19 Ağustos 2014 Salı

Türkiye ILO İlişkileri


Anayasada geçen “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz”[1] hükmü doğrultusunda, Türkiye tarafından onaylanan ILO Sözleşmelerinin yasa hükmünde olduğu anlaşılmaktadır.

ILO’nun Türkiye ile olan ilişkileri temelde kuruluşundan bu yana kabul ettiği sözleşmeler çerçevesinde yürütülmektedir. Sözleşmelerin uygulanabilmesi için, eğer gerekiyorsa iç hukukta düzenleme yapılması yoluna gidilmektedir.[2] Bu sözleşme ve bildirgeler aşağıda gösterilmektedir:[3]

·         Cebri Çalıştırma Hakkında 29 Sayılı ILO Sözleşmesi, (28 Haziran 1930)

·         Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Amaçları Hakkında Bildirge, (Başlangıç Bölümü), (1944)

·         Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Amaçları Hakkında Bildirge (Ek Deklarasyon), (1944)

·         Sendika[4]  Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 Sayılı Sözleşme, (9 Temmuz 1948)

·         Teşkilatlanma ve Kollektif Müzakere Hakkı  Prensiplerinin Uygulanmasına Müteallik 98 Sayılı Sözleşme, (1 Temmuz 1949)

·         Eşit Değerde İş İçin Erkek ve Kadın İşçiler Arasında Ücret Eşitliği Hakkında 100 Sayılı Sözleşme, (29 Haziran  1951)

·         Cebri Çalıştırmanın İlgasına Dair 105 Sayılı Sözleşme (25 Haziran 1957)

·         İş ve Meslek Yönünden Ayrım Hakkında 111 Sayılı Sözleşme, (25 Haziran 1958)

·         İşletmelerde İşçi Temsilcilerinin Korunması ve Onlara Sağlanacak Kolaylıklar Hakkında 135 Sayılı ILO Sözleşmesi (2 Haziran 1971)

·         İstihdama Kabulde Asgari Yaşa İlişkin 138 Sayılı Sözleşme, (6 Haziran 1973)

·         Kamu Hizmetlerinde Örgütlenme Hakkının Korunmasına ve İstihdam Koşullarının Belirlenmesi Yöntemlerine İlişkin 151 Sayılı Sözleşme, (7 Haziran 1978)

·         Hizmet İlişkisine İşveren Tarafından Son Verilmesi Hakkında 158 Sayılı Sözleşme (2 Haziran 1982)

·         Çalışmaya İlişkin Temel Hak ve İlkeler Deklarasyonu,(19 Haziran 1998)

·         Çok Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve  Ortadan Kaldırılmasına İlişkin 182 Sayılı Acil Eylem Sözleşmesi, (17 Haziran 1999)

Ülkeler ILO normlarının onaylanmasında üç ayrı sistem benimseyebilmektedirler:[5]

·         Onaylama yetkisini yasama organına veren sistem

·         Onaylama yetkisini yürütme oranına veren sistem ve

·         Onaylama yetkisinin  hem yürütme hem de yasama oranı üzerinde olmasını kabul eden karma sistem.


Türkiye 1961 ve 1982 Anayasaları’na göre Karma sistemi benimsemiş olduğu görülmektedir.[6]


II.Dünya Savaşı’na kadar olan Türkiye-ILO ilişkileri
Türkiye’nin ILO ile ilişkileri 1927 yılına kadar dayanmaktadır. Milletler Cemiyeti’nin üyesi olmadığı için o yıllarda ILO çalışmalarına gözlemci statüsüyle katılmış olan Türkiye, 1932 yılında Milletler Cemiyeti’ne üye olduğundan ILO’nun da üyeliğini kendiliğinden kazanmıştır.[7]

II.Dünya savaşı’nın sununa ILO ile ilişkiler sembolik düzeyde kalmıştır. Bunun nedeni:[8]

·         Yeterli çalışma mevzuatının bulunmayışı,

·         Sendikaların henüz kurulmamış olması,

·         Dünyadaki ekonomik bunalım ve savaş yıllarının bu çalışmaların yapılışını engellemesidir.

Türk iş hukuku 1926 yılında kabul edilen Borçlar Kanununun 313-354. maddeleri arasında iş sözleşmeleri düzenlenmesi ile başlamıştır. 1936 yılında yürürlüğe giren 3008 sayılı İş Kanunu da özel olarak iş ilişkilerini düzenleyen ilk kanundur.[9] Bu kanunla birlikte ILO ilişkileri de farklı bir boyut kazanmış ve bundan sonra savaş sonuna kadar sadece, 1937 yılında 45 sayılı “Maden ocaklarında ve yer altı işlerinde kadınların çalıştırılmaması hakkında” sözleşme[10] onaylanmıştır. 

II.Dünya Savaşı’ndan 1980’e kadar olan ilişkiler
II.Dünya Savaşı’nın bitimi ile birlikte yeni dünya düzeni kurulmaya ve yaralar sarılmaya başlanmıştır. Bu büyük savaş sadece savaşa katılan ülkeleri değil, tüm dünya ülkelerini de yakından etkilemiştir. Bu dönemde bağımsız bir örgüt özelliği kazanan ILO ile Türkiye ilişkileri gelişmeye başlamıştır. Bunların sebepleri:[11]

·         1945 yılında da Çalışma Bakanlığı’nın kurulması

·         1947 yılında Sendikalar Kanunun yürürlüğe girmesi

·         Çok partili demokratik hayata geçilmesi.

Bu dönemde İsmet İnönü ve etrafındakiler dünyaya egemenlik kazanan eğilimleri kavrama ve bunun gereği olarak Türkiye’nin insanlık aleminde saygın bir yere kavuşabilmesi için mümkün olduğunca demokratik yapı kazanmasının veya en azından bu yönde bir görüntüye bürünmesinin önemli olduğunu düşünmüşlerdir. Ayrıca yeni kurulan Birleşmiş Milletler’e girmek ve faaliyetini sürdürmekte olan ILO bünyesinde tam delegasyonla yer alabilmek bu dönemdeki önemli amaçlardan bazıları olmuştur.[12]

1952 yılında ILO ile yapılan bir anlaşma ile İstanbul'da 'Yakın ve Ortadoğu Çalışma Enstitüsü' kurulmuştur. Enstitünün faaliyet alanı oldukça geniş tutulmuştur. Aynı dönemde ILO'dan bir Uzmanlar Heyeti, Türkiye'ye gelerek Çalışma Bakanlığı'nın kuruluş ve işleyişi, İş ve İşçi Bulma Kurumu, Sosyal Sigortalar, işçilerin iş kazası ve meslek hastalıklarına karşı korunması, meslek ilişkileri gibi konularda dönemin kamu idaresine yardımcı olmuştur.[13]

Ayrıca Türkiye, ILO Yönetim Kurulu’nda 1948-1951 ve 1954-57 dönemlerinde Asil Üye, 1975-78 ve 1987-90 dönemlerinde Yardımcı Üye sıfatıyla yer almış, en son 1996-99 döneminde ise yine Asil Üye sıfatıyla Kurul çalışmalarına etkin bir şekilde katılmıştır. Ayrıca 1954 ile 1962 yılları arasında ILO ile ilişkilerin artması ile İş ve İşçi Bulma Kurumu yurtdışına staj maksadıyla 191 usta veya ustabaşı göndermiştir.[14]

Türkiye bu dönemde ILO ile yakın ilişkiye girmesinden dolayı bir çok sözleşmeyi onaylaması gerekmiştir. Bu onay sürecinde gerekçe olarak temelde iki husus gösterilmektedir. Bunlar:[15]

·         Sözleşmelerin ulusal mevzuattaki karşılıları ile uyumlu bulunmaları yani aykırılık teşkil etmemeleri ve

·         Türkiye’nin uluslararası iş birliğine önem vermesi ve onayı ilgili sözleşmeyi evvelce kabul etmiş olan uluslararası kuruluşun üyesi olmasının doğurduğu bir yükümlülük olarak görmesidir.

Yukarıdaki tablodan da görülebileceği gibi ILO’nun onayladığı sözleşmeler aradan uzun zaman geçtikten sonra Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından onaylanabilmiştir. Örneğin 11 nolu sözleşme ILO onayının ardından 39 yıl sonra Türkiye’de onaylanabilmiştir. Bunun sebepleri arasında:

·         Mevzuat yetersizlikleri

·         Siyasi rejim değişiklikleri ve bu dönemde her on yılda bir olan askeri müdahaleler (Örneğin 1961-66 dönemi arasında gerçekleşen siyasi belirsizliklerden dolayı bu arada hiç sözleşme onaylanamamıştır)

·         AB gözetiminin olmaması veya yetersizliği

Gösterilebilir.

Bu dönemde sözleşmelerin onaylanabilmesi için mevzuatta değişiklikler yapılması gerekmiştir. Belirtilen değişiklikler yapılırken veya yeni kanunlar çıkartılırken ILO’nun kabul ettiği sözleşmelerden yararlanılmıştır. Çıkartılan kanunlardan bazıları aşağıda belirtilmiştir:[16]

·         1946 tarihli 4837 sayılı iş ve işçi bulma kurumu hakkında kanun çıkartılmıştır.

·         1946 yılında 4866 sayılı kanun ile 34 nolu sözleşmeyi kabul edilmiştir.

·         1946 yılında 4867 sayılı kanun ile 42 nolu sözleşme onaylanmıştır.

·         1947 tarih, 5018 sayılı “sendikalar ve sendika birlikleri” hakkında kanunun bazı hükümleri, 1951 tarihinde 98 nolu sözleşme onayından dolayı değiştirilmiştir

·         1949 yılında 5448 sayılı kanun ile 88 nolu sözleşme kabul edilmiştir.

·         1950 yılında 5690 sayılı kanun ile 81 nolu sözleşme onaylanmıştır.

·         1950 yılında 5543 sayılı kanun ile 2 nolu sözleşme onaylanmıştır.

·         1951 yılında 5835 sayılı kanun ile 96 nolu sözleşme kabul edilmiştir.

·         1959 yılında 7286 sayılı kanun ile yukarıda belirtilen 5018 sayılı kanuna bazı eklemeler yapılmıştır.

·         1960 yılında 162 sayılı kanun ile 105 nolu sözleşme kabul edilmiştir.

·         1959 yılında 7292 sayılı kanun ile 15 nolu sözleşme kabul edilmiştir.

·         1960 yılında 109 sayılı kanun ile 95 nolu sözleşme onaylanmıştır.

·         1961 Anayasası doğrultusunda hazırlanan 274 sayılı yasada özellikle 87 sayılı sözleşmeden yararlanılmıştır.

·         1966 yılında 811 sayılı yasa ile 111 nolu sözleşme onaylanmıştır.

·         1973 yılında 1769 sayılı kanun ile 26 sayılı sözleme onaylanmıştır.

1980’e kadar olan ilişkilere genel olarak bakıldığında ilişkilerin her iki taraf açısından da gelişmekte olduğu görülebilmektedir. Fakat en yoğun ilişkiler 1980 sonrası dönemde başlayacaktır.

1980’den günümüze kadar olan ilişkiler
1980’den sonra liberizasyon Türkiye içerisinde egemen olmaya başladığında, ILO ile olan ilişkiler de yeniden gözden geçirilmiştir. 12 Eylül’ün uluslararası ilke ve ölçüleri aykırı düzenlemeler ve uygulamalar yönünden kesin bir dönemeç oluşturduğu ve ülkemizin ILO denetim organları raporlarında sürekli biçimde eleştirildiği bir dönüm noktasını simgelediği açıktır.[17] Bu dönemde özellikle 1982 Anayasası ile bunu takip eden yıllarda çıkartılan 2821 ve 2822 sayılı kanunlar halen ILO tarafından eleştirilmektedir.[18] Bu ve geçmiş düzenlemelere yapılan eleştirilerden dolayı 1978, 1979, 1980, 1983 ve 1989 yıllarında Türkiye sendikacılık dilinde “kara liste” olarak anılan özel paragrafa alınmıştır.[19] Bir sonraki bölümde bahsedilecek bu eleştiriler özellikle ILO’nun 87 ve 98 sayılı sözleşmeleri etrafında yoğunlaşmaktadır.[20]

Özellikle AB baskıları ve yeni siyasi rejim bu dönemde yapılan denetimlere önem vermiş ve bu aralıkta bir çok sözleşme Türkiye tarafından onaylanmıştır. Bir önceki bölümde de belirtildiği gibi yukarıda belirtilen sözleşmelerin onaylanabilmesi için de kanun değişiklikleri yapılması gerekmiştir. Bunlara aşağıdaki örnekler verilebilir:[21]

·         1985 yılında 1475 sayılı kanun çıkartılmış ve 88 sayılı sözleşmeye atıfta bulunulmuştur.

·         ILO normlarına uyulabilmesi adına, 1988 yılında 3449 sayılı kanun ile 2821 sayılı kanunda değişiklik yapılmıştır

·         1988 yılında bu sefer de 3451 sayılı yasa ile 2822 sayılı kanunda değişiklik gerçekleştirilmiştir.

·         1989 yılında 2821 sayılı kanunda 3587 sayılı kanun ile değişiklik gerçekleştirilmiştir.

·         1989 yılında 3528 sayılı kanun ile 1475 sayılı yasanın 26. maddesine bir fıkra eklenmiştir.

·         1992 yılında 3848 sayılı kanun çıkartılmıştır.

·         1995 yılında 4101 sayılı kanun ile Sendikalar kanununda değişiklik yapılmıştır

·         1999 yılında 4447 sayılı yasa ile işsizlik sigortası yürürlüğe konmuştur.[22]

1980 sonrası dönemde özellikle geçtiğimiz on yılda ilişkilerde bir hızlanma görülmektedir. Bu dönemde ILO normlarının değerlendirilmesi konusunda bir çok çalışma yapılmış, bilim çevreleri tarafından makaleler yazılmış ve konu güncelliğini bu sayede hep sürdürmüştür.

Türkiye ILO ilişkilerine genel bakış
Yukarıda kronolojik olarak anlatılmaya çalışılan Türkiye ILO ilişkileri temelde beş ayrı ilişki şekli ile gerçekleşmektedir. Tüm dünyada da benzer duruların görüldüğü bu beş temel şekil aşağıda özetlenmeye çalışılmıştır:[23]

·         Yayılma etkisi ile etkilenme: ILO standartları sosyal değişim sürecinde, çağdaş bir toplum modelini öngörmektedir. Bundan dolayı, çağdaş bir toplum gibi yaşamayı arzulayan ülkeler ILO’nun ilkelerini zorunlu olmadığı koşullarda bile kabul edebilmektedirler. Bu nedenle ILO’nun tavsiye kararları da oldukça etkili olabilmektedir.

·         Temel norm olarak ele alma: ILO’nun aldığı kararlar yaygınlaşarak uluslar arası çalışma standartları haline gelmektedir. Bu standartlar ülkelerin faaliyetlerinde geri kalmamaları açısından da anlamlıdır. Böylece bir çok ülkede temel çalışma prensipleri olarak uygulanmaktadırlar.

·         Uygulamalarından yararlanma: ILO’nun diğer ülkeler ile ilgili aldığı kararlar, ILO’nun geçmiş deneyimlerinin toplumlar üzerindeki etkisi gibi hususlar Türkiye ve diğer gelişmekte oln devletlerin ilgisini çekebilmektedir.

·         Ulusal normları evrensel normlara yaklaştırma çabaları: ILO’nun kuruluş amacındaki temel ilkeler doğrultusunda evrensel ideallere ulaşabilmek için ulusal mevzuata da etki edebilecek ve ışık tutabilecek uluslar arası sözleşmelerden geniş ölçüde yararlanılabileceği düşünülmüştür.

·         Teknik ve eğitim iş birliğinin etkisi: ILO’nun teknik ve eğitim faaliyetleri özellikle az gelişmiş ülkelerin ekonomik ve toplumsal sorunlarını çözmeye yönelik olabilmektedir. Bu eğitimler Birleşmiş Milletler katkıları ile düzenlenebilmektedir.

ILO ile Türkiye’nin ilişkilerinin anlatılmaya çalışıldığı bu bölümde genellikle ILO normlarının geç uygulandığı veya uygulamakta direnç gösterildiği söylenebilir. Bu durumlar da ILO’nun eleştirileri ile sonuçlanmıştır. Bu eleştirilere de gelecek bölümde değinilmiştir.


[1] 1982 tarihli T.C. Anayasası, m.90.
[2] İŞKUR, “Uluslararası Çalışma Örgütü,”
< http://www.iskur.gov.tr/mydocu/mevzuat/ilo1.htm>
[3] Can Aktan WEB, “Uluslararası Çalışma Örgütü Tarafından Yayınlanan Ve İnsan Hakları Niteliğinde Kabul Edilen Başlıca Bildirgeler,”
< http://www.canaktan.org/hukuk/insan_haklari/organizasyonel-siniflama/ilo-belgeleri.htm >
[4] Sendika, mensuplarının yaşam koşullarını korumak ve geliştirmek amacıyla işçilerin kurdukları sürekli bir tür dernektir.
(Cahit Talas, Toplumsal Ekonomi, (Ankara: İmge, 1997), 232.)
[5] Pir Ali Kaya, Uluslararası Çalışma Normları ve Türk İş Hukuku Üzerine Etkileri, (Ankara: TÜHİS, 1999), 69.
[6] Kaya, 69.
[7] Dış İlişkiler ve Yurtdışı İşçi Hizmetleri Genel Müdürlüğü Bülteni, “Ülkemizin ILO İle İlişkileri” (Aralık 2003),
< http://www.calisma.gov.tr/birimler/yih/bulten/sayi2/bulten2.htm>
[8] Ana Britannica, Uluslararası Çalışma Örgütü, (İstanbul: Ana Yayıncılık,1990), 21.cilt, 390.
[9] Semih Serkant Aktuğ, “Türk hukukunda İş Güvencesi” (2003)
[10] Devlet İstatistik Enstitüsü, “Türkiye’de çocukların ve Kadınların Durumu,” (2000)
[11] Alpaslan Işıklı, İş Hukuku, (Ankara:İmaj, 1996),129.
[12] Işıklı, 129.
[13] Pir Ali Kaya, “2000’li yıllarda Türkiye’nin ILO Serüvenine Kısa Bir Bakış”
[14] Zaim, 3. Cilt, 536.
[15] Kaya, 70.
[16] Kaya, 69-120.
[17] Mesut GÜLMEZ, 12 Eylül’den Günümüze ILO Denetim Organları Önünde Türkiye, Mülkiyeler Birliği Yayını, Ankara, 1990, s. 247
[18] Işıklı, 161.
[19] Gülmez, 195.
[20] Işıklı, 162.
[21] Kaya, 69-120.
[22] Devlet Planlama Teşkilatı, “Uzun Vadeli Strateji ve Sekiz Yıllık Kalkınma Planı 2001-2005”
[23] Kaya, 79-94.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder