8 Ocak 2013 Salı

Varlık Yönetim Şirketleri Hakkında Genel Bir Değerlendirme

Varlık yönetim şirketleri hakkındaki değerlendirmelere geçmeden önce sorunun asıl kaynaklarını anlamak amacıyla en başta kredi kavramına ve iyi bir kredinin özelliklerine bakılmalıdır. Bir çok şekilde tanımlanabilen ve özellikle bankacılık kanununda da detaylı tanımı bulunan kredinin basit anlamda bir miktar paranın veya banka itibarının belirli bir süre için ve mutlaka geri alınmak koşuluyla bir bedel karşılığında ödünç olarak verilmesi veya ödünç verilmiş bir varlığın geri ödenmesine kefil olunması anlamına geldiği görülmüştür.

Yukarıdaki tanımdan da anlaşılabileceği gibi bir kredi nakit veya gayrinakit olarak verilebilir. Fakat kredinin çok istisnai haller dışında (süresiz teminat mektupları gibi) mutlaka bir vadesi vardır ve borçlu bu kredinin geri dönüşünü sağlamalıdır. Geri dönüşü sağlanamayan veya nakit krediler için ödeme yapılmadan sürekli temdit edilen krediler bankalar için risk teşkil eden ve sorunlu hale gelmeye aday kredilerdendir.

Bankalar değerlendirme süreçlerinde gerek piyasanın durumuna gerekse de kredi kullanmaya aday firmanın özelliklerine göre krediyi verip vermemeye veya ne kadar vermeleri gerektiğine karar vermektedirler. İyi bir firmaya, uygun şartlarda, doğru teminatlar alınarak verilmiş olan bir kredi geri ödenmeme riski en az olan bir kredidir. Fakat iyi bir kredinin de riski sıfır olmayıp her zaman bir geri ödenmeme durumu söz konusudur. O sebeple bankalar kredi geri ödemelerini dikkatlice takip etmelidirler.

Bir kredi doğru şekilde verilmiş ve dikkatlice takip edilmiş de olsa ilerleyen zamanlarda çeşitli etkenler sebebiyle sorunlu hale gelebilmektedir. İşte bu noktada bankaya düşen sorunlu hale gelmeye aday bir kredi için diğer rakiplerinden önce davranıp kredinin geri dönüşünü sağlamasıdır. Fakat bazı durumlarda hiç bir banka alacağını tahsil edemeden kredi gecikmeye düşmüş ve donuk alacak haline gelmiş olabilir. İşte bu noktada söz konusu durum piyasanın geneline hakim bir durum olması halinde (herhangi bir yerel veya global finansal olumsuzluktan kaynaklanıyor, yerel bir afet yaşanmasından ileri gelebiliyor olabilir) hükümetler ilerleyen dönemlerde hem oy kaybına uğramamak hem de piyasayı rahatlatmak adına çeşitli önlem paketleri açıklayabilirler. Bunlar ekonomik paketler olabildiği gibi bazı durumlarda sadece bankacılık sektörünü ve dolayısı ile reel sektörü ilgilendiren Londra Yaklaşımı gibi rehabilitasyon planları da olabilir.

Dünyadaki en önemli örneği Londra yaklaşıımı olarak kabul edilen ve ülkemizde de İstanbul yaklaşımı olarak uygulanmış olan kredilerin yeniden yapılandırılması uygulaması donuk alacak haline gelmiş fakat kendilerine şans tanınırsa (vadeleri arttırılıp, fazileri azaltılırsa) standart nitelikteki kredi haline gelebilecek krediler için ortaya atılmıştı. Ülkemizde 2001 krizinden sonra uygulamaya konulmuş olan ve hem bankaların hem de işletmelerin bilançolarını düzeltmiş bu uygulamalar ile banka riski kendi üzerinde tutarak yeniden yapılandırma gerçekleştirmektedir. Bu uygulama kısa zaman için bankaların ve işletmelerin bilançolarını düzeltse de ilerleyen zamanlarda tekrar sıkıntıya düşecek olan firmaların kredilerini geri ödememesinden kaynaklanan başka sorunlara sebep olabilecek ve bankaları daha da işin içinden çıkılmaz sonuçlara götürebilecektir.

Yukarıda belirtilen uygulama her ne kadar yararlı bir uygulama olarak görünse de bankaların ilerleyen dönemler için sıkınıtılı firmalardaki risklerinin devam etmesi sebebiyle her zaman zarar riski ile karşı karşıya kalmaları sonucunu doğurması açısından bankaları ve hükümetleri başka uygulamaları kullanma konusunda zorlamıştır.

İşte bu noktada evvelce de güzel uygulamaları olan varlık yönetim şirketlerinin yeniden yapılandırma planları yararlı olabilecek gibi görünmektedir. Temelde hükümetler tarafından bankacılık sektöründeki kötü alacakların tasfiye edilmesi amacı ile kurulan ve bankalardaki bu tip alacakları değerlerinin altında satın alarak bankaları bir tür seküritizasyona teşvik eden daha sonra da bu alacakların peşine kendi düşen şirketler olarak bilinen bu varlık yönetim şirketleri satın aldıkları krediler için yapılandırma, başkasına satma, birleştirme, teminatları değerlendirme gibi bir çok faaliyeti içeren çalışmalar yapmışlardır.

Dünyada bir çok yerde (ABD, İsveç, Meksika, Tayland, Malezya, Güney Kore, Endonezya vb.) uygulamaları görünen ve benzer amaçlar ile kurulan varlık yönetim şirketleri bankaların rehabilitasyonunda önemli bir pay sahibi olmuşlardır. Bu şirketler bazı durumlarda ayrı bir tüzel kişilik olarak değil ülkenin mevduat sigorta kurumunun bir alt işlevi olarak faaliyetlerine devam etmiş, bazı durumlarda da bankacılık sektöründeki kredilerin yeniden yapılandırılmasından sorumlu kuruluşlar olarak ayrı bir tüzel kişilikte ortaya çıkmışlardır.

Bu kuruluşların ortak özelliği meydana gelen büyük bir finansal krizin hemen sonrasında kurulmuş olmalarıdır. Örneğin FDIC 1929 buhranından sonra 1933’te, Securum 1992 krizinden sonra 1993’te, FRA Asya krizinin ortaya çıktığı Mart 1997’nin ardından Ekim 1997’de kurulmuşlardır.

Bu kurumların ortak özelliği genel bir sıkıntıya düşmüş bankacılık sektörünü eski işlerliğine kavuşturmak için çabalamalarıdır. Temelde bilinen gerçeklere göre bankacılık sektörünün sıkıntıya düşmesi tüm ekonominin sıkıntıya düşmesi anlamına gelmektedir. 2001 krizinde bankalarımızın likidite sıkıntısı içinde olduğu günlerde bu açıkça görülmüştür.

Sonuç olarak, varlık yönetim şirketleri özellikle piyasaların resesyona girdiği, likidite bunalımlarının yaşandığı ve kredilerin geri dönüşlerinin sağlanamadığı zamanlarda bankacılık sektörünün aldığı yaraların sarılması anlamında oldukça yararlı kurumlardır. Bu kurumların ülkemizde de çalışabileceği düşünülmektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder