30 Aralık 2012 Pazar

Asya Kaplanlarının Gelişimi ve Asya Krizine Bir Bakış

İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve birçok Avrupa ülkesinin içinde bulunduğu  zengin ülkelerin tamamına yakını endüstrileşme atılımını 18. yüzyılın sonlarında ya da 19. yüzyılın başlarında gerçekleştirmişlerdir (Japonya buna dahildir). Geride kalan Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinin çoğu kalkınma hamlelerine ancak II. Dünya Savaşı’ndan sonra başlayabilmişlerdir. Bu grup içinde, çarpıcı ataklarıyla inanılmaz büyüme oranları yakalayan ve “Asya Kaplanları” olarak nitelendirilen ülkeler ise Asya mucizesine imza atmışlardır. Japonya’nın liderliğinde Güney Kore, Tayvan, Singapur, Hong-Kong başta olmak üzere Endonezya, Filipinler, Malezya geçtiğimiz kırk yılda dünyada meydana gelen en çarpıcı ekonomik kalkınma mucizesinin mimarlarıdır.[1] Bu çarpıcı büyüme rakamları aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Asya Ülkeleri Büyüme Hızları (%)
(Kaynak: IMF, World Economic Outlook, USA, IMF, 1997, s. 49.)

Bu refah ortamı içerisinde Japon şirketleri hızla büyüyor, bankalarda biriken paralar iyi değerlendiriliyordu. İç piyasanın ve dış pazarların doygunluğa ulaşması bankalarda biriken fonların nasıl değerlendirileceği sorusunu beraberinde getirmişti. Paralar önce hisse senedi ve gayrimenkul piyasasına aktarılmış, borsa ve emlakta fiyatlar şiştikçe getiri de düşmüştü. Bu arada Japon bankaları diğer Asya ülkelerini de keşfetmiş ve bunlara yeterli değerlendirme yapılmadan krediler vermişlerdi.[2]

Yukarıdakilerin yanında, başta Tayland olmak üzere, bölgedeki pek çok ülkede meydana gelen büyük dış açıklar, emlak-menkul kıymet piyasalarında kendini gösteren ekonominin aşırı ısınmasının giderilmesinde yaşanan başarısızlıklar, finans sektöründe ve reel sektörde dışarıdan borçlanmayı ve aşırı düzeyde kur riski taşıyan pozisyon tutmayı daha cazip hale getiren sabit kur rejiminin uzun süre devam ettirilmesi krizin yaklaştığının birer habercisiydi.[3] Ayrıca 1996 yılında Bankgkok Ticaret Bankası’nın iflası ile çevre ülkelerdeki bankacılık istikrarı bozulmuş oluyordu.[4]  Fakat bunlar için önlem almak yerine yeterince sağlıklı olmayan politikalar ile gün kurtarılmaya çalışılmıştı.

Tüm bu gelişmelerin akabinde 1997 yılının Temmuz ayında Tayland Bahtı’nın dalgalanmaya bırakılıp devalüe edilmesi ile Tayland’da ortaya çıkan ve kısa sürede diğer Asya ülkelerine de sıçrayan Asya Krizi meydana gelmiştir. Bu açıklamadan da anlaşılabileceği gibi bu kriz özünde finansal kriz niteliği taşımaktadır.[5] Ancak Güney Asya krizinin 1970 ve 1980'lerde yaşananlardan farkı, bu krizin kamu sektöründe değil özel sektörde ortaya çıkmış olmasıdır. Kamu sektöründeki krizlerin çözümleri IMF ve Dünya Bankası tarafından desteklenen programlar ve hükümetlerin uluslararası kuruluşlar ve ticari bankalardan sağladığı borçlanmaların bir araya gelmesiyle çözülebiliyordu. Bu nedenle yaşanan bu özel sektör kaynaklı kriz daha karmaşık, anlaşılması daha zor ve çözümü daha uzun vadeyi içeren bir nitelik taşımaktaydı.[6]

1997 Asya krizini yaratan ve bu ülkelerin yabancı para pozisyon açıklarının büyümesine sebep olan gelişmelerden birisi de yukarıda belirtildiği gibi 1990’lı yıllarda Asya ülkelerine özellikle yabancı ticari bankalardan büyük miktarda kredi kullandırılmış olmasıdır. Yabancı bankalar tarafından açılan kredilerin önemli bir kısmı kısa vadeli kredilerden oluşmaktaydı. Asya ülkeleri için 1990 yılında bir yıldan daha uzun vadeli yabancı banka kredilerinin toplam krediler içerisindeki payı % 38 iken, 1997 yılında % 30’a gerilemiştir. Uluslararası ticari bankalarından beş Asya ülkesine (Endonezya, Kore Malezya, Filipinler ve Tayland) 1990 yılında yaklaşık 150 milyar dolar kredi kullandırılırken, krizin başlangıç yılı olan 1997 yılında yaklaşık olarak 390 milyar dolarlık kredi kullandırılmış durumdaydı. Kısa vadeli olarak ülkeye giren bu sermayenin bankalar tarafından yerel para cinsinden ve katma değer yaratmayan sektörlere kredi olarak kullandırılması ve kredilerin geri dönmemesi krizin büyümesinde etkili olmuştur.[7]

Güneydoğu Asya ülkelerinin gelişmişlik düzeyleri ve sorunları çeşitli yönlerden farklılık göstermesi nedeniyle krizin nedenlerini açıklamak için bölgedeki ülkelerin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Fakat genel bir değerlendirme yapılırsa aşağıdaki nedenlerin bu sonucu yarattığı görülebilecektir:[8]
·         Değerli Para Birimi: Dış tasarrufları ülkelerine çekmek için bölge ekonomileri para birimlerini dolara endekslemişlerdir. Bu sabit kur uygulamaları, doların bütün güçlü para birimlerine karşı güçlenmesi nedeniyle bu ülkelerin para birimlerinin de değerlenmesi sonucunu vermiş ve bunun sonucunda ihracatlarının pahalı hale gelmesine, rekabet güçlerini kaybetmelerine ve cari açık vermeye başlamalarına yol açmıştır (Tayland, Endonezya, Malezya ve Filipinler). Krizin başladığı 1997 yılının Temmuz ayında dalgalanmaya bırakılan Tayland Bahtı’nın %15 devalüe olması[9], paranın ne kadar değerlendiğini de göstermektedir.
·         Bölge ekonomileri arasındaki bütünleşme: Bölge ülkelerinin Japonya ağırlıklı dış sermaye yatırımları nedeniyle yoğun bir ekonomik bütünleşme süreci içinde bulunmaları, dış ticaretlerindeki karşılıklı bağımlılığının süratle artması sonucunda bir ülkede meydana gelen olumsuz gelişmenin, diğer ülkeleri de kolayca etkilemesi mümkün olmuştur.
·         Bankacılık sektöründeki sorunlar: Bölgedeki finans kuruluşlarının, özellikle bankaların önemli ölçüde devlet desteğine dayanmaları, devlet müdahalesiyle kredileri yönlendirmeleri; bazı sektörlerde fazla üretim kapasitesi yaratılmasına ve bazı verimsiz yatırımlara yol açmıştır. Ayrıca bu dönemde borçları öz kaynaklarının 5-6 katına ulaşan Asya şirketleri ekonominin de durgunluğa girmesi üzerine iflas etmeye başlamışlar ve bunun akabinde geri ödenmeyen kredilerde artışlar yaşanmıştır.[10] Bunun dışında ayrıca denetim mekanizmasının yeterince işletilememesi de sıkıntılar doğurmuştur.[11]
·         Yolsuzlukların yaygınlaşması: Bürokrat, politikacı ve müteşebbisin ortak çalışma isteğinden dolayı yolsuzluklar artmış, bu da bazı yatırımları verimsiz hatta ölü alanlara yöneltmiştir.
·         Siyasi rejimlerdeki sorunlar: Bu ülkelerdeki siyasi rejimlerin demokratik olmaması ile basınlarının güdümlü niteliğinin yolsuzlukların yapılmasına ve ekonomide şeffaflığın gelişmesine engel olması olumsuzlukların artışında etkin olmuştur.
·         Regülasyonların fazla oluşu: Aşırı devlet müdahalesi piyasa güçlerinin etki göstermesini engellemektedir.

Bu sebeple krizin aşılması amacıyla mali sistemin yeniden yapılandırılması gereği ortaya çıkmıştır. Krizin başlangıç sürecinde Tayland, Endonezya ve G.Kore, IMF ile öngörülen reform paketi çerçevesinde, stand by düzenlemesi hususunda mutabakata varmışlardır. Bunun sonucunda IMF; ABD, AB, Japonya ve Avustralya gibi ülkelerin, Dünya Bankası, Asya Kalkınma Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarının mali desteğiyle, G.Kore’ye 57 Milyar-ABD doları, Tayland’a 17,2 Milyar-ABD doları, Endonezya’ya da 23 Milyar-ABD doları düzeyinde bir kredi taahhüdünde bulunmuştur. Filipinler ile IMF arasında kriz öncesinde yürürlükte bulunan anlaşma devam etmiştir. Bu arada krizden etkilenen Malezya, IMF’e başvuruda bulunmamıştır.[12] Daha sonraları, IMF tarafından önerilen çeşitli mali sektör reformları doğrultusunda: [13]
·         Bankacılık sektörü denetim altına alınmış,
·         Bazı bankalar kamu kaynaklarından yüksek maliyetle sermaye desteği sağlanarak ancak bu şekilde hızlı bir şekilde kurtarılmış,
·         Bazı bankalar yeniden yapılandırma amacıyla geçici olarak devlet kurumlarına devredilmiş,
·         Bazı bankalara düşük maliyetle likidite aktarılması yoluyla durumları düzeltilerek satışa çıkarılmış,
·         Kurtarılması olası görülmeyen bankalar tasfiye edilerek aktifleri açık artırma ile satılmış,
·         Zor durumdaki bazı bankaların problemli kredileri devralınarak banka birleşmeleri teşvik edilmiş,
·         Zor durumdaki bazı bankalara sermaye girişi sağlayabilmek amacıyla yabancı sermaye üzerindeki sınırlamalar azaltılmış,
·         İflas Kanunlarında yenilikler yapılmıştır.

Yapılan bu düzenlemeler ile mali sistem iyileştirilmeye çalışılmış fakat bu iyileşme süreci oldukça uzun bir süre almıştır. Hatta bu ülkelerden bir kısmı halen eski performanslarına ulaşmaya gayret etmektedirler.


[1] DTM, “Güneydoğu Asya Krizinin Türkiye Ve Dünya'da Etkileri”, http://www.foreigntrade.gov.tr/DUNYA/kriz/blm1.htm 
[2] Vedat Akman, Modern Dünyadaki En Büyük Ekonomik Kriz, İstanbul, Rota, 1998, s. 21.
[3] Alper Toközlü, Ebru Arısoy, “Doğu Asya Mucizesinin Sonu”, http://www.dtm.gov.tr/ead/DTDERGI/mart98/dmuciso.htm,
[4] İlker Parasız, Modern Bankacılık Teori ve Uygulama, İstanbul, Beta, 2000, s. 242.
[5] Burçak Tülay, Pelin Ataman Erdönmez, Küresel Krizlere Yeni Yaklaşımlar, İstanbul, TBB, 1999, s. 4.
[6] Gazi Erçel, “Güney Asya’da Yaşanan Krizden Alınacak Dersler”, http://www.tcmb.gov.tr/yeni/evds/konusma/tur/1998/k10.html,
[7] Cafer Kaplan, Bankacılık Sektörünün Yabancı Para Pozisyon Açığı: Türkiye Örneği, Ankara, TCMB, 2002, s. 5.
[8] Tokyo Ticaret Müşavirliği, “Asya Krizi”,http://www.dtm.gov.tr/ead/DTDERGI/mart98/asyatok.htm,
[9] Xinshen Diao, Wenli Li, Erinc Yeldan, “Challenges And Choices In Post-Crisis East-Asia: Simulations of Investment Policy Reform in an Intertemporal, Global Model”,http://www.bilkent.edu.tr/%7Eyeldane/98_16.pdf,
[10] Akman, a.g.e., s. 22.
[11] Toközlü, Arısoy, a.g.e.,
[12] DTM, “II. Kriz Sonrası Gelişmeler, IMF Reform Programı, Yapısal Değişiklikler”, http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/DTDERGI/Mart98/yapi.htm,
[13] Tülay, Erdönmez, a.g.e., s. 4.

2 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. Yazınızın anlaşılırlığı için teşekkür ederim ...

    YanıtlaSil