2 Ocak 2013 Çarşamba

Gümrük Birliği ve Dış Ticaret

Avrupa tarihine bakıldığında, ulus devletlerin ortaya çıkışıyla birlikte, bu devletlerin kendi vatandaşlarının refahını artırmak ve ülkenin ekonomik gücünü yükseltmek için kıyasıya bir çabaya giriştikleri görülmektedir. Bu çabanın en önemli boyutu mevcut pazarların elde tutulması ve yeni pazar arayışları olmuştur. Özellikle 17. yüzyıldan başlayarak sanayileşme dönemine giren büyük Avrupa devletleri üretim fazlalarını dış dünyaya satabilmek amacıyla bütün enerjilerini harcamış, en sonunda kanlı savaşlara girmişlerdir. Bu yüzyılda yaşanılan iki dünya savaşının gerisinde yatan en önemli faktörlerden birisinin ekonomik rekabet olduğu sıkça vurgulanmaktadır.

Dış ticaret ile ilgili olarak ekonomi düşünceleri tarihinde sayısız teoriye rastlamak mümkündür. Özellikle merkantilizm akımı dış ticarete verilen önemi en açık şekilde ortaya koymaktadır. Merkantilist akımın temelinde derin bir milliyetçilik yatmaktadır. Buna göre, bir milletin güçlü olması ve diğerlerinden geri kalmaması en büyük arzu olmuştur. Güçlü bir devlet, ekonomik varlığı ve yeteneği yüksek derecelere ulaşılmasını şart koşmaktadır. Devletin gücünün ölçülmesi ise o devletin elinde veya kontrolünde bulunan para ve servetle mümkündür. Bu akımın geliştiği dönemde (Orta çağın sonlarına doğru) servet olarak kıymetli madenler görülmekteydi. Kıymetli maden stokunu geliştirmek için ise, ya bu madenlere sahip olmak, ya da bu madenler yoksa diğer ülkelerden temin etmek gerekmekteydi. Bunun sağlanmasının normal koşullarda tek yolu dış ticarettir. Dış ödemeler dengesinde fazla verip, dışarıdan yurt içine daha geniş hacimde altın ver gümüş girmesini sağlamak zorunluluğu vardı. Bu durum ihracatın olabildiğince artırılmasını gerektirmekteydi. Dolayısıyla, doğal bir eğilim olarak, çeşitli dönemlerde ortaya çıkmış merkantilist düşüncelerin hepsinde, ihracatın iyi ve faydalı bir iş, buna karşılık ithalatın bu açıdan istenmeyen bir faaliyet olduğu düşüncesi ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, ihracatın artırılması için devletin elinden gelen her şeyi yapması düşüncesi merkantilist akımın diğer bir temel ilkesidir. Aynı zamanda, devlet yükte hafif, değerde fazla ürünlerin ihracatını teşvik etmelidir ki dışarıdan kaynak aktarımı en yüksek seviyesine ulaşabilsin. Bu açıdan bakıldığında, sanayileşme hareketleri üzerindeki merkantilist düşüncenin etkisi anlaşılabilmektedir. Böylelikle yükte hafif, değerde yüksek sanayi yatırımları için uygun fikirsel temeller oluşmuştur. Bu düşüncelerin günümüzdeki yansımalarını, ekonomik milliyetçilik, altının (yani dövizin) çoğalması(güçlü bir ekonomi ve devlet için), ihracatı teşvik, ithalatı kısıtlama çabaları(himaye), ücretleri sınırlama, ağır döviz kontrolü yapma, kliring(borç ödeme usulleri) anlaşmalarına başvurma, tam çalışmayı sağlama ve devletçilik olarak özetleyebiliriz.     

Ortaçağ sonlarından günümüze değin dünya ticaretindeki eğilimlere baktığımızda bu veya benzeri politikaların sıkça uygulamaya konulduğunu ve halen etkilerinin devam etmekte olduğunu görebilmekteyiz. Amaç dış ödemeler dengesinin en önemli kalemlerinden birisi olan ihracatı artırmak, ithalatı azaltmaktır. Dış ticaret fazlası verebilmek, en azından ihracatın ithalatı karşılayabilmesini sağlamaktır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra her ne kadar dünya ticaretinin serbestleştirilmesi yönünde uygulamalar ortaya konmuş ise de, dış ticaret ve genel ekonomik refah arasındaki ilişkinin fazlasıyla önemsenmesi nedeniyle, dış ticarete müdahaleler yapılabilmiştir. Hatta gelişmiş ülkeler GATT (General Agreement on Trade and Tariffs) Anlaşması’na imza koyarak dünya ticaretinin serbestleştirilmesi yönünde irade beyan etmiş olmalarına rağmen, daha sonra kendi tekstil sanayilerinin gelişmekte olan ülkeler tarafından tehdit edilmesiyle yeni bir kısıtlayıcı anlaşmanın imzalanmasına öncülük etmişlerdir. (Multifiber Agreement-Çok taraflı elyaf Anlaşması). Bu anlaşma ile dünya ticaretine yeni kısıtlamalar getirilmiştir.

Gümrük birlikleri bu açıdan oldukça önemli konumdadırlar. Çünkü ülkeler gümrük birliklerini kurarak(ekonomik güçlerini ve ticaret olanaklarının birleştirerek) daha fazla ticaret yapmayı ve bu sayede genel ekonomik refahlarını artırmayı hedeflemektedirler. O halde gümrük birliği teorisinde böylesi faydaların açığa çıkacağı düşüncesi bulunmaktadır. Ülkeler bekledikleri faydaya göre birliğe katılır veya katılmazlar.

Gümrük birlikleri esas olarak öncelikle dış ticareti etkileyen ekonomik bir birleşme hareketidir. Buradan başlayarak tüm ekonomik dengelerde bir değişim/dönüşüm  meydana getirirler. Ülkeler bir araya gelirler, kendi aralarındaki gümrük vergilerini, diğer tüm eş etkili vergileri ve ticareti sınırlayan her türlü teknik ve bürokratik engelleri ortadan kaldırırlar. Aynı zamanda üçüncü ülkelere karşı ortak bir gümrük tarifesi uygularlar. Bu anlamıyla birliğe taraf ülkeler ekonomik anlamda genel olarak tek bir ülkeymiş gibi davranırlar. Bu durumda birliğe taraf olan ülkelerin tümü tek bir pazar haline dönüşür ve üretim artar.

Gümrük birliğinin ortaya çıkardığı ekonomik etkiler statik ve dinamik etkiler olarak ikiye ayrılmaktadır. Statik etkiler, teknoloji ve ekonomik yapının sabit kalması varsayımı altında, üretim faktörlerinin yeniden dağılımı dolayısıyla ortaya çıkacak etkileri ifade eder. Fakat bilindiği gibi gümrük birliği sonucunda gümrük birliği sonucunda oluşan birleşik ve geniş bir piyasa, kaynak arzını, üretim yapısını ve teknolojiyi değiştiren etkiler de ortaya koyar. Bu etkiler kısa dönem içerisinde görülmeyebilir. Genelde orta ve uzun dönem sonrasında hissedilebilir. Bu tür etkilere ise gümrük birliğinin dinamik etkileri denilmektedir. Statik etkiler bir defalıktır. Dinamik etkiler ise devamlılık gösteren yani zamana bağlı olan etkilerdir.

1. Statik Etkiler

  • Dış ticaret hacmi genişler.
  • İthalat ve ihracat artar. (Trade creating effect)
  • Bölge içerisinde gümrüklerin ve sınırlamaların kaldırılması ve bölge dışına karşı ortak bir tarife ve dış ticaret politikasının uygulanması bölge içi ticareti, bölge dışı ticaret aleyhine genişletebilir. Gümrük birliklerinin bölge dışında kalan ülkelerle yapılan ticareti daraltmasına da “ticareti saptırıcı etki” (trade diversion effect) denir.
  • Gümrük tarifeleri ve diğer kısıtlamalar kaldırıldığında, birlik içerisindeki pahalı üretici durumundaki ülkeler, o malı yine birlik içerisinde bulunan fakat kendisinden daha ucuza üreten diğer bir ülkeden ithal eder. Böylece pahalı üretimin yerine ucuz üretim gelecek ve aynı zamanda ucuz üretici ülkedeki üretim hacmi artacaktır. Gümrük birliklerinin bu etkisine “üretim etkisi” (production effect) denir. Bu durum ucuz üretici ülke için refahı artırıcı niteliktedir.
  • Fiyatların düşmesi tüketim genişlemesine, dolayısıyla bölge içerisindeki dış ticaret hacminin artmasına neden olur. Bu etkiye de gümrük birliklerinin “tüketim etkisi” (consumption effect) denir.
 2. Dinamik Etkiler

  • Dış rekabet artar.
  • Ölçek ekonomileri oluşur.
  • Dışsal ekonomiler gelişir.
  • Teknolojik ilerleme sağlanır.
  • Yatırımlar teşvik edilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder