30 Ekim 2012 Salı

Finansal Krizlerin Sebepleri

Finansal krizleri ortaya çıkaran temel sebepler ise aşağıdaki gibi listelenmektedir:
·         Liberizasyon Girişimleri: Finansal liberalizasyon, genellikle hükümetlerin, uluslararası finansal faaliyetlerini kendi ülkelerine çekmek için bankacılık finans sistemi üzerindeki denetim ve kısıtlamaları kaldırdığı ya da önemli bir ölçüde azalttığı deregülasyon uygulamalarıdır. Finansal liberalleşmenin benimsenmesiyle savunulan düşünce, yerli tasarrufların yetersiz kaldığı durumlarda yabancı tasarrufların yerli yatırımlar ve büyüme için önemli bir kaynak oluşturmasıdır. Bu düşünceye göre, sermaye hareketleri, ekonomik etkinliği geliştirerek sermayenin gittiği ülkelerdeki faiz oranları, uluslararası faiz oranlarına inene kadar devam edecektir.
·         Bankacılık Sektörünün Riske Açık Yapısı: Bankacılık sektörünün doğası gereği bazı önemli riskler ile karşı karşıyadır. Bankacılık sektörü;  müşterinin kredi borcunu ödeyememesi durumu olan kredi riski, banka aktif ve pasifleri arasında vade uyumsuzluğu bulunması durumu olan likidite riski, ani faiz dalgalanmaları sonucu bilançolarında bulunan faiz uyumsuzluğu durumu olan faiz oranı riski, bankaların ellerinde tuttuğu menkul kıymetlerin değer düşüklüğü durumu anlamına gelen fiyat riski, teknik sorunlar veya operasyonel aksaklıklar sonucu zarar görme durumu olan operasyonel risk, döviz kurunun volatilitesinden kaynaklanan döviz riski ve bankanın diğer risklere paralel olarak ödeme gücünün zayıflaması ile ilgili olan ödeme gücü riski ile karşı karşıyadır. [1]
·         Finansal Liberalizasyon (deregülasyon): Faiz kontrollerinin kalkması, zorunlu rezervlerin azaltılması, piyasaya girişin hem yabancı hem de yerli bankalar için kolaylaştırılması, yerli paranın konvertibilitesinin sağlanması, sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi gibi iç ve dış finansal liberalizasyon uygulamaları bankacılık sektörünün faiz, döviz kuru, likidite ve ödeyebilirlik risklerini önemli ölçüde arttırmıştır. Bu sebeplerle dünyada bankacılık krizleri finansal liberalleşmenin başladığı 1980’lı yıllardan sonra hız kazanmıştır. 1990’lı yıllarda yaşanan finansal krizlerin belki de en temel sebebi sermaye hareketlerinde yaşanan sınırsız serbestleşmedir. 1990’lı yıllardan itibaren yoğunlaşan küreselleşme çabaları, sermaye hareketlerinin geleneksel (doğrudan yatırım) işlevlerinin değişmesine neden olmuştur. Kısa vadeli spekülatif bir hal alan sermaye hareketleri, resmi kanallardan özel kanallara inerek ülke ekonomileri üzerinde son derece büyük oynaklıklara neden olmaktadır. Gelişen bir ekonominin, gerekli makro ekonomik şartları (denk bütçe, fiyat istikrarı, adil bir gelir dağılımı,katma değeri yüksek olan malların üretimi, denetimli bankacılık kesimi, derinliği olan finansal kesim, reel büyümeyi sağlayan bir ekonomik yapılanma) sağlamadan, finansal serbestleşmeye geçmesi, ülkeye yarardan çok zarar getirebilmektedir. Uzun dönemli sermaye hareketlerinden yararlanmak isteyen bir ekonominin istikrarlı bir reel büyüme oranına sahip olması gerekmektedir. Yapısal ve kurumsal zayıflıklar taşıyan bir ekonomide sermaye hareketlerini etkileyecek imkanlar sınırlı olduğu için, kısa vadeli sermaye akımları, ancak  yüksek faizler sunularak cezp edilmeye çalışılır. Bu durum da kriz riskini artırır.[2]
·         Tesadüfi Çekme Riski: Mevduat sahiplerinin likidite tercihlerinde tüketim yönünde ani ve tesadüfi bir değişimin yol açtığı olumsuzluk durumudur.
·         Makro Ekonomik Yapı: Makro ekonomik yapıdaki olumsuzluklar, bankaların portföy yapılarını zayıflatırken, bankacılık krizleri GMSH ve büyüme oranları gibi makro ekonomik göstergeleri etkilemektedir. Doğru ekonomik politikalar ile sağlamlaştırılmış kredi piyasası ve endüstriyel yapının bankacılık sisteminin istikrarı üzerinde olumlu etkisi vardır.
·         İlişkili kredilendirme ve aşırı risk alma: İlişkili kredileme; banka sahipleri, yöneticileri ve onlarla ilişkili kişilere kredi verilmesidir. Yürürlükteki bankalar kanununa göre, “bankalar; yönetim kurulu üyelerine, genel müdüre, genel müdür yardımcılarına ve kredi açmaya yetkili mensuplarına; bunların eş ve velâyet altındaki çocuklarına; tek başlarına ya da birlikte sermayesinin % yirmibeş veya fazlasına sahip oldukları ortaklıklara kredi veremezler.”[3] Basel komitesinin 1992 raporuna göre ülkelerin %90’ı tek bir müşteriye banka sermayesinin %60’ının üzerinde kredi açılmasına izin vermemektedir. Bir çok ülkede bu oran sermayenin %25’idir. Ülkemiz bankacılık kanununda da bu oranın %25 olduğunu görmekteyiz.[4]
·         Spekülatif Sermaye Hareketleri: Kriz öncesi iyimser bir hava ile birlikte spekülatif yatırımlarda büyük artışlar gözlemlenmiştir. İyimser ortamda fiyatları yükselen mallar kredilere teminat olmaktadır. Ancak, daralma yaşanması ile birlikte bu malların likit değerleri düşmekte, kredilerin geri dönüşüne imkan vermemektedir. Bankacılık sisteminin liberalize edildiği fakat bankacılık denetlemelerinin zayıf veya kanuni boşlukların olduğu ülkelerde krizler yaşanmaktadır. Örneğin, banka yöneticileri sadece yüksek riskli projelere yatırım yapmakla kalmamakta ayrıca denetim yada kanun eksikliğinden yararlanılarak batacağı garanti olan projelere de yatırım yaparak bu projelerden çıkar sağlamaktadır.[5]
·         Mali sektör bilançolarının bozulması: Eğer bankaların ve diğer finansal aracıların mali sistemde borç verme kabiliyetleri zayıflatılırsa borç verme işlemleri genel olarak azalacak ve sonuçta ekonomide bir gerileme ve daralma başlayacaktır. Finansal aracıların bilançolarındaki bir bozulma gerçekten onların borç verme dinamiklerini engelleyecek ve dolayısı ile bu, mali krizlerin ortaya çıkmasında veya şiddetlenmesinde önemli olacaktır.
·         Faiz hadlerindeki yükselmeler: Faiz hadlerindeki yükselmeler, banka bilançolarında olumsuz etki yaratmaktadır. Bankaların aktif pasif yapıları dikkate alındığında aktifte yer alan kredilerin uzun dönemli, pasifte yer alan mevduatın ise kısa dönemli olduğu bilinmektedir. Bankacılık literatüründe vade uyuşmazlığı sorunu olarak bilinen bu durum faizlerin yükselmesi ile birlikte bankaya zarar yaratabilmektedir.[6] Bu husus 5 yıllık verilen ve yıllık %15 getirisi olan bir tüketici kredisinin her yıl %2 artan ve ilk yıl %10 olan mevduat faizine göre vade sorununu özetlemek amacıyla Şekil.1’de gösterilmeye çalışılmıştır. Buradan anlaşılmaktadır ki, faiz oranlarındaki yükselmeler bankaların kaynak maliyetini yükseltmekte ve kredilerinden aldığı faiz gelirleri değişmediğinden bankalar için zararla sonuçlanan durumlar yaratmaktadırlar.
·         Belirsizliklerin artması: Mali piyasalarda belirsizliklerin artması borç verenlerin iyi kredi risklerini kötü kredilerden ayırmasını daha da zorlaştırabilir. Borç verenlerin hatalı seçim ve ahlaki tehlike sorunlarını çözmedeki azalan güçleri onları daha az borç vermeye iter. Reel sektör banka kredisi bulamazsa, üretimde sıkıntılar meydana gelir, işsizlik artar.
Mali sektörde olmayan işletmelerdeki bilançoların bozulması: Finansal sektörde olmayan firmaların bilançolarının bozulması finans piyasalarında ve dolayısıyla artan mali istikrarsızlıkta hem hatalı seçimi hem de ahlaki tehlikeyi kötüleştirir. [7]



[1] Gökhan Karabulut, Gelişmekte Olan Ülkelerde Finansal Krizlerin Nedenleri, İstanbul, Der, 2002, s. 37-41.
[2] Aslan Eren, Bora Süslü, “Finansal Kriz Teorileri Işığında Türkiyede Yaşanan Krizlerin Genel Bir Değerlendirmesi”, Yeni Türkiye Dergisi, Sayı:41, Yıl:7, Eylül-Ekim 2001, s.666.
[3] 5411 sayılı Bankalar Kanunu, m.54.
[4] 5411 sayılı Bankalar Kanunu, m.54.
[5] Koray DUMAN, “Finansal Krizlere Karşı Politika Tercihleri”, Akdeniz İ.İ.B.F. Dergisi, 2004, s.40-41 
[6] Ali Hepşen, Bir Finanslama Yöntemi Olarak Menkul Kıymetleştirme: İpoteğe Dayalı Menkul Kıymetleştirme ve Türkiye Uygulaması, İstanbul, İTO, 2005, s. 89.
[7] Erişah Arıcan, Gelişmekte Olan Ülkelerde İstikrar Politikaları Uygulamaları: Türkiye, İstanbul, Derin, 2002, s. 27.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder