18 Kasım 2012 Pazar

Sigortacılık Kavramının Dünyada ve Ülkemizde Tarihsel Gelişimi

Dünya'da sigortacılığa benzer ilk uygulamalara günümüzden yaklaşık 4.000 yıl önce Babil'de rastlanmaktadır. Babil'de, kervan tüccarlarına borç veren sermaye sahipleri, kervanların soyulması halinde tüccarların borçlarını silmekte, buna karşılık borcu tüccarlardan geri aldıkları zaman, taşıdıkları riskin karşılığı olarak ana borç miktarı üzerinden bir miktar para almaktaydılar. Bu olay daha sonra Kral Hammurabi tarafından yasallaştırılmıştır.

Daha sonraları Kartacalılar, Romalılar ve Yunanlılar arasında, geminin taşıdığı yük üzerinden borç verip, geminin limana varamaması riskini taşıyarak, taşıdığı bu risk için dönüşte ana para ile birlikte faiz alanlar bulunmaktaydı. Alınan faizlerin yüksekliği Kilise tarafından hoş görülmeyip, bir süre sonra da yasaklanmıştır.

Prim esaslı sigorta yaklaşık M.S. 1250 yıllarında Venedik, Pisa, Floransa ve Cenova şehirlerinde görülmüştür. 14. yüzyılda deniz ticaretinin en çok geliştiği İtalya'da sigortaya gereksinim duyulmuş ve deniz sigortası kavramı da ilk defa burada ortaya çıkmıştır. İlk sigorta poliçesi olarak kabul edilen sözleşme ise 1347 tarihinde imzalanmıştır. İlk sigorta şirketi de 1424 yılında Cenova kurulmuştur. Sigorta konusundaki ilk yasa ise 1435 yılında yayınlanan Barcelona Fermanı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Orta çağın sonlarına doğru sigortacılığın özellikle gemi ticaretinde karşımıza çıktığı ifade edilebilir. Bu dönemde yaygın olan ve ticaret yolları üzerinde bulunan korsanlardan dolayı sigortacılığın bu sektörde yayılması anlamlı karşılanabilecektir. Daha sonra kara sigortalarının doğmasına neden olay ise daha sonra, Londra'da 1666 yılında meydana gelen ve dört gün sürerek 13.000 ev ile 100 kilisenin kül olmasına yol açan büyük yangın olarak görülebilecektir.[1]

Modern sigortacılığın doğuşuna deniz, kara sigortacılığına yangın, kaza sigortacılığına tren kazaları ile ilişkin bireysel kazalar öncülük ederken, sanayinin gelişmesiyle yaşanan büyük teknik hasarlar, mühendislik sigortalarının gelişimine yol açmıştır. 20. yüzyılın başlarında sigorta şirketleri her türlü sigorta ihtiyacına cevap verebilecek şekilde örgütlenmelerini tamamlamış kuruluşlar olarak etkin hizmet verebilecek düzeye ulaşmışlardır.[2]

Ülkemizde bankacılık gibi sigortacılık da 19.yy a kadar yeteri kadar ilgi görememiştir. Özellikle 19.yy’ın ortalarına kadar halkın göreceği zararları karşılamak amacıyla bazı köylerde çeşitli sendikalar ve yardımlaşma kuruluşları kurulmuş olmasına rağmen bunların genel anlamda sigorta olduğunu ifade etmek zor görünmektedir.

Türklerin Orta Asya’da başlayan yaşamları, göçmen kültür nedeniyle mal mülk hatta can güvenliği olgularını ikinci planda bırakmış, sadece günü kurtarmak tek amaç olmuştur. Gerisi tanrının buyruğuna karşı çıkmak, ilahi kudrete inançsızlığın göstergesi olarak görülmüştür. Bazı önemli girişimler dışında sigorta fikrinin din açısından caiz olmadığı gerekçesiyle Osmanlı Devleti’nde de durum çok farklı olmamıştır.[3]

1872 yılında İngiliz sigorta şirketleri, açtıkları temsilciliklerle Türkiye’de ilk sigortacılık faaliyetlerini başlatmışlardır. 1878 yılında ise ilk Fransız şirketi faaliyetlerine başlamıştır. Bundan sonra Alman, İtalyan, İsviçre gibi yabancı ülkelerin sigorta şirketlerinin çalışmaları ile sigortacılık genişlemeye başlamış olmasına rağmen sigorta faaliyetini düzenleyen ve devlet denetimini öngören herhangi bir kanunun olmaması, bu kurumların tamamen denetimsiz bir biçimde çalışmasına ve anlaşmazlık durumunda da dava mercii olarak Londra mahkemelerini veya ilgili şirket merkezinin bulunduğu yerel mahkemelerini göstermelerine sebep olmuştur.[4]

Yabancı sigorta kuruluşları bu haksız uygulamalarına devam ederken, 1893 yılında Osmanlı Umum Sigorta Şirketi ilk yerli sigorta şirketi olarak çalışmaya başlamıştır. Bunu izleyen yıllarda sigortacılığın düzene sokulabilmesi için yabancı şirketler arasında birlikte hareket etme eğilimi belirmiştir.

1914 yılında çıkarılan kanunla yabancı şirketler teminat göstermeye ve vergi vermeye zorunlu tutulmuşlardır. Böylece sigortacılığın denetlenmesi ve hükümet denetimine alınması konusunda önemli bir adım atılmış olmuştur. Fakat bu çalışmalara ve gelişmelere rağmen özellikle ülkenin içinde bulunduğu kaos ortamı ve dış ülkelerin baskısı altında bulunması Cumhuriyetin ilanına kadar tümü yerli sermaye ve teknisyenlerle işletilen bir sigorta kuruluşu bulunmamasına ve bu sektörün gelişememesine sebep olmuştur.

Cumhuriyetin ilanı ve kapitülasyonların kaldırılması ile ülke rahat bir nefes almış ve her alanda olduğu gibi sigortacılıkta da önemli gelişmeler gözlenmiştir. Bunlar aşağıda belirtilmektedir:[5]
  • 1924 yılında Türkçe’yi kullanma zorunluluğu getiren yasa ile, poliçelerin İngilizce ve Fransızca düzenlenmesine son verilmiş ve aynı yıl Sigortacılar Kulübü kurulmuştur.
  • 1927 yılında Sigortacılığın ve Sigorta Şirketlerinin Teftiş ve Murakabesi hakkındaki kanun yürürlüğe girmiştir. Böylece sigorta işletmeleri denetim altına alınmıştır.
  • 1929 yılında Milli Reasürans T.A.Ş faaliyete geçmiştir. Bu tarihten itibaren Türkiye’ de reasürans tekeli başlamış ve ülkedeki yerli - yabancı bütün sigorta şirketleri topladıkları primlerin bir kısmını Milli Reasürans’a devretmeye zorunlu tutulmuşlardır.
  • 1932 yılı itibariyle Türkiye’de 37 sigorta şirketi faaliyet göstermekteydi. Bunun 29 tanesi yabancı 8 tanesi Türk sigorta şirketidir.[6]
  • Sigorta şirketleri 1939 yılında Ticaret Bakanlığı’na bağlanmıştır.
  • 7397 sayılı Sigorta Murakabe Kanunu ise 1959 yılında yürürlüğe girmiştir.
  • 1987 yılında yürürlüğe giren 3379 sayılı yasa ile 7397 sayılı yasada, yasal alandaki boşlukları doldurmak, sigorta şirketlerini mali yönden geliştirmek ve sigorta aracılarının durumunu yeniden düzenlemek amacıyla önemli ve köklü değişikler yapılmıştır.
  • 1 Mayıs 1990 tarihinden itibaren Kaza Sigortaları ( zorunlu sigortalar hariç ), Mühendislik Sigortaları ile Zirai Sigortalarda; 1 Ekim 1990 tarihinden itibaren de Yangın ve Nakliyat sigortalarında da Serbest Tarife Sistemine geçilmiştir.
  • Ocak 1995 tarihinden itibaren sigorta primlerinin tahsili sorununa çözüm getirilmesi amacıyla, primlerin acente cari hesapları üzerinden takibi sistemi yürürlükten kaldırılarak, poliçe bazında takip sistemi uygulamaya konulmuştur.
  • 2000 yılında, 1999 depremlerini takiben meskenler için zorunlu hale getirilmiş bulunan deprem sigortalarını yürütmek üzere tesis edilen "Doğal Afet Sigortaları Kurumu" (kısaca DASK) Pool'u tesis edilerek yönetimi beş yıllık bir süre ile bu konuda deneyimli Millî Reasürans T.A.Ş.ne verilmiştir.
  • 28 Mart 2001 tarihinde kabul edilen “Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu” ile kurulan bireysel emeklilik sistemi  27 Ekim 2003 yılında faaliyete geçmiştir.
Görüldüğü gibi ülkemizde sigortacılık yavaş da olsa tutarlı bir gelişim göstermektedir. Bankacılık gibi sigortacılığın da ülkemize oldukça geç girişi bu sektörün batılı ülkeler seviyesine yükselmesinde olumsuz etkisi olsa da günümüzde gelinen nokta oldukça olumludur.


[1] Başarı Sigorta, Acente El Kitabı, İstanbul, 2006, s.2-3.
[2] Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği, “Sigorta’nın Tarihi”, http://www.tsrsb.org.tr/tsrsb/Sigorta/Sigortanın+tarihi/  
[3] Perçem Başak Hızlı, “Sigorta Sektörünün Gelişimi, Ekonomik Büyüme Üzerindeki Etkisi ve Türkiye Uygulaması”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Çukurova Üniversitesi, 2007, s. 44.
[4] Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği, “Türkiye’de Sigortacılık”, http://www.tsrsb.org.tr/tsrsb/Sigorta/T%C3%BCrkiye+de+sigortac%C4%B1l%C4%B1k 
[5] Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği, a.g.e. 
[6] Hızlı, a.g.e., s.45.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder