1 Ocak 2013 Salı

Tek Avrupa'ya Giden Yolda Önemli Bir Anlaşma: Maastricht Anlaşması

1957 yılında imzalanan Roma Anlaşması’ndan sonra Avrupa Ekonomik Topluluğu oluşturulmuş ve üye devletler için bu olay ekonomilerini birleştirmeye giden yolda bir başlangıç noktası olmuştur. Daha o zamanlarda aralarındaki sınırları kaldırarak tüm üye devletlerin tek bir pazar olmasını amaçlamışlar ve bu pazarın homojen olmasına önem vermişlerdir. Bunun yapılabilmesi için gerekli olan işgücünün, sermayenin ve malların serbest dolaşımı öncelikli hedef olarak belirlenmiştir.

 

Tek Avrupa Anlaşması

1980’lerin ortalarına gelene kadar Avrupa Birliği’ne giden yolda bir çok yapısal sorunlar ile karşılaşılmıştır. Fakat 1986 yılında Lüksemburg’da imzalanan Tek Avrupa Anlaşması ile görünüm değişmiş ve birliğin bütünleşmesi ve büyümesi konusunda ciddi çalışmalar başlatılmıştır. Hatta imzalanan Maastrich Anlaşması ise bu sürecin sonucudur denilebilir. Bu anlaşma ile oluşan yeni yapıda kararsızlığı önlemek ve hızlı karar almak için tüm üyelerin olurunu almak yerine o zaman topluluğa dahil olan 15 üye ülkenin büyük kısmının onayını almak yeterli hale getirilmiştir.
           

Maastricht Kriterleri

1989 yılında Madrid Zirvesi’nde komite, Delor’s Raporu’nu tanımıştır. Bu raporda; parasal birliğin ve yeni para biriminin tanıtımı üç aşamalı bir plan olarak ortaya konulmuş olup evvelce açıklanan Werner raporundan daha somut bir görüntü vermiştir. Az sonra değinilecek olan Maastricht Anlaşması da temelde bu rapor üzerine kurulmuştur.

10 Aralık 1991 tarihinde Maastricht’te düzenlenen zirvede topluluk, daha önce toplanmış olan hükümetlerarası konferanslar çerçevesinde varılan sonuçları temel alarak yeni bir Avrupa Toplulukları Antlaşması yapılmasına karar vermiştir. 7 Şubat 1992 tarihinde imzalanan ve Kasım 1993’te yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması ile Avrupa Topluluğu, Avrupa Birliği adını almıştır. AB’ni kuran Maastricht Antlaşması’yla Avrupa topluluklarına yeni boyutlar kazandırılmış ve yeni bir hukuksal yapı düzenlenmesi yapılmıştır.

Bu anlaşmada belirtilen dört kriter, parasal birliğin temelini oluşturmaktadır. Bunlar aşağıda belirtilmiştir:
·         Toplulukta fiyat istikrarı bakımından en iyi performansa sahip üç ülkenin yıllık enflasyon oranları ortalaması ile, bir üye ülkenin enflasyon oranı arasındaki fark % 1.5’u geçmemelidir.
·         Üye ülkelerin kamu açıklarının GSYİH’lerine oranı %3’ü geçmemelidir.
·         Üye devletlerin kamu borçlarının GSYİH’lerine oranı %60’ı geçmemelidir.
·         Üye ülkelerde uygulanan uzun vadeli faiz oranları, 12 aylık dönem itibarıyla, fiyat istikrarı bakımından en iyi performansa sahip 3 ülkenin faiz oranını % 2 den fazla aşmamalıdır.

Yukarıda anlatılan kriterler temel alındığında, parasal birliğin aşağıda belirtilen aşamalardan geçmesi öngörülmüştü:
·         Sermayenin; fiziksel, teknik ve vergisel engellemeler olmaksızın serbest dolaşımı,
·         Parasal birlik doğrultusunda yasal süreç ile mali ve ekonomik politikaların oluşturulması,
·         Avrupa Birliği üyesi devletlerin parasal birliğe dahil olmasının sağlanması.

İkinci maddede belirtilen aşama 1994 yılında başlamış ve Avrupa Para Enstitüsü’ne Avrupa Para Birimi’ni (ECU) oluşturma görevi verilmiştir. Bu süreçte tüm üye devletlerin merkez bankalarının bağımsızlıkları temin edilmiş ve devlet harcamalarının merkez bankaları tarafından karşılanmasının önü kapatılmıştır. 1995 yılında ise, Avrupa Konseyi ECU’ya Euro adını vermiştir.

1999 yılında başlayan son ve üçüncü aşamada, 11 üye devlet Avrupa Para Enstitüsü’nün koşullarını tanımış (Yunanistan sonraları adapte olabilmiştir) ve parasal birliğe katılmaya hak kazanmışlardır. Bu süreçte çalışmanın birinci bölümünde bahsedilen sebeplerden dolayı, İngiltere ve Danimarka bu birliğe dahil olmamış ve kendi para birimlerini kullanacaklarını açıklamışlardır. Birliğe dahil olan ülkeler de 2002 yılında ulusal para birimlerini Euro ile değiştirmişlerdir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder