15 Ekim 2012 Pazartesi

Basel II ve Sermaye'nin Bankalar için Önemi

Bilindiği gibi tüm ülkelerde bankacılık sektörü, diğer sektörlerde faaliyet gösteren şirketlere kıyasla, kamu otoritesi tarafından daha ayrıntılı hukuki düzenlemelere tabi tutulmakta ve denetlenmektedir. Kamu otoritelerince yapılan bu düzenlemelerin önemli bir kısmını, bankaların sermaye ve öz kaynakları ile ilgili tanımlamalar ve sınırlamalar oluşturmaktadır. Mali otoriteler, bankaların bünyelerinde asgari bir sermaye bulundurmalarını istemekte, bankaların faaliyetleri öz kaynaklarının büyüklüğüne bağlı olarak sınırlandırılmaktadır. Bunların en önemlisi, bankaların aktifleri ile öz kaynakları arasında orantı kuran genel risk sınırıdır. Bu yaklaşımın arkasında, bankaların mali sağlamlık oranlarının güçlü olması ve böylece banka iflaslarının önüne geçilerek mali piyasalarda istikrarsızlık yaşanmaması fikri yatmaktadır. İşte bu fikir, Basel sermaye yeterliliği düzenlemelerinin temel dayanağını oluşturmaktadır.

Bankaların yüksek miktarda sermaye bulundurmalarının, kamu düzenleyici ve denetleyici otoritelerinin bankalar için asgari sermaye yeterliliği öngörmesinin ve asgari sermaye yeterliliği standartlarının uluslararası bir nitelik kazanmasının ardında bazı nedenler bulunmaktadır. Bunlara kısaca aşağıda değinilmiştir:
  • Bankacılıkta sermayenin en önemli gördüğü işlev, üstlenilen risklerden kaynaklanabilecek muhtemel veya çok yüksek miktarlı beklenmeyen zararların karşılanmasıdır. Sermayenin sadece yüksek montanlı beklenmeyen zararları karşılaması yeterli değildir. Bu türden zararlar gerçekleştiğinde kalan sermayenin bankanın faaliyetlerine yeterli kapasite ile devam etmesine imkan verecek düzeyde olması gerekir. Bu sebeple bankaların kredi verirken ilerleyen dönemlerdeki faaliyetlerini herhangi bir sekteye uğramadan devam ettirebilmeleri için yeterli sermayeye ihtiyaçları bulunmaktadır.
  • Banka sermayesi, yönetimin önceden beklemediği kısa ve orta dönemli zararları absorbe eden, bankanın tercihen zararsız olarak faaliyetlerine devam etmesini sağlayan ve en azından bir bankanın faaliyetlerini yeniden kurabileceği bir zaman tanıyan bir güvenlik marjı olma fonksiyonuna da sahiptir. Sermayenin yeterli düzeyde olması, mevduat sahiplerinin haklarını güvence altına almaktadır. Zararları karşılama işlevi yönünden banka sermayesinin büyüklüğü önem taşımakla beraber, salt sermaye büyüklüğü bankaların hukuki varlığını sürdürmesi için yeterli değildir. Ülke ekonomisinin sarsıntı geçirdiği dönemlerde yeterince sermayeye sahip olmaları bankaların güç duruma düşmesini engelleyememektedir.[1]
  • Sermayenin bir başka fonksiyonu da, banka için fon kaynağı olmasıdır. Bankadan borç alınmak istenen fonlarla, bankanın borç olarak verebileceği fonlar arasındaki farkın kapatılmasında banka sermayesi önemli bir rol oynamaktadır. Sermayenin fon kaynağı olma işlevi özellikle sıkı para politikası uygulanan dönemlerde önem kazanır. Sıkı para politikasının izlendiği dönemlerde yabancı kaynak/sermaye oranı büyük olan bankalar, merkez bankasından yeterince borç alamayacakları için likiditesi yüksek olmayan plasmanlarını azaltma yoluna gidebilirler. Böylece bir yandan merkez bankası bir kaynağının maliyetindeki artış, öte yandan likiditeye verilen ağırlık banka karlarının azalması sonucunu yaratır.[2] Böyle bir durumla karşılaşmamak için bankaların, sıkı para politikasının uygulandığı dönemlerde, sermayeyi arttırmak istemeleri doğaldır. Buna karşılık ucuz para politikasının izlendiği dönemlerde bankaların gereğinden fazla sermayeye sahip olmaları karlılığı azaltabilir. Sermayesi güçlü bankalar, serbest sermayelerini daha düşük getirili ancak daha likit plasmanlarda değerlendirebildiklerinden, kriz veya panik dönemlerinde mevduat mudilerinin para çekme taleplerini çok daha rahat yerine getirebilmektedir.[3]
  • Sermaye, bankanın iflas etmesi ya da tasfiye yoluna gitme zorunda kalması durumunda alacaklıları, özelikle mevduat sahiplerinin uğrayabilecekleri kaybı en düşük düzeye indirmektedir. Bu bağlamda bazı yazarlar banka sermayesinin bir başka işlevinin para arzını artışını denetim altında tutmaya yardım etmek olduğunu ileri sürmektedirler. Bu sava göre, banka sermayesi ile toplanabilecek azami mevduat arasında belli bir oran bulunmasının zorunlu olduğu ülkelerde yetkililer, söz konusu oranı büyütmek ya da küçültmek yoluyla mevduattaki, dolayısıyla para arzındaki artışı bir ölçüde denetim altına alabilirler.[4]
  • Banka sermayesinin diğer bir fonksiyonu da, bankanın normal faaliyetleri sonucu ortaya çıkan kredi riskini karşılamasıdır.[5]
  • Bankaların kredibilitesi sermayeleriyle doğru orantılıdır. Sermayesi güçlü bankalar, rating kuruluşlarından yüksek kredi notu alıp, ulusal ve uluslararası piyasalardan ucuza borçlanma imkanı elde ederler.[6]
  • Sermaye, üretim sürecinin gerekli bir girdisi olan mevduat fonlarını cezbetmekte kullanılır.[7]
  • Sadece tek tek bankaların değil, bir ülkedeki tüm bankacılık sektörünün yeterli sermaye ile faaliyet göstermesinin sağlanması, sistemik kriz riskini azaltır. Zira sektördeki zayıf tek bir banka bile, tüm sektör için risk arz edebilir.
  • Otoritelerin, bankaların kabul edebileceği mevduat miktarına sermaye ile ilişkilendirilmiş bir sınır oluşturmaları halinde, banka sermayesinin mevduat büyümesini sınırlayıcı fonksiyonu ortaya çıkmıştır. Bu sınırla para arzındaki büyümenin yavaşlatılması halinde para otoritelerine yardımcı olmaktadır.
 Ulusal veya uluslararası ölçekte, kamu veya özel sektör sermayeli tüm bankalar için uygulanan eşit asgari sermaye yükümlülükleri bir taraftan finansal istikrara hizmet ederken, diğer taraftan çok düşük veya değişik sermaye oranlarıyla çalışılmasından kaynaklanabilecek rekabet eşitsizlikleri önleyici bir işlev görmektedir.[8]
 


[1] Tezel Öçal ve Ömer Faruk Çolak, Finansal Sistem ve Bankalar, Ankara: Nobel Dağıtım, 1999, s.117.
[2] Öçal ve Çolak, a.g.e., s.118.
[3] M. Ayhan Altıntaş, Bankacılıkta Risk Yönetimi ve Sermaye Yeterliliği, İstanbul: Turhan Kitabevi, 2006, s.53.
[4] Öçal ve Çolak, a.g.e., s.117.
[5] Derya Kaptan, “Basel II Kriterleri ve Bankacılık Sektöründe Basel II Eğitimi” Gazi Üniversitesi EBS, Yayınlanmamış Yüksek lisans Tezi, Ankara, 2008, s.9
[6] Altıntaş, a.g.e., s.53.
[7] Kaptan, a.g.e., s. 10.
[8] Altıntaş, a.g.e., s.53.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder