31 Aralık 2012 Pazartesi

Euro Üzerine tartışmalar; Olumlu ve Olumsuz Özellikleri

Euro öncesi ortak para birimi tartışmalarına değinmekte yarar bulunmaktadır. Genellikle ortak para biriminin savunucuları, farklı para birimleri arasındaki alım satım işlemlerinde karşılaşılan maliyetleri göstermektedirler. Ayrıca, uluslararası ticaretteki belirsizliklerin azaldığı, böylece ticaretin hızla geliştiği ve ekonomik işbirliğinin arttığını savunmaktadırlar. Euro’yu savunanların bir diğer tezi de yeni ve güçlü bir para biriminin Amerikan Doları’na hem saygınlık hem de emisyon açısından meydan okuyabileceğini düşünmeleridir. Tabii, Avrupa Merkez Bankası’nın fiyat istikrarı konusunda izlediği tutarlı ve katı politikalar da bu hususu doğrulamaktadır. Aşağıda Euro’nun artı yönlerini açıklamaya çalışacağız:

EURO’NUN OLUMLU ÖZELLİKLERİ

Döviz Alım Satım Maliyetlerinin Ortadan Kaldırılması

Takas maliyetlerine göz attığımızda hem bireyler hem de kurumlar, çeşitli para birimleri arasında değişim yaparlarken bu maliyetler ile karşı karşıya kaldıkları görülmektedir. Anlaşılmaktadır ki, bu sadece uluslararası ticarette gerçekleşmemekte, bir turist bile çeşitli ülkeleri ziyaret ettiğinde buna benzer durumlar ile karşılaşabilmektedir. Örneğin Euro döneminden önce bir Alman turist parasını İtalyan Lireti’ne, Fransız Frankı’na ve Avusturya Şilini’ne değiştirmeye çalıştığında parasının belki de %50’sini kaybedebilmekteydi. Bu da tabii özellikle bankalar ile döviz bürolarının çok ciddi paralar kazanmalarına sebep olmaktaydı. Hatta sadece alım satım arasındaki farktan değil, bu işlemi yapanların aldığı yüksek komisyonlardan da haksız gelirler elde edilebilmekteydi. Tabii bunlara rağmen parasını başka para birimlerine değiştirmek isteyen insanlar döviz bürosu veya bankalara ulaşamayabilmekte veya ulaşsalar da açık bulamayabilmekteydiler.

İthalatçı ve ihracatçılar için de durum bundan farklı değildi. Tabii yapılan işlemler büyük montanlarda olduğu için yukarıda bireylerin yaşadığı belirtilen problemlere, talep edilen para biriminde yeterli emisyonun bulunmaması da eklenebilir. Takas maliyetleri ve bunların Avrupa bünyesindeki ekonomiye etkisi düşünüldüğünde, Euro’nun ekonomik etkinliğe olumlu katkı sağlayacağı söylenebilecektir.

Finansal Belirlilik 

İkinci önemli kazanım da ortak ve güçlü bir para birimi ile belirsizliğin önlenmesi ve istikrarın sağlanmasıdır. Özellikle ithalatçılar ve ihracatçılar açısından bakıldığında her zaman her iki taraf için de bir kur riski bulunmaktadır. Bunun sebebi her iki tarafın kullandığı farklı para birimleridir. Gerçi, Avrupa Para Sistemi elastik olmayan band mekanizması ile kurlar arası büyük dalgalanmaları önlemeye çalışsa da bu risk tamamıyla ortadan kaldırılamamaktaydı. Örneğin İtalya ile Almanya arasında yapılan bir ticarette, İtalyan ihracatçı ihraç ettiği malların bedelini Alman Markı olarak aldığında bu alım satım arasında geçen zaman dilimi içerisinde İtalyan Lireti’nin Alman Markı karşısında değer kazandığını düşündüğümüzde eline geçen Alman Markı ile daha az İtalyan Lireti alabilmekteydi. Böylece hiçbir zaman (hedge edilmemişse) beklenen bedel tahsil edilememekteydi. Fakat ortak para birimi ile bu risk ortadan kalkmaktadır.

Euro’nun Dolar’a Meydan Okuması

Üçüncü olarak Euro’nun bir çok gelişmiş devletin para biriminin katılımıyla oluşan bir sinerji ile Amerikan Doları’na bile meydan okuyabilecek bir duruma gelmesi, Euro’yu en önemli iki para biriminden biri yapmıştır. Bu sebeple Avrupa Parasal Birliği’ne dahil olan devletlerin de fiyat istikrarını sağlamaları daha kolay olmakta, bu aynı zamanda Euro para birimini kullanan üye ülkelerin de saygınlığını ve ticaret kabiliyetini arttırmaktadır. Ayrıca bireysel tasarruflar giderek Euro’ya dönmekte ve insanlar istikrar gördükleri bu para birimi sayesinde yatırımları ile borçlanmalarını Euro ile yapmaya başlamaktadırlar. Bu sadece bireyler ile değil kurumlar ve merkez bankaları için de geçerli hale gelmektedir. Ülkeler ani sıcak para çıkışlarına ve spekülatif ataklara karşı bu para birimini rezerv olarak kabul etmeye başlamışlardır.

Yukarıda bahsedilen etkiler toplandığında Euro’nun Alman ekonomisi üzerindeki olumlu yansımaları genellikle Alman ekonomisinin büyüklüğü ve yapısından ileri gelmektedir. Bilindiği gibi Alman ekonomisinin birliğin motoru gibi çalışmasının sebebi sadece bu ülkenin birlik üzerindeki politik etkileri değil bunun yanında birçok işletme devini barındırmasıdır. Almanya birliğin en önde gelen endüstrileşmiş ülkesi olup, dünyanın da ikinci büyük ticaret hacmine ve üçüncü büyük ekonomik performansa sahip devletidir.

EURO’NUN OLUMSUZ ÖZELLİKLERİ

Euro’ya geçişin karşısında duran ve ülke ekonomilerine yarar getireceği konusunda şüpheleri olan bir çok insan da bulunmaktadır. Bu insanların karşı çıktıkları unsurlar temel olarak; parasal kontrolün merkezileştirilmesi yolu ile ulusal para birimlerinin kullanıldığı dönemlere göre ekonomik bağımsızlığın sona ermesi, para birimleri takasından yarar sağlayanların bu gelirlerinin ortadan kalkması, parasal hedeflerin Avrupa Merkez Bankası tarafından belirlenmesi, ortak para biriminin getireceği maliyetler ve Maastricht Anlaşması ile diretilen diğer koşullar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ulusal Egemenlik

Bilindiği gibi yüzyıllardır kullanılan para birimleri; alışılagelmiş tasarımları, renkleri ve insanlara ifade ettikleri değerleri ile kulanılagelmişlerdir. Bu para birimleri aynı zamanda devletlerin egemenliğinin birer sembolü olmuş ve o ülkeye ait anıt, tarihsel olaylar, önemli şahsiyetler gibi değerleri tüm dünyaya ilan birer araç olarak kullanılmışlardır. Avrupa Parasal Birliği’ne üye olmakla bu paralar bir daha kullanılamayacaktır. Bu da özellikle milliyetçi insanlar tarafından hoş karşılanmamaktadır.

Bunun yanında,  para basımı ve bunun kontrolü de ulusal boyuttan uluslararası boyuta taşınmaktadır. Euro’nun değeri, Euro bazlı faiz oranları ve para arzı bundan böyle Avrupa Merkez Bankası tarafından belirlenecektir. Bu da ulusal bazda çalışan merkez bankalarının etkinliğinin yok olması anlamına gelmektedir. Ayrıca, döviz kuru politikalarının da merkezileştirilmesi ulusal bazda ayarlanan uluslararası ticareti olumsuz etkileyecektir. Çünkü ülkeler mevcut durumlarına göre serbest hareket edemeyeceklerdir.

Avrupa Merkez Bankası

Avrupa Merkez Bankası bazlı etkilere geçmeden önce bu bankadan bahsetmek gerekmektedir. Buna göre, Avrupa Merkez Bankası Euro alanı içinde bulunan ülkelerin para politikasını yönetmekle yükümlü olan dünyanın en önemli merkez bankalarından biridir. 1 Haziran 1998 tarihinde Almanya’nın Frankfurt kentinde kurulmuştur.

Yukarıdaki açıklamadan sonra bu banka hakkında ortaya atılan eleştirilere değinmek gerekmektedir. Öncelikle bankanın halk tarafından seçilen değil devletler tarafından atanan bürokratlarla yönetilmesi bu eleştirilerin temelini oluşturmaktadır. Konuya daha geniş bir perspektif ile baktığımızda bunun aslında bütün ülkeler için de geçerli olduğunu ifade edebiliriz. Çünkü son zamanlarda yaygınlaşan merkez bankalarının bağımsızlığı kavramı ile halk tarafından seçilenlerin atama ile merkez bankasında çalışmaya başlayanlara karşı herhangi bir yaptırım yetkisinin bulunmaması çözülemeyen bir paradox olarak karşımızda durmaktadır.

Buraya kadar değinilenlerin ötesinde Avrupa Merkez Bankasının kurulmasında temel amacın bir çok yerel merkez bankası gibi fiyat istikrarının korunması olduğunu görmekteyiz. Fakat bunun yanında başka görevleri de olan Avrupa Merkez Bankası için temel görev fiyat istikrarının sağlanması için anti enflasyon programları doğrultusunda enflasyon hedefini 0 - %2 bandında tutmayı hedeflemektir. Bu aşamada kendisine yöneltilen eleştirilerin temelinde yer alan diğer görevlerine ilgi göstermemesi hususu da oldukça ciddi görünmektedir.

Ortak Para Politikası

Tüm parasal birliklerde olduğu gibi Avrupa Parasal Birliği’nde de en önemli sorunlardan bir tanesinin üye devletler arasında oluşmuş olan farklılıkların düzenli ve olumlu politikaların üretilmesine engel olmasıdır.

Bilindiği gibi, ekonomiyi dengelemek amacıyla kullanılan parasal araçlar ulusal ekonomilerin elinden alınmıştır. Maastricht Kriterleri doğrultusunda yapılan bu düzenleme üye ülkelerin sadece mali araçlar ile ulusal ekonomilerini dengelemesine izin vermektedir. Fakat tahmin edilebileceği gibi bu yeterli bir araç olmamakta, üye ülkeler özellikle cari açık, enflasyon, kamu borcu gibi bir çok alanda elleri başlanmış durumdadır.

Ayrıca, yukarıdaki paragrafın hemen başında belirttiğimiz gibi her ekonomi bir diğerinden farklı bir görünüme sahiptir. Avrupa Parasal Birliği’nin ilk zamanlarındaki İskoç ve Alman ekonomilerinin durumu buna güzel bir örnek olarak gösterilebilir. O zamanları hatırladığımızda, İskoç ekonomisinin kısa zamanda gösterdiği yüksek büyüme rakamları nedeniyle bu ekonomide faiz oranlarının arttırılması, para arzının azaltılması ve talebin dizginlenmesi amaçlanabilecekken, Alman ekonomisinin durgunluk içinde oluşu buna bağlı olarak işsizliğin katlanılabilir seviyelerin üzerine çıkması nedeniyle, faiz oranlarını azaltma, böylece para arzını fazlalaştırma ve talebi arttırma yönünde bir politika izlemesi olası görülebilecekti. Fakat her iki ülke ekonomisi de ellerinden alınmış olan dengeleyeci araçlar sebebiyle sadece etkisi sınırlı mali araçlar ile bunları çözmeye çalışmışlardır. Görüldüğü gibi Avrupa Merkez Bankası’nın politikaları her iki devlet için de önemli olsa da nasıl bir politika izlenirse izlensin her iki ülkeden en az biri bu durumdan rahatsız olacaktır.

Belirtilen bu noktalar yanında Maastricht Anlaşması’nın başka olumsuz yönleri de bulunmaktadır. Örneğin, bu kriterlere zayıf performansı nedeniyle uyamayan ülkelere yaptırımlar gelebilmektedir. Bu ülkeler cezalandırılabilmekte ve zaten durumları parlak olmayan bu ülkelerin ekonomileri daha da kötüye gidebilmektedir.

Euro’nun Zayıf Yönlerine Genel Bir Bakış

Bu aşamaya kadar Avrupa Parasal Birliği’nin ve tabii ki ortak para birimi olan Euro’nun zayıf yönlerinin ortaya konulmasına çalışılmıştır. Görüldüğü gibi ülkelerin ulusal egemenliklerinin parasal ve mali politikalarda azaldığı, bir sembol olan para birimlerinin kullanılamadığı, Avrupa Merkez Bankası’na atananların seçilmişlerin üzerinde hareket ettiği, bunun da demokrasi konusunda bir paradox yarattığı,  üye devletlerin kendi iç durumlarına yönelik politikalar izleyemedikleri ve bu gibi nedenler ile birçok karşıt görüş bulunduğunu öğrenmiş olduk.

Bu eleştirileri genel anlamda düşündüğümüzde, bir parasal birlik söz konusu olmasa bile ülke ekonomilerinin özellikle küreselleşmenin etkisi altında tam anlamıyla egemen olduklarından, kendi ekonomilerini kendilerinin yönettiğinden bahsetmek doğru olmayacaktır.

Örnek olarak herhangi bir parasal birliğe dahil olmamış Türkiye’de yurtdışından gelen ve yine yurtdışına kaçma imkanı olan sıcak para bir anlamda ekonomik görünümü önemli oranda etkilemektedir. TCMB ve hükümetin, ne tedbir alırlarsa alsınlar, bu tipte bir harekete mani olmaları oldukça güç görünmektedir. Hatta son 10 yılda yaşanan global krizlere baktığımızda bunların aslında temel olarak bazı gelişmekte olan veya gelişmiş ülkelerde meydana geldikten sonra tüm dünyaya yayıldıkları ve ne yerel merkez bankalarının ne de bu tip krizlerin yayıldığı ülkelerin merkez bankalarının aldığı tedbirlerin yeterli olduğu görülmüştür. 

Buradan anlaşılmaktadır ki, aslında bir parasal birliğin içinde bulunan ve elleri kolları bağlı olan yerel merkez bankalarının durumu az önce anlatılan ülkelerin merkez bankalarından çok da farklı değildir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder