12 Kasım 2012 Pazartesi

Kalkınma Bankacılığı Kurulma Gereksinimleri

Kalkınma bankalarının kurulma gereksinimleri ise temelde aşağıdaki faktörler etrafında ortaya çıkmıştır:[1]
  • Uzun Vadeli Finansman Sağlayan Kurumların Olmayışı: 19. yüzyılın son dönemlerine kadar dünya ölçeğinde, büyük miktarlarda uzun vadeli kredi ihtiyacı doğmamıştır. 19. yüzyılın sonlarından itibaren ticaret hacminin genişlemesi ile sanayileşen ülkelerde fon ihtiyacı giderek artmıştır. Ancak bu süreçte, sanayileşen ülkelerin ekonomilerinde bu açığı giderecek derinlikte bir finansal yapının gelişmediği söylenebilir. Azgelişmiş ülkelerde ise en son II. Dünya Savaşı ile birlikte, ekonomik kalkınmanın ve sanayileşmenin ülke geneline yayılması ile gerçekleştirilebileceği artık yaygın bir kanı haline gelmiştir. Fakat bu ülkelerde sanayileşmenin önündeki en büyük engel, yatırımlar için gerekli olan fonların yetersizliğidir. Azgelişmiş ülkelerde uzun süreli yatırım ve işletme sermayesi fonlarına duyulan büyük gereksinim, mali piyasanın içinde önemli bir yeri dolduran kalkınma bankalarını ve bu kurumların kullandığı araçları ekonomilerin çok önemli organları haline getirmiştir.
  • Menkul Kıymetler Borsasının Olmayışı ve Kaynak Darlığı: Yerel sermaye piyasalarının sanayi sektörünü yeterince besleyemediği gelişmekte olan ülkelerde, özellikle uzun vadeli finansman eksikliği ciddi bir problem olarak göze çarpmaktadır. Uluslararası kısa vadeli sermaye hareketlerinin artmaya başladığı 1990’lar öncesinde hemen her gelişmekte olan ülkede kaynak sıkıntısı yaşanmakta ve bu durum sanayi sektörünün finansmanının önündeki en büyük engeli oluşturmaktaydı. Bu süreçte, birçok ülkede uzun vadeli kaynak darboğazı, kalkınma bankaları ve uluslararası kuruluşlar aracılığıyla çözülmüştür.
  • Bilim ve Teknolojinin Ekonomiye Aktarılmasında Kurumsal Açık: Azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin büyük bir bölümü, kalkınmanın hızlı ve daha verimli bir şekilde gerçekleşmesine olanak sağlayacak teknolojik birikimden yoksundurlar. Teorik olarak, gelişmekte olan ülkeler teknolojik gelişmeyi kolaylaştıran iki faktör olan yerel tasarruf ve döviz birikimine sahip değildirler. Bu nedenle gerek uygun makine ve teçhizat tedarikinde gerekse üretimde bilimsel yöntemlerin uygulanmasında kalkınma bankaları yatırımcılara yol göstermişlerdir.
  • Müteşebbis Desteğinin Eksikliği: Ekonomik açıdan geri kalmış birçok ülkede, potansiyeli olan yatırım alanları konusundaki araştırmalar yetersizdir. Yatırım niyetinde olan birçok kişinin, hangi alanda yatırım yapmanın daha kazançlı olacağı konusunda kesin bilgiye sahip olmaması nedeniyle yatırımdan vazgeçmesi, ekonomik kalkınmayı önleyici bir etki doğurmaktadır. Ayrıca, gelecek vaad etmeyen alanlara yatırım yapılarak kaynaklar israf edilmektedir. Kalkınma bankaları, proje finansmanı öncesinde uygun yatırım alanlarının araştırılması, projenin gerçekleştirilmesi aşamasında da teknik ve idari konularda yardım sağlayarak girişimciliğin ülke içinde yerleşmesinde önemli rol oynamaktadırlar.
  • Makroekonomik Olumsuzluklar: Enflasyon, istikrarsız büyüme ve ödemeler dengesi açığı gibi birçok makroekonomik sorun bulunan ülkelerde, sağlıklı yatırım ortamının oluşmaması ve sanayinin gelişmemesi, artık kalıcı bir özellik haline gelmiştir. Öyle ki artık birçok çalışmada, gelişmekte olan ülkelerde uzun vadeli finansman önündeki en büyük engelin makroekonomik etkenler olduğu belirtilmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde kalkınma süreci ile ilintili olarak veya dışsal şokların etkisiyle yaşanan enflasyon, büyüme, istihdam ve makroekonomik istikrarın önündeki en büyük engeldir. Enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde kalkınma bankaları, yatırımcı kesimin güvenini kazanmışsa, kârlı projelerin özsermayelerine ortak olarak ya da uzun vadeli kaynak kullandırarak bu dönemdeki verimli girişimleri destekler.


[1] Hüseyin Öztürk, “Kalkınma Bankacılığı ve Yatırım İlişkisi: Türkiye Örneğinde Bir Başarı Değerlendirmesi”,  Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi SBE, 2008, s.19-24.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder