine oturtulmuştur.

Ülkemizde bilindiği gibi bir çok bankacılık skandalı yaşanmış ve milyonlarca insan büyük zararlar etmişlerdir. Tüm bu olayların bir daha yaşanmaması için bankacılık kanununda da dikkat çekici bazı hükümler konulmuştur. Bunların bir kısmı evvelki kanunlarda da mevcuttu fakat ya yetersiz ya da ihtiyacı karşılamıyordu. O sebeple tekrar düzenlenmişlerdir.

Banka kurucuları ile ilgili maddede aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:[5]

“Bankaların kurucu ortaklarının;
a) 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre müflis olmaması,  konkordato ilân etmiş olmaması, uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırma başvurusunun tasdik edilmiş olmaması ya da hakkında iflasın ertelenmesi kararı verilmiş olmaması,
b) Bu Kanunun 71 inci maddesi uygulanan bankalarda veya bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce Fona devredilmiş olan bankalarda nitelikli paya sahip olmaması veya kontrolü elinde bulundurmaması,
c) Tasfiyeye tâbi tutulan bankerler ile iradî tasfiye haricinde tasfiyeye tâbi tutulan finansal kuruluşlarda, faaliyet izni kaldırılan kalkınma ve yatırım bankalarında, ortaklarının temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Fona intikal eden veya bankacılık yapma ve mevduat ve katılım fonu kabul etme izin ve yetkileri kaldırılan kredi kuruluşlarında, Fona intikalinden veya bankacılık yapma ve mevduat ve katılım fonu kabul etme izin ve yetkileri kaldırılmadan önce nitelikli paya sahip olmaması veya kontrolü elinde bulundurmaması,
d) Taksirli suçlar hariç olmak üzere affa uğramış olsalar bile mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ve diğer kanunlar uyarınca ağır hapis veya beş yıldan fazla hapis, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve diğer kanunlar uyarınca üç yıldan fazla hapis cezasıyla cezalandırılmamış  olması veya mülga 3182 sayılı Bankalar Kanununun, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun, bu Kanunun ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun ve ödünç para verme işleri hakkında mevzuatın  hapis cezası gerektiren hükümlerine muhalefet yahut mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu  veya diğer kanunlar uyarınca basit veya nitelikli zimmet, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas  gibi yüz kızartıcı suçlar ile istimal ve istihlâk kaçakçılığı dışında kalan kaçakçılık suçları, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, karapara aklama veya Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlar ile Devlet sırlarını açığa vurma, Devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına karşı suçlar, Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar,  Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, yabancı devletlerle olan ilişkilere karşı suçlar, vergi kaçakçılığı suçlarından veya bu suçlara iştirakten hükümlü bulunmaması,
e) Gerekli malî güç ve itibara sahip bulunması,
f) İşin gerektirdiği dürüstlük ve yeterliliğe sahip olması,
g) Tüzel kişi olması hâlinde, risk grubu ile birlikte ortaklık yapısının şeffaf ve açık olması,

Şarttır.”

Denmektedir. Görüldüğü gibi zamanında bankalarını iflasa sürüklemiş, mali durumu yerinde olmayan, zamanında itibar kaybına uğramış taliplere banka kurma izni verilmemektedir. Hatta bu o kadar sıkı denetlenmektedir ki, ülkemizde bankacılık yapma konusunda başvuruda bulunan ve başvurusu kabul edilen bir çok yerli ve yabancı banka veya kuruluşun talepleri red edilebilmektedir. Bunun en tipik örneklerinden biri Adabank’ın satışında Kuveyt’li bir kurumun başvurusunun 2 yıl sonra red edilmesi ile görülmüştür.


[1] 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, m.2.
[2] 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, m.4.
[3] 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, m.3.
[4] 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, Geçici Madde 3.
[5] 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, m.8.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder