18 Kasım 2012 Pazar

Sigortacılıkta Risk Yönetimi

Sigortacılıkta risk yönetimi denildiğinde olası riskleri en az yanılma payı ile tesbit ederek bu risklerin gerçekleşme oranlarını en aza indirme faaliyeti akla gelmektedir. Sigortalı ve sigortacıya en fazla faydayı sağlamak için yapılan bu faaliyetler için etkin bir risk yönetimi departmanına ihtiyaç bulunmaktadır.

Sigortacılıkta risk yönetimine değinmeden önce risklerin oluşumunu sağlayan bazı nedenlerin de ortaya konması gerekmektedir. Sigorta şirketlerinin maruz kalacağı risklerin nedenlerinin daha belirgin şekilde ortaya konması için hayat dışı sigorta işletmelerini örnek olarak alabiliriz. Bu risklerin ortaya çıkmasını sağlayacak unsurlar aşağıda belirtilmiştir:[1]
  • Uygun olmayan reasürans: Sigorta işletmeleri aldıkları bu riski başka işletmelere devretme ihtiyacı duyarlar. Böylece kendileri de tekrar sigorta (reassurance-reasürans) yaptırarak üzerlerindeki riski transfer ederler. Bu da risk yönetimi politikalarının bir parçasıdır. Söz konusu reasürans kavramını incelemeye devam ettiğimizde, güvence verilen rizikoların anlaşma yoluyla önceden belirlenmiş bir kısmını, prim karşılığında başka sigorta şirketlerine devredilmesi olduğunu görmekteyiz. Sigorta şirketleri güvence verdikleri rizikoların, önceden belirlenmiş bir kısmını da üzerlerinde tutarlar. Buna saklama payı (konservasyon) adı verilmektedir. Reasürans anlaşmalarına (trete), riskin bir bölümünü devreden şirkete sedan, devir alan şirkete ise reasürör denir. Reasürörün de kendisini sigortalama ihtiyacı duyarak devraldığı riskin bir bölümünü tekrar devretmesine ise retrosesyon denmektedir.[2] İşte belirtilen bu süreçte yanlış reasürans şirketi seçilmesi durumunda sigortalar transfer ettikleri riskler için talep ettikleri tazminatları alamayabilirler.
  • Hızlı büyüme: Sigorta işletmeleri üstlendikleri riskleri sürekli takip etmek zorundadırlar. Bu da risk yönetiminin bir sonucudur. Fakat mevcut varlıklarını ve almış oldujları risklerin dağılımını düşünmeden ve muhatapları olan reasürans şirketlerinin mevcut durumunu analiz etmeden yaşanan hızlı büyümeler olumsuz sonuçlanabilmektedirler.
  • Maliyet kontrol yetersizliği: Her işletmede olabilecek olan bu tür bir yetersizlik sigorta işletmelerini daha yakından etkileyebilmektedir. Çünkü maliyetlerinin önemli bir kısmı henüz oluşmamış tazminat talepleridir. Bu sebeple özellikle sektörde yeni olan işletmeleri etkileyen bu tür bir risk, sektörde eski olup da güvenilir maliyet politikaları ortaya koymamış sigorta işletmelerini de etkileyebilmektedir.
  • Sahtecilik: Sahtecilik sadece sigorta işletmelerinin değil tüm işletmelerin karşılaşabileceği sorunlardan biridir. Müşteriler tarafından yapılacak sahte bildirimlerden kaynaklanabilen bu tür vakalar sigorta şirketi yönetici, personeli veya yönetim kurulu üyeleri tarafından da gerçekleştirilebilmektedir. Bunların önlenmesi için hem iç hem de dış denetime ihtiyaç bulunmaktadır.
  • Underwriting yönetimi ve operasyonel risk yönetimi: Bir rizikonun hangi şartlarda ve hangi fiyat üzerinden kabul edileceğinin belirlenmesi sürecine underwriting denmektedir. Sigorta yaptırma talebi anlamına gelen teklifnamenin eksiksiz ve doğru olarak doldurulmasından sonra, teklifnamedeki bilgiler esas alınarak bir değerlendirme yapılır ve söz konusu riskin kabul edilip edilmeyeceği, edilecek ise hangi şartlar ve fiyat üzerinden sigorta yapılacağı belirlenir.[3] İşte bu süreçte yaşanan herhangi bir aksaklık sigortanın yanlış fiyatlanmasına, kabul edilmemesi gereken şartlar varsa bunların yanlışlıkla da olsa kabul edilmesine ve ilerleyen zamanlarda muhtemel zararlar oluşturmasına sebep olabilir. Operasyonel risk için ise evvelki bölümlerde operasyonel risk adı altında bahsedilen durumların oluşması sonucu söz konusu risk meydana gelebilecektir.
  • Tecrübesiz ve kapasitesiz yönetim: Evvelki bölümlerde yönetim riski altında bahsedilen durumların oluşması sonrasında meydana gelebilecek durumları gösteren bir risk çeşitidir.
  • Yetersiz provizyonlar: Bankacılıkta olduğu gibi sigortacılıkta da ileride oluşabilecek muhtemel durumların işletmenin devamlılığını etkilememesi açısından bazı ihtiyati karşılıklar ayrılmalıdır. Bunlara yeterince uymayan sigorta işletmeleri ciddi sorunlar ile karşılaşabileceklerdir.
  • Yetersiz prim gelirleri: Bilindiği gibi sigorta işletmelerinin temel gelir kaynağı prim ödemeleridir. Eğer sektörde rekabet oldukça fazla ise bazı sigorta işletmeleri vermemeleri gereken fiyatları müşterilerine önerebilmekte bu da mali yapılarını olumsuz etkileyebilmektedir.
Görüldüğü gibi sigorta işletmelerinin karşılaştığı bazı temel sorunlar ve riskler bulunmaktadır. Bunların iyi yönetilmemesi veya bertaraf edilememesi durumunda sonuçlar sigorta işletmeleri için pek de olumlu olmayacaktır.

Sigorta Murakebe Kanununda geçen bazı hükümler ile sigortacılıkta riskin azaltılması için geçerli bazı düzenlemelerin olduğunu ifade edebiliriz. Bu da risk yönetiminin söz konusu sektör için oldukça önemli olduğunu göstermektedir.

Söz konusu kanunda geçen:

“Bu Kanunun amacı, ülke sigortacılığının geliştirilmesini, güven içinde yürütülmesini, ....  düzenlemektedir.”[4]

Hükmü söz konusu kanunun sigortacılık faaliyetlerinin güven içinde devam etmesini sağlamak amacı güttüğünü göstermektedir. Bu da kanunun amaçlarından birinin sigortacılık sektörünü etkileyen olumsuzluklardan arındırılması veya risklerin en aza indirilmesi olduğu ortaya çıkmaktadır.

Bunun dışında,

“Sigortacılık faaliyetleri, hayat sigortaları ve hayat dışı sigortalar olmak üzere iki ana gruba ayrılır. Bakanlık, bu ana gruplara girecek sigorta branşlarını tespite ve değişen ihtiyaçlara göre yeni sigorta branşlarını tesise yetkilidir...
Sigorta şirketleri, hayat sigortaları ve hayat dışı sigortalar ana gruplarından sadece birinde faaliyet gösterebilirler.”
[5]

Hükmü ile sigorta şirketlerinin alması gereken riskler iki ana grupta toplanmıştır. Böylece bir sigorta şirketi her iki riski grubunu da bünyesinde bulundurması sonucu karşılaşabileceği riskleri bertaraf edebilecektir. Özellikle hayat sigortası sonrası ödenmesi gereken tutarların büyük oluşu oluşabilecek toplu bir tazminat talebinde (deprem, uçak kazası, sel vb.) sağlam sigorta şirketlerini bile zora sokabilecek ve böylece bu işletmeler yükümlülüklerini yerine getiremeyebilecektir. Fakat yukarıda belirtilen hükümde olduğu gibi yine bu tür riskler ile karşılaşılmakla beraber ayrı bir hayat sigorta şirketi kurulması durumunda diğer tip sigorta yaptıranlar korunmuş olabilecektir. Çünkü her iki tip sigortayı birlikte müşterilerine sunan sigorta işletmelerinin hayat sigortasından dolayı tazminatları ödeyemez duruma gelmesinden diğer tip sigorta yaptıranlar da zarar görebilecektir.

Risklerin azaltılmasına yönelik uygulamalardan biri olan teminat olgusu bankacılıkta olduğu gibi sigortacılıkta da geçerlidir. Bu da aşağıdaki hükümde açıkça gösterilmektedir:

“Sigorta şirketleri, sigorta sözleşmelerinden doğan taahhütlerine karşılık olmak üzere, sigorta primleri ile orantılı olarak teminat göstermek zorundadırlar. Hastalık ve ferdi kaza sigortaları ile diğer hayat dışı sigortalarda, her hesap dönemi sonu itibariyle Türkiye'de akdedilmiş sigortalardan fesih ve iptaller çıkarıldıktan sonra kalan prim tutarının %20'sinden çok olmamak üzere Müsteşarlıkça tesbit edilen oranda teminat tesis edilir. Müşteşarlık, hesap dönemine bağlı kalmaksızın yürürlükte bulunan sözleşme tutarları ile orantılı olarak teminat tesis edilmesini isteyebilir.”[6]

Yukarıdaki sigorta branşları haricinde mevcut olan diğer bir önemli sigorta da hayat sigortasıdır. Bununla ilgili olarak aşağıdaki hüküm gösterilmektedir:[7]

“Sigorta şirketlerinin hayat branşında göstereceği teminat, hayat sigortalarının safi primleri üzerinden ayrılan matematik karşılıkları toplamından hayat sözleşmeleri üzerine yapılmış ikrazların düşülmesinden sonra kalan tutar ile hayat muallak tazminat karşılıkları ve tahakkuk etmiş kâr payları ihtiyat toplamıdır. Müsteşarlık, hayat branşında gösterilecek teminatları kısmen veya tamamen kaldırmaya yetkilidir.
.........Yeni kurulan şirketler, teminat tesis dönemine kadar ödenmiş sermayelerinin %20'si oranında teminat tesis ederler.”

Yukarıdaki düzenlemelerin dışında sektördeki risklerin azaltılması için denetim mekanizması da kurulmuştur. Bununla ilgili hüküm aşağıda belirtilmektedir.[8]

“Sigorta ve reasürans şirketleri ile sigortacılık işlemi yapan veya sigortacılık alanında faaliyet gösteren gerçek ve tüzel kişiler, bu Kanun ve diğer kanunların sigortacılıkla ilgili hükümleri yönünden Sigorta Denetleme Kurulu'nun denetimine tabidir.”


[1] Niyazi Berk, Sigorta Şirketlerinde Mali Yeterlilik Ve Risk Yönetimi Türkiye’de ve AB’de Yeni Düzenlemeler Solvency-II Projesi, İstanbul TSRSB, 2005, s. 30-40
[2] Başarı Sigorta, Acente El Kitabı, İstanbul, 2006, s.14.
[4] 7397 Sayılı Sigorta Murakebe Kanunu, m.1.
[5]  7397 Sayılı Sigorta Murakebe Kanunu, m.7.
[6] 7397 Sayılı Sigorta Murakebe Kanunu, m.12.
[7] 7397 Sayılı Sigorta Murakebe Kanunu, m.12.
[8] 7397 Sayılı Sigorta Murakebe Kanunu, m.30.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder